Onur The Teacherist

1.8K posts

Onur The Teacherist banner
Onur The Teacherist

Onur The Teacherist

@philologistjr

English Language Teacher, Linguist, Philologist, Precog, Ögdülmiş

Katılım Nisan 2017
262 Takip Edilen492 Takipçiler
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Anadolu irfanı yine lund destekli ana cehalete karşı galip geldi. Kaybettikleri tek bir fikri mücadele yok.
Türkçe
0
0
5
128
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Geçen sene bugün askere gitmiştim. Zaman nasıl da hızlı geçiyor.
Türkçe
0
0
4
202
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Kürşat hoca doğrudan söylemiyor ama Julian Jaynes’ten çok etkilenmiş. Verdiği örnekler direkt Jaynes’ten
Türkçe
0
0
1
106
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Gelecekte bir yere varmak şimdiki zamanda bir yerde olmayı gerektirir.
Türkçe
0
1
8
1.1K
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Kai ve Takao arasındaki rekabette böyleydi. Takao senaryoda kazansa da Kai ve Dranzer hep en güçlüsüydü.
Türkçe
0
0
2
140
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
En başından beri başarısızlığa mahkummuş gibi davranılan inanılmayan ciddiye alınmayan hor görülen bir adamın tiranlara kafa tuttuğu herkesi dize getirdiği ve akvaryumlarda yetiştirilmiş soyluları kendi yöntemleriyle alay ederek yendiği bir anti kahraman hikayesiydi bu…
Türkçe
1
25
504
7.3K
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Bizi Hindistan’a, İran’a ve en nihayetinde Anadolu’ya getiren sebepler vardı. Diyar diyar gezip gördüğümüz güzellikler, içinde yıkandığımız duygular vardı. Bir gün hepsini dilimizde o cennet pınarı Türkçemizde arayacağız.
Küllü@kyzyloghuz

Türkçe
2
17
578
23.7K
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Bu hikaye bizim köyede de var. Bizde buna evren yılanı diyorlar. Bu görüldükten sonra korkunç bir yağmur yağarmış ve bu yılanı götürürmüş ve o esnada bebek gibi ağlarmış. Bir akrabamızın bu yılanla kavga ettiği ve korkudan 40 gün içinde öldüğü söylenir.
Bluebell Raven@BluebellRaven

The tatzelwurm is a legendary creature from Alpine folklore, especially in Switzerland, Austria, and Bavaria. Described as a stubby, serpentine reptile with a cat-like face and short forelimbs, it is said to inhabit remote mountain slopes and forests. Reports portray it as shy yet potentially dangerous, capable of hissing loudly or emitting a foul odor when threatened.

Türkçe
1
0
5
248
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Kaynak: Alman Dehası - Peter Watson
Fırat M. Hacıahmetoğlu@mechulmuhayyil

Herkes Almanların ne yaptığını anlamaya çalışıyor. Yıllarca Alman tarihi ve düşüncesi çalışmış, Almanya'da yaşamış, Alman toplumun içine girmiş biri olarak, size anladığım kadarıyla Alman toplumunu kısaca anlatayım - ki atıp tutmadan önce meseleyi kavrayın. Öncelikle, bizim bugün tereddütsüz Batı olarak tanımladığımız Almanların tarihleri boyunca Batı ile verdikleri derin bir mücadele var. Bu mücadeleyi biraz deşerseniz, tüm kabullerinizin yıkıldığı, "bizle" ve başka birçok ulus ile temel benzerlikleri olan, Global Tarih denilen alana girersiniz. Girelim. Şaşırın. Bu mücadelenin kökeni, on sekizinci yüzyıl ortalarına, henüz birleşmemiş, küçük prensliklere bölünmüş, siyasi gücü olmayan ama kültürel olarak son derece ciddi bir Almanya'ya uzanıyor. O dönem ilginç bir durum var. Alman entelektüel orta sınıfı, yani Bildungsbürgertum, üniversite görmüş, felsefeyle ve sanatla derinlemesine ilgilenen, AMA iktidardan tamamen dışlanmış bir kesim. Gücü elinde tutan saraylar ve aristokrasi Fransızca konuşuyor, Fransız adabını benimsiyor, kendi Almanca konuşan halklarına bir tür şefkatli küçümsemeyle bakıyordu. Prusya kralı Büyük Friedrich felsefi eserlerini Fransızca yazıyor, Alman edebiyatını ciddiye alınmaya değmez buluyordu. Küçük prenslikler bütçeleri elverdiğince Versay'ı taklit ediyordu. Nietzsche'nin Almanları aşağıladığı ünlü metinleri hatırlayın. İşte tam burada muazzam bir tersine çevirme yaşanıyor. Lessing, Herder, genç Goethe, Sturm und Drang yazarları; bu dışlanmış Alman aydınları hiyerarşiyi alaşağı ediyorlar. Fransızca konuşan sarayların "Zivilisation" dediği şeyi, yani adabın inceliğini, nezaketin cilasını, saray hayatının pürüzsüz yüzeyini, yüzeysellik olarak tanımladılar. İçi boş bir gösteriş, görünüşlerin parlatılması. Buna karşı "Kultur"u koydular: ruhun sahici başarıları, düşüncenin iç hayatı, sanat, felsefe, müzik, ahlaki ciddiyet. BİLHASSA DA CİDDİYET. Yani derinliğin kültürünü, yüzeyin kültürüne karşı koydular. Çok benzer meseleler biz dahil dünyanın çok yerinde yaşandı ve yaşanıyor. Bu ayrımın özünde bir sınıf kavgası var, dersek herhalde abartmış olmayız. Dışlanmış Alman burjuva aydınının, kendi Fransızca konuşan aristokrasisinden intikamı. Ve en üstün ilan ettiği değerler, tam da kendisinin sahip olabileceği, saray mensubunun ise sahip olamayacağı şeyler: öğrenme, içsellik, felsefi derinlik, yaratıcı deha. Zivilisiert olmak bir Fransız yemeğinde nasıl davranılacağını bilmekti; Kultur'a sahip olmak ise Kant okumuş, Bach dinlemiş, varoluşun en derin sorularıyla boğuşmuş olmaktı. Ve bu da CİDDİ bir uğraştı. Asıl çarpıcı olan şu gibime geliyor: bu ayrım sadece bir kültürel kavga olarak kalmadı, Alman düşüncesinin bütün mimarisine sızdı. Yüzeyin altında daha gerçek bir derinliğin gizlendiği fikri; Kant'ın görüngü ile kendinde-şey ayrımından Hegel'in tarihin ardında işleyen Tin'ine, Marx'ın altyapısından Nietzsche'nin Dionysos'una, Freud'un bilinçdışına kadar uzanan o devasa gelenek, aslında Prusyalı aydınların prenslerinin Fransız sarayına duyduğu o ilk öfkenin felsefi olarak işlenmiş hali. İçsellik, metafizik, tüm bunların bir rastgelelik eseri olamayacağo fikri ve bunun uğraşı, Almanya'nın alametifarikası oldu. Detayına girmeyelim ama yaşamış en büyük batı kritiklerinde Heidegger'in bir Alman olması da tesadüf değil, bilakis bu tarihin bir parçasıdır. Şimdi buradan meseleye dönersek. Bu tarihsel alaşağı-ediş Almanların kimliklerinin bir parçası haline gelmiş bir "kuralcılık" yarattı - zira ancak etikle harman olmuş bir kuralcılıkla (yani Kultur, yani metafizik) ile aidiyetliklerini stabilize edebildiler. Başka bir deyişle, geçmişte aristokrasi karşısında yaşadıkları yetersizlik ile mücadele edebilmek için bir iddialarının olması gerekiyordu; onlardan daha iyi, daha dürüst, daha ciddi. Hep bir "daha"lık, hep bir ciddiyet... Bu tarihi anlayamazsan, yani hayatı boyunca hiçbir iddian olmadan, gelişigüzel yaşamışsan, CV'den başka bir derdin kalmamışsa, Almanlara bakınca görebildiğin ancak ucuz bir "show"dur, çünkü o adamların verdiğin o mücadeleyi hissedemezsin. O meselenin alt yapısını kavrayamazsın -- ki bunu kavrayamayacak olmanın trajedisinin de, emin olun, Almanca da binbir türlü analizi var.

Türkçe
0
0
1
143
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Keşke macronu Ankara’da köpek ısırsa
Türkçe
0
0
2
225
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Yalnız bilimsel ve demokratik diye peşinden koştuğunuz şeyler pagan adeti olmasın sakın. Sonra kendinizi sunaklarda kurban edilirken bulmayın. Dünya nüfusunu azaltmak Bill Gates’den önce Enlil’in fikriydi. Siz daha dünkü ademsiniz. Biz sizden 40 önceki ademleri biliriz.
Türkçe
0
0
0
52
Onur The Teacherist
Onur The Teacherist@philologistjr·
Nasıl ki Antik Mısır’da rahipler ve soylular dışında hiyerogliflerden pek kimse anlamıyorsa günümüzde Anthropic ve OpenAI gibi şirketlerin geliştirdiği yazılımları pek çoğumuz anlamıyor. Bugün de yazıyı kontrol eden sistemi kontrol ediyor. Tek fark onlara Thoth değil CEO diyoruz.
Türkçe
0
0
0
95