Osman Okçu

6.3K posts

Osman Okçu banner
Osman Okçu

Osman Okçu

@ookcu24

Timaş Yayınları / Sufi Kitap / Yönetici/ "Gece geçip gitti fakat hikayemiz bitmedi. Gecenin suçu ne, bizim sözümüz uzundu."

istanbul Katılım Ağustos 2012
1.9K Takip Edilen10K Takipçiler
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
@mertarik100 Yeni yayınladık. Sanırım kısa zamanda baskı tekrarı olacak . Yazarın Malma İstasyonu kitabı da okurların sevdiği bir romandı. Sanırım. Gelecek yıllarda Alex Schulman kendisinden çok daha bahsettirecek iyi bir roman yazarı.
Türkçe
0
0
2
70
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
Romanlarıyla 30’u aşkın ülkede okurla buluşan Alex Schulman’dan, geçmişin hayaletleriyle bugünün gerçeklerini birbirine düğümleyen zamansız bir roman...
Osman Okçu tweet media
Türkçe
1
0
8
742
Osman Okçu retweetledi
Burcu Ünlü
Burcu Ünlü@burcuu_unlu·
Sağlam, cesur, “Orta Doğu zaten demokrasiye uygun değildi” gibi tembel ve üstten bakan yorumları paramparça eden bir metindi. Gerges’in temel meselesi şu: Eğer dış müdahaleler, darbeler, Soğuk Savaş paranoyası ve Batı’nın çıkar hesapları bölgenin boğazına bu kadar sert yapışmasaydı, bugün bambaşka bir Orta Doğu mümkün olabilir miydi? Zaten bu yüzden birçok kişi kitabı Bernard Lewis’e yazılmış bir nazire gibi görüyor. Bence haksız da sayılmazlar. Çünkü Bernard Lewis’in temsil ettiği o meşhur “Sorun Orta Doğu’nun kültüründe” yaklaşımının karşısına dikiliyor kitap. Gerges neredeyse satır aralarında şunu söylüyor: “Belki mesele halkların demokrasiye yatkın olmaması değildi. Belki mesele, demokrasi ihtimali doğduğu anda boğulmasıydı.” Bu açıdan kitap sadece tarih anlatmıyor; yıllardır kurulan baskın anlatıyla da kavga ediyor. Kitapta en çok hissedilen şeylerden biri kaybedilmiş ihtimaller duygusu. Özellikle Musaddık bölümlerinde bu çok güçlü. İran petrolünü millileştirmeye çalışan, halk desteği olan bir liderin nasıl tehdit olarak görüldüğünü okuyorsunuz. Sonra o meşhur 1953 darbesi geliyor. Ve insan ister istemez şunu düşünüyor: Demokrasi söylemiyle dünyaya ders veren güçler, iş çıkarlarına dokununca demokrasiyi ne kadar hızlı gözden çıkarabiliyor. Nasır bölümleri de ayrıca çarpıcıydı. Gerges burada sadece bir lider portresi çizmiyor; umutla başlayan bir dönemin nasıl sertleştiğini, nasıl otoriterleştiğini de gösteriyor. Orta Doğu halkları kendi kaderlerini tayin etmeye çalışırken büyük güçler bölgeyi bir satranç tahtasına çevirmiş. Ve o oyunun bedelini yine halklar ödemiş anlayacağınız. Kitabın sevdiğim taraflarından biri de tek taraflı davranmaması oldu. Evet, Batı müdahalelerini sert biçimde eleştiriyor ama yerel liderlerin yanlışlarını, iktidar hırslarını, stratejik körlüklerini de görmezden gelmiyor. Bu yüzden metin propaganda gibi değil; daha çok büyük bir tarihsel kırılmanın otopsisi gibi ilerliyor. Belki mesele hiçbir zaman “medeniyet çatışması” değildi. Belki mesele petrol, nüfuz, kontrol ve korkuydu. Özellikle “istikrar” bahanesiyle otoriter rejimlerin desteklenmesini anlattığı kısımlar bugünü düşününce insanın içine daha da çok oturuyor. Çünkü okurken sadece geçmişi okumuyorsunuz; bugünün Orta Doğu’sunun nasıl inşa edildiğini de görüyorsunuz. Tarih bazen sadece yaşananların hikâyesi değil, engellenen ihtimallerin de mezarlığı. Gerges’in kitabı tam olarak o mezarlığın içinde dolaşıyor. Tavsiyemdir.
Burcu Ünlü tweet media
Türkçe
3
21
113
8.1K
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
“Bir öğretmenim vardı… Bana inandı… Pes etmedi… İşte o öğretmen hayatımı değiştirdi!” “İyi öğretmen olmak, her çocuğu kurtarmak değildir. İyi öğretmen olmak, her çocuğa kurtarılabileceğini göstermektir!” #eğitim #öğretmen
Osman Okçu tweet media
Türkçe
0
3
10
296
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
Kiloyla satılmayı bekleyen ikinci el kitaplar. Muhtemelen yakında hurdaya gidip karşımıza ambalaj kutusu olarak çıkar.
Osman Okçu tweet media
Türkçe
0
0
11
2.9K
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
İnsanlık tarihinde belki de en yoğun zihinsel kırılmalarının yaşandığı bir dönemdeyiz. Teknoloji yalnızca araçlarımızı değil, insan anlayışımızı da değiştiriyor. Bilim yalnızca doğayı değil, anlamı da tartışmaya açıyor.
Osman Okçu tweet media
Türkçe
0
5
17
568
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
“Karanlıkta kaybolduğun yeri fark edersen, aydınlıkta kendini yeniden bulabilirsin.” “Gerçek özgürlük, manipülatif insanları tamamen hayatınızdan çıkarmak değil, onlar varken bile kendinizi kaybetmemeyi öğrenmektir.” #psikoloji
Osman Okçu tweet media
Türkçe
0
0
9
191
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
Tüyap Bursa Kitap Fuarında satış müdürümüzün taşıdığı kitap dolu bavul, çocukların fuara imza için getirdikleri ve yeni aldıkları kitaplarla dolu. Çocukları dijital dünyadan kurtarmak isteyenler kitapla buluşturmanın yolunu bilmeli, bulmalı…
Osman Okçu tweet media
Türkçe
0
3
22
641
Osman Okçu retweetledi
Gökhan Çınkara
Gökhan Çınkara@gcinkara·
Timaş Tarih, Ilan Pappe’nin “Israel” adlı kitabını Türk okuruyla buluşturdu. Hap bilgilerin olduğu, bir oturuşta okunacak bir kitap. İlgililerine tavsiye olunur. @timastarih
Gökhan Çınkara tweet media
Türkçe
1
7
56
2.9K
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
Kökenleri Anadolu, Orta Asya ve Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyaya uzanan Alevîliğin tarihine dair genellikle ideolojik, siyasal ya,mezhepsel propagandaların etkisiyle yapılan yayınların aksine Ocak’ın bu çalışması önyargısız bakış açısı,bilimsel titizliğiyle dikkat çekiyor.
Osman Okçu tweet media
Türkçe
0
6
27
1.2K
Osman Okçu retweetledi
Timaş Yayın Grubu
Timaş Yayın Grubu@timasyayingrubu·
Nisan ayını, ruhumuza dokunacak ve sınırlarımızı yeniden keşfetmemizi sağlayacak üç yepyeni eserle karşılıyoruz! ✨ Alex Schulman’ın çocukluk, anılar ve aile bağlarının derinliklerindeki sarsıcı gerçekleri ustalıkla işlediği romanı 17 Haziran; Klinik Psikolog İrem Oturaklıoğlu Kaya’nın manipülasyonun karmaşık ağlarından sıyrılıp kendi benliğimizi güçlendirmenin yollarını gösterdiği Manipülasyonun Tuzaklarından Kendini Kurtar ve Dr. Handan Sarımehmet Kılınç’ın ebeveynlik yolculuğunda şefkatle kararlılığı birleştiren, çocuklar için güvenli sınırlar çizmeyi rehber edinen eseri Çocuğun Pusulası: Sınırlar raflardaki yerini aldı 📚 #17haziran #manipülasyonuntuzaklarındankendinikurtar #çocuğunpusulasısınırlar
Timaş Yayın Grubu tweet mediaTimaş Yayın Grubu tweet mediaTimaş Yayın Grubu tweet mediaTimaş Yayın Grubu tweet media
Türkçe
0
2
3
645
Osman Okçu retweetledi
Kitâbiyat
Kitâbiyat@bibliyoteka·
Ilan Pappé’nin İsrail: Tartışmalı Bir Ülkenin Kodları kitabı, Müge Kübra Oğuz çevirisiyle Timaş’tan çıkıyormuş.
Kitâbiyat tweet media
Türkçe
1
28
145
11.5K
Osman Okçu retweetledi
Raşit Keskin
Raşit Keskin@keskinrasit·
Doğruyu söyleyenin atını hazırlayın. Fransız atasözüymüş. Roger Garaudy Batı'nın yetiştirdiği büyük bir zekâ, dürüst bir entelektüel, cesur bir fikir adamı, yılmaz bir Don Kişot. 16 yıl Fransız parlamentosunda milletvekilliği yapmış, Komünist Parti'nin fikir babalarından, eserleri yüzbinlerce baskı yapan bir filozof. 70 yaşında Müslüman olduğunu açıklıyor. Yer yerinden oynuyor. Filistin meselesinde siyonistleri karşısına alıyor. Ölüm tehditleri, mahkemeler, baskılar... Yılmıyor, doğru bildiğinden şaşmıyor. İslam âlemi başta ilgi gösteriyor, sonra araya mesafe koyuyor. Onun doğruları geldiği yeri de rahatsız ediyor. Sözünü söyledikten sonra atına binip giden bir kahraman olarak görüyorum Roger Garaudy'i. Engellemeler olmasaydı bugün Jean-Paul Sartre'dan daha çok tanınırdı.
Raşit Keskin tweet media
Türkçe
15
105
439
36.1K
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
6. Baskısı geldi. Müslüman toplumların geri kalmış olmalarının sebebi İslam mıdır? Sekülerleşme çağında din, birey ve toplum için ne ifade etmektedir? Dinlerin sonu gelmiş midir?
Osman Okçu tweet media
Türkçe
0
3
14
517
Osman Okçu retweetledi
İbrahim Kiras
İbrahim Kiras@ibrahimkiras·
Bernard Lewis’in meşhur “Hata Neredeydi”sine reddiye sanmayın benim gibi! Kitabın tezi “20. yüzyılda bağımsızlık kazanan OrtaDoğu ülkelerinde sosyal gelişmeyi Batı emperyalizminin engellediği” şeklinde… Özellikle İran’da yaşananların iyi anlaşılması için okunmasında fayda var.
İbrahim Kiras tweet media
Türkçe
1
5
49
2.7K
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
Daha ilk bölümde dünyayı görme şeklinizi tamamen değiştiriyor. Bir haritaya bir daha asla aynı gözle bakamayacaksınız.
Osman Okçu tweet media
Türkçe
0
6
93
3.2K
Osman Okçu retweetledi
Barış Ertem
Barış Ertem@Baris_DR·
Zamanlaması çok iyi olan değerli hediyeleri için @timastarih 'e teşekkürler. Modern Ortadoğu ve İran siyasî tarihi üzerine çalışanlar, bu alanlara ilgi duyanlara Fawaz Gerges'in kitabını özellikle tavsiye ederim...
Barış Ertem tweet mediaBarış Ertem tweet mediaBarış Ertem tweet media
Türkçe
1
6
35
2.3K
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
@SedefErken Zaman ayırıp sektörümüzle ilgili çok iyi ifade eden yazınız için teşekkür ederim.
Türkçe
1
0
1
30
Osman Okçu
Osman Okçu@ookcu24·
Yayınevleri, çalışanları, yazar, çevirmen, çizerlerin. Sektörle alakası olan herkesin okumasında fayda olan bir yazı. Altı çizili sorunları çok iyi bildikleri halde çözümsüz bırakanları da görmek gerekiyor.
Sedef Erken@SedefErken

ALFA -EVEREST olayından yola çıkarak Türkiye'de Kültür Sanat Endüstrilerine dair, meraklısına, bu alanda 20 yıldan fazla zamandır çalışmış bir avukattan... .... Ben avukat olarak sadece telif hukuku çalışmış biriyim, gelen başka işleri almam, anladığım ve sevdiğim hukuk alanı budur ve 30 yılı aşan iş yaşamımda 20 yıldan fazla buna emek verdim. 90'larda iş hayatımın ilk 10 yılında perakende sektöründe şirket yöneticiliği yaptım, bir dönem D&R'ın satın alma süreçlerinden sorumlu direktörüydüm ve o zamanlar Everest yoktu ve Alfa bizim en büyük alımları yaptığımız toptancımızdı. Daha sonra yayınevi kuruldu ve bildiğiniz gibi bugün ülkenin en önemli aktörlerinden biri. Telif hakları konusunda müzik, sinema -tv, tiyatro, edebiyat, resim gibi kültür sanat alanlarında çalıştığım sürenin büyük bölümünde sanatçı hakları ve sanat emekçileri konusunda bugünkü tanımıyla aktivizm denilebilecek biçimde çaba gösterdim. Danışmanlık, festival organizasyonu, albüm ve klip yapımcılığı, menajerlik yaptım. Müzik meslek birlikleri, Oyuncular Sendikası ve meslek birliği gibi kurumlarda kurucu avukat olarak bu yapıların geliştirilmesinde emek verdim. Yani bu konuları sahada dibine kadar yaşamış biriyim. Tabiri caizse son 20-25 yıl bu ülkenin kültür sanat alanında girip çıkmadığım yer-konu kalmadı. Bütün bunları kendimden bahsetmek için değil, fikrimin arka planındaki yaşanmışlığı vurgulamak ve deposundan sahnesine bu endüstrileri iyi bilen biri olarak yaptığımı ifade etmek için anlatıyorum. Bu alanların hepsinin sorunları ortaktır, şöyle ki; 1- Örgütsüzlük Sanatçı bireysel olarak yetenekli, güçlü olabilir ama örgütsüz olduğu sürece pazarlık gücü bireysel etkisiyle sınırlıdır ya da yoktur. Özellike alana yeni girenler bu sebeple 1-0 yenik başlar. Türkiye’de kültür-sanat alanında dayanışma refleksi zayıf, ortak hareket etme kültürü kırılgandır. Herkes kendi ayakta kalma mücadelesini verirken sistem karşısında tek tek kaybeder. Güçlü olduğu dönemlerde bunu sorgulamaz ama kötü gün gelince en çok bundan kaybedildiği açığa çıkar. 2- Kurumsallaşma eksikliği Meslek birlikleri, sendikalar ve sektör kurumları ya zayıf ya da etkisizdir. Var olanlar çoğu zaman gerçek temsil gücünden uzaktır, demokratik kültür gelişmediğinde belli grupların tekelinde yürür ya da kapanın elinde kalır. Gelir yapıları sürdürülebilir olmadığından kurumsal bir yapı kurmaları zordur. Kişilere bağlı sistemler olarak işler ve sürdürülebilir gerçek değişimler yaratmaları pek mümkün olmaz. 3- Telif bilincinin düşüklüğü Bu ülkede hâlâ telif gelirleri “hak” değil “lütuf” gibi algılanır. Sanatçı da çoğu zaman haklarını bilmez, dengesiz mali koşullarda yaşadığı için orman kanunlarına zamanla uyum sağlamak zorunda kalır. Kendisini güçlü kılacağını düşündüğü kişilere, yapımcılara, kliklere, sosyal gruplara aidiyet geliştirir. Bu zihniyet değişmeden hiçbir sistem işlemez. 4- Hukukun uygulanmaması (en kritik konu) Kanun var. Hatta birçok Avrupa ülkesinden geri değil ama uygulanmıyor. Yıllarca dijital gelirleri de içeren yeni telif yasası taslağı için çalıştık, taslak çoktan eskidi ama o hali bile meclise gelmedi. Denetim yok, yaptırım yok. İhlal eden için risk düşük, hak sahibi için mücadele maliyetli. Bu tabloyu değiştirmeden hiçbir reform mümkün değil. Peki ülkenin bunca yazarı, oyuncusu, yönetmeni, ressamı aklınıza gelebilecek sanatçısının TBMM ve siyasiler üzerinde kendi haklarına dair bir yasayı geçirecek gücü yok mudur? 5- Veri ve şeffaflık eksikliği Bu sektörün gerçek büyüklüğü, geliri, kaybı bilinmiyor. 500 milyar tl civarı olduğu düşünülüyor ama ölçülmeyen şey yönetilemez. Türkiye’de kültür-sanat ekonomisi hâlâ “tahminlerle” konuşuluyor. Bu bile başlı başına bir sorun. 6- Devlet politikalarının parçalı ve vizyonsuz olması Kültür-sanat hâlâ stratejik bir endüstri olarak görülmüyor. Oysa bugün dünya ekonomisinde yaratıcı endüstriler en hızlı büyüyen alanlardan biri. Türkiye bu fırsatı ya görmüyor ya da yönetemiyor. Sanatçılar ise örgütlenmedikleri için siyasilerin bu vizyonsuzluğundan sadece şikayet ediyor. 7- Emek sömürüsünün normalleşmesi “Görünürsen kazanırsın”, “bu iş / kişi sana kapı açar” gibi cümlelerle insanlar ücretsiz ya da düşük ücretle çalıştırılıyor. Bu, sektörün kendi kendini değersizleştirmesidir. Bu tabloda para kimin elindeyse kral odur ve tüm geleceğiniz bazen bir kişinin iki dudağı arasındadır. Dolayısıyla orman kanunları geçerlidir, büyük balık küçüğü yutar. Bugün Alfa Yayın Grubu’nun başına gelenler üzerinden yürüyen tartışma da tam olarak bu yüzden yanlış bir zeminde ilerliyor. Bir kurumun hataları olabilir, bir çalışanın yaşadığı sorunlar da dibinek adar gerçek ve kendisi de % 100 haklı olabilir. Bunlar konuşulur, eleştirilir. Ama sosyal medyada birkaç gün süren linçlerle ne bu sektör düzelir ne de bir daha benzer krizler yaşanmaz. Çünkü mesele kişiler değil. Mesele sistem. Bu ülkede kültür-sanat alanı yıllardır aynı döngüyü yaşıyor. Kriz olur → tepki yükselir → taraflar kutuplaşır → birkaç gün konuşulur → unutulur → hiçbir şey değişmez. Sonra aynı hikâye başka bir kurumda yeniden başlar. Dürüstçe fikrimi söylemek istiyorum çünkü biliyorum ki birkaç ay sonra en fazla 1 yıl sonra bugün en yüksek tondan eleştiri yapanların bir kısmı yine dosyasını ya Everest'e ya da yine aynı koşullarda iş yapan bir benzerine göndermek zorunda. Eğer gerçekten bir şey değişecekse, enerjimizi linç etmeye değil, yapı kurmaya harcamak zorundayız. Örgütlenmeden, güçlü ve bağımsız kurumlar yaratmadan, telif bilincini tabana yaymadan, hukukun uygulanmasını talep eden kolektif bir irade oluşturmadan bu sektörün hiçbir sorunu kalıcı olarak çözülmez. Ve en rahatsız edici ama en gerçek cümle şu: Bu alanda çalışan yazar, editör, çevirmen ya da yazar temsilcilerinin birleşebilseler aslında büyük bir etki alanı ve gücü var ama dağınık. Bir araya gelmediği sürece, ne kendi hakkını koruyabilir ne de karşısındaki sistemi değiştirebilir. Dolayısıyla bugün sorulması gereken asıl soru şu bana göre; Bu kadar büyük bir endüstri neden hâlâ kendi kaderini belirleyemiyor? Bu soruya dürüst bir cevap verilmeden, bana göre hiçbir tartışmanın gerçek bir anlamı yok. Sanatçıların sanatına ve emekçilerin emeğine saygılarımla... Av. Sedef Erken

Türkçe
1
1
7
1.8K