Sarper Arazlı
26.2K posts

Sarper Arazlı
@sarazli
Rektör, Boğaziçi Üniversitesi

"BİRA İÇEN ERKEK SEVİŞEMEZ!" Doktor Ebru Ünal: “Ben bira içen bir erkekle evlenmem. Çünkü sevişemez, mümkün değil. İçinde bir sürü mantar var, mantarın oluşturduğu östrojen de çok yoğundur içinde. Yani östrojen de içiyor adam. O yüzden de bira göbeği, bira memesi oluşuyor.”




Evcil hayvan sahibi olmak beyin yaşınızı 15 yıla kadar gençleştirebiliyor! 🧠✨ Özellikle köpek sahiplerinde bilişsel fonksiyonlar belirgin şekilde iyileşiyor: işlem hızı, dikkat yönelimi ve hikâye hafızası (episodik bellek) daha güçlü. Beyin yapıları daha büyük, dikkat ağı, limbik sistem ve varsayılan mod ağı gibi kritik bölgeler daha sağlıklı çalışıyor. Alabama Beyin Çalışması’ndan çıkan çarpıcı sonuçta ise; Evcil hayvan sahibi olmak, sosyal-duygusal-fiziksel sağlık gibi dolaylı etkenlerden bağımsız olarak doğrudan beyin sağlığını destekliyor. Yaş ilerledikçe birden fazla evcil hayvan sahibi olmak ekstra fayda sağlıyor!




Dürüst olayım, bu kitabı okurken birkaç kez Rousseau’ya dönüp “İyi misin gerçekten?” diye sormak istedim. :) Çünkü burada karşımızda yalnızca bir filozof yok; kendi hakkında açılmış görünmez bir mahkemede hem sanık, hem tanık, hem savcı, hem de avukat olan bir adam var. Ve bütün bunları büyük bir kırgınlık, paranoya ve haklılık hissi arasında gidip gelerek anlatıyor. Rousseau’yu çoğu kişi “Toplum Sözleşmesi” ya da “İtiraflar” ile bilir. Fakat Jean-Jacques’in Yargıcı Rousseau, onun zihinsel ve duygusal anlamda belki de en kırılgan, en savunmasız döneminin ürünü. Kitap, adından da anlaşılacağı gibi bir “yargılama” metni. Ama burada ilginç olan şu: Rousseau kendisini doğrudan anlatmıyor. Bunun yerine kurduğu diyaloglarda “Rousseau”yu üçüncü bir kişi gibi masaya yatırıyor. Bir anlamda kendi kendisini dışarıdan incelemeye çalışıyor. İnsan kendi hakkında dedikoduyu kendisi yapar mı? Rousseau yapıyor. 😂 Kitabın merkezinde “iftira” var. Daha doğrusu Rousseau’nun, çevresi tarafından sistemli biçimde karalandığına, yanlış anlaşıldığına ve toplum dışına itildiğine dair güçlü inancı. Onun gözünde insanlar yalnızca onu eleştirmiyor; bilinçli biçimde karakterini bozuyor, onu “canavarlaştırıyor.” Bu yüzden kitap, bir savunma metni gibi ilerliyor. Ama klasik anlamda bir savunma değil bu. Daha çok, kırılmış bir insanın dünyaya dönüp “Ben gerçekten anlatıldığı kişi miyim?” diye sorması gibi. Rousseau bazen çok haklı geliyor, bazen de korkutucu derecede takıntılı. Kitabı okurken sürekli ikilemde kalıyorsunuz. Bu adam gerçekten büyük bir iftira kampanyasının mağduru muydu, yoksa yalnızlığın ve güvensizliğin içinde herkesi düşman görmeye mi başlamıştı? Bir yandan da çok tuhaf biçimde bugüne ait bir metin bu. Çünkü sosyal medyada linç edilen, yanlış anlaşıldığını düşünen, bir cümlesi üzerinden karakteri yeniden yazılan insanları düşününce Rousseau’nun öfkesi bir anda çok tanıdık geliyor. Sanki iki yüz elli yıl öncesinden “Hakkımda konuşuyorlar ama beni dinlemiyorlar” diye bağırıyor. Bu açıdan kitap, yalnızca bir filozofun kişisel hesaplaşması değil; toplumun insanı nasıl kurban seçtiğine dair de oldukça sert bir metin. Kitabın en etkileyici taraflarından biri, dürüstlük kavramını ele alış biçimiydi. Rousseau kendisini savunurken aslında sürekli “Bir insan hakkında anlatılan şey mi gerçektir, yoksa insanın kendi vicdanında bildiği şey mi?” sorusunu soruyordu sanki. Çok zor bir soru bu. Çünkü hepimiz bir noktada başkalarının bizi gördüğü kişiyle, kendimizi bildiğimiz kişi arasında sıkışmıyor muyuz? Benim için bu kitap, Rousseau’nun filozof kimliğinden çok insan tarafını açtı. Kibirli, kırgın, hassas, zaman zaman yorucu ama bir o kadar da savunmasız bir adam gördüm. Büyük fikirlerin arkasındaki yalnız insanı. Herkese önerir miyim? Açıkçası hayır. Ama Rousseau’nun zihnine biraz daha yaklaşmak, bir insanın kendisini dünyaya karşı nasıl savunduğunu görmek istiyorsanız; bu kitap epey sarsıcı bir deneyim olabilir. Özellikle de yanlış anlaşılmanın ne kadar ağır bir şey olduğunu hayatınızda bir kez bile yaşamışsanız.





Bir satın alım yapacağız. Alım yaptığımız şirkete aylık yaklaşık 400.000 TL ödeme çıkacak. Karşı şirkette muhattap olduğum çalışanlarıda bu rakamları biliyor bu arada. Şirketin satış departmanından aradılar, Bugün veya yarın toplantı yapabilir miyiz?” dediler. Ben de dedim ki bu hafta programım çok yoğun arkadaşlar bugün veya yarın saat 5 gibi görüşebiliriz onun dışında saat geçte olsa uyum sağlarım dedim. Telefondaki şirketin satış sorumlusu bana ne dedi biliyor musunuz? 😄 “Biz maalesef Enver bey saat 5’e kadar çalışıyoruz.” Bende size kolay gelsin o zaman dedim.. Ah abi ah…


















