Polietika Yayınları retweetledi

Bugün @sendika_org
ve @neseidil gibilerin Ülkücülere karşı uyguladıkları hedef gösterme taktiği 1978–1980 Döneminde Aydınlık Gazetesi tarafından nasıl kullanılıyordu?
1970’li yılların sonlarında Türkiye'de, ideolojik çatışmaların en sert biçimde yaşandığı bir dönemde Aydınlık gazetesi; özellikle ordu, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) aleyhine yürüttüğü yayınlarla dikkat çekmiştir.
1978 yılının Temmuz ayında başlayan bu kampanya, devletin güvenlik kurumlarını ve milliyetçi kadroları hedef almıştır. Aydınlık, Genelkurmay Özel Harp ve Seferberlik Dairelerini “Kontr-Gerilla Üssü” olarak göstermiş, 12 Mart Sıkıyönetimi’nde görev yapan komutan, askerî hâkim ve savcıların adreslerini yayımlayarak onları “işkenceci” ilan etmiştir. Benzer şekilde MİT mensupları da gazetenin manşetlerinde “ajan” olarak tanıtılmış, bu kişilerin birçoğu kısa süre sonra sol örgütlerin saldırılarına uğramıştır.
27 Eylül 1978 tarihli Aydınlık’ta “MHP’nin Kıbrıs Çıkarması” başlığıyla çıkan haberde, bazı subaylar, özellikle Albay Sabri Demirbağ, “Kontrgerilla” olmakla suçlanmıştır. Daha sonra general olan Demirbağ, 20 Mayıs 1980’de komünist militanların saldırısına uğramış, ayağından yaralanarak kurtulmuştur. Aynı sayıda yayımlanan Av. Haydar Güngör’ün yazısı ise bu karalama kampanyasını ideolojik bir temele oturtmuş ve “Kontrgerilla şeflerinin teşhir edildiğini” ileri sürmüştür.
Aydınlık yalnızca bireyleri değil, mekânları da hedef göstermiştir. Gazetenin “ülkücülerin karargâhı” olarak tanıttığı bazı kahvehaneler bombalanmış; birçok ülkücü bu saldırılarda hayatını kaybetmiştir. Bu dönemde yürütülen yayınların ardından yaşanan cinayetler, Hergün gazetesinin “Aydınlık Hedef Gösteriyor, Komünistler Vuruyor” başlıklı yazı dizisinde belgeleriyle ortaya konmuştur.
Gün Sazak ve “MHP Raporu” Kampanyası
7 ve 9 Nisan 1979 tarihlerinde Aydınlık, Gün Sazak hakkında akıl dışı suçlamalar içeren manşetler atmış; 12 Nisan 1979’da Cumhuriyet gazetesinde Uğur Mumcu, “Gün Sazak’ın yıkılması demek, liberal kapitalizmin yıkılması demektir.” ifadesiyle aynı hedefi desteklemiştir. Bu dönemde “MHP Raporu” adıyla dolaşıma sokulan belge, aslında bir istihbarat raporu değil, Aydınlık çevresinin yönlendirme amaçlı “aydınlatma yayını”dır. CHP’nin de siyaseten kullandığı bu belge, ideolojik önyargılarla hazırlanmış, MHP’yi “faşist” göstermek suretiyle kamuoyunda itibarsızlaştırmayı amaçlamıştır.
1980 yılına gelindiğinde, Aydınlık çevresiyle ilişkili bazı isimler, ülkücü hareketi içeriden çökertmeye yönelik yeni bir aşamaya geçmiştir. Bunların başında Ali Yurtaslan gelmektedir. Yurtaslan, ihanetinin öğrenildiğini fark edince Doğu Perinçek ve çevresinin denetimindeki Ankara Güvercinlik İl Jandarma Özel Alay Komutanlığı’na sığınmış, burada aylarca himaye edilmiştir.
29 Temmuz – 2 Eylül 1980 tarihleri arasında Aydınlık’ta yayımlanan “İtiraflar” dizisinde ülkücü hareketi hedef alan iftiralar sıralanmış; ancak o sırada Yurtaslan çoktan yurt dışına kaçmıştır. Bu düzmece “itiraflar”, tıpkı Ömer Tanlak ve Lokman Kondakçı örneklerinde olduğu gibi, 12 Eylül sonrasında açılan MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda delil olarak kullanılmıştır.
Tüm bu olaylar zinciri, 1978–1980 yılları arasında Aydınlık çevresi, bazı MİT unsurları ve darbe planlayıcılarının ortak bir zeminde buluştuğunu göstermektedir. Aydınlık’ın ideolojik yayınları, 12 Eylül darbesine giden süreçte milliyetçi kadroları tasfiye etmeyi hedefleyen psikolojik bir operasyonun medya ayağını oluşturmuştur.
Bu dönemde yürütülen karalama kampanyaları, yalnızca bireyleri değil, Türk devletinin milliyetçi damarını hedef almış; basın eliyle yürütülen bu operasyonlar, yakın tarihin en karanlık sayfalarından biri olarak hafızalarda yerini almıştır.
Kaynak isteyenler tarihleri ve kanıtlarıyla aşağıdaki kaynağa bakabilirler.

Türkçe



































