semrin şahin

3K posts

semrin şahin

semrin şahin

@semrince

Yazar / Author / Pen Turkey

Katılım Kasım 2010
2.8K Takip Edilen1.8K Takipçiler
semrin şahin retweetledi
Cumhuriyet
Cumhuriyet@cumhuriyetgzt1·
Haluk Levent'ten 'veda' mektubu! Akın Gürlek'e seslendi: 'Size adliyedeki savcıların, hakimlerin, avukatların taktığı bir isim var...' cumhuriyet.com.tr/siyaset/haluk-…
Türkçe
11
23
179
132.8K
semrin şahin retweetledi
Semih Gümüş
Semih Gümüş@Notosoloji·
Uzun oldu, sabırla okuyanlara şimdiden müteşekkirim. *** Aklıselim diye bir söz var, değil mi, bilinir. Ayırt etme yetisini, sağduyuyu anlatır, ben biraz daha yukarıya çıkararak, soyutlama yapabilme yetisi diyorum ona. Bu olmadan aklıselim olunmaz. TİP Genel Başkanı Erkan Baş, oldukça önemli sözler edip yorumlar yaptığı (bütünü bu gözle okunursa yararlı olur) malum söyleşinin bir cümlesinde, “anadili Kürtçe olan bir adayı desteklemeyebileceklerini” söyledi. Bu cümleyi, öncesinden ve sonrasından ayırarak alırsanız, olumlu karşılamanız olanaksız. (Benim bu cümlemi de bir kez daha okumanızı isteyebilir miyim.) Birkaç gündür, Erkan Baş’ın bu sözü, asıl olarak sosyal medya denen ve kolayca cehenneme dönüşebilen platformda, politik Kürt gençlerinin ve DEM Parti çevresinden siyaset insanlarının sayısız hakaretine uğradı. Asıl hedef de Türkiye İşçi Partisi oldu. Bu bahaneyle (bu sözcüğü düşünerek seçtim) TİP, seçimlerden HDP-DEM Parti ile ittifakına, solculuğuna sosyalistliğine varıncaya dek, –ayrıntılarından somut olarak söz etmeye gerek yok– adeta büyük bir hırsla ve kabul edelim ki düşmanca (bu sözcüğü de düşünerek seçiyorum) bir saldırıya uğratılıyor. Bunu yapanların duygusu kendi kendine öyle kışkırtılıyor ki, adeta yok edilmek isteniyor TİP. Burada durup bir soluk alalım. Öfkesini düpedüz kusanlar arasında tanıdığım DEM Parti milletvekili de var, yalnızca birkaç kişi ve onlar hakkında benim de düşüncelerim var – adlarına gerek yok. Adlarını hiç bilmediğim, –son elli beş yılını tepeden tırnağa politik bir insan olarak yaşadığım için mutlaka tanımam gerekirken– hiç tanımadığım birkaç DEM Parti milletvekili de var. Tanımadıklarımın kullandığı, burada anmayacağım sözcükler daha fena. Onları bugüne dek hiç görmemişsem bu ölçüsüz saldırganlıklarını olağan karşılıyorum. Aradan çıkan kimileri de var, vaktiyle TİP’ten ayrılmış olanlar, kendi varlık nedenini anlatabilmek için KSH’ye bağlıymış gibi görünen gazeteciler, Ufuk Uras, Mehmet Metiner, Barış Yarkadaş gibi meczuplar… Durup onlara ayıracak vaktimiz yok. Buraya kadar gördüklerimle tartışmak elbette olanaksız. Ben tartışmam. Gelgelelim bir de KSH’nin parçası olarak HDP ve DEM Parti içinde üst düzeyde yönetici olan ve benim başından beri saygı duyduğum, değer verdiğim kişiler de var. Meral Danış Beştaş gibi. O konuştu. Belki bu düzeyde saydığım başkaları da vardır, görmedim. Peki onlar, koskoca bir halk hareketini bin türlü sorunun içinden çıkaracak deneyime ve basirete sahipken –ki öyledirler– Erkan Baş’ın o sözünün gerçek ve tam anlamını süzememiş olabilirler mi? Benim o çok değer verdiğim DEM Parti yöneticisi, hem de karşısındaki –belli ki muzırlık yapmaya çalışan– gazeteciye, “Dünden beri çok tepki geliyor bize” derken niçin o tepkileri süzmüyor? “Bizim bir de ittifak partimiz” derken o “bir de” vurgusunu ben anlıyorum ama kendisi niçin yaptığının bilincinde miydi ve böylece Erkan Baş ile TİP’i öfkeli tabanının önüne mi atmak istemiştir? “Bu kabul edilemez” derken Erkan Baş, “Kürt bir adayı ret ediyoruz” mu dedi, ayrımcılık mı yaptı, “kabul edilemeyen” nedir? “Bu ayrımcılığın, ötekileştirmenin, Kürtleri tanımamanın, tarih boyunca gelen politikaların aslında bir devamı" sözleri düşünmeksizin edilmiş olmalı. Yani Erkan Baş’ın ve TİP’in “ayrımcı” olduğunu, “Kürtleri ötekileştirdiğini”, “Kürtleri tanımadığını”, “tarih boyunca Kürtlere karşı izlenen politikaları” izlediği mi söylenmiş oluyor? Bunları ciddi olarak soruyorum. Peki ayırt etme, çözümleme yetisi, sağduyu, soyutlama yapabilme yetisi nerede kaldı? Bunlar olmadan aklıselim olunabilir mi? Ben Türkiye İşçi Partiliyim, sanırım bilinir, dahası bu Parti’nin geçmiş yıllarına uzanırsak, elli iki yıldır Türkiye İşçi Partiliyim. Bunu şu iki şey için söylüyorum. İlki, varsa yanlışımız, geçmişteki o yarım yüzyılın biriktirdiği akılla, asla yok demem. İkincisi, şimdiki sorunla ilgili olarak, daha hiç kimse bir şey yazmadan, Erkan Baş’ın söyleşisini hemen başından sonuna okuduğumda, o cümlenin üstünde bir an durdum ama sonradan yaptığı ek açıklama olmadan da, o sözün, “yalnızca DEM Parti aday gösterdiği için o adayı koşulsuz ve düşünmeksizin kabul edemeyeceğimiz, çünkü bağımsız bir kimliği olan bir sosyalist parti olarak TİP’in, öyle bir politik durum olabilir ki kendine güvenle bir aday bile çıkarabileceği ya da gelecek o duruma göre bir aday seçimi yapabileceği” anlamını taşıdığını ben anlıyordum. Kabul ediyorum, ben Partili olduğum için, Genel Başkan Erkan Baş’ı tanıdığım için bunu hemen böyle anlıyorum. Ama bir başkası benim gibi anlamayabilirdi, elbette. Onun için de Erkan Baş aynı mecraya bir ek açıklama yaptı, yanlış anlaşılabileceği için ne demek istediğini belirtti. Tamamdı, tamam olması gerekirdi. Olmadı. Çünkü yukarıda anlattığım düşünme biçimi, tavır, dostluğu kolay harcayıp hasımlığı daha da kolay seçen davranış kültürünün sol, demokrat, devrimci dünyamıza egemen oluşu yüzünden. Yani şimdi aklıselim sahibi Kürt demokratları, solcuları, devrimcileri Erkan Baş’ı milliyetçi, Kürt halkını umursamaz, barış ve demokratik toplum projesini görmez, Kürtçeyi Kürt halkının anadili olarak tanımaz… –uzatmak istemiyorum, anlaşılıyor– birisi olarak mı görüyor… Biz sokağa, işçi sınıfının direnişlerine, yoksul halkın yaşadıklarına değil de sosyal medyaya bakarak mı politika yapıp önümüze bakacağız. Yok öyle. Bu ülkede sosyalistler, tarihleri boyunca bir milim bile sapmadan Kürt halkının ve Kürt Siyasal Hareketinin dostu olmuştur. Bu ülkenin sosyalistleri enternasyonalisttir. Onların iradeleri 12 Mart’la, 12 Eylül’le sınanmıştır ve o sınavlardan yüzleri ak ve dipdiri çıkmışlardır, ölümlerle ve her türlü devlet şiddetiyle, ezalarla ve cefalarla karşılaşmışlardır. Bu ülkenin yüz akıdır sosyalistler. Bu ülkede onlarsız bir hayat olmaz. Bu ceberrutun da ceberrutu devlete karşı yenilgilerin içinden her zaman ayağa kalkarak çıkmışlardır. Bunları tek bir kişi bile yadsıyamaz. Türkiye İşçi Partisi de geçmişinden gelen kültürü, sosyalizm anlayışı, mücadele biçimleriyle halkın sınıf partisi olmak için mücadele etmektedir ve Türkiye sosyalist hareketinin onurlu ve vazgeçilmez bir parçasıdır ve neyle karşılaşırsa karşılaşsın, nelerle karşılaşabileceğini de bilerek, her zaman önüne bakarak, hiç vazgeçmeden, arkasına dönmeden, hiç bıkmadan yolunda yürümeye devam ediyor. Bunu bilenler biliyor. Şimdi eskilerde kalan o sözle, yolumuz dikenli, sarp ve uzun. Bunu da biz iyi biliyoruz.
Türkçe
20
30
163
15K
semrin şahin retweetledi
Semih Gümüş
Semih Gümüş@Notosoloji·
Küçücük bir yayınevimiz var. İşimiz edebiyat ve düşünce kitapları ve dergisi yayımlamak. Her yıl devlete ödediğimiz verginin 10'da biri kadar para kasamızda kalmıyor. Yayınevimizde tek kuruş birikemiyor. Efendiler kalkmış, yabancı büyük sermayeye paranı getir 20 yıl vergi yok diyorlar. Rezillik. Kültür sanat alanında faaliyet gösteren bütün şirketlerin, yayınevlerinin, tiyatroların, sinemacıların, müzisyenlerin ve bunlar gibi sanat kurumlarının vergi oranı yüzde 5'e kadar düşürülmeli. Kültür sanattan daha çok vergi mi alırmış. Bunu yıllardır söylüyorum, içerde de kulak asan, bunun mücadelesini veren yok.
Türkçe
11
150
693
54.5K
semrin şahin retweetledi
Semih Gümüş
Semih Gümüş@Notosoloji·
"Medya niçin popüler kültürü destekler de nitelikli olanı yok sayar? Bir nedeni mass-media oluşuysa öbür nedeni kendisinin de bir iktidar oluşu ve siyasal iktidarın bazen yanında, bazen seçeneği olarak kazandığı gücün temelini oluşturmaktır. Dolayısıyla medya, kitle kültürünü gözeten tutumuyla kapsayıcı görünürken iktidar anlayışıyla ve yol açtığı toplumsal kültürün otoriter kimlikleri güçlendirmesi nedeniyle safkan antidemokratiktir."
Afiş Dergi@afisdergi

Semih Gümüş: Popüler Kültür, Ortalama Değerler, Huzur Arayışı "Bir toplumda her şey birbirine eşitlenince, karşı çıkan olmaz. Farklı olanı, dik duranı da kaybedersin. Radikal bir tutuculuk bu." afisdergi.org/populer-kultur…

Türkçe
0
6
28
2.3K
semrin şahin retweetledi
Semih Gümüş
Semih Gümüş@Notosoloji·
16. Türkân Saylan Sanat Ödülü, savaşın insan ruhu ve belleği üstündeki izlerini anlattığı öykü kitabı Korkunun Kıyılarında nedeniyle Buket Arbatlı'ya verildi. Buket Arbatlı iyi yazar, bu ödül de tam yerini bulmuş. @buketarbatli
Türkçe
1
6
33
2.1K
semrin şahin retweetledi
Ihtesham Ali
Ihtesham Ali@ihteshamali·
A Norwegian neuroscientist spent 20 years proving that the act of writing by hand changes the human brain in ways typing physically cannot, and almost nobody outside her field has read the paper. Her name is Audrey van der Meer. She runs a brain research lab in Trondheim, and the paper that closed the argument was published in 2024 in a journal called Frontiers in Psychology. The finding is brutal enough that it should have changed every classroom on Earth. The experiment was simple. She recruited 36 university students and put each one in a cap with 256 sensors pressed against their scalp to record brain activity. Words flashed on a screen one at a time. Sometimes the students wrote the word by hand on a touchscreen using a digital pen, and sometimes they typed the same word on a keyboard. Every neural response was recorded for the full five seconds the word stayed on screen. Then her team looked at the part of the data most researchers had ignored for years, which is how different parts of the brain were communicating with each other during the task. When the students wrote by hand, the brain lit up everywhere at once. The regions responsible for memory, sensory integration, and the encoding of new information were all firing together in a coordinated pattern that spread across the entire cortex. The whole network was awake and connected. When the same students typed the same word, that pattern collapsed almost completely. Most of the brain went quiet, and the connections between regions that had been alive seconds earlier were nowhere to be found on the EEG. Same word, same brain, same person, and two completely different neurological events. The reason turned out to be something nobody had really paid attention to before her work. Writing by hand is not one motion but a sequence of thousands of tiny micro-movements coordinated with your eyes in real time, where each letter is a different shape that requires the brain to solve a slightly different spatial problem. Your fingers, wrist, vision, and the parts of your brain that track position in space are all working together to produce one letter, then the next, then the next. Typing throws all of that away. Every key on a keyboard requires the exact same finger motion regardless of which letter you are pressing, which means the brain has almost nothing to integrate and almost no problem to solve. Van der Meer said it plainly in her interviews. Pressing the same key with the same finger over and over does not stimulate the brain in any meaningful way, and she pointed out something that should scare every parent who handed their kid an iPad. Children who learn to read and write on tablets often cannot tell letters like b and d apart, because they have never physically felt with their bodies what it takes to actually produce those letters on a page. A decade before her, two researchers at Princeton ran the same fight using a completely different method and ended up at the same answer. Pam Mueller and Daniel Oppenheimer tested 327 students across three experiments, where half took notes on laptops with the internet disabled and half took notes by hand, before testing everyone on what they actually understood from the lectures they had watched. The handwriting group won by a wide margin on every question that required real understanding rather than surface recall. The reason was hiding in the transcripts of what the two groups had actually written down. The laptop students typed almost word for word, capturing more total content but processing almost none of it as they went, while the handwriting students physically could not write fast enough to transcribe a lecture in real time, which forced them to listen carefully, decide what actually mattered, and put it in their own words on the page. That single act of choosing what to keep was the learning itself, and the keyboard had quietly skipped the choosing and skipped the learning along with it. Two studies. Two countries. Same answer. Handwriting makes the brain work. Typing lets it coast. Every note you have ever typed instead of written went into your brain through a thinner pipe. Every meeting, every book highlight, every idea you captured on your phone instead of on paper was processed at half depth. You did not forget those things because your memory is bad. You forgot them because typing never woke the part of the brain that would have made them stick. The fix is the thing your grandmother already knew. Pick up a pen. Write the thing down. The slower road is the faster one.
Ihtesham Ali tweet media
English
2.5K
44.2K
120.1K
10.5M
semrin şahin
semrin şahin@semrince·
Her satırına katılıyorum 👍
gamze efe@gamze_efe_

1 Mayıs: Yazının Sessiz Sömürüsü Ben yazıyorum. Uzun, yorucu, kimsenin görmediği saatlerde. Bir hayatı cümlelere çevirmeye çabalıyorum. Elbette bu benim kararım ve hatta varoluş biçimim. Sonra o cümleler bir kapağın içine giriyor ve o kapak, çoğu zaman yazarını dışarıda bırakıyor. Bu küçük ama iyi bir şey aynı zamanda. Edebiyat "ünlü" olmak için çok yanlış bir seçim, dileyen oyunculuğa kafa yormalı. Fakat bundan sonra söyleyeceklerim sadece beni değil yazı işçiliğini yalnızca sözcüklerle yapanları da kapsıyor çünkü çevremde, ilmek ilmek sözcük işleyen, çok severek okuduğum insanların da hikâyesi bu. Eğer çok satan bir “isim” değilseniz, kitabınızın kaderi çoğu zaman sessizlik. Mesela yarışmalar mı? Siz kitabınız o yarışmaya yetişsin diye uğraşırsınız yayınevi göndermeyi "unutur". Bir de bu unutkanlık nedense hep sessiz kalacak isimleri bulur. Bazen ödüller verilir. Ben de etimle kemiğimle en büyüklerinden birini, kimseleri tanımadan aldım ne mutlu ki. Ama kimi zaman en kıymetli dediğimiz ödüller bir eser bile işaret edilmeden, bir yazara verilir. Yani yazı değil de yalnızca isim ödüllendirilir. Ya da ödülünüzü hakkınızla alırsınız. İlk fuarınıza gidersiniz ve bir bakarsınız bu defa kitabınızı getirmeyi “unutmuşlardır.” Aylar geçer üzerine bir ödül çıkartması yapıştırılmaya minnet edilmez. Kısa listelere girersiniz. Ama yayıneviniz nezdinde tek bir paylaşım bile yapılmaz. Başarı, sessizlikle geçiştirilir. Kolayca. Acımasızca. Tanıtım mı? Kendi kitabınız için kendi kapınızı çalarsınız. Bir paylaşım için, bir duyuru için, bir görünürlük kırıntısı için. Yazar, kendi emeğinin dilencisine dönüşür. Yayınevine baskı hatalarınız için ulaşmaya çalışırsınız. Yazarsınız. Bir daha yazarsınız. Cevap gelmez. Acaba ben gerçekten var mıyım? Sorgularsınız. Telif? Bir kitabın karşılığı bazen birkaç fatura eder. Geri kalan her şey “prestij” diye adlandırılır. Prestijle kira ödeyebilen varsa, tanışmak isterim. Söyleşi mi yapmak istiyorsunuz? Kendiniz ayarlayabilirsiniz. Zaten söyleseniz de "unutacaklar". Fuarlara çağrılırsınız. Gidersiniz. Masanız vardır, kitabınız vardır. Ama yol sizden, konaklama sizden, var olma mücadelesi sizden. Yayınevi görünür olur, yazar görünmek için borçlanır. Ama zaten sistem herkese aynı cümleyi öğretmiştir: “Bu işler böyle, sen de şükret.” Hayır. Böyle olmak zorunda değil. Bugün 1 Mayıs. Ve ben şunu söylüyorum: Yazmak yalnızca ilham değildir. Bir iştir. Bir emektir. Ve bu emeğin sistemli bir şekilde değersizleştirilmesi, adı konmamış bir sömürüdür. Ben yazmaya devam edeceğim. Ama bunu da söyleyerek. Çünkü en tehlikeli düzen, herkesin alıştığı düzendir. Ve ben alışmıyorum.

Türkçe
0
1
4
497
semrin şahin retweetledi
Sokak Kedisi
Sokak Kedisi@sokakkedisitv·
🔴 Maaşlarını almak için haftalardır eylemlerini sürdüren Doruk Madencilik işçileri, Yıldızlar SSS Holding önünde açıklama yapıyor. Gökay Çakır: 12 ayda iki kere maaş almak ne demek? Emniyet güçlerimize söylüyorum; üç maaş almayın bakalım siz burada emir verebilecek misiniz?
Türkçe
174
4.9K
25.6K
461.2K
semrin şahin retweetledi
Bağımsız Maden İş
Bağımsız Maden İş@bagimsizmadenis·
YA BİZİ ÖLDÜRÜN, YA HAKKIMIZI VERİN! Biz vatan haini değiliz, biz emekçiyiz, biz madenciyiz, biz düşman değiliz! Tüm Ankara halkını Kurtuluş Parkı'na çağırıyoruz! #HakkımıVerDorukMadencilik
Türkçe
94
2.2K
8.7K
1.5M
semrin şahin retweetledi
BirGün Gazetesi
BirGün Gazetesi@BirGun_Gazetesi·
Sektör daralıyor, yayıncılık krizde Türkiye Yayıncılar Birliği raporu sektördeki krizi ortaya koydu. Rapora göre, sektör geçen yıl yüzde 1,5 daraldı. Akademik yayıncılık ise endişe verici boyuta ulaştı birgun.net/haber/sektor-d…
Türkçe
1
23
59
117.9K
Yusuf Araf
Yusuf Araf@yusufarafk·
başımı neyin döndürdüğünü bilemiyorum ama merdivenden düşüp ayağımı perişan ederek günü hastanede sonlandırdım. serumluyum, tivit atıyorum. miss gibi hayat. yazıklar girsin.
Türkçe
14
0
28
2.6K
semrin şahin retweetledi
Semih Gümüş
Semih Gümüş@Notosoloji·
İnkılap Yayınları'nın matbaası kapatılmış, doğruysa 45 kişi işten çıkarılmış vb... Bunu yalnızca yapay zekâya bağlamak yayıncılık dünyasının içinde bulunduğu durumu hiç anlamamaktır. Altmış beş yıllık okur, altmış yıllık yazar ve kırk sekiz yıllık yayıncı olarak, ülkenin tarihinin hiçbir döneminde yayıncılığın bu kadar zor, bu kadar çaresiz koşullarla karşılaşmadığını biliyorum. Nedeni ekonomiktir, nedeni siyasal iktidardır, nedeni üretimin işçilik dışında her şeyinin ithal olması, yani dövize bağlı olması, euro'nun 53 lira olmasıdır. Buradan çıkış şimdilik görünmüyor. Küçük yayınevleri bıçak sırtına sürüldü, büyük yayınevlerinin sorunu da kendilerine göre. Nitelikli kültürün asıl yaratıldığı ve taşındığı yer kitap yayıncılığıdır. Onun ölümü kültürün ölümüdür.
Türkçe
11
155
636
95.7K
semrin şahin retweetledi
Afiş Dergi
Afiş Dergi@afisdergi·
Çeviri Sanatı – İyi Bir Çevirinin Ölçütü Ne? "Çevirmenden nasıl bir iş çıkarmasını bekliyoruz? Kaynak metne sıkı sıkıya bağlı kalıp adeta onun hizmetkârı olmasını mı yoksa derin anlamları olan yeni bir eser yaratmasını mı?" bit.ly/4mc9maH
Afiş Dergi tweet media
Türkçe
2
8
21
5.5K
semrin şahin retweetledi
K24
K24@kitapkritik24·
TAHSİN ALADAĞ – Cehennemde İlahi: Cümlenin Güzelliği “Cehennemde İlahi’nin bize hatırlattığı (ve Esendal’dan Sait Faik’e, Leylâ Erbil’den Bilge Karasu’ya bir öykücü geleneğinin çok iyi bildiği) gerçek şu: Cümlenin bir başka şeyin aracısı olmadığı, öykücülük sanatının en temel parçası ve ona “güzelliğini” veren unsur olduğu.”k24kitap.org/kitaplar/cehen… @kitapkritik24 aracılığıyla
K24 tweet mediaK24 tweet media
Türkçe
1
12
84
77.2K
semrin şahin retweetledi
Semih Gümüş
Semih Gümüş@Notosoloji·
Notos'un Nisan sayısında tartışılan, merak edilen bir konuyu kapsamlı bir dosya kapsamında ele aldık: Otokurmaca – Benlik Kurgusu Olarak Edebiyat Notos yayımlanmaya başlayalı tam 19 yıl oldu. On dokuz yıl boyunca hiçbir sayısı bir gün bile geç kalmadan yayımlandı. Nitelikli dergicilik anlayışımızı korumaya çalışıyoruz. Belki hiç kimse bizden bir dergi yayımlamamızı beklemiyor. Ama piyasanın, popüler algıların, postmodernizmin bütün değerleri aşağıya çektiği günümüzde, Notos gibi yalnızca nitelikli edebiyatın izinde kalmak için düpedüz savaşan bir dergiyi on dokuz yıl boyunca yayımlamak... Elbette kolay değil, bilinir bu. Notos, okurlarının desteğinden ve ilgisinden başka hiçbir destek aramadan yoluna devam ediyor.
Semih Gümüş tweet media
Türkçe
3
34
168
11.4K