Gürkan Burak HEPER

25.3K posts

Gürkan Burak HEPER banner
Gürkan Burak HEPER

Gürkan Burak HEPER

@qbheper

İster rakı, ister zemzem suyu ... Ne içersen iç yine gel ☯️ Emme vesayetin de rakılı ya da zemzemli her türlüsüne karşıyız !!! Biz Demokrasiyi sek severiz !!!

İstabul/Fatih/Akşemseddin Katılım Nisan 2011
848 Takip Edilen171 Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Gürkan Burak HEPER
Gürkan Burak HEPER@qbheper·
“Tarihin gösterdiği bir gerçek varsa o da şiddete dayalı ilişkileri haklı göstermek, bu ilişkilerin ahlâki gibi görünmesini sağlamak için bunları borç dilinin çerçevesine oturtmaktan daha iyi bir yöntem olmadığıdır; herşeyden önce bunların maktulün cezası gibi görünmesini sağlar”
Türkçe
1
0
8
1.7K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Yatırımcı Yazılımcı
Google’a girip petrol fiyatlarına baktığınızda gördüğünüz o rakam aslında koca bir yanılsama. Piyasada şu an tarihin en büyük fiyat uçurumlarından biri yaşanıyor ve işin temelinde emtia piyasalarından da alışık olduğumuz çok basit bir matematik gerçeği var. Herkes ABD'yi dünyanın ana petrol tedarikçisi sanıyor. Oysa ABD günde ~6.2 milyon varil petrol ithal edip, sadece ~4 milyon varil ihraç ediyor. Yani günde 2.2 milyon varil açık veren net bir tüketici konumunda. Hem dışarıdan mal alıp hem de dünyanın tedarikçisi olamazsınız. Matematik buna izin vermez. İşte piyasadaki bu yanılsama, petrolün iki tamamen farklı fiyatla işlem görmesine neden oldu. Biri ekranda gördüğümüz "kağıt" fiyatı, diğeri ise gerçek dünyanın fiyatı. Gümüş yatırımcısı bunu ve sebeplerini çok iyi biliyor. Bugün arama motorlarına baktığınızda kağıt üzerindeki fiyatı görürsünüz. Brent vadeli işlemleri olarak geçen bu rakam varil başına 100 dolar seviyelerinde dolaşıyor. Ancak iş fiziki olarak bir varil petrol satın almaya, o petrolü bir gemiye yükleyip rafineriye getirtmeye geldiğinde işin rengi değişiyor. Gerçek teslimat söz konusu olduğunda ödenen bedel 130 doların üzerine çıkıyor. Kağıt üzerindeki fiyatla, fiziki maliyet arasındaki bu yaklaşık 30 dolarlık fark tarihte kaydedilmiş en büyük uçurum. Gerçek dünyada ödenen bedel ile sözleşmeler arasındaki bağ tamamen kopmuş durumda.
Yatırımcı Yazılımcı tweet media
Türkçe
2
5
44
3.9K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Gabriele Corno
Gabriele Corno@Gabriele_Corno·
The connection between the bailaora (dancer) and the bull as symbols of a life lived with extreme intensity, often balanced between passion and danger …. where the strength of a kiss can conquer everything
English
320
1.2K
6.6K
2M
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Richard Medhurst
Richard Medhurst@richimedhurst·
"This is why military defeat and economic defeat are not the same thing. As long as Iran, and the Global South, continue fighting the US on their own soil they will never defeat the Pirate State. The entire US military doctrine is built on the pillar of never fighting wars at home, in order to shield their population and industrial base. It is the same logic behind moving the energy corridor. They are relocating the planet’s capital of oil and gas to the Western Hemisphere for the exact same reason they fight their wars in the Middle East: to keep the engine of the empire shielded between two oceans. Humiliating the US thousands of kilometres away from their industrial base has been done before — in Vietnam, Afghanistan, and now in Iran — yet the Empire lives to pirate another day. As long as Wall Street feel they are untouchable — US imperialism will persist." richardmedhurst.substack.com/p/how-the-us-p…
English
148
924
3.2K
111.7K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Etkili Haber Yeni Sayfa
Etkili Haber Yeni Sayfa@etkiIihaberyeni·
Prof. Dr. Refet Gürkaynak: (İşçilik maliyetinden şikayet edilmesi) -Sen bana 'Bu şirketi sadece ağır bir emek sömürüsü ile ayakta tutabiliyorum' diyorsan, o şirket ayakta durmasa daha iyidir. -Veya ülkenin bir sürü başka sorunu var, bunlar senin maliyetlerini yükseltiyor ama sen bunların hepsini işçinin üstüne yıkıyorsun.
Türkçe
34
228
1.4K
172.1K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Brooks Whale X 🐋
Brooks Whale X 🐋@BrooksWhaleX·
🚨 The AI industry just wasted 3 years. Trillions spent. Billions burned. All on the wrong idea. Yann LeCun said it from day one. Nobody listened. Until now. The theory was simple: if you make the model big enough, it will eventually understand how the world works. Yann LeCun said that was stupid. He argued that generative AI is fundamentally inefficient. When an AI predicts the next word, or generates the next pixel, it wastes massive amounts of compute on surface-level details. It memorizes patterns instead of learning the actual physics of reality. He proposed a different path: JEPA (Joint-Embedding Predictive Architecture). Instead of forcing the AI to paint the world pixel by pixel, JEPA forces it to predict abstract concepts. It predicts what happens next in a compressed "thought space." But for years, JEPA had a fatal flaw. It suffered from "representation collapse." Because the AI was allowed to simplify reality, it would cheat. It would simplify everything so much that a dog, a car, and a human all looked identical. It learned nothing. To fix it, engineers had to use insanely complex hacks, frozen encoders, and massive compute overheads. Until today. Researchers just dropped a paper called "LeWorldModel" (LeWM). They completely solved the collapse problem. They replaced the complex engineering hacks with a single, elegant mathematical regularizer. It forces the AI's internal "thoughts" into a perfect Gaussian distribution. The AI can no longer cheat. It is forced to understand the physical structure of reality to make its predictions. The results completely rewrite the economics of AI. LeWM didn't need a massive, centralized supercomputer. It has just 15 million parameters. It trains on a single, standard GPU in a few hours. Yet it plans 48x faster than massive foundation world models. It intrinsically understands physics. It instantly detects impossible events. We spent billions trying to force massive server farms to memorize the internet. Now, a tiny model running locally on a single graphics card is actually learning how the real world works.
Brooks Whale X 🐋 tweet media
English
48
127
318
23.3K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
🔴 𝗛𝟰𝗡𝗢𝗞
⛔️ 𝗕𝗶𝗹𝗹 𝗚𝗮𝘁𝗲𝘀 | 𝙏𝘼𝙉𝙍𝙄𝘾𝙄𝙇𝙄𝙆 𝙊𝙔𝙉𝙐𝙔𝙊𝙍 Tamamen Bilgisayarda Tasarlanmış, Doğal Olmayan Ve İnsanlar Tarafından Tasarlanmış Sentetik Bir Kromozoma Sahip Bir Bakteri, Canlı, Kendi Kendine Sınırsızca Çoğalıyor, Büyüyor Ve Kendini Sınırsızca Kopyalayabiliyor, Dr. Venter Buna, Bakterileri Özel Olarak Tasarlayıp Yeniden Programlayabileceğimiz Biyolojik Bir Devrimin İlk Bebek Adımı Dedi, DNA Hayatın Yazılımıdır, Dedi.. Bu, Hayatın Baştan Sona Mühendislik Yoluyla Yeniden Üretilebileceğini Kanıtlayan Temel Bir Dönüm Noktası Olarak Sunuluyor, Herkes Aşılar Ve İklim Korkularıyla Oyalanırken, Gates Varoluşun Kodunu Yeniden Yazmak İçin Milyonlar Akıttı, Nüfus Azaltma Takıntısı Olan Bu Adam Neden Şimdi Tanrıcılık Oynayıp Yeni Organizmalar Üretme Hakkına Sahip Olsun.. İstenilen Herhangi Bir Şey İçin Programlanabilen Sentetik Bakteriler, Ama Bu İnsan Yapımı Mikroplara Bir Kez Serbest Bırakıldığında Başka Ne Talimatlar Verilebilir, Bu İlerleme Değil, Bu Elitlerin Biyolojinin Kendisinin Kontrolünü Ele Geçirmesi, Patentli Hayat, Tasarımcı Mikroplar, Doğal Yaratılışın Sonu Demek.. Bu Gelişme Neden Tehlikeli ! İnsan Mikrobiyomu Nedir ? * İnsan Vücudunda Yaklaşık 39 Trilyon Bakteri Yaşar * Ve Bu Yararlı Bakteriler Bağırsak, Deri, Ağız, Solunum Yollarında Bulunur * Ayrıca Bu Bakterilerin Bağışıklık Sistemi, Sindirim, Ruh Hali Üzerinde Kritik Etkileri Vardır * Yani Kısacası İnsan Vücudunda Hücrelerden Daha Fazla Bakteri Vardır Tehlikeli Senaryo * Bağırsak Florasının Sentetik Bakterilerle Değiştirilmesi * "Sağlık" Bahanesiyle Sentetik Bakterilerin İnsanlara Verilmesi * "Probiyotik" Adı Altında Sentetik Organizmaların Yaygınlaştırılması * Aşılarla Sentetik Dna Parçalarının Vücuda Girmesi * Gdo'lu Gıdalarla Sentetik Bakterin Bağırsaklara Yerleşmesi * Sentetik Bakterilerin Sadece Belirli Koşullarda Çalışması * Yönetilebilir "Açma-Kapama" Mekanizmaları İçermesi * Dış Müdahaleye Bağımlı Hale Gelme (zorunlu tıbbi bağımlılık) * İnsan Hücrelerinde Sentetik Dna Kullanımı * Bakterilerin İnsan Bakterilerini Yok Ederek Yerine Geçmesi * Sentetik Bakterilerden Oluşan Yarı Sentetik İnsan Melezleri 𝗔𝗥𝗧𝗜𝗞 𝗧𝗘𝗛𝗟𝗶𝗞𝗘𝗡𝗶𝗡 𝗙𝗔𝗥𝗞𝗜𝗡𝗗𝗔𝗦𝗜𝗡 !
Türkçe
3
49
81
1.7K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Ihtesham Ali
Ihtesham Ali@ihtesham2005·
An Arab scholar in 1011 was placed under house arrest in Cairo for 10 years. He used the time to invent the scientific method, prove how vision actually works, and write a 7-volume book that Newton studied 600 years later. I read about him last night and could not stop thinking about it. His name was Ibn al-Haytham. The book is called the "Book of Optics." The textbook story names Bacon, Galileo, and Descartes as the founders of modern science. All three of them came 600 years after Ibn al-Haytham. All three of them studied his work directly or through Latin translations. The man who actually invented the scientific method was working alone in a single room in Cairo while Europe was still in the Dark Ages. Here is the story almost nobody tells you. He was born in Basra around 965 CE. By his 40s he had a reputation across the Arab world as one of the most original minds alive. Then he made the mistake that almost killed him. He claimed publicly that he could regulate the flooding of the Nile. The mad caliph al-Hakim of Cairo summoned him to Egypt to do it. Ibn al-Haytham took one look at the river and realized the project was impossible with the technology of his era. The caliph had executed dozens of scholars for less. So he faked madness. The caliph believed him and put him under house arrest in his own home in Cairo for the next 10 years. Most people would have lost their actual mind. He used the time to invent science. Before him, knowledge worked one way. You quoted authority. If Aristotle had said it, it was true. If Galen had written it, it was correct. The role of a scholar was to memorize and defend the ancient Greeks. I Ibn al-Haytham broke this completely. He wrote a sentence in the Book of Optics that quietly destroyed 1,400 years of intellectual culture. "The seeker after truth," he said, "is not the one who follows his natural disposition to trust the writings of the ancients. The seeker after truth is the one who suspects them, questions them, and submits only to argument and experiment." That single sentence is the foundation of modern science. He wrote it 600 years before the European Renaissance. The second thing he did was build the actual machinery of experimentation. He insisted that no claim about the physical world was acceptable until it had been verified by an experiment anyone could repeat. He gave detailed instructions for every experiment in his book. He told his readers, in writing, not to take his word for any of it. Build the equipment. Run the tests yourself. Verify or destroy my claims with your own eyes. The third thing he did was use the method to overturn one of the most settled questions in physics. The Greeks had taught for centuries that vision worked because the eye emitted invisible rays. Ibn al-Haytham proved them wrong with a darkened room, a small hole, and a wall. The first camera obscura. He showed that light from the outside world enters the eye, the exact opposite of what every Greek thinker had taught. Two hundred years later his book was translated into Latin in Spain. Roger Bacon cited him. Kepler cited him. Galileo's work on the telescope was built on his optics. Newton's foundational work on light rested on his framework. Walk into any physics department today. Ask who founded the scientific method. Almost nobody will say Ibn al-Haytham. The man who invented the way humanity actually knows things did the work under house arrest, with no funding, no laboratory, and a paranoid caliph next door waiting for an excuse to kill him. He did it anyway. Most of the world is still pretending it was someone else's idea.
Ihtesham Ali tweet media
English
51
806
2.1K
70.7K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Tolga Yıldız
Tolga Yıldız@tolgayildizphd·
Ben iktisatçı değilim. Ekonomiye meraklı, meseleleri sayılara da bakarak anlamaya çalışan, ekonomi okur yazarı olmaya çalışan biriyim. O yüzden Türkiye ekonomisi üzerine konuşurken büyük iddialardan, hazır ideolojik cümlelerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorum. Veriler ne söylüyor, uzun dönemli eğilim bize ne gösteriyor, önce oraya bakmak daha doğru geliyor bana. 1950’den 2025’e uzanan tabloya böyle bakınca çok açık bir manzara çıkıyor ortaya. Türkiye ekonomisi büyümüş. Hem de azımsanmayacak ölçüde büyümüş. Fakat bu büyüme adil bir paylaşım düzeni yaratmamış. Hatta Türkiye’nin uzun hikâyesi biraz da burada düğümleniyor: büyüme var, ama bölüşüm sorunu da en az büyüme kadar istikrarlı. Önce büyüme tarafına bakalım. Türkiye’nin dünya ekonomisi içindeki payı 1960’larda nominal olarak yaklaşık yüzde 0,55–0,60 bandındayken, 2020’lerde yeniden yüzde 1’in üzerine çıkıyor. 2025 projeksiyonunda bu oran yüzde 1,34 civarına ulaşıyor. Satın alma gücü paritesine göre bakıldığında tablo daha da belirgin. 1950’de yaklaşık yüzde 0,5 civarında olan pay, 2020’lerde yüzde 1,8–2 bandına kadar yükseliyor. Bu bize şunu söylüyor: Türkiye ekonomisi dünya ölçeğinde önemsizleşmemiş. Tersine, uzun vadede toplam ekonomik ağırlığını artırmış. Kişi başına reel gelir verisi de aynı yönde konuşuyor. 1950’de kişi başına reel gelir yaklaşık 3.600 uluslararası dolar düzeyindeyken, 2025 projeksiyonunda 38 bin dolara yaklaşıyor. Kabaca on kattan fazla bir artıştan söz ediyoruz. Elbette bu artış düz bir çizgi halinde gerçekleşmiyor. 1970’lerin sonu, 1994, 2001, 2008–2009, 2018–2020 gibi ciddi kırılmalar var. Ama uzun dönemli çizgiye baktığımızda Türkiye’nin üretim ve gelir kapasitesinin belirgin biçimde arttığı tartışma götürmüyor. Dünya ile karşılaştırınca da benzer bir sonuç çıkıyor. 1960–2024 arasında Türkiye’nin reel toplam GSYH büyümesi yıllık ortalama yaklaşık yüzde 4,7. Dünya ekonomisinin aynı dönemdeki ortalama büyümesi ise yüzde 3,4 civarında. Yani Türkiye uzun vadede dünya ortalamasından daha hızlı büyümüş. Bu veri, “Türkiye ekonomisi zayıf” türü kolaycı cümleleri boşa düşürüyor. Ama meselenin can yakıcı tarafı tam burada başlıyor. Çünkü büyüme başka şey, büyümenin nasıl paylaşıldığı başka şey. Türkiye’de gelir dağılımı tarih boyunca hep sorunlu olmuş. 1960’larda en zengin yüzde 20 toplam gelirin yaklaşık yüzde 57–60’ını alıyor. Gini katsayısı 0,55–0,56 gibi çok yüksek düzeylerde. 2000’lerin ortasında bir miktar iyileşme görülüyor, fakat bu iyileşme kalıcı ve derin bir eşitlenmeye dönüşmüyor. 2020’lere geldiğimizde en zengin yüzde 20 hâlâ toplam gelirin neredeyse yarısını alırken, en yoksul yüzde 20’nin payı yüzde 6 civarında kalıyor. Servet dağılımı ise daha da sert bir tablo gösteriyor. Gelir zaten eşitsiz dağılmış durumda, ama servet çok daha dar bir kesimde birikmiş. En zengin yüzde 10’un toplam servetin üçte ikisine yakınını elinde tuttuğu tahmin ediliyor. En yoksul yarının servetten aldığı pay ise neredeyse sembolik düzeyde. Bu da yoksulluğun yalnızca düşük maaş ya da geçim sıkıntısı meselesi olmadığını gösteriyor. Yoksulluk aynı zamanda mülkiyete erişememe, birikim yapamama, borçla yaşama ve geleceğe güvenle bakamama meselesi. Bu yüzden Türkiye ekonomisinin uzun hikâyesini tek taraflı okumak doğru değil. Evet, Türkiye büyüdü. Evet, kişi başına gelir arttı. Evet, dünya ekonomisi içindeki ağırlığı yükseldi. Ama aynı zamanda bu büyüme geniş toplum kesimleri için adil, güvenli ve istikrarlı bir refaha dönüşmedi. Bana kalırsa asıl mesele artık pastanın büyüyüp büyümediği değil. Pasta büyüdü, büyümeye devam ediyor. Asıl soru şu: Bu pastadan kim ne kadar aldı, alıyor?
Tolga Yıldız tweet media
Türkçe
1
2
18
1.1K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
ALPHA TRADE
ALPHA TRADE@AnlikFonTrend·
#İspanya’ya taşındıktan sonra en büyük kültür şokunu markette yaşadık. Hayır, ev değil. Hayır, kira değil. Hayır, vergi de değil. Bir tabak makarna. Türkiye’de makarna yiyorsun. Sonra başlıyor: → mide şişliği → bağırsak rahatsızlığı → sebepsiz halsizlik → üstüne çöken ağır bir yorgunluk Sanki makarna değil, yavaş yavaş çöken bir yük yemişsin gibi. Ve yıllarca buna “normal” dedik. Çünkü herkes böyle yaşıyordu. Sonra İspanya’ya geldik. Aynı makarna. Aynı ekmek. Aynı domates. Ama aynı his değil. Makarnayı yiyorsun, uyumak istemiyorsun. Ekmek yiyorsun, miden savaş ilan etmiyor. Domatesi kesiyorsun… ve bütün mutfak kokuyor. İşte insan en çok burada kırılıyor. Çünkü anlıyorsun ki; Sen bugüne kadar sadece doymuşsun. Aslında hiç beslenmemişsin. Bir Fransız atasözü vardır: “İnsan ne yerse o değildir, sindirebildiği şeydir.” Mesele tam olarak bu. 🇹🇷 Türkiye’de birçok ürün: → raf ömrü için üretiliyor → hız için planlanıyor → hibrit tohum baskın → katkı ve işlem yükü fazla Amaç sağlık değil, dayanıklılık. Tat bile bazen ikinci planda. Market rafı kazanıyor, insan kaybediyor. 🇪🇸 İspanya’da ise: → daha sıkı gıda denetimi → daha kontrollü tahıl kalitesi → uzun fermantasyon → geleneksel üretim zinciri Özellikle ekmekte bunu ilk lokmada hissediyorsun. Bilim de bunu destekliyor. İspanya’da yapılan bir çalışmada, uzun fermantasyonla üretilen artisan ekmeklerin, kısa fermantasyonlu endüstriyel ekmeklere göre anlamlı şekilde daha düşük gluten içerdiği görüldü. (PMC) Yani mesele sadece “gluten hassasiyeti” değil. Bazen sorun gluten değil, ekmeğin aceleyle yapılması. Çünkü modern dünya ekmeği bile hızlandırdı. Eskiden hamur beklerdi. Şimdi insan bekliyor: şişkinlik geçsin diye. Eskiden ekmek mayalanırdı. Şimdi beden iltihapla savaşıyor. Ve en acı tarafı şu: Biz çocukken ekmek kokusuna acıkırdık. Şimdi çocuklar paketin üstündeki son kullanma tarihine bakıyor. Bu sadece bir gıda meselesi değil. Bu bir hafıza meselesi. Bir sağlık meselesi. Bir gelecek meselesi. Belki de bu yüzden insan üzülüyor: Biz sadece soframızı değil, çocuklarımızın yarınını da sessizce kaybediyoruz. #borsaistanbul #tly #pbr
Türkçe
24
105
429
66.9K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Sama Hoole
Sama Hoole@SamaHoole·
Sunburn rates before 1900: minimal, despite people working outdoors 12 hours a day in fields, on boats, on roofs. Sunburn rates after 1900: epidemic, despite air conditioning and office cubicles and SPF 50. What changed? The fat in the food. Your skin is built from the fats you eat. Saturated fat is stable under UV light. Polyunsaturated fat oxidises rapidly the moment the sun hits it. Eat seed oils → PUFA gets built into skin cell membranes → UV light strikes unstable fat → oxidation → sunburn. Eat saturated fat → stable membranes → UV tolerance climbs → natural sun protection from the inside out. Your great-grandfather worked in fields all day on butter, lard, and dripping. He didn't burn. He didn't reapply anything. He didn't own a hat with a UPF rating. You eat sunflower oil for 50 weeks of the year, then go to Spain for one and come back looking like a boiled lobster. The sun hasn't changed. The sun is the same sun. What changed is your cell membranes. They're now made from industrial fat that combusts under UV exposure like cooking oil left in a hot pan. Carnivores consistently report dramatically improved sun tolerance. Not because meat contains SPF. Because saturated fat builds UV-resistant skin. You've been blaming the sun for damage caused by what you ate 18 months ago.
Sama Hoole tweet media
English
179
1.2K
5K
195.4K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Merve ÇG
Merve ÇG@cg_merve·
İki çocuk büyüttüm, aralarında iki yaş vardı, zamanımızın %80’i böyle geçti. Sürekli dans etmiyorduk tabii ama bir şekilde hep eğleniyorduk. Bakıcım yoktu, temizliğe yemeğe gelen yardımcım yoktu, ikimizin de aileleri şehir dışında ve farklı şehirlerde yaşıyordu. Komple koridoru çizip seksek oynamaktan tutun da o parmak boyalarla duştan duvarlara tüm banyoyu ve kendimizi boyamaya, evin içinde şişme havuza kum doldurup kum havuzu yapmaktan tutun, mutfak masasını çadıra - merdiven boşluğunu okuma köşesi yapmaya, birlikte çilek büyütüp pasta yapmaktan, topladığımız kabuklarla yapraklarla tablo yapmaya kadar, birlikte o kadar çok şey yapıp o kadar çok eğlendik ki… Gün geldi çocuklara hiç yakışmayan o hastalıkla da yüzleştik, evimizden uzakta günlerce hastanede de kaldık. Her şey insan için. Bence ebeveynlerin düştüğü en büyük yanılgı, çocuklarına ömürlük yük gibi bakmaları. Oysa öyle değil, öğrenci evinize bir iki yeni arkadaş daha aldığınızı ve yolculuğunuzu paylaştığınızı düşündüğünüzde her şey çok daha keyifli bir hal alıyor. Elbette ilk zamanlar birbirinize alışabilmek için emek gerekiyor, ama sonra bi’ bakmışsınız koltuğun üstünde uyuyakaldığınızda iki minik el üstünüze bir battaniye örtmüş, herhangi biri sizin canınızı sıktığında zahiren onu ilgilendiren hiçbir şey olmamasına rağmen sizi üzen o kişiye sizden çok düşman kesilmiş. Ömürlük bir dostunuz olmuş. İmkanı yettiğince sizinle, size yoldaş, size yaren, sizin canınızdan bir sırdaş olmuş. Eşinizi, eşinizin ailesini seversiniz sevmezsiniz onu bilemem, o gerçekten nasip işi, ama çocuklarınızı sevmeniz ve hayat yolculuğunuzda onları da kendinize paydaş etmeniz paha biçilemez. Tercih etmeyebilirsiniz saygı duyarım, ama lütfen bunu tercih edenlerin kararlarını ‘bez temizleme, kölelik etme, yük taşıma’ gibi zorluklara indirgeyip de insanların yüreklerini burkmayın. Öyle değil çünkü. Gerçekten öyle değil. Bin ömrüm daha olsa, binini de kızlarımla geçecek bir an için feda ederdim. Onlar için başta zamanım olmak üzere verdiğim vereceğim ne varsa hepsi helali hoş olsun. Onların canı sağ olsun…
Merve ÇG tweet mediaMerve ÇG tweet mediaMerve ÇG tweet mediaMerve ÇG tweet media
burcu biricik@burcubiricik2

Arkadaşlar çocuk büyütmek kesinlikle böyle bir şey değil

Türkçe
21
35
514
70.2K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Baki Demirel
Baki Demirel@profbakidemirel·
Geri Zekalı birine anlatır gibi yazayım o zaman; Enflasyonla para arzı ilişkisi Monetarist-Liberteryen eblehlerin papağan gibi tekrarladıkları gibi değildir. Parasal genişleme her zaman enflasyona neden olmaz. Zira böyle olması için yaratılan paranın tamamının mal piyasasında harcama akımı olarak girmesi gerekir. Böyle olsa bile ekonomide atıl kapasite varsa parasal genişlemenin yaratacağı talep arz artışı ile karşılanabilir. Ancak yaratılan paranın bir kısmı finansal sistemde kalır veya varlık fiyatlarını yükseltir. Kaldı ki devlet harcayarak yarattığı paranın bir kısmını vergilerle emerek parasal genişlemeyi sönümlendirebilir. Diğer yandan enflasyonun para arzını artırması kesindir. Zira para arzını belirleyen para talebidir. Enflasyon artışı para talebini dolayısıyla da para arzını artırır. Türkiye'de yüksek enflasyon büyük ölçüde döviz kurundaki yüksek oynaklıkla veya sert kur artışları ile ilgilidir. Bunun da nedeni üretimin dışa bağımlılığıdır. Yani üretim yapısından kaynaklıdır. Bununla birlikte fiyatlar piyasada arz ve talebe göre belirlenmez. Fiyatları tekelci-oligopolcü piyasa yapısında firmalar belirler. Bu firmalar enflasyon artışını yağmur duasına çıkmış köylülerin yağmuru beklediği gibi beklerler. Bu sayede kâr marjlarını artırmasalar bile enflasyon maliyetini fiyatlarına yansıttıkları için bile yüksek kârlar elde edebilirler ki çoğu kez bu maliyetin çok üstünde fiyatlama yaparlar. Bu da enflasyonda atalete-yüksek enflasyonda kalıcılığa neden olur. Tekelci-Oligopolcü firmaların bu fiyatlamaları bir sel gibi tüm sektörlere, özellikle hizmet sektörüne yayılır ve enflasyonu besler. Buna karşın yüksek enflasyonun nedenini aşırı ısınmış ekonomiye ve talebe dayandıran Ortodoks iktisat uyguladığı sıkılaştırıcı para ve maliye politikaları ile tekelci sermayenin istediği arz katılıklarına olanak sağlamış olur. Bu yaratılan arz katılıkları veya arz kaybı enflasyonu besler. Zira uygulanan yüksek faiz ve reel ücretlerin eritilmesine dayalı enflasyon hedeflemesi stratejisi özellikle KOBİ tarafından gelir kayıplarına ve yüksek faiz eliyle işletme sermayesinin kredi ihtiyacının artmasına neden olur. Bilançolarda meydana gelen bozulma, kredi maliyetlerinin artması, krediye erişememe KOBİ iflaslarına, işten çıkartmalara ve işsizlik kayıplarına yol açar. Bununla birlikte krediye erişebilen KOBİ ise kredi maliyetini fiyatlarına yansıtır ve bu da enflasyonu besler. Yine Ortodoks des-enflasyon stratejisi altında uygulanan faiz dışı fazla hedefi yine Ortodoks iktisadi düşünceye dayalı vergiyi tabana yayma stratejisi ile birleşince faiz dışı fazla hedefini tutturmak için tüketimden alınan vergilerin (KDV, ÖTV) artmasına, kamunun yönlendirdiği, yönettiği fiyatların yükseltilmesine neden olarak da enflasyonu besler. Oysa enflasyon hedeflemesi yerine üretimde ve dış ticaret kompozisyonunda dönüşümü dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlayan kamu yatırımları, enflasyon yerine tam istihdamın hedeflenmesi, tarımın-hayvancılığın piyasaya terk edilmeyecek biçimde desteklenmesi arz katılıklarının önüne geçer, özel sektör yatırımlarını ve üretimi artırır. Tekelci-Oligopolcü fiyatlamalara karşı uygulanan regülasyon, regülatör kurumların devreye girmesi, aşırı kârın vergilendirilmesi gerçek anlamda des-enflasyon araçlarıdır. Yine enerji gibi kamusal malların kamulaştırılması, sağlanacak fiyat avantajları hem üretici hem de tüketici maliyetinin azalmasına neden olur. Vergiyi tabana yayma uygulamasından vazgeçilmesi, tüketimden alınan vergiler yerine servetten, ranttan ve finansal kazançlardan alınan vergilerin ağırlığının artması da des-enflasyon etkisi sağlayacaktır. Ayrıca gerçek anlamda emekçi sendikaların varlığı tekelci aşırı Kârın pan-zehridir ve des-enflasyon katkısı sağlar. Sanılanın aksine yüksek ücretler ve yoksulluğun ortadan kaldırılması da des-enflasyon katkısı sağlar. Zira yoksulluk artışı ekonominin üretim kaybına, gelirlerin büyük kısmının düşük fiyat esnekliğe sahip gıdaya ayrılmasına ve gıda enflasyonda yüksek katılıklara neden olarak da enflasyonu besler. Şimdi ...
Erkan ŞİŞMAN Ⓜ️ Ⓜ️@Erkan__Sisman

@profbakidemirel @KullanMail19215 O da enflasyon olarak gene garibanın sırtına biner.

Türkçe
7
15
77
6.3K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
China en Español
China en Español@ChinaEnEsp·
China da un golpe fuerte contra el plástico. ya produce en masa un bioplástico de bambú que se degrada en solo 50 días. Investigadores y empresas chinas han desarrollado un material basado en bambú que es:100% biodegradable Se descompone completamente en 50 días en condiciones naturales Más resistente y barato que muchos plásticos tradicionales Ya entró en producción a gran escala Esto no es un prototipo de laboratorio. China está pasando directamente a fabricación masiva, aprovechando que es el mayor productor mundial de bambú. China genera una enorme cantidad de residuos plásticos. Este avance se alinea con su estrategia nacional de “economía circular” y reducción de contaminación. Si escala como planean, podría reemplazar gran parte del plástico de un solo uso en empaques, vajilla, agricultura y más. China está construyendo alternativas reales a escala industrial. ¿Creen que este tipo de innovaciones chinas van a marcar la diferencia global en la crisis plástica?
China en Español tweet media
Español
75
1.9K
3.5K
59.3K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
Edwin Drake
Edwin Drake@petrolandeco·
İran Savaşı'nın somut sonucu, Körfez'in Petrol fiyatları konusunda ortak güç oluşturma imkânının bitişi. Katar OPEC'ten çıktı ama üretimi zaten azdı. Şimd bir kaç yıla kadar üretimini 5 milyon varile çıkarmayı hedefleyen, BAE'nin (büyük ihtimalle ABD-İsrail desteği ile) OPEC'ten ayrılması. Bu Körfez'in petrol konusunda ortak kaldıraç kullanma imkânını bitirdi. Suudi Arabistan - BAE artık açık bir gerginlik alanı. Bahreyn ekonomik güçsüzlüğü sebebi ile BAE tarafına kayacaktır. Ama BAE içindeki görece ufak emirliklerin bazıları da Suudi Arabistan ile sağlam ilişkiler içinde. Diğer taraftan patron durumundaki, petrolün sahibi Abu Dabi ile kendine yeter hâle gelmişken büyük hasar alan Dubai arasında da gerginlik var. Petrolün getirdiği 100 milyarlarca dolar ile bölgesel güvenlik politikaları peşinde koşan Abu Dabi, küresel ticaret ve finans merkezi olma odaklı Dubai için problem. Suudi Arabistan - Pakistan yakınlaşması, Hindistan meyilli Abu Dabi için ayrı bir durum. Suudi Arabistan, BAE şirketlerini iç pazardan dışlamak için tarife dışı engellere başvurdu; serbest bölgelerde üretilen mallara ek gümrük tarifeleri uygulamaya koydu. Öte yandan Suudi Arabistan, uluslararası şirketlerini Dubai'den Riyad'a taşınmaya zorladı. Yani savaşın ilk etkisi petrolde Körfezin birlikteliğinin bitişi. BAE'nin ABD-İsrail eksenine tam yerleşmesinin kendi içindeki çatlakları. BAE'nin kendi vatandaşı 1.4 milyon. Yıllık petrol geliri 100 milyar doların üzerinde. Ve trilyon dolarlık Abu Dabi kamu fonları. Ama BAE, trilyon dolarlık servet fonlarına ve dünya altıncısı petrol rezervlerine rağmen likiditesiz kalabiliyor. Swap hattı için ABD'ye başvuruyor. Bunun nedeni, petrol gelirinin dolar cinsinden akması ve Hürmüz kapandığında bu akışın aniden kesilmesi. Tabi BAE'nin gerçek kırılganlığı petrol gelirinin geçici daralması değil, Dubai'nin küresel finans merkezi statüsünün sarsılması. Dubai'deki trilyonlarca dolarlık yabancı mevduat ve yatırım, güvenli liman algısı üzerine kurulu. Buu algı aşındı. Yerine koymak için ilk fırsatta on milyarlarca dolar harcayacakları, ABD medya ve lobi şirketlerine para yağdıracakları kesin. Ama bu arada resim farklılaştırıyor. İran'la zaten artık uzun süre düşmanlık devam edecekken, Suudi Arabistan da siyaseten BAE'ye karşı büyük bir kavgaya girecek. Yıkılan Körfez Birlikteliği, İran savaşının ilk resmi sonucu. Gayri resmi sonucu ise yeni birliktelikleri tetiklemesi. Mısır - Suudi Arabistan - Körfez dengeleri artık klasik zeminde değil. Türkiye - Suriye - Katar ilişkisi. Suudi Arabistan - Pakistan ilişkisi. Türkiye - Pakistan ilişkisi. İran Savaşı'nın sonuçlarından biri de artık bölgede; dışarıdan kimseyi almayan ve görece tehdit algılayan bir "Arap devletleri" ilişkisinin yerine, Türkiye, Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan gibi "Secular shift in the balance of power", Güç dengesinde onlarca yılda gerçekleşen kalıcı kaymanın en azından görüşülüyor olmasıdır. Böyle bir birliktelik tarihsel kırılmadır. Neden? 1) Seküler bir yapıdadır. Yani "Din kardeşliği" temalı, söylem olarak kalan ideolojik birlikten ziyade bölgesel gelişmelerin fiili sonucu ve gereğidir. Analitik bir çıkar ilişkisi temellidir. 2) Olası bir Türkiye - Mısır - Suudi Arabistan - Pakistan birlikteliği sadece bölgesel değil küresel anlamda dengelenmesi zor bir askeri kaldıraçtır. 3) İlk defa Batı kaynaklı olmayan bölgesel bir nükleer güç şemsiyesi söz konusu olacaktır. Savaş sonrasında bütün bölge tarihsel dengeler kuracak. Ancak maalesef bu bölgede olası bir denge kurulmasına karşı büyük bir direnç ve engelleme çabası olacak. Başarılı olma ihtimalleri de yüksek. Çünkü Batı, savaşmanın maliyeti yerine barışın refahını paylaşmayı 2 Dünya Savaşı sonrası ancak anladı. Doğu ise uzun yıllardır yaşadığı, savaş , istikrarsızlık, işgal , soykırım ve facialara rağmen henüz bu bilince ulaşamadı. Umarım ki büyük bir yanılgı içinde olurum ve bu savaş farklı bir zemin açar.
Türkçe
4
12
122
6.3K
Gürkan Burak HEPER retweetledi
İzzet Özgenç
İzzet Özgenç@izzetoezgenc·
Dayanıklı tüketim malı üretimi yapan firmalar, bayilerine malı yüksek fiyattan satmalarına rağmen, bayiler tarafından malın tüketiciye satın alma bedelinden daha düşük bir fiyatla satılmasını sağlamaktadır. Böylece bayi, üretici firmadan örneğin 100 TL’ye satın aldığı malı tüketiciye 80 TL fiyatla satmaktadır. Bu satışa bağlı olarak, üretici firma bayiden kendisine “fiyat farkı” veya “finansman bedeli” gibi değişik adlarla fatura kesmesini sağlamaktadır. Böylece bayi, örneğin 80 TL bedelle tüketiciye sattığı malla ilgili olarak üretici firmaya 25 TL bedelli bir fatura kesmektedir. Üretici firma, bayiden herhangi bir mal veya hizmet satın almadığı halde, bu bedeli bayiye ödemekte ve kendi muhasebe kayıtlarında gider olarak göstermektedir. Bu hileli yöntemin işletilmesiyle, üretici firma, kârını düşük ve hatta “zarar” göstermeyi sağlamaktadır. Yani bayi tarafından üretici firmaya herhangi bir mal veya hizmet satışı yapılmadığı halde, üretici firma, bayiye sattığı her birim malla ilgili olarak bayinin kendisine fatura düzenlemesini sağlayarak, giderini artırmakta ve vergi kaçırmaktadır!
Türkçe
0
58
331
44.1K
Gürkan Burak HEPER
“Modernitenin altyapısı, kaydırma için optimize edilmiş zihinler tarafından işletilemeyecek kadar karmaşık.”
Daniel Foubert 🇵🇱🇫🇷@d_foubert

Our civilization is going to die from an ADHD epidemic. The attention span required to maintain a complex society — to read contracts, to follow arguments, to sit with difficulty, to defer gratification long enough to build anything that lasts — is being systematically destroyed. ADHD as a clinical category is real. But what is happening now exceeds any clinical definition. What is happening is the mass production of attentional incapacity in people who were never neurologically predisposed to it. The smartphone did in fifteen years what lead paint took generations to do — it rewired the cognitive architecture of an entire population. The difference is that lead was an accident. The feed was engineered. Every pull-to-refresh, every notification badge, every autoplay was optimized by teams of engineers using casino psychology to make the interruption irresistible. They succeeded. The product works exactly as intended. The product is you, stripped of the ability to concentrate. The consequences are not abstract. Democracy requires citizens who can read a long argument and evaluate it. Juries require people who can hold complexity in mind across days of testimony. Science requires researchers who can sit alone with a problem for years without external validation. Literature requires readers. Architecture requires clients who can hold a vision across the time it takes to build. All of these institutions were designed for a cognitive profile that is becoming statistically rare. The human attention span did not evolve for depth — but culture trained it there over millennia, through apprenticeship, through scripture, through the novel, through the slow disciplines of craft. That training is being undone in real time. What makes this terminal rather than merely troubling is the feedback loop. A distracted population elects distracted leaders who make policy in the format of a tweet. A distracted workforce produces goods and services of diminishing complexity and ambition. A distracted electorate cannot sustain the long attention required to hold power accountable across the years it takes for consequences to arrive. And a distracted culture cannot produce the art, the philosophy, or the science that would allow it to understand what is happening to itself. The diagnosis requires exactly the cognitive capacity that the disease destroys. Arrighi described capitalism consuming itself through financialization. This is the human correlate: a civilization consuming its own cognitive substrate. The attention economy is not a metaphor. It is an extraction industry. What is being extracted is the capacity for sustained thought, and like any extractive industry it does not stop until the resource is gone. The ore here is THE ABILITY TO BE BORED, to wait, to follow a thread to its end — the unglamorous mental furniture of every functional society that has ever existed. Rome did not fall in a day. But there was a moment when the complexity required to maintain the empire exceeded the institutional capacity to manage it. We are approaching an equivalent threshold — not military, not economic, but cognitive. The infrastructure of modernity is too complex to be operated by minds that have been optimized for the scroll. Nuclear plants, financial systems, legal codes, diplomatic negotiations, climate modeling — none of these run on dopamine hits and six-second videos. And the people being trained right now, on devices handed to them at age three, are the people who will be asked to run them. The epidemic will not be declared. There will be no moment of recognition, no wartime mobilization of attention. There will only be a slow, well-documented, heavily monetized degradation — and a civilization too distracted to read the report.

Türkçe
0
0
1
6
Gürkan Burak HEPER retweetledi
makinacı
makinacı@thebeyazbaret·
Tıraş olurken seyrettim ve fevkalade ufuk açıcı idi. Sizlere de tavsiye ederim. Ben aklımda kaldığı kadarı ile çıkardığım notları buraya ekliyorum; - İlkel insanların sürekli kıtlık ve vahşet içinde yaşadığı fikri yanlıştır. Kalahari avcıları gibi topluluklar günde 2300 kalori alıp 125 çeşit yenilebilir bitkiyi tanıyacak kadar zengin bir diyete sahiptiler. - Tüm hayati ihtiyaçlarını haftada sadece 15 saat yani günde 1-2 saat çalışarak karşılıyor ve kalan vakitlerini dinlenmeye ve eğlenmeye ayırıyorlardı. - Marshall Sahlins'in tabiriyle onlar "orijinal refah toplumu" İdiler. Sınırlı arzuları olan bu insanlar ihtiyaçları karşılandığında üretimi bilinçli olarak durduran "ev tipi üretim tarzı"Nı benimsemiş ve artı ürün üretmeye ihtiyaç duymamışlardır. - Mülkiyet duyguları gelişmemiştir; "talepkar paylaşım" Yoluyla kimsenin gereksiz servet biriktirmemesini ve eşitliği güvence altına almışlardır. Ki videonun bir kısmında bunun ile ilgili antropologlara ait güzel bir anektod da mevcut - Tarım kıtlığa bir çözüm olarak ortaya çıkmamıştır. İnsanlar halihazırda su kenarlarında zengin bir besin bolluğu içinde yaşarken, tarım sadece kadınların öncülük ettiği bir "ek besin deneyi" Veya oyun olarak başlamıştır. - Tarıma geçiş insanlara refah getirmemiştir. Aksine avcı-toplayıcılara kıyasla tarımcılar daha çok hastalanmış, boyları kısalmış ve daha çok çalışmak zorunda kalmışlardır. - Karbonhidrat ağırlıklı tek tip beslenme diş çürüklerine ve anemiye, öğütme işlemi kadınlarda kemik deformasyonlarına yol açmıştır. Çiçek, tüberküloz, kızamık gibi pek çok hastalık evcilleştirilen hayvanlardan geçerek bebek ölümlerini %40'lara çıkarmıştır. - Tarımın tüm olumsuzluklarına rağmen kazanmasının sebebi nüfus artışıdır. Karbonhidrat beslenmesi sayesinde kadınlar daha erken ergenliğe girmiş, bebekler tahıl lapası ile daha kolay beslenmiş ve doğum aralığı kısalmıştır. Kalabalıklaşan tarımcılar, askeri ve demografik güçle avcı-toplayıcıları asimile etmiştir. - Avcı-toplayıcılar hiyerarşiye karşı "tersine hiyerarşi" Uyguluyor, kibre kapılan zorbaları alay ederek, dışlayarak veya infaz ederek dizginliyordu. Fakat tarımla birlikte insanların tahıl depolarına ve toprağa bağımlı hale gelmesi zorbalardan kaçma lükslerini ortadan kaldırmış ve mecburi itaati ve dolayısıyla eşitsizliği ve köleliği doğurmuştur👍
makinacı tweet media
Türkçe
21
171
2.4K
111.2K