Eowyn

31.3K posts

Eowyn banner
Eowyn

Eowyn

@s_eowyn

Baden-Württemberg, Germany Katılım Ekim 2014
521 Takip Edilen1K Takipçiler
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
@066promise Cihan Alya üstüne gelince ya bir pot kırdı ya da yersiz bir espri yaptı.
Türkçe
1
0
1
76
laurel
laurel@066promise·
@s_eowyn Işte nasıl bir ima oldu onu tam çözemiyorum. Bu tartışmanın konusu ne B. ne de ev. 31 blm. B. dirilmiş Cihan kendini ondan uzak tutmaya çalışıyordu.M. gelişi Cihan üzerinde şok etkisi yarattı. Farkında olmadan tavırlarındaki değişiklik Alya'lı endişelendirmiş olmalı.
Türkçe
1
0
1
86
laurel
laurel@066promise·
Şimdi merak ettiğim şu: Aynı gün… Eğer bu sahne sabahsa aralarındaki her neyse hallediyorlar. Sonrasında hastanede o yüzük sahnesi ve Alya'nın odasındaki konuşma geliyor. Peki ya akşamsa? Gündüz sorun yokken sonra ne oldu? #UzakŞehir #CihAl
laurel@066promise

Işte Alya'nın her zaman içimi acıtan o mimikleri. Titreyerek çenesi, büzülen dudakları, o sesi. Canımı yakıyor... Ah işte öyle bırak deyince olmuyor Alyacığım Ne siz birbirinizi, ne de biz sizi bırakabiliriz. #UzakŞehir #CihAl

Türkçe
2
0
43
4.3K
✨
@H__ayalperest·
Sizi bilmem ama ben çok heyecanlıyım
Eowyn@s_eowyn

Alya o gün, "Ya gelirse?" diye sorduğunda aslında Cihan’dan sadece duygusal bir netlik bekliyordu. Ancak o dönemde hislerini itiraf edemeyen Cihan, Alya’nın ihtiyaç duyduğu o kesin cevabı veremedi. Sadece "Gelmez" diyebildi. Bu, bir tercihten ziyade bir imkansızlığın ifadesiydi. Alya’nın duymak istediği, "Gelse de benim için bir hükmü yok" güvencesiyken, aldığı cevap, "Gelebilse her şey farklı olurdu ama gelemez" alt metnini taşıyordu. Cihan’ın "Evlendi" derken sesinin çatallanması, Alya’nın zihninde bitmemiş bir hikâyenin dışavurumu olarak kodlandı. Alya bu anı, "Hâlâ canı yanıyor, sadece mecburiyetten vazgeçti" şeklinde yorumladı. Meryem evli olduğu için Cihan ondan uzak duruyordu, yani bu bir irade değil, ulaşılamazlıktı. Alya böyle anlamıştı ve bu belirsizlik, onun temel güven duygusunu derinden zedeledi. Alya o gün yıkıldı, canı çok yandı, ama aynı zamanda Cihan’a olan duygularına sessizce ve kalbi kırık bir şekilde teslim oldu. Cihan’ı, rakibinin "idealleştirilmiş hatırasıyla" birlikte kabul etti. Ve aşk itirafını bekledi. Mahkemede yalan söylemediğini, onu deli gibi kıskandığını anlayan Alya bekledi. Ve sonunda o itiraf geldi. Meryem’i hala sevip sevmediğini bir daha sormadı, çünkü alacağı cevaptan korkuyordu. Ancak Cihan her sustuğunda, Alya o sessizliğin içine Meryem’i yerleştirdi. Cihan’ın her dalgınlığını, her içine kapanışını Meryem’e açılan bir kapı sandı. Cihan’ın geçmişteki "Tek aşkım Meryem" itirafı, Alya’nın bugünkü huzuruna o günden zehir akıtmıştı. Bu düğümün çözülmesi için sadece "seni seviyorum" demek yetmez. Alya elbette Cihan’ın onu sevdiğini biliyor ama Cihan’ın Meryem’i sevmediğine henüz ikna olmuş değil. Ve artık Alya’nın korktuğu o ihtimal, "Ya yine de gelirse?" sorusu gerçeğe dönüştü: Meryem geldi. Üstelik Alya bunu, hiç öğrenmemesi gereken sarsıcı bir yolla öğrenecek. "Geçmişte kaldı" denilen Meryem, şimdi Cihan’ın vicdanını tetikleyen, yardıma muhtaç bir gerçeklik olarak tam karşılarında duruyor. Peki Alya, bu kadar kutsallaştırılmış bir geçmişle nasıl baş edebilir? Cevap, efsaneyi insanlaştırmakta saklıdır. Alya’nın derdi Meryem’in kendisiyle değil, onun etrafına örülen o efsanevi anlatı duvarıyla idi. Bir insanla savaşmak mümkündür ancak bir efsaneyle savaşmak, gölgelerle dövüşmeye benzer. Meryem ona toplumun ve anlatıların kutsallaştırdığı bir "dillere destan kavuşulamayan trajik bir aşkın kahramanı" olarak tanıtıldı. Bu masalsı anlatıyla kuşatılan Alya, Cihan onu ne kadar severse sevsin, bu imajın altında ezildi. Kendisini bu çemberin içinde hep bir yabancı, bir "sonradan gelen" gibi hissetti. Doğası gereği masalsı aşklara inanan Alya, Cihan’ın geçmişini de aynı oranda devleştirdi. Herkesin Meryem’i "unutulmaz" ve "erişilmez" olarak tasvir etmesi, Alya’da bilişsel bir çarpıtma yarattı. Kanlı canlı bir rakiple değil, zihninde yarattığı kusursuz bir heykelle yarışmaya zorlandı. Efsanelerin en büyük düşmanı zamandır. Alya’nın zihnindeki Meryem, o eski videolardaki masum gelindir. Oysa hayatın sert çemberinden geçmiş olan Meryem’in geri dönüşü, bu mizanseni yerle bir eder. Karşısındaki kadın artık o nahif gelin değil, yıpranmış, psikolojisi bozulmuş ve hayatın yükü altında kalmış bir enkazdır. Meryem’in bu "insani" hali, Alya için en büyük şifa kaynağı olacak gibi hissetmekteyim. Çünkü hikâyenin asıl efsanevi kahramanı Meryem değil, Alya'dır. Alya, zorluklara rağmen ayakta kalabilmiş, küllerinden doğan bir Anka kuşudur. Saki ve derin Fırat'ına hızlı akan Dicle'dir. Alya, masalsı aşklara olan inancını artık bir hayal üzerinden değil, kendi gerçeği üzerinden yaşamaya başlayacaktır. Meryem’in kusurları ve insani zayıflıkları ortaya çıktıkça, Alya üzerindeki o ağır efsane örtüsünü atıp nihayet nefes alacaktır. Çünkü gerçek bir efsane; hiçbir yere gitmeyip, her fırtınada sevdiği adamın yanında dimdik duran kadının yazdığıdır. #UzakŞehir #CihAl

Türkçe
2
0
19
1.5K
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
Alya o gün, "Ya gelirse?" diye sorduğunda aslında Cihan’dan sadece duygusal bir netlik bekliyordu. Ancak o dönemde hislerini itiraf edemeyen Cihan, Alya’nın ihtiyaç duyduğu o kesin cevabı veremedi. Sadece "Gelmez" diyebildi. Bu, bir tercihten ziyade bir imkansızlığın ifadesiydi. Alya’nın duymak istediği, "Gelse de benim için bir hükmü yok" güvencesiyken, aldığı cevap, "Gelebilse her şey farklı olurdu ama gelemez" alt metnini taşıyordu. Cihan’ın "Evlendi" derken sesinin çatallanması, Alya’nın zihninde bitmemiş bir hikâyenin dışavurumu olarak kodlandı. Alya bu anı, "Hâlâ canı yanıyor, sadece mecburiyetten vazgeçti" şeklinde yorumladı. Meryem evli olduğu için Cihan ondan uzak duruyordu, yani bu bir irade değil, ulaşılamazlıktı. Alya böyle anlamıştı ve bu belirsizlik, onun temel güven duygusunu derinden zedeledi. Alya o gün yıkıldı, canı çok yandı, ama aynı zamanda Cihan’a olan duygularına sessizce ve kalbi kırık bir şekilde teslim oldu. Cihan’ı, rakibinin "idealleştirilmiş hatırasıyla" birlikte kabul etti. Ve aşk itirafını bekledi. Mahkemede yalan söylemediğini, onu deli gibi kıskandığını anlayan Alya bekledi. Ve sonunda o itiraf geldi. Meryem’i hala sevip sevmediğini bir daha sormadı, çünkü alacağı cevaptan korkuyordu. Ancak Cihan her sustuğunda, Alya o sessizliğin içine Meryem’i yerleştirdi. Cihan’ın her dalgınlığını, her içine kapanışını Meryem’e açılan bir kapı sandı. Cihan’ın geçmişteki "Tek aşkım Meryem" itirafı, Alya’nın bugünkü huzuruna o günden zehir akıtmıştı. Bu düğümün çözülmesi için sadece "seni seviyorum" demek yetmez. Alya elbette Cihan’ın onu sevdiğini biliyor ama Cihan’ın Meryem’i sevmediğine henüz ikna olmuş değil. Ve artık Alya’nın korktuğu o ihtimal, "Ya yine de gelirse?" sorusu gerçeğe dönüştü: Meryem geldi. Üstelik Alya bunu, hiç öğrenmemesi gereken sarsıcı bir yolla öğrenecek. "Geçmişte kaldı" denilen Meryem, şimdi Cihan’ın vicdanını tetikleyen, yardıma muhtaç bir gerçeklik olarak tam karşılarında duruyor. Peki Alya, bu kadar kutsallaştırılmış bir geçmişle nasıl baş edebilir? Cevap, efsaneyi insanlaştırmakta saklıdır. Alya’nın derdi Meryem’in kendisiyle değil, onun etrafına örülen o efsanevi anlatı duvarıyla idi. Bir insanla savaşmak mümkündür ancak bir efsaneyle savaşmak, gölgelerle dövüşmeye benzer. Meryem ona toplumun ve anlatıların kutsallaştırdığı bir "dillere destan kavuşulamayan trajik bir aşkın kahramanı" olarak tanıtıldı. Bu masalsı anlatıyla kuşatılan Alya, Cihan onu ne kadar severse sevsin, bu imajın altında ezildi. Kendisini bu çemberin içinde hep bir yabancı, bir "sonradan gelen" gibi hissetti. Doğası gereği masalsı aşklara inanan Alya, Cihan’ın geçmişini de aynı oranda devleştirdi. Herkesin Meryem’i "unutulmaz" ve "erişilmez" olarak tasvir etmesi, Alya’da bilişsel bir çarpıtma yarattı. Kanlı canlı bir rakiple değil, zihninde yarattığı kusursuz bir heykelle yarışmaya zorlandı. Efsanelerin en büyük düşmanı zamandır. Alya’nın zihnindeki Meryem, o eski videolardaki masum gelindir. Oysa hayatın sert çemberinden geçmiş olan Meryem’in geri dönüşü, bu mizanseni yerle bir eder. Karşısındaki kadın artık o nahif gelin değil, yıpranmış, psikolojisi bozulmuş ve hayatın yükü altında kalmış bir enkazdır. Meryem’in bu "insani" hali, Alya için en büyük şifa kaynağı olacak gibi hissetmekteyim. Çünkü hikâyenin asıl efsanevi kahramanı Meryem değil, Alya'dır. Alya, zorluklara rağmen ayakta kalabilmiş, küllerinden doğan bir Anka kuşudur. Sakin ve derin Fırat'ına hızlı akan Dicle'dir. Alya, masalsı aşklara olan inancını artık bir hayal üzerinden değil, kendi gerçeği üzerinden yaşamaya başlayacaktır. Meryem’in kusurları ve insani zayıflıkları ortaya çıktıkça, Alya üzerindeki o ağır efsane örtüsünü atıp nihayet nefes alacaktır. Çünkü gerçek bir efsane; hiçbir yere gitmeyip, her fırtınada sevdiği adamın yanında dimdik duran kadının yazdığıdır. #UzakŞehir #CihAl
Eowyn tweet media
Türkçe
29
32
260
22.5K
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
@pellayy Evet, ve Alya bunu öğrenmek zorunda.
Türkçe
0
0
0
187
pelllay
pelllay@pellayy·
@s_eowyn hep alyanın bi zamanlar boranı çok sevdiğini ondan çocuğu olduğunu bilerek sevdi onu. Hangimizi çok sevdi diye düşünmedi. Boran uyanınca alyayı kaybetmekten korktu onu inceledi ama hep emindi kendi sevgisinden ve ondan. Geçmişte sevebiliriz birini diğeriyle yaşadığımız bambaşka
Türkçe
1
0
3
234
CocoLoco
CocoLoco@DreamsInFrames·
I get the feeling that Cihan might have found out the truth about Boran (some of his history with the Bulgarians maybe) and he's upset how much Sadakat was trying to protect a low life like Boran. As for Cihan's comment about the ground being snatched from under his feet, he's likely upset he doesnt have anything solid yet to help Sadakat or Alya.
English
2
0
31
1.8K
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
Alya, Boran’dan Meryem’i öğrenip Cihan’ın peşinden hapishaneye gidiyor. Dananın kuyruğu asıl orada kopuyor; çünkü her şeyi kendi gözleriyle görüyor. Akşam yatakta o meşhur konuşma geçiyor..."Ben ayaklarımı her zaman sağlam basmaya çalıştım toprağa. Ama bu sefer toprak ayaklarımın altından çekildi." Neden bunu söylüyor? Ne öğrenmiş olabilir? Sonrasında ise yatakta uyuyormuş numarası yapan bir Alya ve üzerinde vicdan azabıyla dolu bir Cihan. Bu sahne bana aşırı derecede Mine vibe'ı verdi. Sevmedim. #UzakŞehir #CihAl
Uzak Şehir Dizi@Uzaksehirdizi

#UzakŞehir I 55. Bölüm 2. Tanıtım “Beni bir tek senin gidişin yıkar…” Yeni bölüm pazartesi 20.00’de #KanalD’de! @ayna_yapim @ayyapim @KanalD

Türkçe
10
3
108
13.6K
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
@DreamsInFrames This fragman gave me Mine pregnancy vibes. I hope I'm wrong.
English
1
0
1
257
CocoLoco
CocoLoco@DreamsInFrames·
@s_eowyn No clue or maybe something to do with Sadakat 🤷‍♀️
English
1
0
1
413
CocoLoco
CocoLoco@DreamsInFrames·
I wanted Cihan to be the one to tell Alya, but, angst, misunderstandings, etc are obviously coming next. But this time, I believe Sadakat will help Alya because she's already taking Meryem to task 😂 Bring. It. On. #CihAl #UzakŞehir
Uzak Şehir Dizi@Uzaksehirdizi

#UzakŞehir I 55. Bölüm 2. Tanıtım “Beni bir tek senin gidişin yıkar…” Yeni bölüm pazartesi 20.00’de #KanalD’de! @ayna_yapim @ayyapim @KanalD

English
18
5
94
6.3K
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
@alyosada ister profesör olsun, ister ordinaryus olsun
Türkçe
0
0
1
141
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
@BBurcuhan5 Bu da doğru. "Anne" sadece Alya diyebilmeli çünkü. Ayrıca bunca yıldan sonra anne diye hitap etmesi de yersiz olurdu. Belki Cihan evliydi? Yine de o günkü refleks fazlaydı bana göre. Bekleyip, görelim.
Türkçe
2
0
8
2.4K
yorumculuk
yorumculuk@BBurcuhan5·
@s_eowyn Muhtemelen Meryem'in Sadakatla, Alya'nın kurduğunun ötesinde bir bağı olsaydı seyirci tepki gösterecekti.Meryem-Sadakat bağını, Alya-Sadakat bağı gibi görmek istemez seyirci.Bu yüzden de Hanım dedirttiler.Videoda Sadakat olsaydı adım gibi eminim ki anne derdi orada.
Türkçe
1
0
5
2.6K
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
Meryem’in videodaki bu refleksi, bana sadece bir gelin-kayınbaba ilişkisiyle açıklanamayacak kadar içgüdüsel ve derin gelmişti. Gelinliğiyle, vurulan Azem’e doğru 'Baba!' diye haykırarak hesapsızca koşması gerçekten çarpıcıydı.  Elbette böyle dehşet dolu anlarda tepkisiz kalmak imkansızdır; ancak Meryem’in bu çıkışı, sıradan bir gelin-kayınbaba bağının çok ötesinde bir refleks gibiydi. Normal şartlarda bir gelin, silahlar patladığında doğal bir korunma içgüdüsüyle saklanmaya veya yere kapanmaya çalışır, oysa Meryem, doğrudan ateşin ortasına, Azem’e doğru atıldı. Üstelik yüzünde duvak varken etrafını net görmesi bu kadar zorken, hedefe kilitlenmişçesine Azem’e yönelmesi; olan biteni o an görerek değil, sanki zaten bilerek tepki verdiği izlenimini uyandırıyor. Duvaktan dolayı yüz ifadesini de çözemiyoruz. Ağlıyor mu, birine mi bakıyor, yoksa birinden mi korkuyor? Bir başka dikkat çekici detay ise Meryem’in kullandığı hitap şekilleriydi. Azem’e tereddüt etmeden "Baba!" diye haykırırken, Sadakat’e karşı mesafesini koruyarak "Anne" yerine "Sadakat Hanım" demeyi tercih etti. Tıpkı Alya gibi mesafeli ve resmi kalan bu hitap ilginç geldi nedense. Bu seçici yakınlık kafaları karıştırıyor. #UzakŞehir #CihAl
Eowyn tweet media
Türkçe
9
4
165
27.1K
Fadime
Fadime@AlabacakFadime·
@s_eowyn Meryem azemin öldürülecegini biliyormuydu sizce
Türkçe
1
0
1
166
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
@i_malbora O kadar yükseldi ki, akşam hiçbir şeyden habersiz film izleyen kocasını alıcı gözüyle süzmeye başladı. 😂
Türkçe
1
0
16
997
irem malbora 🪁
irem malbora 🪁@i_malbora·
sen gizlemeye çalışırsın ama özellikle cihanın bakmadığı zamanlarda nasıl hoşuna gittiğini nasıl içinin aktığını görebiliyoruz cnm maske taksan da sıfatın belli oluyor ksjshsj içindeki aşık kadını baskılasa da tamamen engelleyemiyor çıkmak için doğru zamanı kolluyor👌
irem malbora 🪁 tweet mediairem malbora 🪁 tweet mediairem malbora 🪁 tweet mediairem malbora 🪁 tweet media
Türkçe
3
18
277
17K
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
Boran’ın vasiyeti, ilk bakışta ailesini korumaya çalışan bir adamın son arzusu gibi görünse de, özünde haset ve kontrol hırsıyla tasarlanmış sinsi bir intikam planıdır. Sadakat sadece Boran’ın Cihan’a olan kininden bahsetse de, Boran aslında bu vasiyetle sadece Cihan’ı değil, Alya’yı da bilinçli bir cezalandırma sürecine dahil etmiştir. Bu düzen, Cihan’ın erkekliğini vicdan, Alya’nın kadınlığını ise onur üzerinden hedef alan sinsi bir psikolojik savaştır. Boran, Alya ve Cihan’ın birbirine çekileceğini öngöremediği için değil, tam aksine, bu çekimin kaçınılmaz olduğunu bildiği için bu vasiyeti tasarladı. Cihan’ın korumacı mertliğini ve Alya’nın duygusal yalnızlığını sezmiş, bu birliktelikten doğacak aşkı peşinen bir suç haline getirmiştir. Onları aynı çatı altında tutup aralarına duvarlar örerek, yaşanacak her yakınlaşma isteğini Cihan için bir vicdan azabına, Alya içinse bir istenmeme hissine dönüştürmeyi amaçlamıştır. Boran’ın Alya’ya olan öfkesi, aslında Alya’nın ona karşı ördüğü o aşılmaz mesafeden besleniyordu. Alya’nın geçmişindeki taciz travması nedeniyle sergilediği muhtemel cinsel soğukluk, narsist bir adam için kabul edilemez bir erkeklik yenilgisiydi belki de. Boran, Alya’nın bu dokunulmazlığını ona karşı bir silaha dönüştürdü. Kendi dokunamadığı, ruhuna sızamadığı kadına, Cihan’ın da sadece uzaktan bakıp acı çekmesini istedi. Bu aynı zamanda Alya’nın cezası olacaktı, çünkü sevdiği adamın vicdanı, kavuşmalarına en büyük engel olacaktı. Boran, kardeşinin dürüstlüğüne o kadar güvendi ki, Cihan'ı Alya'nın başına istemsiz bir gardiyan olarak dikti. Cihan’ın Alya’yı arzulayacağını ama "abimin emaneti" diyerek geri duracağını hesapladı. Böylece Alya, her gün Cihan’ın gözlerinde o arzuyu görecek ama vasiyetin ağırlığı nedeniyle hiçbir zaman karşılık bulamayacaktı. Boran, Alya’nın kadınlık gururunun bu sessiz reddedişle her gün incinmesini hedefledi. Boran’ın asıl yarası, annesinin Cihan’ı kendisinden daha çok sevmesidir. Bu takıntı öyle bir boyuttadır ki, Alya’nın kendisine olan mesafesini bile henüz tanışmadıkları halde doğrudan Cihan’ın üstünlüğüne yormuş olabilir: Alya'nın da kesin onu tercih edebileceğini düşünmüş olabilir. Boran aslında Alya’yı şuna mahkûm etmiş: "Bana ait olmadın, şimdi o istediğin adam da benden dolayı senden uzak duracak." Böylece Alya, sevdiği adamın yanı başında ama ona hep mesafeli kalmaya zorlanmış. Sonuç olarak Boran, Alya’yı Cihan’ın vicdanına mühürleyerek ona hayatı boyunca sürecek bir duygusal yalnızlık ve görünmezlik cezası kesmiştir. Vasiyeti Deniz’in doğduğu gün hazırlayarak Alya’yı sadece "Deniz'in annesi" kimliğine hapsetmiş ve onu Cihan’ın zihninde dokunulması yasak bir kutsal haline getirmiştir. Kendi mahrum kaldığı mutluluğu, onları birbirine bu kadar yakın ama bir o kadar yasak kılarak mezarından sabote etmeyi hedeflemiştir. #UzakŞehir #CihAl
Eowyn@s_eowyn

Boran Cihan'ın Alyaya aşık olma ihtimalini düşünmeseydi, vasiyet videosunu Meryem ile koşullandırarak tasarlar mıydı? Alya bir erkeğin etkilenmeyeceği kadın değil. Boran Cihan'ın kalbine güvenmiyordu ama vasiyetin gerektirdiği beklentilere uyacağını biliyordu. #UzakŞehir #CihAl

Türkçe
7
13
131
12.5K
Eowyn
Eowyn@s_eowyn·
I used to think just like you. But Sadakat’s description of Boran’s perfidious plan yesterday gave me a different perspective. Someone capable of punishing his own brother so cruelly is just as likely to do the same to Alya. I’ve long suspected that their marriage lacked any sexual intimacy. I’m not sure why - whether Boran had his own issues or simply lacked interest. But one thing I do know: for a woman like Alya, burdened by childhood trauma, physical intimacy isn't something she can just 'endure.' She has no desire to be with an insensitive, narcissistic blockhead like Boran. I suspect their activities were kept to an absolute minimum. When Alya arrived in Mardin, she was incredibly tense and starved for affection. In fact, she is a very introverted and conservative woman, normally very closed off toward men. It was actually Cihan who managed to unlock her sexuality and bring it to the surface. I think that’s a perspective that mustn't be ignored, it’s something that really deserves some thought. #UzakŞehir
English
3
0
18
736
CocoLoco
CocoLoco@DreamsInFrames·
I love this interpretation. But couldn't it also be that a selfish man like Boran wanted to keep Alya locked in a loveless marriage, frozen in time, safe from the attentions of others, waiting for him - just the way he left her. Boran, to me, gives off the vibes of thinking of Alya as some sort of trophy. And more credence is given to this outlook by the fact that she's the kind of woman he knew Cihan would fall in love with. So, I imagine, him snagging Alya while she was vulnerable was like a salve to his wounded ego. Sort of like thinking I married the kind of woman Cihan would go crazy for, but she would never be his. Which is why he's so incensed, I think, that Alya not only falls in love with Cihan, but loves him more than anything or anyone else. Boran witnesses both occasions where Alya gives up herself and Deniz's location to be with or save Cihan. His calculations about Cihan staying away from Alya, and Alya remaining the woman he left behind were both wrong. And that's why, he can't see anything else, not even taking over leadership, before these two being together. #CihAl #UzakŞehir
English
1
2
42
1.4K