Murat R. Arslanoğlu@mrarslanoglu
FENERBAHÇE’miz, çok ama çok büyük bir camia..
Dünyanın dört bir yanında milyonlarca taraftarı var..
Birimizin değil, hepimizin FENERBAHÇE’si o…
Hani derler ya, “7’den 70’e” diye..
Aslında konu Fenerbahçe olunca, öyle de değil;
0’dan 100’e, hatta nefes alan herkese dokunan bir sevda bu..
Kimimize babadan miras,
kimimize çocukluktan kalan sarı lacivert bir hatıra,
kimimize renklerine duyulan tarifsiz bir aşk..
Kimimiz Armasına vuruluruz,
kimimiz Tarihine,
kimimiz Zaferlerine,
kimimiz temsil ettiği değerlere,
kimimiz tribündeki o büyülü atmosfere..
Tarifi kolay olmayan bir tutkudur bu..
Boşuna demiyoruz;
“Fenerli olmayan kimse bilemez, seni bizden başka kimse sevemez” diye..
Başka renklere gönül vermiş insanların bu sevdayı tam olarak anlamlandıramaması çok doğaldır..
Çünkü milyonlarca insanın, ortak paydası olan Fenerbahçe’yi, “tanımla” deseniz, herkes size kendi Fenerbahçe’sini anlatacaktır..
İşte ben de kendi Fenerbahçe’mi anlatıyorum:
Benim için Fenerbahçe;
3 Temmuz kumpası öncesinde, Avrupa’nın dört bir yanında armasını, formasını, bayrağını gururla taşıdığım Spor kulübüdür..
Londra’da, Sevilla’da, Bükreş’te, Marsilya’da, Eindhoven’da sarı lacivertin tüm vakarını, omuzlarımda hissettiğim gururdur..
Benim için Fenerbahçe;
2011 yılında, sporun beş ana branşında şampiyon olup, Bağdat Caddesi’ne “Bildiğiniz başka oyun var mı?” pankartını astığımız, o büyük kudrettir..
Tarihi zaferlerle büyümüş, taraftarına mutluluk ve özgüven veren dev bir çınardır..
Benim için Fenerbahçe;
yalnızca bir spor kulübü değil, Kurtuluş Savaşı’ndaki duruşuyla, bu memleketin onurlu hafızasına kazınmış bir direniş sembolüdür..
Ve sonra…
Benim için Fenerbahçe, 3 Temmuz kumpasıyla birlikte bambaşka bir anlam kazanmıştır :
Çünkü o günden sonra Fenerbahçe sadece skorların, kupaların, puan cetvellerinin konuşulduğu bir kulüp olmaktan çıkmış;
"karanlığa karşı omuz omuza verilen büyük bir mücadelenin adı", olmuştur.
Düzce Topuk Yaylası’ndan başlayan,
Bağdat Caddesi’ne uzanan,
Boğaz Köprüsü’nden Metris’e,
Silivri’ye,
Çağlayan Adliyesi’ne kadar süren o destansı yürüyüş..
Sarı lacivert renklere gönül veren milyonların,
bir kulübü değil; haysiyetini, iradesini ve geleceğini savunduğu günlerdi o günler..
Memleket, dışarıdan kurgulanmış kirli planların taşeronluğunu yapan bir yapının elinde, adım adım kuşatılmaya çalışılırken,
biz “FETÖ’nün p**leri yıldıramaz bizleri!” diye haykırıyorduk..
“Sana kalkan ellere kalkan olacağız!” derken,
aslında yalnızca başkanımıza ya da yöneticilere değil;
"Fenerbahçe üzerinden teslim alınmak istenen, bütün bir iradeye" sahip çıkıyorduk..
Fenerbahçe o gün sarı lacivert bir duvardı..
Ve ben o duvarın içinde, unutamadığım sayısız ana tanıklık ettim..
12 Mayıs 2012 gecesinde, kendi stadımızda ortada hiçbir taşkınlık yokken, yine aynı karanlık yapının emrindeki güçler tarafından gaz saldırısına uğradığımızda;
daha o tarihlerde henüz 14 yaşında olan oğlumun, kendinden küçük çocukların üzerine kapanıp onları korumaya çalıştığını gördüm..
İşte o an anladım..
Fenerbahçe bazen bir arma değildir sadece..
Bazen bir çocuğun, korkunun ve paniğin ortasında, gösterdiği cesarettir..
Bazen milyonların aynı anda dimdik durabilmesidir..
Bazen de insanın hayatı boyunca unutamayacağı bir karakter imtihanıdır..
Benim Fenerbahçe’m, tam da budur…
Kupalarla sevinen, yenilgilerle üzülen bir taraftarlığın çok ötesinde;
gerektiğinde bir memleket meselesine dönüşen, insanın ruhuna işleyen büyük bir aidiyet..
Tarihi silip atamazsınız…
3 Temmuz’u hiç yaşanmamış gibi yok sayamazsınız…
O kara günü, o kirli kumpası, o büyük direnişi hafızalardan söküp alamazsınız..
Benim gibi,
o süreci iliklerine kadar yaşamış,
Silivri yollarını aşındırmış,
Çağlayan’da haykırmış,
Bağdat Caddesi’nde omuz omuza durmuş insanlara;
“Artık 3 Temmuzcularla barışalım…” da, diyemezsiniz.
Biz o günleri televizyondan izlemedik..
Biz o günlerin tam ortasındaydık..
Gazını yedik, gözyaşını döktük, öfkesini yaşadık, bedel ödedik..
Kimlerin sustuğunu,
kimlerin pusuya yattığını,
kimlerin sevindiğini,
kimlerin ise dimdik durduğunu, unutmadık..
Bu yüzden bize hafıza dersi vermeye kalkmayın..
Bize “geçmişi geride bırakın” nasihati çekmeyin..
Çünkü bizim için 3 Temmuz, takvimde kalmış eski bir tarih değildir;
Fenerbahçe’nin varoluş mücadelesidir..
Henüz ölmedik..
Buradayız..
Ve biz buradayken,
3 Temmuz’un karşısında duranlarla,
o gün Fenerbahçe’ye kurulan pusuda rol alanlarla,
bugün hiçbir şey olmamış gibi yan yana gelinmesini sineye çekmeyiz..
Bizden sonra ne olur, zaman ne getirir, onu bilemem..
Belki bir gün yeni nesiller başka türlü düşünür..
Belki hafızalar zayıflar, acılar küllenir..
Ama bugün değil..
Biz hâlâ buradayken değil..
Aday olanlara da, aday olmayı düşünenlere de duyurulur:
Fenerbahçe’nin hafızasını yok sayarak,
3 Temmuz’u halının altına süpürerek,
o günün hesabını kapatmaya kalkarak, bu camianın vicdanında karşılık bulamazsınız..
Çünkü bazı defterler kapanmaz..
Bazı ihanetler unutulmaz..
Ve bazı yaralar, üstü örtülerek iyileşmez..
Çok Yaşa FENERBAHÇE💛💙