Sınıf Savaşı

134 posts

Sınıf Savaşı banner
Sınıf Savaşı

Sınıf Savaşı

@snfsvs21

Küçük Bir Kıvılcımdan Bir Ateş Alevlenecek!

Katılım Nisan 2025
0 Takip Edilen3.4K Takipçiler
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Dünyanın ilk kadın ölüm orucu şehidi Ayçe İdil Erkmen 30 yıl önce bugün ölümsüzleşti. İdil, 1970 yılında İstanbul’da doğdu. Üniversite yıllarında devrimci mücadeleyle tanışmış ve kısa sürede mücadelenin ön saflarında yer almıştı. Kültür ve sanat alanındaki çalışmalarda aktif rol alıp Tavır dergisinin ve Özgürlük Türküsü müzik grubunun kuruluş sürecinde yer aldı. DHKP-C davasından 1994 yılında tutuklandıktan sonra 1996’da başlatılan ölüm orucu eylemine gönüllü olarak katıldı ve eyleminin 68. gününde hayatını kaybetti. Ayçe İdil, dünyanın ilk kadın ölüm orucu şehidi ve 1996 ölüm orucu direnişinin “12 Kızıl Karanfil”inden biridir. “Ben bir mitralyözüm” sözüyle hafızalara kazınan Ayçe İdil; iradesi, cesareti ve kararlılığıyla devrimci bir miras bırakarak bugünlere pek çok Ayçeler ve İdiller bıraktı.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
3
45
272
6.5K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Kavganın ve Şiirin İzinde: Adnan Yücel| "Bitmedi daha sürüyor o kavga Ve sürecek Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek." 24 Temmuz 2002'de aramızdan ayrılan Adnan Yücel, toplumcu şiirin en güçlü seslerinden biri olarak Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. 1953 yılında Elazığ'da doğan Yücel, Türk dili ve edebiyatı eğitimi aldı; öğretmenlik ve akademisyenlik yaptı. Şiirlerini, Türkiye'nin toplumsal ve siyasal tarihinden bağımsız kurmayan şair, özellikle 12 Eylül sonrasında yaşanan baskı ortamını, cezaevlerini, toplumsal dönüşümü ve mücadele deneyimlerini dizelerine taşıdı. Onun şiirlerinde tarih, toplumsal hafıza ve insanın direnme iradesi iç içe geçer. Adnan Yücel'in şiiri, yalnızca bir dönemin tanıklığını yapmakla kalmaz; Anadolu'dan dünya tarihine uzanan geniş bir perspektif sunar. Şiirlerinde toplumsal mücadeleleri tarihsel bir zeminde ele alırken, umudu ve direnişi destansı bir anlatımla kurar. Toplumcu gerçekçi şiirin 1980 sonrası kuşağında kendine özgü bir yer edinen Yücel, kalemiyle hem yaşadığı döneme tanıklık etmiş hem de ardında güçlü bir edebi miras bırakmıştır. Yaşamını ve şiirini halktan, mücadeleden ve toplumcu bir gelecek düşünden yana kuran Adnan Yücel'i ölümünün yıl dönümünde saygıyla anıyoruz. Onun şiiri, geçmişin bir hatırası değil; bugün de toplumsal belleğin ve mücadelenin içinde yaşamayı sürdürüyor.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
2
26
135
4.9K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Hatice Alankuş | Hatice Alankuş, üniversite yıllarında devrimci fikirlerle tanıştıktan sonra THKP-C’de örgütlendi. 1972’de Mahir’i, Ulaş’ı, Ömer’i, Cihan’ı ve Ziya’yı hapishaneden kaçtıklarında evlerinde sakladı. Vur emriyle aranan devrimcileri hiçbir tereddüt göstermeden, kararlılıkla evinde saklamıştı. Daha sonra tutuklanan Hatice, THKP-C davasından yargılandı. Hapishanedeyken hastalandı. Gözaltı sürecinden cezaevine kadar pek çok işkenceden geçirildi ve tutuklandıktan sonra da tedavisi engellendi. Hatice Alankuş, maruz kaldığı ağır işkenceler dolayısıyla sağlığı kötüleşti. Temmuz 1973'te durumunun kötüleşmesiyle hastaneye götürülse de herhangibir tedavi uygulanmadı. Hatice ile birlikte gözaltına alınan fakat tutuklandıktan sonra tahliye olan annesi Akgül Yulkarslan'ın hastanede kızını görmesi engellendi, kızını bir daha ancak 24 Temmuz 1973'te cenazesini teslim alırken gördü. Hatice Alankuş, Türkiye hapishanelerinde hayatını kaybeden ilk kadın devrimci olarak tarihe geçti.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
14
248
1.4K
77.9K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
11 yıl önce bugün, Kobane’ye oyuncak, kitap ve insani yardım götürmek amacıyla yola çıkan yaklaşık 300 sosyalist genç, Suruç’taki Amara Kültür Merkezi’nde basın açıklaması yaptıkları sırada IŞİD üyesi Şeyh Abdurrahman Alagöz tarafından bombalı saldırıya uğradılar. Katliamda 33 düş yolcusu şehit düştü, yüzlerce kişi yaralandı. Saldırının ardından hazırlanan iddianameler, bombalı eylemi organize eden IŞİD yapılanmasındaki bazı isimlerin daha sonra 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’yla da bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen soruşturma, büyük ölçüde saldırıyı fiilen gerçekleştiren kişilerle sınırlı tutuldu. Katliamın azmettiricileri, olası ihmali bulunan kamu görevlileri ve sorumluluğu bulunan diğer kişiler hakkında kapsamlı ve etkili bir yargılama yürütülmedi. Aradan geçen yıllara rağmen Suruç Katliamı’nı anmak isteyenler de baskılarla karşı karşıya kaldı. Çocuklarını, arkadaşlarını, yoldaşlarını kaybedenler ve onların mücadelesini sahiplenen sosyalistler, her yıl anmalarda polis saldırısıyla yüz yüze kaldı. Birçok anma etkinliğine saldırılar düzenlendi, gözaltılar ve tutuklamalar yaşandı; kimi iddianamelerde ise Suruç’u anmanın kendisi suçlama konusu haline getirildi. Gezi’nin çocuklarıyla Kobane’nin çocukları arasında dayanışma köprüsü kurmak için yola çıkan, halkların kardeşliğini ve onurlu bir yaşamı savunan, savaşın yıktığı Kobane’ye umut taşımak isteyen bu toprakların 33 devrimcisi barbar IŞİD çeteleri tarafından katledildi. Türkiye’nin ve Kürdistan’ın farklı kentlerinden gelmiş, farklı yaşamlar kurmuş ama aynı fikirde buluşmuş 33 devrimciyi saygıyla anıyor; anılarını, düşlerini ve mücadelelerini sahiplenmeye devam ediyoruz.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
1
11
47
1.2K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Kutsiye Bozoklar| Kutsiye Bozoklar, yaşamını devrim ve sosyalizm mücadelesine adamış; işkenceye, tutsaklığa ve bedenine vurulan kurşunlara rağmen boyun eğmemiş bir devrimci, yazar, gazeteci ve şairdi. Mersin'de doğan Bozoklar, devrimci düşünce ve şiirle küçük yaşlarda tanıştı. 68 devrimci yükselişi sırasında lisede öğrenciydi ve genç yaşlarından itibaren mücadele saflarında yer aldı. Önce Türkiye İşçi Partisi ile tanıştı, ardından devrimci mücadelede farklı bir yol arayarak Devrimci Gençlik Birliği içerisinde örgütlendi ve İbrahim Kaypakkaya önderliğinde yürütülen devrimci çalışmalara katıldı. Onun yaşamı, devrimciliğin yalnızca yükseliş dönemlerinde değil, en ağır esaret koşullarında da sürdürülen bir direniş olduğunu gösterdi. 12 Mart döneminin ağır baskı koşullarında, 19 Mart 1973'te yoldaşlarıyla buluşmak üzere gittiği ev polisler tarafından basıldı. Çıkan çatışmada ağır yaralanarak felç kaldı. Ağır yaralı halde hastaneye kaldırılan Bozoklar, işkenceye maruz bırakıldı ve iki yıl boyunca tutuklu hasta olarak tedavi gördü. Bir daha yürüyemeyeceğini öğrendiği bu dönemde, düşmanın kendisini teslim alacağını sandığı yerde yeni bir mücadele biçimi yarattı. "Yaşamak direnmektir" sözü, yalnızca bir slogan değil, Kutsiye Bozoklar'ın yaşamının özeti oldu. Bedeni esaret altına alınsa da, inancı ve mücadele azmi hiçbir zaman teslim olmadı. Tahliyesinin ardından kalemini mücadeleden hiç ayırmadı. Emeğin Bayrağı ve Atılım gibi yayınlarda yazılarıyla yer aldı; şiirleriyle, yazılarıyla ve direnişiyle kadınların, emekçilerin ve devrim mücadelesinin sesi olmaya devam etti. "İnancım ve benden başka kimse yok burada. Benim sınavım bu, devrimci dalganın yükseldiği dönemde devrimcilik yapmak kolaydır, hadi bakalım burada, bu esaret koşullarında devrimci kal da göreyim." sözleri, onun mücadele anlayışını ve devrimci kararlılığını en yalın hâliyle anlatmaktadır. Ölüm yıldönümünde Kutsiye Bozoklar'ı saygıyla anıyoruz. Bize bıraktığı miras, en zor koşullarda dahi umudu ve mücadeleyi büyütmektir. Çünkü Kutsiye'nin de gösterdiği gibi, yaşamak direnmektir.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
14
65
2.5K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Leningradlılar, şehrin adının St. Petersburg olarak değiştirilmesini protesto ediyor, 11 Temmuz 1991.
Sınıf Savaşı tweet mediaSınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
7
72
4.2K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
12-14 Temmuz 1991 tarihinde, Türkiye devrimci tarihine 12 Temmuz Katliamı olarak geçen saldırılarda, 12 Devrimci Sol savaşçısı ve yöneticisi teslim olmayarak ölümsüzleşti. 12 Temmuz’da 10, 14 Temmuz’da ise Ankara’da 2 devrimci olmak üzere 12 devrimci katledildi. Dikilitaş, Balmumcu, Nişantaşı ve Yeni Levent’te, kontrgerilla şefi Mehmet Ağar komutasındaki birlikler devrimcilerin evlerini bastı. Kontrgerilla birlikleri, itfaiye ve ambulanslarla birlikte evlerin bulunduğu mahallelerin giriş ve çıkışlarını kapatmış, mahalle sakinlerinin dahi dışarı çıkmasını engellemişti. Saldırılar yalnızca silahlarla değil, bombalarla da gerçekleştiriliyordu. Operasyon sonrası radyolarda ve televizyonlarda katiller alkışlanıyor, tebrik ediliyordu. Saldırının tarihi de dikkat çekiciydi. 20 Temmuz’da emperyalist George Bush Türkiye’yi ziyaret edecekti. Operasyon da öncesinde gerçekleştirilmişti. Aşağıda ölümsüzleşen devrimcilerin isimlerine yer veriyoruz; Niyazi AYDIN, Ömer COŞKUNIRMAK, Yücel ŞİMŞEK, İbrahim İLÇİ, İbrahim ERDOĞAN, Nazmi TÜRKCAN, Bilal KARAKAYA, Hasan ELİUYGUN, Zeynep Eda BERK, Cavit ÖZKAYA, Fintoz DİKME, Buluthan KANGALGİL
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
23
149
7.1K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
"Belli ki dağların, denizlerin Ve göllerin üzerinden Sıyrılıp gelmektedir seher Belli ki yakındır Belli ki yakındır doğayı Ve hayatı sarsacak saat" Toplumcu şiirin güçlü kalemlerinden Ahmet Telli'yi yitirdik. Yaşamı boyunca şiirini halkın acılarıyla, emek mücadelesiyle ve özgürlük özlemiyle buluşturan; devrimci mücadele içinde de yer alan Telli, baskıya karşı direnen, umudu büyüten dizeleriyle kuşaklara ses oldu. Ardında yalnızca unutulmaz şiirler değil; eşitlikten, özgürlükten ve insandan yana bir duruş bıraktı. Mücadelesi dizelerinde, dizeleri ise halkın belleğinde yaşamaya devam edecek. Saygıyla anıyoruz.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
1
15
137
2.9K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Ali İsmail Korkmaz, 19 yaşındayken katıldığı Gezi Direnişi’nde 3 Haziran 2013’te polisler ve bazı esnafların saldırısına uğradı. Hastanede tedavi edilmek yerine ifadesi istendi, tedavisi sağlanmadı. 38 gün komada kalan Ali İsmail, 10 Temmuz 2013’te ölümsüzleşti. Davada “ödül gibi cezalar” verilirken, yargılama süreci farklı şehirlere taşınarak takibi zorlaştırılmaya çalışıldı.
Türkçe
0
17
54
2.3K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
“Tarihin akışı geri döndürülemez. Kapitalizm; bencilliği, suçları ve kusurlarıyla birlikte, köleci ve feodal toplumların ortadan kalktığı gibi ortadan kalkacaktır. Herhangi bir ülke kendi gelişiminde geri bir adım atabilir; ancak insanlık bir bütün olarak asla geriye gitmez.” — Fidel Castro Küba Halkı Devrim Yolundan Sapmayacaktır, Küba Komünist Partisi II. Kongresi’ne Rapor (1980)
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
7
56
1.8K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Gassan Kenefani| Kenefani 1936 yılında Akka'da orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası İngiliz mandası ve İngiliz izni altında gerçekleşen siyonist koloniciliğe karşı mücadelenin içindeydi. 1948 yılında Nakba kapsamında doğduğu ve büyüdüğü Akka'yı ailesiyle birlikte terk etmek zorunda kaldı. Sürgünde bir yandan mülteci kampındaki çocuklara sanat öğretmenliği yapıyor bir yandan da Şam Üniversitesinde Arap Edebiyatı okuyordu. Burada George Habaş ile tanıştı ve siyasi olarak Habaş ile birlikte hareket etmeye başladı. 1955 yılında bitirme tezini hazırlarken siyasi faaliyetleri gerekçe gösterilerek Şam Üniversitesinden atıldı. Bunun ardından kız kardeşi Feyza Kenefani'nin yanına Kuveyt'e gitti, burada edebi faaliyetlerine yoğunlaştı, Rus Edebiyatı ve Sosyalizm üzerine okumalar yapmaya başladı. Birçok hikaye, roman vb. eser yazarken aynı zamanda Habaş ile birlikte bulundukları örgütün, Arap Milliyetçileri Hareketi'nin (MAN) birçok ülkede çıkardığı gazetelerin editörlüğünü de yaptı. 1967 yılında Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'ne katıldı. 1969'da ise örgütün çıkardığı Hedef dergisinin editörlüğünü yapmaya başladı. Dergi, Filistin Ulusal Hareketi'nin geçmişindeki Pan-Arabist fikirlerden kopuş ve FHKC'nin Marksizm-Leninizm'e doğru yönelmesini gösteriyordu. Bu doğrultuda Kenefani derginin editörlüğünün yanısıra bir parti programı taslağı da oluşturmuştu. Siyasi faaliyetlerini yalnızca dergi üzerinden değil, Hayfa'ya Dönüş gibi edebi eserler de üretiyordu. 8 Temmuz 1972'de arabasına MOSSAD tarafından yerleştirilen bir bombayla katledildi.
Türkçe
1
20
72
2.4K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Trinh Thi Ngo (Hanoilu Hannah)| 1931 yılında Vietnam'da varlıklı bir aileye doğan Ngo, sevdiği Amerikan filmlerini altyazısız izlemek isteğiyle İngilizce öğrendi. 1955'te Vietnam devlet radyosunda çalışmaya başladı, burada İngilizce bilgisinden dolayı İngilizce haberleri sunuyordu. Ona asıl ününü kazandıran şey ise Vietnam İç Savaşı'nda Hanoi Radyosunda yaptığı yayınlar oldu. Bu yayınlarda Vietnam'ı işgale girişen Amerikan askerlerine İngilizce anti-propaganda yapıyordu. Yayınlarında ölen, kayıp ve Vietnam'a gelen askerlerin isimlerini veriyor, onlara savaşın emperyalistlerin çıkarından başka bir şey için olmadığını anlatıyor ve İngilizce savaş karşıtı şarkılar çalıyordu. Ünlenmiş söylevlerinin biri şöyleydi: Asker, hükümetin seni yalnız bıraktı. Sana ölmeni emrettiler asker, onlara güvenme. Kaç asker, batan bir gemiyi terketmek iyi bir fikirdir. Sana yalan söylüyorlar asker, bu savaşı kazanamayacağınızı biliyorsun. Sen bataklıkta ölürken zengin liderlerin daha da zenginleşiyor, asker. Sana madalya verecekler asker, ama sen öldükten sonra. Hükümetin sana her gün yalan söylüyor, yazık sana asker. Bu savaşı kaybettiniz asker, ordun seni geride bırakacak. Emperyalistler seni savaştırtıyorlar, sen onların umurlarında değilsin. Asker, hükümetin sana ihanet etti, senin için geri dönmeyecekler. Asker, uçaklarınız kendi adamlarınızı bombaladı, burada güvende değilsin. Gökler tehlikelidir asker, bu gece size napalm atacaklar. Pilotlarınızın umrunda değil senin aşağıda olman asker. Tünellerin seni koruyamaz asker Joe. Bombardıman uçakların seni ateşe verecek. Helikopterleriniz havadan kanadı kırık kuşlar gibi düşüyor asker. Havadan seni göremezler asker, seni bombalayacaklar. Verdiği haberlerin doğruluğuyla Amerikan askerleri arasında takdir toplayan Ngo, 1965'ten savaşın bitimine dek bu yayınları sürdürdü. Emekliliğine dek Vietnam Radyosu'nda çalışmaya devam eden Ngo, 2016'da hayata gözlerini yumdu.
Türkçe
0
15
50
1.3K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Barış Akarsu 19 yıl önce bugün trafik kazasında hayatını kaybetti.
Türkçe
0
33
316
10.5K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
1968’de Fransa’da öğrenciler ve işçiler sokaklarda kitlesel eylemler düzenlerken, Cannes Film Festivali sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi devam ediyordu. Buna tepki gösteren Godard ve Truffaut, festivalde sahneyi işgal ederek konuşma yaptılar ve festivalin bu kayıtsız tavrını protesto ettiler. Bu eylem sonrası festival yarıda kesildi ve iptal edildi.
Türkçe
0
21
112
11K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. 33 yıl önce bugün, 33 aydın, sanatçı ve Alevi, Madımak Oteli’nde yakılarak katledildi. Türkiye’nin tarihinde birçok katliam yaşandı ve bu katliamlarla beraber siyasal İslam yer edindi, devletin her alanında etkisini artırdı. Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında düzenlenen toplanmanın odağında ilk başta Aziz Nesin vardı. Çevirdiği Şeytan Ayetleri kitabı üzerinden “Müslümanlar” adıyla bildiriler yayımlanıyor, süreç yavaş yavaş işleniyordu. Bildiriler günler öncesinden yayımlanmış, valilik eleştirilerek Nesin’in Sivas’ta bulunmasının Müslümanlarla alay etmek olduğu yönünde söylemler üretilmişti. 2 Temmuz günü, cuma namazı sonrası bir grup, zaten günlerdir yayımlanan bildirilerle bu güne hazırlanmıştı. Camiden çıkan grup, şenliğin yapıldığı kültür merkezine doğru yürüyüşe başlamıştı. Attıkları slogan ise “Sivas laiklere mezar olacak”tı. Halk Ozanları Heykeli’ni yıkan grup, ardından valiliği protesto etmeye başlamıştı. “Tahrik edilmiş bir grup” olarak nitelendirilse de açıkça dinci-faşist bir grup şehirde terör estirmeye başlamış ve sayıları ise her saat artıyordu. Otelin önü tekbir getiren ve bozkurt işareti yapanlarla dolmuştu. Oysa devletin kolluk güçleri tarafından dağıtılabilecek bir grup vardı. Atılan sloganlar belliydi: “Kahrolsun laiklik, yaşasın şeriat”, “Şeriat isteriz”, “Cumhuriyet gidecek, şeriat gelecek”, “İslam’ın ordusu, laiklerin korkusu”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak”, “Şeriat gelecek, zulüm bitecek” ve “Müslüman Türkiye”. Otelin önünde toplanan grup oteli ateşe verirken askerler müdahale etmemiş, olayı seyretmişti. Tüm bu olanlara karşı dönemin Başbakanı ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.” diye açıklama yaparak, olayın devletten ayrı yürütülmediğini açıkça göstermişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise katliamı “ağır tahrik” ile açıklamıştı. Devlet bürokrasisi Aziz Nesin’i ve o gün katledilenleri suçlayarak işin içinden sıyrılmaya çalışmıştı. Katliamın gerçekleştiği gün Aziz Nesin, yardım istemek için dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’yü aramış, sonrasında ise Erdal İnönü, “Yetkim yoktu, ne yapayım?” diye açıklama yaptı. Katliamın sanıklarından, ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsü Adem Kozu’nun kalan cezası, “sürekli hastalık hâli” gerekçesiyle Erdoğan tarafından kaldırıldı. Madımak Katliamı’nda, halk ozanlarından 12 yaşındaki Koray Kaya’ya kadar 33 kişi katledildi. Dava yıllarca sürse de 2014 yılında zaman aşımına uğradı. Katliamın failleri ve bağlı oldukları yapılar açıkça cezasızlık ve sırt sıvamayla ödüllendirilmişti. Madımak ile başlamayan ve onunla da sona ermeyen katliamlar, pogromlar ve siyasi şiddet Türkiye tarihinin karanlık sayfalarına işlendi. Geçmişten bugüne örülen siyasal İslamcı politikalar ise farklı dönemlerde farklı biçimler alsa da, toplumun ezilen ve ötekileştirilen kimliklerine yönelik ayrımcı ve düşmanca yaklaşımını sürdürdü.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
8
52
1.1K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Futbol ve Ulusal Kurtuluş| “Onlar tüfekleri ve makineleriyle bize hükmedebilir Ama yüz yüze, futbol sahasında, biz Onlara kimin daha güçlü olduğunu gösterebiliriz” -Ferhat Abbas Cezayir’de futbolun tarihi henüz Fransız sömürgesi olduğu dönemin ortalarına dayanıyor. Bu dönemde popülerleşen spor, yalnızca bir eğlence aracı değil, bir politik mücadele aracıydı da. 1920’lerde Cezayir’de birçok futbol kulübü yalnızca Cezayirlilerden oluşuyordu, yani Cezayir’e yerleşen Fransızları (pied-noir) barındırmıyorlardı. Bu kulüpler henüz, doğrudan politik söylem üretmedikçe, sömürge hükümeti tarafından sorun olarak görülmüyorlardı fakat taşıdıkları kimlik onları ve taraftarlarını bu yönde mücadele etme durumunda bırakıyordu. Bu mücadele, sömürge hükümetinin 1928’de Avrupalı takımlar ile yerli takımların karşılaşmasını yasaklaması ile bitmedi. Yasak birçok yerde uygulanamadı, uygulanmaya çalışılan bölgelerde ise geniş eylemlere sonuç verdi. Bu yasak uygulanamayınca futbol takımlarına Avrupalı oyuncu kotası getirildi, ancak bu kotaya yönelik mücadele de sonuç verdi ve 1945’de kota kaldırıldı. 1954’te Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) kuruluşuyla birlikte Cezayir’de ulusal kurtuluş mücadelesinde büyük bir sıçrama gerçekleşti. Bu sıçrama futbola da tabii sirayet etti, 1956’da Kuzey Afrika Kupası finaline biri pied-noir, diğeri yerli kulüp çıkmasıyla birlikte maç sömürge hükümeti için bir kriz haline geldi ve kupa iptal edildi. Maçın iptali üzerine FLN yerli kulüplere ligleri boykot etme çağrısı yaptı. Birçok futbolcu ve yönetici bu çağrıya kulak verdi, Kupa finaline çıkan yerli takım USM Bel Abbes’den birçok futbolcu FLN’ye katılarak Fransa’ya karşı silahlı mücadelede yer aldı. 1958’de ise FLN öncülüğünde, henüz Fransa’dan siyasi bağımsızlığını kazanamamış olsa da, Cezayir Milli Takımı kuruldu. 14 Nisan günü FLN’in önceden görüştüğü ve anlaştığı Fransa 1. Ligi’nde oynayan 12 futbolcu, birçoğu aynı zamanda Fransız Milli Takımında da oynuyordu, Fransa’dan kaçtı. 2’si sınırda yakalanarak tutuklansa da 10 futbolcu Cezayir’e vardı. FLN tarafından düzenlenen Kuzey Afrika Cemile Buhayrad Turnuvası’nda sahaya çıkan “Bağımsızlık 11’i” ilk maçını 9 Mayıs günü Fas’a karşı oynadı ve maçı 2 - 1 kazandı. Cezayir Milli Takımı’na destek yalnızca kendi ülkelerinden gelmedi, Fransız Milli Takımı futbolcuları Raymond Kopa, Just Fountaine ve Roger Piantoni da 1958 Dünya Kupası sürerken arkadaşlarıyla dayanışmak adına Fransız Milli Takımı formasını birçok kez giymiş fakat artık Cezayir formasını seçmiş Mustapha Zitouni’ye kartpostal gönderdiler. FIFA’nın katılan futbolculara ve Cezayir Milli Takımı ile maç yapan federasyonlara karşı yaptığı tehditler de boşa düştü, yaz süresince Cezayirli futbolcular takıma katılmaya devam etti ve Cezayir resmen siyasi bağımsızlığı elde ettiği 1962 yılına kadar 14 farklı ülke ile 80’den fazla kez oynadı. Cezayir Milli Takımına katılan futbolcular rahat yaşamlarını, ünlerini, kariyerlerini geride bırakarak Cezayir’in kurtuluşu için Tunus’da sürgüne razı oldular. Cezayir’in bağımsızlığının ardından Cezayir Geçici Hükümeti Başkanı Ferhat Abbas, futbolculara şunu söyledi: Sizler devrimi 10 yıl öne taşıdınız.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
6
26
1.2K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs21·
Cemile Buhayrad | Cemile, Cezayir’in Fransız sömürgeciliğine karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinin en önde gelen kadın militanlarından biridir. Fransa, 1930 yılında Cezayirli bir siyasetçinin sömürgeci Fransa temsilcisine hakaret etmesini bahane ederek Cezayir’i açık biçimde işgal etmiş ve asker göndermiştir. Yaklaşık 300 yıl Osmanlı egemenliğinde yaşayan ve bu süreçte pek çok kayıp veren Cezayir halkı, Fransız müdahalesine karşı cesurca dirense de işgalcilere karşı silahları yetersiz kalmıştır. İşgali izleyen beş yılda ülkenin en verimli topraklarına el konulmuş ve bu topraklar Fransız yerleşimcilere verilmiştir. Cemile, 1935 yılında Cezayir’de orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş; çocukluk ve gençlik yılları Fransa’nın Cezayir’i işgal altında tuttuğu döneme denk gelmiştir. İlkokulda her sabah okutulan “Annemiz Fransa Marşı”nı “Annemiz Cezayir” diye okuduğu için okuldan uzaklaştırılması, hayatındaki ilk önemli kırılma olmuştur. 8 Mayıs 1945’te Sétif ve Guelma’da yaşanan bu katliamda yaklaşık 45 bin Cezayirli öldürülmüş, Fransızlar Cezayir’de açık bir soykırım uygulamıştır. Bu olaydan sonra, çoğunluğu öğrencilerden oluşan Cezayirli gençler Ulusal Kurtuluş Hareketi’ne (FLN) katılmaya başlamıştır. 1954 ve sonrasında Fransa sömürgeciliğine karşı yürütülen direniş sürecinde 12 binden fazla Cezayirli katledilmiştir. Fransız sömürge mahkemesinde yaralı ve işkence görmüş halde yargılanan 22 yaşındaki Cemile Buhayrat, kendisine verilen giyotinle idam kararını kahkahalarla karşılamış; mahkeme heyetine, “Bizi öldürmekle Cezayir’in bağımsızlığa kavuşmasını engelleyemeyeceksiniz” sözleriyle tarihe geçmiştir. Devrim süresince Milli Kurtuluş Cephesi Komutanı Sadi Ya Cef’in irtibat ajanı olarak görev yapmıştır. Milli Kurtuluş Mücadelesi, sömürge rejiminin tüm cephelerine yönelen silahlı eylemleri kapsayarak özellikle köylüler arasında geniş bir destek bulmuştur. Şehirlerde ise FLN kısa sürede güçlü bir sempatizan kitlesi kazanmıştır. Fransa, bu direnişi bastırmak için NATO destekli modern ordusunun tüm imkanlarını seferber etmiştir. Tunus ve Fas sınırlarına elektrikli bariyerler kurulmuş, henüz bağımsızlığını yeni kazanmış bu ülkelerden Cezayir’e yardım ulaşması engellenmiştir. Halkın yaşam kaynaklarını yok etmek amacıyla ürünler ve tarım araçları imha edilmiş, 8 binden fazla köy yerle bir edilmiştir. İki buçuk milyon insan yerinden edilmiş, bu politikalar bir milyondan fazla kişinin ölümüne yol açmıştır. “Ülkenin her çocuğunun feryadı benim feryadımdır” diyen Cemile, bağımsızlık direnişinde en ön saflarda yer almış ve birçok eylem nedeniyle yargılanmıştır. Cezayir’deki Fransız lokantalarına yönelik bombalı eylemlerden sorumlu tutulmuş, yakalandıktan sonra ağır işkencelere maruz kalmış; cinsel istismar ve tecavüze uğramıştır. Simone de Beauvoir, Cemile Buhayrat’ın hikayesini kaleme aldığı yazısında, “Bir kadının bedeninin savaş aygıtı haline getirilmesinden utanıyorum. Cemile’ye şiş ve copla tecavüz eden askerler beni savunuyor olamazlar” sözleriyle yaşananlara dikkat çekmiştir. İdam cezasına çarptırılan Cemile için; Fransa’ya cezanın iptali için yoğun kamuoyu baskısı oluşmuştur. Bunun sonucunda idam cezası ertelenmiş ve Cemile hapse gönderilmiştir. Tüm işkencelere ve kukla mahkemelere rağmen dimdik duruşundan bir adım dahi geri atmayan Cemile, “Sadece işgalci hainlere haddini bildirdim” demiştir. 1962 yılının Mayıs ayında Evian Anlaşmaları imzalanmış ve Cezayir’in bağımsızlığı ilan edilmiştir. Bağımsızlıkla birlikte müebbet hapis cezasına çarptırılmış olan Cemile serbest bırakılmıştır. Başta Filistin halkı olmak üzere, işgal ve sömürü altında yaşayan tüm halklarla dayanışmayı hayatının merkezine almış; yaşamı boyunca Cezayir’in ve ezilen bütün halkların özgürlük mücadelesini onurla savunmuştur. Savaşmayı seçmiş, bedel ödemekten kaçınmamış; direnişiyle, kararlılığıyla ve insanlık onuruna olan sarsılmaz inancıyla örnek bir yurtsever olarak tarihte yerini almıştır.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
20
98
3.3K