Sınıf Savaşı

47 posts

Sınıf Savaşı banner
Sınıf Savaşı

Sınıf Savaşı

@snfsvs7

Küçük Bir Kıvılcımdan Bir Ateş Alevlenecek!

Katılım Nisan 2025
1 Takip Edilen2.8K Takipçiler
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
‘Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor’ diye başlayan o cümle, yalnızca bir çağın değil, düşünce tarihinin de yönünü değiştirdi. Karl Marx, yaşadığı dönemin düzenini doğal ve değişmez kabul eden anlayışı sarsarak, eşitsizliği ve sömürüyü görünür kılan bir düşünce hattı açtı. Bugün doğum gününde ona bakıldığında, geriye kalan şey yalnızca tarihsel bir figür değil; etkisi farklı dönemlerde yeniden ortaya çıkan, düşünme biçimlerini hâlâ zorlayan bir mirastır. Fikirleri tek bir zamana sıkışmadı; her geri dönüşte aynı netlik ve sarsıcılığıyla yeniden okunmayı sürdürüyor.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
1
9
42
721
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
Türkçülük Davasında Türkeş'in Savcıya Mektubu: Islah Oldum| Bilindiği gibi 3 Mayıs Türkiye'de faşistlerin Türkçülük günü olarak kutladığı bir gündür. Türkçü faşist Nihal Atsız'ın Sabahattin Ali aleyhine yazdığı ırkçı yazıya açılan davanın görüldüğü 3 Mayıs seçilmiştir. Bu yargılamalar hakkında her ne kadar Türkçüler kendi liderlerine övgüler yağdırsa da yargılananlar büyük ölçüde pişmanlık dile getirmiştir. Bugün ülkücü faşistlerin lider olarak benimsediği Alparslan Türkeş ise pişmanlık belirtenlerin başında gelmektedir. Mahkeme belgesiyle kendi imzasıyla yazdığı aşağıdaki dilekçeyi paylaşıyoruz. Türkeş bu dilekçeyi dönemin sıkıyönetim savcısı yüzbaşı Kazım Alöç'e 21 Temmuz 1944'te yazmıştır. "Çok sayın yüzbaşım, Her şeyden önce annemle görüşmelerime müsaade buyurduğunuzdan dolayı şükran ve minnetlerimi sunarım. Hususi şekilde mektup yazarak sizi rahatsız etmek cürretinde bulunduğum için affınızı istirham ederim. Taşıdığımız milli duyguların verdiği heyecanlarla, hiç düşünmediğim ve hatırımdan geçirmediğim manaları da ifade edebilecek olan şeyleri yazdığımı sorguya çekildikten sonra anlamış bulunuyorum. Fakat lütfen emin olmanızı isterim ki, ben bunları katiyen bir maksatla yazmış değilim. Edebi ve parlak cümleler yazmış ol.ak için ve millete şamil umumi bir mana kast ederek yazdım. Otuz sekiz günden beri anlatılmaz bir elem be ızdırap içindeyim. Vatanımı, milletimi, cumhuriyetimi çok severim. Daima istiklal harbinj yapanları derin bir sevgi ve saygı ile sevdim, saydım. Bugün ve bugüne kadar devleti idare edenlerin, o büyük kahramanlar olduğunu, hiçbir zaman unutmadım. Hatta nutuklarımı hatırlamak lütfunda bulunursanız orada bu duygularımın ifadelerini görürsünüz. Bugüne kadar hiç vazifemi ihmal etmedim. Vatanıma, devletime hizmet etmek için kendi meslek alanımda bütün kudretimle çalıştım. Altı aydan beri beni kıtada tanımış olan bütün amirlerimin takdir ve teveccühlerini kazandım. Arkadaşlarım içinde daima temayüz ettim. Şimdi sizlerin beni affetmenizi, bir an evvel tahliye etmenizi istihram ediyorum. Bundan sonra kendi vazifemle meşgul olacağıma söz veririm. Otuz sekiz günden beri maddi ve manevi büyük bir ızdırap ve elemler içindeyim. Bu kadarı artık bana kâfi görmenizi istirham ederim. Cezadan maksat, insanları ıslah etmek olduğuna göre, bu mevkufiyetimin bana büyük bir ibret teşkil edeceğine inanmanızıda istirham ederim. Beni bir an evvel tahliye etmenizi arzeyleyerek, saygılarımı sunarım." İmza Üsteğmen Alparslan Türkeş. -Bahsedilen mektup Kurtuluş Sosyalist Dergi Yayınlarının "Faşizm ve Anti-Faşist Mücadele" kitabının 148-149. sayfalarından alınmıştır.
Sınıf Savaşı tweet mediaSınıf Savaşı tweet media
Türkçe
7
32
104
14.3K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
Dersim Katliamı 4 Mayıs 1937’de başlamıştı. Dersim’de gerçekleştirilen askeri harekât sırasında binlerce Kürt Alevi katledildi, çok sayıda insan yurdundan edildi ve sürgüne gönderildi. Katliam sonrasında ailelerini kaybeden çok sayıda çocuk farklı ailelere verilerek kimlikleri silinmeye çalışıldı; resmi tarih buna göre yazıldı, halkın belleğine saldırıldı yıllarca. Tarihçi Taner Akçam, Dersim dönemine ait önemli bir belgeye ulaştığını belirterek, dönemin Dahiliye Vekili Şükrü Kaya tarafından komutan Abdullah Alpdoğan’a gönderildiği söylenen bir mektubu gündeme taşıdı. Akçam’ın aktardığına göre, belgede operasyonlarda zehirli gaz kullanımına ilişkin ifadeler yer alıyor ve kararın dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ile Başbakan İsmet İnönü dönemine uzandığı iddia ediliyor. Operasyonlara katılan isimlerden biri olan Sabiha Gökçen de yıllar sonra verdiği röportajlarda Dersim bombardımanına ilişkin açıklamalarda bulunmuş; hedefin doğrudan Dersim olduğu ve saldırılar sonrası bölgede yaşam alanlarının büyük ölçüde tahrip edildiği yönünde ifadeler kullanmıştı. Bu süreçte on binlerce insan hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi ise sürgün edilmiştir. Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı devletin feodalizmle kavgası gibi açıklanırken Adnan Mendereslerin başbakan olabilmesinden ikiyüzlülüğü görebiliyoruz. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren ulus-devlet inşası çerçevesinde yürütülen tek dil, tek kimlik ve tek ulus anlayışının; Kürtler, Aleviler, Ermeniler ve diğer azınlıklar üzerinde baskı politikaları sürdürülmeye devam etmiştir.
Sınıf Savaşı tweet mediaSınıf Savaşı tweet media
Türkçe
1
13
38
1.1K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
Fikri Sönmez ( Terzi Fikri ) Türkiye sosyalist hareketinin yerel yönetim anlayışını 1970'lerin sonunda Fatsa'da somutlaştırmaya çalışan, doğal bir halk önderi, Fikri Sönmez 1938'de Fatsa'nın muhafazakâr köylerinden biri olan Kabakdağ'da dünyaya geldi. İlkokulu aynı köyde okudu. Daha sonra bir terzinin yanında çalışmaya başladı. Yaşamının sonuna dek de kendisinin ve ailesinin geçimini terzilik yaparak sağladı. Devrimci ve sosyalist düşünceyle 1965'de tanıştı. O yıl Türkiye İşçi Partisi'ne üye oldu. 1971'e dek Türkiye İşçi Partisi Fatsa İlçe Sekreteri ve İlçe Başkanı olarak görev yaptı. TİP yönetimiyle Milli Demokratik Devrim görüşünü savunanlar arasında çıkan ayrılıktan sonra MDD taraftarlarının yanında yer aldı. 1969'da Amerikan 6. Filosu'na karşı Dev-Genç'in düzenlediği İstanbul ve İzmir'deki anti-emperyalist gösterilere katıldı. 1968'den itibaren özellikle Karadeniz Bölgesi'ndeki fındık emekçilerinin örgütlendirilmesiyle uğraştı. Aynı yıl Samsun'dan Trabzon'a kadar olan bölgede gerçekleştirilen "Fındıkta Sömürüye Son" mitinglerine örgütleyici ve konuşmacı olarak katıldı. Samsun ve Trabzon karayolunun 12 saat trafiğe kapatıldığı bir miting nedeniyle tutuklanıp yargılandı. 12 Mart Faşizmi döneminde Ünye-Kızıldere eylemlerinde Mahir Çayan ve arkadaşlarınla yardımcı olduğu gerekçesiyle tutuklandı. İstanbul 1 No.lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nde açılan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi Davası'nda yargılandı. 20 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. Hakkında açılan dava 1974'de çıkarılan afla düştü. 1979'da yapılacak Fatsa belediye seçimlerinde aday olması halk tarafından önerildi. Sönmez, faşistlerin 15 Eylül 1979'da yaptıkları saldırıda bacağından yaralandı. Bütün bu engellemelere rağmen Fikri Sönmez 14 Ekim 1979'da yapılan yerel seçimlerde büyük bir oy farkıyla Fatsa Belediye Başkanlığı'na seçildi. Seçimden sonra Belediye Başkanı Fikri Sönmez Fatsa'nın 7 mahallesini; sorunları, nüfusu, yerleşim ve toplanabilme özelliklerini gözönüne alarak 11 birime ayırdı. Belediye çalışanları ve Sönmez'in birlikte hazırladıkları "Belediye Çalışma Programı Taslağı" 11 birimde yapılan toplantılarda tartışıldı. 11 birimde yapılan toplantılarda gizli oy açık sayım esasına göre komite seçimleri yapıldı. Seçimlere tefeci, tüccarlar ve faşistler dışında halktan herkes aday olabildi. Halk Komitelerine seçilmek için devrimcilerin yanında, CHP'liler, AP'liler ve MSP'liler de aday oldular. Yirmi bin nüfuslu bu ilçede, halkın yerel yönetimde doğrudan söz ve karar sahibi olmasıyla kolektif çalışmalara girişildi. "Çamura Son Kampanyası", "Fatsa Halk Kültür Şenliği" gibi etkinlikler yürütülmekteyken, devletin ve halk düşmanlarının bütün dikkati Fatsa'ya çevrilmişti. 11 Temmuz 1980'de Ordu valisi Reşat Akkaya'nın yönetiminde "Nokta Operasyonu'nu düzenlenerek, halkın kendi kendini yönetimi "bastırıldı" ve Fikri Sönmez tutuklandı, işkence gördü. 12 Eylül sonrası Fatsa Dev-Yol Davası'nın sanıkları arasına katılarak yargılandı. Davası sürmekteyken, gördüğü işkencelerin ve cezaevi koşullarının ağırlığı yüzünden yakalandığı tedavisi mümkün bir hastalıktan 4 Mayıs 1985'de askeri tutukevinde yaşamını yitirdi.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
13
52
1.5K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
THKP-C ve Kurtuluş Hareketi’nin kurucu kadrolarından olan İlhami Aras 1 Mayıs 2024 tarihinde ölümsüzleşti. İşçi sınıfının ve ezilen halkların kurtuluş mücadelesinde yaşamı boyunca en ön saflarda yer alan İlhami Aras, Bursa’nın İnegöl ilçesinde doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenciyken devrimci mücadeleyle buluştu ve Dev-Genç saflarında aktif olarak yer aldı. 12 Mart askeri muhtırası öncesinde yakalanarak, dönemin diğer THKP-C militanlarıyla birlikte tutuklandı. Tutsaklığın ardından 1974 affıyla tahliye oldu. 1976 yılında yoldaşlarıyla birlikte Kurtuluş Sosyalist Dergi’yi ve Kurtuluş Hareketi’ni kurarak Türkiye sosyalist hareketinin önemli örgütlenmelerinden birine önderlik etti. Yaşamının uzun yıllarını zindanlarda geçirdi. Enternasyonal dayanışma ve mücadele için Filistin’e giderek iki yıl boyunca burada bulundu. “Kaptan” olarak da bilinen İlhami Aras, yalnızca pratik mücadelede değil, Kurtuluş’un teorik gelişiminde de önemli katkılar sundu. Hayatını devrimci mücadeleye, sosyalizm idealine adayan Aras; ardında mücadele, direniş ve kararlılıkla örülmüş bir miras bıraktı. İlhami Aras, yaşamı boyunca savunduğu değerler ve devrimci duruşuyla mücadele tarihinde yerini aldı; anısı, dostları, yoldaşları ve mücadele edenlerin kavgasında yaşamaya devam edecek.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
18
60
2.4K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
Yaşasın Bir Mayıs! Bijî Yek Gulan!
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
10
54
740
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
30 Nisan 1945’te Kızıl Ordu, faşist Hitler’i alaşağı etmiş; Berlin’de Kızıl Bayrak’ı göndere çekmişti.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
12
56
883
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
KAYIP KENTİN YAKIŞIKLISI ‘’dokuzunda kayboldu mayıs'ın, cesedi bulundu onikisinde... kaçırıldığında da kaybolduğunda da ve cesetken de yakışıklıydı...  amcamdı...’’ 1995 yılında ‘’o dönem’’ muhalif şiirler ve oyunlar yazan Yılmaz Erdoğan tarafından kaleme alındı ‘Kayıp Kentin Yakışıklısı’ şiiri. Yılmaz Erdoğan’ın şiirinde belirttiği üzere bu şiiri amcası için yazmıştı. Bahsettiği amcası ‘’faili meçhul’’ bir cinayete kurban giden Namık Erdoğan’dı. 12 Temmuz 1991 yılında İstanbul Ticaret Odası’ndan kayıt alan Promesse (Promesse Tıbbi Malzemeler Limited Şirketi) adlı tıbbi malzemeler alanında çalışan bir şirket açılır. Şirketin kurucuları Zeki Çatlı ve Haluk Kırcı’dır. Şirketin sağlık alanıyla ilişkili açılması ise Abdullah Çatlı’nın da dahil olduğu uyuşturucu sektörünü ele geçirme hamlesidir. Şirketin esas kurulma amacıysa eroin üretiminde kritik bir hammadde olan ve Sağlık Bakanlığı denetimine tabi olan asit anhidrit sevkiyatını yönetmekti. Şirket bakanlıktan yüklü miktarda ihalaler alıyordu. Şirket, Anhidrit ihracatındaysa kayıt dışı bir şekilde ülkeye asit girişi sağlıyor ve bunu uyuşturucunun üretimi için yönlendiriyordu. Yılmaz Erdoğan’ın Sağlık Bakanlığı’nda müfettiş olan amcası Namık Erdoğan asitin ve ihalelerin detaylı incelemesini yapıp soruşturma açarak konunun üzerine gitti. Soruşturmayı bırakması için tehditlere maruz kaldı. İddialara göre Mehmet Ağar kendisiyle görüşme teklifi etmiş ama Erdoğan bunu reddetmiştir. Bu tehditlere karşı görevini dürüstlükle sürdüren Erdoğan Ankara’da 8 Mart günü kaçırıldı. 10 Mart günü Kırıkkale’de kafasına sıkılmış tek kurşunla ölü halde bulundu. Kırıkkale Savcılığı, soruşturma başlattı. Nuran Erdoğan’ın şikâyeti üzerine şüpheli sıfatıyla Mehmet Ünlü, Haluk Kırcı, Bilal Demirbağ, Menşure Sümer, Veysel Özsoy, Ünal Sümer, Mustafa Azılı, Mehmet Aydoslu’nun ifadeleri alındı. Ancak şüpheliler suçlamayı reddetti. Başsavcılık 11 Şubat 1999’da görevsizlik kararı vererek, dosyayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı’na gönderdi. DGM Başsavcılığı da 23 Eylül 1999’da sekiz şüpheli hakkında ‘cürüm işlemek için teşekkül oluşturma” suçlaması’yla yaptığı soruşturmanın ardından takipsizlik kararı verdi. Abdullah çatlı, Veli Küçük, Ayhan Çarkın gibi faşist çetelerin isminin geçtiği bu cinayet ve benzeri cinayetler bu kişilerin içerisinde bulunduğu Narko Ekonomi trafiğindeki konumlarını göstermesi bakımından önemli bir yerde durmaktadır. Bu kişiler ellerindeki medya ve resmi güçle para, uyuşturucu ve eroin ticareti için işledikleri cinayetleri vatan ve millet için işledikleri algısını yaymışlardır.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
5
49
245
37.1K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
TÖB-DER üyesi Kenan Çatak. Kabataş Akşam Ticaret Lisesinde öğretmenlik yapıyordu. Nişanlıydı,o yaz gerçekleşecek evliliğinin hazırlıkları için para kazanmak adına akşam lise öğretmenliği, sabahları ise ek iş yapıyordu. Bunun yanısıra TÖB-DER faaliyetlerinde de yer alıyordu. Yakın arkadaşlarıyla birlikte gitmişti Taksim meydanına, ancak bulunduğu korteji "uyuşuk" bulup "ben bu gençlere katılacağım" diyerek ayrılmıştı onlardan. Arkadaşları onu ancak sonraki günün sabahı Adli Tıp'ın morgunda bulabildiler. 1 Mayıs 1977 Günü ölümsüzleşti.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
1
8
322
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
Sibel Açıkalın İYÖD üyesi ve Devrimci Yol sempatizanıydı. Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Fakültesi 1. sınıf öğrencisiydi. Liseden beri politik bilince sahipti. Devrimci Gençlik faaliyetinde aktif rol alıyordu. 1 Mayıs 1977 günü ölümsüzleştiğinde henüz 18 yaşındaydı.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
1
2
14
482
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
Taksim Meydanı’nın Türkiye sosyalist hareketi açısından yeri her zaman ayrı olmuştur. Meydan, geçmişten bugüne her devrimci kuşağın kendi mücadelesini verdiği, devletle karşı karşıya geldiği bir alan olmuştur. Devlet açısından da sembolik bir öneme sahiptir; nitekim meydan üzerindeki hakimiyetini en son kaybettiği zaman Gezi Direnişi’yle karşı karşıya kalmıştır. Taksim, onlarca yoldaşımızın düştüğü, kanının döküldüğü belleğimizdir. 1 Mayıs’a giderken, kavgamızın tarihsel birikimini, 1 Mayıs şehitlerini Sınıf Savaşı’nda paylaşacağız. Bugün hâlâ süren bu kavganın içinde olan bizler. “Halkın meydanları kapatılamaz” diyerek yola çıkan ve bu uğurda düşen yoldaşlarımızın bayraklarını devralıp, ne zaman ki bize ait olanı geri alır, işte o zaman yoldaşlarımıza verdiğimiz sözü tutarız.
Türkçe
1
16
51
2.4K
Sınıf Savaşı
Sınıf Savaşı@snfsvs7·
Bir Faşistin Sonu: Benito Mussolini| 28 Nisan 1945’te, İtalya’da faşizme karşı savaşan partizanlar tarafından idam edilen Benito Mussolini, yalnızca bir diktatörün sonunu değil, aynı zamanda faşizmin tarihsel olarak aldığı en somut yenilgilerden birini temsil eder. Mussolini, modern anlamda faşizmi kuran ve onu devlet biçimine dönüştüren ilk lider olarak, 20. yüzyılın en yıkıcı siyasal figürlerinden biri olmuştur. Faşizm kavramı Latince fasces sözcüğünden gelir. Antik Roma’da bu, bir baltanın etrafına bağlanmış çubuklardan oluşan ve devlet görevlilerinin taşıdığı bir otorite sembolüydü. Konsüllerin yargı ve cezalandırma yetkisini temsil ederdi; Roma içinde baltasız, şehir dışında ise balta eklenerek ölüm yetkisini de simgeleyen bir güç işaretiydi.Yani anlamı devletin zor kullanma ve egemenlik yetkisiydi. Mussolini bu sembolü modern faşizmin merkezine yerleştirdi. 1919’da kurduğu Fasci Italiani di Combattimento ise “birlik” fikrini temsil etmekten çok, sosyalistlere, sendikalara ve grevci işçilere karşı örgütlenen militan grupların çatısını oluşturdu. Böylece faşizm, sokakta şiddet yoluyla yükselen işçi hareketini bastıran bir siyasal güç olarak şekillendi. Bu noktada Mussolini’nin siyasi dönüşümü belirginleşir. Gençlik yıllarında İtalyan Sosyalist Partisi içinde yer almış, hatta partinin yayın organı olan Avanti! gazetesinde yazarlık ve editörlük yapmıştır. Bu dönemde sınıf mücadelesi ve işçi hakları üzerine yazılar kaleme alırken, I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savaş karşıtı çizgiden uzaklaşarak müdahaleci bir tutum benimsemiş ve bu nedenle sosyalist hareketten tamamen kopmuştur. Bu kopuşun ardından Mussolini, giderek milliyetçi ve otoriter bir çizgiye yönelmiş ve 1919’da faşist hareketin ilk örgütlenmesini yine bu yapı üzerinden kurmuştur. Zamanla bu örgütlenme, Kara Gömlekliler olarak bilinen paramiliter bir güce dönüşmüş; özellikle sosyalistlere, sendikalara ve grevci işçilere karşı sokak şiddeti uygulayan bir baskı aracı haline gelmiştir. Bu süreç, faşizmin yalnızca bir fikir değil, doğrudan fiziksel güç ve örgütlü şiddet üzerinden büyüdüğünü göstermiştir. 1922’deki Roma Yürüyüşü ise bu yükselişin kırılma noktasıdır. Faşist milislerin Roma’ya yürüyüşü, doğrudan bir iktidar ele geçirme hamlesi olarak gerçekleşmiş; devletin kriz anı, Mussolini’nin başbakanlığa atanmasıyla sonuçlanmıştır. Bu süreç, faşizmin seçim yoluyla değil, baskı, tehdit ve sokak gücüyle iktidarı ele geçiren bir rejim olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Roma yürüyüşü ile iktidarın ele geçirilmesinin ardından Mussolini, kısa sürede parlamenter yapıyı zayıflatarak faşist rejimi devletin merkezine yerleştirmiştir. Bu süreçte sendikalar kapatılmış, grev hakkı ortadan kaldırılmış ve sosyalist ile komünist hareketler sistematik biçimde bastırılmıştır. Basın sansürü, tek parti düzeni ve siyasal muhalefetin tasfiyesiyle birlikte İtalya, giderek otoriter ve merkezileşmiş bir devlet yapısına dönüşmüştür. İçeride kurulan bu baskı düzeni, dış politikada da saldırgan ve yayılmacı bir çizgiyle devam etmiştir. Mussolini’nin hedefi, İtalya’yı yeniden bir büyük güç haline getirmek ve “Roma İmparatorluğu’nun ihtişamını” canlandırmak fikri etrafında şekillenmiştir. Bu doğrultuda Libya’nın kontrolünün güçlendirilmesi, Balkanlar’da nüfuz alanı arayışları ve Etiyopya’nın işgali gibi adımlar, faşist rejimin yayılmacı karakterini açıkça göstermiştir. 1930’ların ortalarından itibaren bu agresif dış politika, Avrupa’daki güç dengeleriyle daha doğrudan bir ilişki kurmuştur. Almanya’da iktidara gelen Adolf Hitler ile ideolojik ve stratejik yakınlaşma artmış, iki rejim arasında giderek bir ittifak zemini oluşmuştur. Bu yakınlaşma, önce diplomatik anlaşmalarla, ardından askerî ve siyasi koordinasyonla güçlenmiş ve İtalya, Almanya ile birlikte Mihver Devletleri’nin parçası haline gelmiştir. 1939’da II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte bu ittifak daha belirgin bir hal almıştır. Almanya’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan savaş süreci, kısa süre içinde Avrupa geneline yayılmış; Mussolini başlangıçta temkinli bir tutum sergilese de 1940’ta savaşın gidişatını kendi lehine görerek İtalya’yı resmen savaşa dahil etmiştir. Ancak savaşın ilerleyen yıllarında askeri hazırlıksızlık ve stratejik hatalar, İtalya’nın hem Kuzey Afrika’da hem de Akdeniz’de ciddi kayıplar yaşamasına neden olmuştur. Savaşın gidişatı 1943’ten itibaren belirgin biçimde  Almanya ve İtalya’nın aleyhine dönmeye başlamıştır. Kuzey Afrika’daki kayıplar, Stalingrad sonrası Almanya’nın geri çekilmesi ve Müttefiklerin Akdeniz üzerinden ilerleyişi, faşist bloğun üstünlüğünü tamamen kaybettiğini göstermiştir. 1943’te Müttefiklerin Sicilya’ya çıkmasıyla savaş doğrudan İtalya topraklarına taşınmış, denge tamamen değişmiş ve faşist devlet savunma pozisyonuna düşmüştür. Bu gelişmelerin ardından Yüksek Faşizm Konsey'i Mussolini’yi görevden aldırarak tutuklatmış, böylece rejim fiilen çökmüştür. Almanya ise eski müttefikini bırakmamış, Mussolini’yi kurtararak Kuzey İtalya’da kukla bir yönetimin başına getirmiştir. 1945 yılına gelindiğinde, savaşın Mihver Devletleri aleyhine kesinleşmesiyle birlikte Kuzey İtalya’daki faşist yapı tamamen çözülmüştür. Mussolini için artık bir iktidar alanından değil, yalnızca fiziksel bir kaçıştan söz etmek mümkündür. 27 Nisan 1945’te Como Gölü yakınlarında İtalyan direnişçiler tarafından durdurulan bir Alman konvoyunda yakalanması, yirmi yıllık faşist dönemin fiilen sona erdiğinin kanıtıdır. Üzerinde bir Alman askeri kaputuyla yakalanan Mussolini’nin bu görüntüsü, mutlak otoritenin yerini tam bir bozguna bıraktığını gösterir. Mussolini, yakalandıktan bir gün sonra, 28 Nisan 1945'te Ulusal Kurtuluş Komitesi'nin (CLN) verdiği karar doğrultusunda infaz edilmiştir. İnfaz, 'Albay Valerio' kod adını kullanan komünist partizan Walter Audisio liderliğindeki bir grup tarafından Giulino di Mezzegra'da gerçekleştirilmiştir. Ertesi gün cesetlerin Milano’daki Loreto Meydanı’na götürülerek ters asılması ise sürecin en sarsıcı aşamasıdır. Bu meydanın seçilmesi tesadüf değildir; bir yıl önce faşistler tarafından infaz edilen 15 partizanın anısına bir misilleme niteliği taşır. Cesetlerin halka açık bir şekilde teşhir edilmesi, kitleleri yıllarca baskı ve görkemli törenlerle kontrol eden rejimin, yine kitlelerin önünde en aşağılayıcı şekilde sembolik olarak yok edilmesidir. Bu sahne, şiddet üzerine kurulu bir iktidarın, yine şiddetin en çıplak haliyle kamusal bir gösteriye dönüşerek tarihten tasfiye edilişini temsil eder. Faşizm, Roma İmparatorluğu’nun ihtişamı vaadiyle çıktığı yolu, bir meydanda ters asılmış bir bedenin sessizliğinde tamamlamıştır.
Sınıf Savaşı tweet media
Türkçe
0
8
34
810