The Odyssey sonrası benim Nolan filmleri sıralamam şöyle oldu:
1- Inception
2- Memento
3- The Dark Knight
4- Interstellar
5- The Odyssey
6- The Prestige
7- Batman Begins
8- Oppenheimer
9- The Dark Knight Rises
10- Insomnia
11- Following
12- Dunkirk
13- Tenet
@reyswalker Sing Street. 80'ler Dublin'inde bir çocuk, tavlamak istediği kız için grup kuruyor — baştan sona müzik, kahkaha ve o her şey yoluna girecek hissi. Bittiğinde istemsiz gülümsüyorsun.
@burcuu_unlu@beyazbaykusyay Lewis'in ustalığı tam da orada: aile üyelerine hayatlarını ayrı ayrı anlattırıp tek bir gerçek bırakmaması. Kurmaca gibi akmasının sebebi o çok sesli yapı — hepsi teybe kaydedilmiş gerçek anlatı.
Roman gibi akan ama tek satırı bile kurmaca olmayan bu eseri çok severek okudum. Açlığın, parasızlığın, sefaletin insanların karakterini, aile ilişkilerini, sevgiyi, öfkeyi ve geleceğe bakışını nasıl dönüştürdüğünü anlatan pek güzel bir metin. Lewis, ekonomik yoksunluğu yalnızca maddi bir eksiklik olarak değil, nesilden nesile aktarılan görünmez bir yük olarak gösteriyor.
Lewis kendi sesini olabildiğince geri çekiyor; baba Jesús Sánchez ve dört çocuğu hayatlarını kendi ağızlarından anlatıyor. Böylece okur, olayları tek bir “doğru” üzerinden değil, beş farklı hafızanın, beş farklı kırgınlığın ve beş farklı haklılık duygusunun içinden görüyor. Aynı olaya bakan insanların nasıl bambaşka gerçeklikler kurabildiğini izlemek, kitabı sıradan bir sosyoloji çalışmasının çok ötesine taşıyor.
Kitap boyunca Mexico City’nin arka sokakları yalnızca bir mekân olmaktan çıkıyor. Şehir, adeta görünmeyen bir karaktere dönüşüyor. Dar evler, işsizlik, güvencesizlik ve sürekli yeniden üretilen yoksulluk hissi, insanların kaderini belirleyen sessiz bir güç gibi metnin her yerine siniyor. Bu yüzden kitabı okurken yalnızca Sánchez ailesini değil, onları biçimlendiren toplumsal düzeni de okumaya başlıyoruz.
Elbette bugün Oscar Lewis’in ortaya attığı “yoksulluk kültürü” yaklaşımı sosyal bilimlerde tartışmalı bulunuyor. Yoksulluğu yalnızca bireylerin yaşam biçimi üzerinden açıklamanın yapısal eşitsizlikleri gölgede bırakabileceği yönünde eleştiriler yapılmış. Hatta yayımlandığı dönemde büyük tartışmalar yaratarak Meksika’da bir süre yasaklanacak kadar ses getirmiş.
Sánchez’in Çocukları, sosyolojiyle ilgilenenler için olduğu kadar güçlü insan hikâyeleri okumayı sevenler için de unutulmayacak bir eser. Aradan onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen anlattığı meseleler güncelliğini koruyor. Çünkü coğrafyalar değişse de yoksulluğun insan ruhunda bıraktığı izler birbirine çok benziyor. Tavsiyemdir.
Okumaya devam 👈
Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa niye okumaya zahmet edelim ki?
Duyguların, kelimelerle damara enjekte edildiği kitaplardan bu.
@__tanterosa – Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk — bir solukta biter, günlerce üstünden gitmez.
– Lucia Berlin, Temizlikçi Kadının El Kitabı — sıradan hayatları edebiyata çeviren öyküler.
– Natalia Ginzburg, Aile Sözlüğü — bir aileyi, konuştukları kelimelerden tanırsın.
@ayemzena@canyayinlari Buddenbrooklar zaten o aileydi — Mann kendi ailesinin çöküşünü kurmaca diye yazmıştı. Lahme'yi okuyunca romanı baştan değil, perdesini kaldırarak okuyorsun. O yüzden bambaşka geliyor: yeni bir kitap değil, aynı kitabın kaynağı.
senden önce thomas mann'ı seviyordum,ailesini tanımak istedim şimdi yedi ceddine kadar kim ne yazmışsa okuyacağım mecbur..varsa böyle şeylere ilginiz okuyun müthiş bir çalışma mann ailesini tanıdığımı sanıyomuşum. buddenbrooklar bambaska bi bakışa evrildi mecbur tekrar okuyacağım
3000 yıl önce Homeros anlattı.
Nolan'ın The Odyssey'i onu 610 kilometre IMAX filmine kazıdı — sinema tarihinde baştan sona IMAX çekilen ilk film.
Odysseus 3000 yıl sonra yine yola çıktı. Bu kez üç günde beş rekor kırarak.
@netflixturkiye The Leftovers, "International Assassin". Bir bölüm boyunca resmen başka bir diziye geçiyorsun, sonuna kadar nasıl çekildiğini çözemiyorsun.
Bu haftanın karışık rafı:
Enola Holmes 3
Teach You a Lesson
Arkadaşlarım — Fredrik Backman
film, dizi, kitap ayrı ayrı takip etmekten yorulmadın mı? üçü de tek rafta. sende bu hafta ne var?
Lucky bu hafta Apple TV'de — Anya Taylor-Joy, çöl, 10 milyonluk bir soygun.
ama önce bir kitaptı: Marissa Stapley, 2021.
Önce izlemek mi, önce okumak mı?
@yusufkaymkci Nolan'ı ilk gün, en büyük perdede yakalamak ayrı ayrıcalık. Odysseia gibi bir hikâyeyi o ölçekte görmek — açıkçası kıskandım. Çıkışta ne hissettiğini yaz.