Tergum Hero@Bakkuappuhiro
Resident Evil Requiem
Harika başladı ama başlangıcını evrimleştirmek yerine yüzeysel bir şekilde sönük bitti benim için. Nereden başlasam bilmiyorum ama genel olarak çok beğendiğimi yazamam her ne kadar beğendiğim bir oyun olsa da.
Resident Evil oyunlarında hiçbir vakit belli bir beklentim olmamıştır, bunu kalite anlamında demiyorum tabii, tür adına diyorum. Seride 2-3 oyunda bir kendini değiştiren bir seri ve deneysel takılmaktan korkan bir seri olmadığını yazabiliriz. Kimileri vaktinde Resident Evil 4'ü bile yargılamıştı aslında serinin rotası şaştı diye, 5 ve 6 ile o daha da arttı derken 7 ile tekrar formül değiştirmelerinin ardından köklerine farklı bir dönüş yapmış oldu. FPS kamera ile ilk oyunun malikane konseptindeki minimalliğini baskıcılığını geri getirmesi ile modern bir klasik korku geleneğini yaşattırarak küllerinden tekrar doğmuştu seri.
Ben her türlüsüne okeyim, iyi ya da kötü olsun fark etmez, survival horror türü altında farklı kategorilere sebep olmalarının yanı sıra hepsini tatmin edici bir dizayn serüveninde sunmuş olmaları beni memnun ediyordu. Her bir oyunda karakterimi sıfırdan başlatıp, keşif yapıp geliştire geliştire 10 saat gibi bir süreden sonra o upgrade yolculuğunu adım adım tamamladıktan sonra tatmin oluyordum gayet.
Resident Evil Reqiuem ise vaat ettiği mekanikleri ve sistemi geliştirme konusunda biraz tuhaf kararlar alan bir oyun. Grace ile oynamaya başladığımız ilk sekanslarda oyun harika bir kalite ile açılış yapmıştı benim için, şaşırtıcı derecede iyi bulduğum yönleri vardı.
İlk başta oyunun sunumunda farklı bir deneme yolundan gitmesi ile ilgi çekici bir Resident Evil anlatımı sergilemesi hoşuma gitmişti. Hikâye bu seride umursadığım bir şey değil ve bu oyunda da hikâyeyi muhtemelen tırt bulacağıma dair beklentim de vardı ama en azından sunumu ile akıp gitmesi beni mutlu ediyordu ve yetiyordu da.
Ufak bir şehir sekansı, NPC'ler ile etkileşim, yaşayan modern bir dünya içerisindeki bir binada gerilim ve farklı bir müzik tarzı ile Requiem çok iddialı bir açılış yapıyor. Bunun yanı sıra oyun seni tam olarak saldığında ise müthiş bir kalite tanıtımı yapıyor.
Mesela en ilgimi çekenlerden biri enfekte olan insanların, daha önceki zombi konseptli Resident Evil oyunlarının aksine konuşabiliyor olmaları, yani bilinçleri kapalı değil, sadece bilinçleri bozuk bir hale geliyor ve öldürmeye programlı oluyorlar. Bu sayede akıl hastası gibi sağda solda dolanıp davranmaları ve cümle kurmaları oyuna güzel bir kalite sağlamış ve Resident Evil markasına da harika bir yenilik getirmiş. Daha canlı ve dinamik hissettiren düşmanlar ile oyun Bioshock havası da vermiş aslında. Ve her bir enfektenin kendine ait bir tasarımı var, tekrar etmiyorlar neredeyse, varsa da çok azdır ve fark etmemişimdir. Her birinin özel bir şekilde tasarlandığı büyüsünü aldım en azından ben. Ve düşmanların saldırma animasyonları bile farklı, temizlik takıntılı olan enfektenin karakterimizin yüzünü tırmalayarak temizlemeye çalışması gibi. Ürkütücü bir korku oyunundan ziyade, spooky olarak ecnebilerin tabir ettiği daha komedi bir dil içeriyor Evil Dead gibi (7'de de biraz vardı Evil Dead havası ama farklı yönlerden). Ve buna rağmen oyun ürkütücü olmayı başarmış.
Ve normal düşmanlar haricinde daha tehlikeli olan özel düşmanlar da var, mini boss tadında bunlar da. Her biri farklı bir atmosfer ve tehlike katıyor. Kasap, koca bir koridoru tamamen kaplayan şekilsiz bir yaratık ve çığıran bir kadın v.s. bunlar çok ince ayarlanmış. Oyunun ilk bölümü olan hastanede dolanırken bunların etrafta cirit atması harika bir atmosfer, dizayn ve sistem sunuyor.
Oyunun buradaki bölüm dizaynı ise hafif bir metroidvania ve bol bol backtracking içeriyor ve aldığımız her eşya ile nen yapacağımızı bulmaya çalışmak falan derken bulmacalar ve anahtarlar ile yolumuzu açıyoruz. Ve arada ufak tefek opsiyonel şeyler de çözebiliyoruz, kasa şifrelerini bulma ve bazı opsiyonel anahtarlar gibi hastane bölümü çok çeşitlilik barındırıyor. Çoğu yüzeysel aslında ve çözmesi basit de ama bunlar ilk bölüm içerisinde bize vaat edilen şeylerdi. Ben sanıyorum ki oyun ileride bu sistemleri derinleştirecek.
Ve ara sıra oyun Leon'a da geçiş yaptırıyor ama bunlar ufak sekanslar ve bu sekanslarda öldürmesi aşırı zahmetli olan ve hatta öldürmeden kaçmayı daha uygun bulduğumuz düşmanları Leon ile basit bir şekilde çatır çatır öldürebilmenin hazzını veriyor oyun.
Tabii benim oyundan beklentim bu iki karakter arasında dengeli geçişlerin olacağı yönünde idi ama bu sonradan olacaktır, şimdilik Leon ile henüz bizi tease'liyorlardır deyip ümitsizliğe kapılmamıştım. Ki aslında oyun ilk duyurulduğunda ve Leon söylentileri de olduğunda, Village oyunundaki Chris sekansı gibi ufak bir güç fantezisi sekansı olur demiştim, yani oyunun ilk başındaki sekanslar gibi ama fragmanlar git gide Leon'u daha çok göstermeye başlayınca benim beklentim bu olmadı artık, belli ki iki karakterin de aynı derecede önemli olduğu bir oyun geliyor dedim. Üstüne Grace'in survival horror ve Leon'un da aksiyon odaklı olacağını da açıkladıkları vakit resmiyete dökülmüştü benim için.
O yüzden bu başlarda gördüğüm ufak Leon sekansları, asıl oyun öncesi tease diye düşündüm. Ama şöyle bir sorun vardı; Grace'in hastane sekansı bir türlü bitmek bilmiyordu ve bu sekans bittiğinde Leon'a anca geçiş yapmıştı. Oyunun yüzde kaçındayım diye baktığımda ise yarısını bitirdiğimi gördüğümde moralim bozuldu. Çünkü o vakit anladım bu oyunun iki karakter arasında dönüşümlü geçiş olacağına direkt iki ayrı oyuna bölündüğünü, ben iç içe olacağını sanmıştım. Ki oyun hastanede o yönde tease'ledi beni, Grace ile götüm götüm kaçtığım yerlerde Leon olarak dolaştığımda Grace'in etkileşime giremediği nesnelerle etkileşime geçebiliyordum, demek ki oyun bu yönde derinleşecek demiştim.
Yani bir harmoni beklerken oyun iki ayrı telden çalmaya başladı. Bu benim beklentimin dışında bir yönelim olsa da, bu iki farklı yaklaşım yeterince kalite sunduğu sürece sorun olmaz demiştim. Ama Grace'in sekansı zaten oyunun yarısı ediyor ve Leon da ikinci yarısı. Yani oyunun bu iki sistem üzerinde derinleştirme sunmak için yeterli alan yoktu hesapladığımda ve oyun bitince de haklı çıktığımı fark ettim.
Oyunla ilgili en büyük sorunum aslında bu; oyun Grace ile Leon olmak üzere iki farklı oyuna ayrılmış ama bu iki oyuna da yeterince derin bir sistem sunulmamış. Grace'in upgrade'leri ve dizayn olarak yolculuğu birkaç saatte tamamlanıyor, kısa süren bir Resident Evil 7 oyunu gibi. Leon kısımları ise yüzeysel bir Resident Evil 4 Remake oyunu gibi. Bu iki karakterin de harika bir dizayn ve mekanik temeli var ama bunlar temel olmakla kısıtlı oluyor, çeşitlenmiyor ve derinleştirilmiyor. Sanki iki tane DLC oynamışım gibi hissettirdi tam bir oyun deneyimi yerine, oyun bittiğinde hiç tatmin olmadım o yüzden.
Leon'un upgrade'leri 1-2 saatte bitiyor, her silah sınıfından sadece bir tane yeni silah alabiliyoruz, zırh ve silah upgrade'leri ilk saatten tamamlanıyor neredeyse (Silah olmasa da zırh oluyor). Yani ben Resident Evil oyunlarında bir karakterin aşamalı upgrade'ler ile adım adım gelişme yolculuğunu görerek sevdim hep, ilk başta da yazdığım gibi. Requiem ise bunu sunamıyor.
Grace ve Leon'a ayırt edilen haritada da gayet eğlendim ama ikisinde de tatmin olmadım, \"Bu kadar mıydı\" diye kaldım sadece. Keşke oyun sadece birine odaklansaymış dedim, kimisi oyun ikinci yarısında düşüyor demiş ama şahsen katılmıyorum çünkü bence asıl sorun ikinci yarısındaki dizayn felsefesinin değişmesinden ziyade; oyunun bu iki sisteme de yeterince çeşitlilik, uzun içerik ve derinlik sağlayamaması bence. Yani şöyle örnek vereyim; Resident Evil 4'te Leon'un sekansı Troll boss'unu öldürdükten sonra bitiyor ve daha da devam etmiyor gibi. Öyle boşlukta bıraktı beni oyun, devamı nasıl yok diye şaşırdım. Bunu ilk Grace ile yaşadım tabii.
Evet iki oyun sekansından sonra ikisi ile dönüşümlü oynayabildiğimiz son bir sekans var ama o da çok kısa ve yüzeysel yine. İki karakterin de upgrade'leri v.s. sadece kendi haritalarında gerçekleşebiliyor sadece.
Alan Wake 2 gibi beklentim vardı oyundan başta kısacası, Grace ile ara sıra binada klasik RE oyunları gibi dolaşmaca ve Leon ile de geniş haritada keşif yapmak. Ya da ikisinin de aynı haritada ara sıra değişimli kullanıp ikisinin de spesifik olarak ulaşamadığı yerlere ulaşmak v.s.
Bu da olmayınca bari ikisinin sıra sıra tek bir kalemde bittikleri oyun dizaynları tam bir oyun gibi hissettirsin bari demiştim ama o da olmadı.
Ve şu da var; Grace sekansında saydığım onca artı Leon kısımlarında yok, Leon sekansında öldürdüğümüz düşmanlar bilinçsiz zombiler sadece, hiçbir özellikleri yok. Ve bununla sorunum olmazdı normalde, oyun ara sıra beyinsiz aksiyon da sunuyor güzel güzel derdim tempo olsun diye ama bunlar dönüşümlü değil, Leon sekansı başladığı gibi Grace sekansı bir daha olmuyor. Leon sekansının da kendince bir artısı var Grace sekansında olmayan ve o da harita keşfi ve şahsi olarak da post apokaliptik harita atmosferinin daha akılda kalıcı ve güçlü olması bence.
İki tane 20 dolarlık oyun oynamışım gibi hissettiren bu tatsız dizaynın yanı sıra; oyunun boss'ları da çok zayıf ve hatta yok gibi bir şey neredeyse. Grace'e özel adam akıllı boss dizayn etmemişler zaten. Leon ise 1-2 parry odaklı boss dışında jenerik 2-3 boss'larla savaşıyor sadece. Son boss ise akıllara zarar şekilde kolay ve sadece Leon'a özel. Niye onu bilmiyorum çünkü oyunda Grace de ana karakter dizayn olarak, ona özel bir şekilde de son boss dizayn edilmeliymiş.
Oyunun Racoon şehri nostaljisi ise çok yüzeysel, RPD kısımlarında Leon bir iki cümle ve flashback dışında özel bir şey yaşamıyor. Yılların ikonik bölümü olan RPD kısımlarını bu kadar akılda kalıcı olmayacak şekilde comeback yapmaları beni şaşırttı ama üzmedi, çünkü RE2 ile pek bağım yok.
Yani durum bu olunca ben Survival horror ile Action horror'un birleştiği bir oyun olduğunu hiç düşünmüyorum. O kadar satır yazdım ama hâlâ anlaşılmadıysa yazayım; oyun bu iki türü ayrı şekilde servis ediyor, bir arada harmanlamıyor. Aslında Grace kısımlarında Leon'un arada bir ortaya çıkması bu konuda fena bir iş çıkarmıyordu gerçi ama bu dizayn felsefesi ileride devam etmiyor.
Yani seride en sevdiğim ikinci oyun olma yolundayken, aşırı beğendiğim bir oyun olduğunu düşünmediğim Village'ın da altında kaldı. Hatta Village'ı daha çok takdir etmeme vesile olacak gibi duruyor ama replay atmam lazım tabii önce. Çünkü doğru anımsıyorsam eğer; aksiyon ile survival olarak bir harman içeriyordu ve bu konuda da iyiydi de sanırım. Kesinlikle bir replay şart.
Oyun eğlenceliydi, akıcıydı, keyifliydi ve yer yer aşırı kalite de sunuyordu ama var sunduğu hiçbir şeyi geliştirmediğinden ve yeterli bir doygunluğu da sağlayamadığından beni ikinci yarısı itibari ile üzdü sadece. Ve üzerken oyunun kalitesinde düşüş de yoktu benim için, farklı bir oyun vardı sadece, yazdığım şeyleri ikinci yarıda fark ettiğim için üzmeye başladı sadece. Leon kısımlarında da eğlenmiş olsam bile; Grace'i daha derin bir dizayn yolculuğuna sokabilme adına Leon kısımlarını feda etmek isteyebilirdim. Çünkü Resident Evil 4 Remake ile ben Leon'un aksiyonuna zaten sahip oldum önceden ama Grace'in bölümündeki bahsettiğim o artılar başka hiçbir Resident Evil oyununda yok, o felsefeden devam edip oyunu geliştirmelerini isterdim.
Ayrıca zombi konseptli düşmanlarda Leon'un aksiyonu o kadar da sarmıyor beni, mesela parry atasım gelmiyordu hiç çünkü karşımdaki elini kolunu zar zor uzatmaktan ve ısırmaktan hallice olan düşman, hani parry atasım gelmiyor. Parry görsel algımı uyandıran saldırı animasyonları yok zombilerde, Resident Evil 4 Remake'de taş, sopa, tırpan ne varsa üzerime dalan düşmanları savuşturma algılarım hep açık oluyordu ama bu oyunda o olmadı bende.
Atmosferini övdüm zaten, görsel açıdan oyun güçlü. Bunu uzatasım yok. Grafiksel açıdan yani kaplama kalitesi olarak da en iyi gözüken Resident Evil oyunu ayrıca. 7.oyunun VR'a da uyumlu olabilmesi adına biraz düşük poligon gibi duran kaplama kalitesi sorunundan beri seri çok yol kat etmiş. Racoon şehri baya iyi dizayn edilmiş özellikle, mini bir Fallout evreni gibi.
Hikâye ise whatever yine bana. Umursayamıyorum çünkü genelde son sekanslarda laboratuvar gibi yerlerde 234892382 tane not ile lore dump yapmasından ibaret oluyor hikâye açıklamaları ve bu da beni sarmıyor. Karakterler var, amaçları var, ona hakimim, takip edebiliyorum da ama umursayamıyorum. Bu sorun değil ama oyunun sonu bu kadar jenerik olmalı mıydı diye nötr bir yüzle ayrıldım. Hani zaten hikâyeye dair beklentim hiç olmadı bu serinin hiçbir oyunundan ama ona rağmen oyunun sonu sönük, yani bari biraz akılda kalıcı ve değişik bir şey deneselermiş ama olabildiğince safe bir final var.
Ben açıkçası bu oyunun Leon'a ait ayrı bir sekans sunmak istediklerini bile sanmıyorum başta ama Leon söylentilerinin başlı başına kıyamet kopardığını fark edip satışları hayvan gibi etkileyebildiğini hatırladıklarında fikirlerinden vazgeçip kısa sürede alelacele bir sekans yapmışlar gibi Grace kısımlarını sıkıp. Bu bir teori tabii, gerçek olmayabilir gayet ama hissettirilen şey bu olduğu için önemli değil, oyunda böyle bir sorun olduğunu sezdiysem bir şeyler yanlış gitmiş demektir deneyimimde ve onları da açıkladım.
Keyifli bir Resident Evil oyunuydu ama bundan daha fazlası olabilecek bir oyundu da kesinlikle. O yüzden Requiem benim için üzücü bir harcanmış potansiyel sadece. Alan Wake 2 olmaya çalışmışlar biraz da ama keşke iki karakter arasındaki tempo dönüşümü konusunda da örnek alsaymışlar eğer düşünceleri buyduysa.
Daha da bahsedebileceğim başka şeyler de vardır belki ama bunlar yeni şeyler değil, daha önceki oyunlarda da var olan artılardır düşmana ateş ettiğimde verdikleri tepkiler gibi. O yüzden tekrardan bahsedesim gelmiyor. Oynarken çok coştuğum oyun olsa da, coşkularımı yarım kesen ve devam ettiremeyen, harika bir oyun olacakken sadece keyifli bir oyun olabilmiş üzücü bir oyundu Resident Evil Requiem benim için.
3.5/5