TÜRK DEGS / TURK MAGS@turkdegs
🔴 Cihat Yaycı; Terörist Mazlum Abdi İmralı’ya gelmiş, terörist elebaşı Apo ile görüşmüş..
“Tuz kokmuş… Güneş donmuş…
‘Artık bu da olmaz, olamaz’ diyeceğimiz hiçbir şey bırakılmamış…
15 Nisan 2026’da Şam yönetimi ile SDG/PKK arasında imzalanan ve fiilen özerk yapılanmayı meşrulaştıran mutabakat zaten başlı başına büyük bir kırılmaydı. Türkiye’nin on yıllardır mücadele ettiği bir terör yapılanmasının, sınırımızın hemen ötesinde siyasi ve askerî statü kazanması; yalnızca Suriye’nin değil, doğrudan Türkiye’nin milli güvenlik meselesidir.
Şimdi ortaya atılan iddialar doğruysa, İmralı’da yapılan görüşmelerin Türkiye lehine değil; tam tersine SDG/PKK’nın siyasi meşruiyet kazanma sürecine hizmet ettiği anlaşılmaktadır. Çünkü sonuç ortadadır:
PKK’nın Suriye kolu olduğu herkesçe bilinen yapı, bugün uluslararası denklemde muhatap kabul edilmekte ve fiilî özerklik alanı elde etmektedir.
Daha vahimi ise şudur:
Türkiye Cumhuriyeti’nin kırmızı bültenle aradığı bir terör örgütü mensubu nasıl olur da Türkiye’ye gelir?
Nasıl olur da hakkında yakalama kararı bulunan bir isim, devletin kontrolündeki bir cezaevi adasına gidip görüşme yaptığı iddialarıyla gündeme gelir?
Eğer bu iddialar doğruysa, bu durum yalnızca hukuk açısından değil; devlet ciddiyeti, terörle mücadele anlayışı ve milli hafıza açısından da izaha muhtaçtır.
Çünkü sıradan vatandaş için hukuk işletilecek ama Türkiye’nin askerine, polisine, sivillerine karşı yıllarca silahlı faaliyet yürütmüş kişiler için farklı bir uygulama algısı oluşacaksa; bu durum toplum vicdanında derin yaralar açar.
Yıllarca ‘PKK ayrı, SDG ayrı’ diyerek Türkiye’ye dayatılan senaryo, bugün artık kendi aktörleri tarafından bile çürütülmektedir. Buna rağmen hâlâ bu yapıyı “yerel ortak”, “meşru aktör” veya “demokratik güç” gibi ifadelerle pazarlamaya çalışanlar, Türkiye’nin güvenliğini hedef alan projeye bilinçli veya bilinçsiz şekilde hizmet etmektedir.
Burada asıl tehlike şudur:
Irak’ın kuzeyinde yapılanmanın ardından şimdi Suriye’nin kuzeyinde ikinci bir terör devleti altyapısı oluşturulmaktadır. Bu yapı; Doğu Akdeniz’e açılan koridor hedefiyle, Türkiye’nin güneyden kuşatılması planının bir parçasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası açısından mesele sadece sınır güvenliği değildir. Bu mesele; Anadolu’nun güney hattının savunulması, Mavi Vatan’ın arkadan çevrilmesinin engellenmesi ve Türkiye’nin parçalanma projelerine karşı direnmesidir.
Devletlerin en büyük zaafı, tehdidi zamanında doğru okuyamamaktır.
Terör örgütü; adı değişince terör örgütü olmaktan çıkmaz.
Bir gün PKK olur, ertesi gün SDG olur, başka gün başka tabela takar…
Ama hedef değişmez:
Türkiye’nin milli birliğini ve egemenliğini aşındırmak.
Bugün gelinen noktada milletimizin sorması gereken soru şudur:
Türkiye’ye on binlerce şehit verdiren bir yapının uzantıları nasıl oldu da uluslararası meşruiyet kazanacak noktaya taşındı?”