🎙️ 19 Nisan sabahı saat 10.00’da bir hayalim gerçek oluyor.
🎙️ ARA KAT podcast kanalım yayında olacak…
Bu kanal…
ne sadece bir hematoloji, popüler tıp ya da bilim kanalı,
ne sadece bir sinema sohbeti,
veya bir futbol programı olacak.
Ama hepsinden biraz.
Ben bir hematoloji hekimiyim.
Bu kanalda zaman zaman kan hastalıklarını,
hastalarımızın ve yakınlarının en çok merak ettiği konuları
sade, anlaşılır ve sakin bir dille anlatacağım.
Ama hayat sadece hastane koridorlarından ibaret değil.
Handan’la birlikte izlediğimiz filmleri konuşacağım.
Amatörce…
Bir filmi “beğendik mi?” diye değil…
“Bize ne yaptı?” diye sorarak.
Futbolu konuşacağım…
ama skorları değil, hikâyeleri.
Kulüplerin ruhunu,
rekabetlerin arkasındaki toplumu.
Sahaya sığmayan kulüpleri…
Ve bazen de sadece hayatı…
Olduğu gibi…
İnsanı, yalnızlığı, iyiliği, kötülüğü,
bizi gerçekten ayakta tutan şeyleri.
Burası sorulara yanıt verme yeri değil.
Belki bir yanıt arama yeri…
Hatta daha çok bir birlikte düşünme yeri.
Tanıtım yayınının hemen ardından ilk bölümler yayında olacak.
📅 19 Nisan – 10.00
🎧 Spotify | Apple Podcasts | YouTube
🎙️ ARA KAT
Yaşam ve bilim arasında…
#arakat#arakatpodcast#yaşamvebilimarasında
#podcast#podcastturkiye#yenipodcast#podcastöneri
#bilim#popülerbilim #tıp #sağlık
#felsefe#insanhalleri#düşünce
#sinema#filmsohbeti#futbolkültürü #sosyoloji#keşfet #explorepage#bilim#popülerbilim #tıp #sağlık #felsefe#insanhalleri#düşünce #genelkültür
Sevgili dostlarım, 5G’ye geçildi ama ben bir farklılık hissetmiyorum. Yani daha hızlı bir internet vb bir iyileşme farketmiyorum. Yanılıyor muyum ya da bu değişimden ne beklemeliyim’ anlamadım…
Protohippus atın ceddi
Dinothorium filin ceddi
Biz insanın ceddi...
GELECEK MUTLU İNSANIN
#MelihCevdetAnday'ı tanıma onuruna erişmiş,çok şanslı biriyim.Aklım ve kalbimde cenazesinde dans eden atlar hikayesi derin yer etmiştir.@SunayAkin yazmıştı.Sadece şair değil büyük filozoftu
Yeterli eğitim ve entelektüel uyaranlardan mahrum kalmış topluluklar, bu alanları kendi yaşam pratiklerinin dışında, “elitist” ve “anlaşılmaz” bulabilir.
Bu kişiler için felsefe, gündelik sorunlara çözüm üretmeyen “boş bir laf kalabalığı”; bilim, kendi geleneksel veya dini inançlarına ters düşen bir “hurafe”; sanat ise karın doyurmayan bir “gösteriş” olarak kodlanabilir.
Felsefenin sorgulayıcı doğası, bilimin sürekli değişen ve kanıta dayalı yapısı ve sanatın soyut ifadeleri, zihinsel bir yatırım gerektirir. Bu yatırımı yapmak istemeyen veya yapacak donanımı olmayan bir beyin, bu alanları “saçmalık” olarak etiketleyerek işin içinden çıkmayı tercih edebilir.
Bu, aslında kendi yetersizliğiyle yüzleşmekten kaçınmak demektir.
Öte yandan bireyin entelektüel ve estetik alanlarla kurduğu ilişki kişisel bir tercih değil, aynı zamanda o kişinin içinde bulunduğu toplumsal koşullar ile ilgilidir.
Bilim, sanat ve felsefe uygar insan veya uygar toplum olabilmenin vazgeçilmezleridir. Bu nedenle bilim ve sanat toplumu yaratabilmek ve onun bir parçası olabilmek gerekir.
Dün gece nöbetinde bir anestezi teknisyeninin intihar ettiği haberini aldım. Çok sevilen ve iyi bir insandı dediler. Bir ülkede gençler nasıl bu kadar umutsuz ve mutsuz olabiliyor ? Çok üzgünüm…
Sıklıkla Thomas Hobbes’a atfedilen bu söz korkularımızın kaynakları ve yönlendirilmesi konusunda çok şey anlatıyor.
Psikolojik olarak bireyin (koyun) algısal alanı, en belirgin, ani ve şiddetli tehdide (kurt) odaklanmaya programlıdır. Bu durum, "odaklanma etkisi" (focusing effect) olarak bilinen bilişsel bir yanlılığa yol açar; birey, durumun yalnızca bir yönüne aşırı odaklanırken daha az belirgin fakat daha sistemik ve nihai tehditi (çoban) göremez. Çobanın sunduğu “öğrenilmiş güven” ilişkisine kanar.
Korku, burada dikkat dağıtıcı bir işlev görür, asıl sömüreni görmeyi engeller ve statükonun sürmesini sağlar.
Çoban-koyun-kurt metaforu modern anlamda egemenlik ve iktidar ilişkilerinin de bir eleştirisidir.
Buna göre egemenin temel işlevi, topluluğu sadece tehditlerden korumak değil, topluluğun yaşamını kendi bekası ve çıkarları doğrultusunda yönetmek, denetlemek ve ondan azami çıkar sağlamaktır.
Bu bağlamda nihai "yiyici", dışarıdaki anarşik şiddet değil, düzeni ve yaşamı idame ettirme iddiasındaki meşru otoritenin bizzat kendisidir. Böylece güvenlik vaadi en rafine baskı araçlarından biri haline gelir.
#sözgeçmiştendertbizden
@karak7953 Sevgili renktaşım, Acıbadem’de fiyatları keşke ben belirlesem, ama ben belirlemiyorum kazanan da sandığın gibi hekim değil. 16.000 TL de bir teragından uydurulmuş bir fiyat. Acıbadem’in pahalı olması 118 TL’yi haklı göstermez. Tam bir batış içinde olduğumuzu gösterir
İnsanların günümüzde kendi görünümleri, imajları ve benlik sunumları üzerine takıntılı bir çaba harcadıkları bilinen bir gerçek.
Bu durum, narsistik eğilimlerin artmasına, kişinin sürekli dış onaya ihtiyaç duymasına ve benlik saygısının dış faktörlere bağımlı hale gelmesine yol açıyor. İnsanlar, kusursuz bir "ben" yaratma arayışında, gerçeklikten uzaklaşarak sanal bir kimlik inşa etme çabasına giriyor.
Bu durum, kaygı, depresyon ve özgüven eksikliği gibi çeşitli psikolojik sorunlar doğuruyor.
Bu kendine odaklanma hali, bireyin varoluşsal anlam arayışını dışsal ve yüzeysel kaygılara indirgemesi anlamına geliyor.
Antik dönemlerden beri felsefenin temel sorularından olan "kimim ben?" sorusu, günümüzde "nasıl görünüyorum?" sorusuna dönüşmüş durumda.
Bireylerin güzel görünmek için harcadığı zaman ve enerji, aslında yaşamın daha derin anlamlarını, ilişkileri ve içsel gelişimi ihmal etmelerine neden oluyor.
Bu durum “varoluşumuzun ve hayatın anlamı” meselesine kafa yormak yerine dikkat dağıtıcı ve yüzeysel uğraşlara sığınma gibi boş bir eğilim yaratıyor.
Bencilleşme ve dış görünüş takıntısı, kolektif bilincin zayıflamasına, empati eksikliğine ve toplumsal dayanışmanın azalmasına neden oluyor.
Tüketim kültürünün de körüklediği bu durum, insanlara sürekli yeni ürünler ve hizmetler sunarak "daha kontrol edebildikleri" bir benlik yaratmaları için teşvik ediyor.
Reklamlar ve medya, "sözde ideal" görünümler sunarak bireyler üzerinde baskı oluşturuyor ve kontrol edilebilir, edilgen bir toplum yaratılmasını sağlıyor.
#sözgeçmiştendertbizden
#sozgecmistendertbizden
Gerçekten dinlemek, kelimeleri duymak değil, konuşanın duygu durumunu, niyetini ve altta yatan düşüncelerini anlamaktır.
Stoacılar için iç huzur ve dinginlik, dışsal olaylara karşı kayıtsız kalmakla değil, bu olayları doğru bir şekilde yorumlamak ve kendi kontrolümüzdeki şeylere odaklanmakla elde edilir.
Başkalarını gerçekten dinlemek, kendi içsel tepkilerimizi yönetmemize ve kontrolümüz dışındaki faktörlere gereksiz yere takılmadan, anın içinde kalarak daha bilinçli ve dingin bir varoluş sürdürmemize yardımcı olur.
Sadece bu nedenle bile “konuşma sırası bekleyen kulak” olmaktan çıkıp, karşımızdaki kişiye tam anlamıyla odaklanmış, gerçekten dinleyen bir zihin sunabilmemiz gereklidir.
Bu bilinç ile dinlemek kendi varoluşumuz için de çok besleyici ve zenginleştiricidir.
#sözgeçmiştendertbizden
#sozgecmistendertbizden#stoa#stoacılar
#sözgeçmiştendertbizden
#sozgecmistendertbizden
İnstagram
@sozgecmistendertbizden
Eric Fromm'un en sevdiğim sözlerinden biridir bu söz.
Fromm’a göre insan kendi potansiyelini gerçekleştiremezse, özünden uzaklaşır ve yıkıcı bir kimlik kazanabilir.
İnsan, kendi varoluşunu inşa etme, değerlerini belirleme ve anlam yaratma kapasitesine sahip bir varlıktır. Ancak bu potansiyel toplumsal baskılar, konformizm, korku, baskı gibi nedenlerle kullanıl-a-madığında, yani ortaya bir "yaşanmamış yaşam" çıktığında varoluşsal bir tatminsizliğe neden olur.
Sağlıklı bir birey, sevme, üretme ve akıl yürütme gücünü tam olarak kullanmayı bilen kişidir.
Eğer bu gücü kullanma hakkı bir biçimde engellenir veya kişi bu gücü hiç kullanmazsa, bireyde yabancılaşma ve yıkıcı dürtüler gelişebilir.
Fromm, kötülüğün kökeninde, bireyin kendisiyle barışık olamamasının, kendi varoluşsal ihtiyaçlarını doğru bir şekilde karşılayamamasının ve sağlıklı bir şekilde bağlanma kuramamasının yattığını savunur.
Bir kişi kendi içinde sevgiyi ve yaratıcılığı geliştiremediğinde, bu eksiklik nefret ve yıkıcılık olarak kendini gösterebilir.
#sözgeçmiştendertbizden
#sozgecmistendertbizden
İnstagram
@sozgecmistendertbizden
İnsanlığı, profesyonelliği, müthiş kaleciliği, gelişmiş aidiyet duygusu ve hep gülen yüzüyle bu ülkeye gelmiş geçmiş en büyük futbol efsanelerinden biridir, belki de ilkidir MUSLERA… Onu tanımış ve insani yanını bizzat görebilmiş olduğumdan, onlarca maçını canlı izleyebildiğimden kendimi çok şanslı sayıyorum… YOLUN AÇIK OLSUN KAPTAN, UMARIM BİR YERLERDE YENİDEN GÖRÜŞÜRÜZ ♥️💛