taner
8.5K posts


İmamoğlu çakma bir Zelensky'dir. Barış müzakerelerine alenen karşı olan bu zat yanına aldığı iki küçük şoven parti ile iktidar olacağını düşünüyor. Hâlbuki CHP son 50 yıldır ilk defa iktidar olmaya yaklaşmıştı. Maalesef kişisel iktidar hırsı onu küçük bir Ümit Özdağ'a çevirdi.
Uygur Kayahan@Kayahanuygur
Yılmaz Özdil ile Ahmet Nesin'in aynı safta Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanında beraberce mevzilenmeleri ilginç. Tez, antitez ve sentez. Unutmayalım ki Kılıçdaroğlu Soros'un desteklediği bir derneğin kurucularından idi.
Türkçe

@Furkandurmco @I__am_Legend__ Furkanda zeka bu kadar ne bilsin neden sövdüğünü
Türkçe

@KPehlivano85093 İnsanların popişinde made in Alllah yazılı barkod var. Görmek için göz laım onlar görmezler duymazlar
Türkçe

2.000 yıllık Zeus İnancı Nasıl Yok Oldu?
Devlet Eliyle oldu... evet evet aynen öyle oldu. Anlatıyorum:
Kırılma 4. yüzyılda gerçekleşti. İmparator Konstantin döneminde Hristiyanlık devlet korumasına ve imparatorluk desteğine kavuştu.
Yüzyılın sonlarına gelindiğinde Hristiyanlık imparatorluğun resmi dini haline geldi. Böylece devletin parası, siyasi itibarı, hukuk düzeni ve kurumsal desteği yavaş yavaş eski tanrılardan kiliseye kaydı.
Bu iş öyle pek gönüllü de olmadı.
İmparator I. Theodosius döneminde, 391’den itibaren çıkarılan kararlarla pagan ibadetleri ve kurban törenleri yasaklandı; bazı tapınak ve sunaklar kapatıldı, yıkıldı veya başka amaçlarla kullanılmaya başlandı.
Eleusis gibi yüzyıllardır faaliyet gösteren önemli kült merkezleri 4. yüzyılın sonunda ortadan kalktı ve 5. yüzyılda bu gizem kültleri artık yaşamıyordu.
Böylece Zeus inancının yaşamasını sağlayan mekanizma parçalandı:
Devlet artık törenleri finanse etmiyordu.
Kurban törenleri yasaktı.
Tapınaklar kapanıyor veya kiliseye çevriliyordu.
Rahiplik geleneği kesiliyordu.
Çocuklar Hristiyan aile ve kurumlarda yetişiyordu.
Eski tanrılara bağlı kalmak toplumsal ve siyasî bakımdan giderek zorlaşıyordu.
Bir dinin tapınağını kapatır, törenini yasaklar, rahiplerini ortadan kaldırır ve yeni kuşağı başka bir dinle yetiştirirseniz, birkaç yüzyıl içinde o dinin yaşayan toplumsal tabanı kaybolur.
Bütün dinler için geçerlidir bu.

Türkçe

@KPehlivano85093 Biri gelir. Adem müslümandı. İnsanlar müslüman doğar. İslam sonuza kadar sürecektir der ve tüm tezleri çürütüverir
Türkçe

Batı basınına göre İran füzeleri Amerikalılara işlemiyor. O kadar Amerikan üssüne füze isabet ediyor ama kimse ölmüyor. Allahın hikmeti değil tabii. Medyanın bir avuç sermayenin elinde bulunması gerçeğinin sonucu. Bunu niye yazdım? Bir abd üssünde 100 Amerikan askeri ölmüş ama adamlar yazmayınca böyle bir şey olmamış hale geliyor.
Türkçe

@KPehlivano85093 @tanerus7 Koray Bey, ya sizin de vaktinizi aldık, kusura bakmayın. İşte böyle tanerle sevgililer gibi yazışıyoruz. Örnek olarak yeni paylaşımızı ekliyorum.

Türkçe

TANRI FİKRİNİN TUTARSIZLIKLARI 6:
(Not: Okuyup anlamak için lise düzeyinde mantık bilgisi ve felsefi kavramlara aşinalık gerekir)
"Bilmediğin Yere Tanrı Yazmak Kanıt Değildir"
İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz. Bir olayın nedenini bilmediğimizde, boşluğu mümkün olduğunca hızlı biçimde bir açıklamayla doldurmak isteriz.
Bu, gündelik hayatta bazen işe yarayan doğal bir eğilimdir. Ancak bilimsel ve felsefi konularda aynı eğilim ciddi mantık hatalarına yol açabilir.
Bu hatalardan biri şu düşünce biçimidir:
“Bilim bunu henüz açıklayamıyor. O halde bunu görünmez bir varlık (Tanrı) yaptı.”
Bu cümle bir açıklama değil, bilgisizliğin üzerine yapıştırılmış bir etikettir.
Bir şeyin nasıl gerçekleştiğini bilmiyor olmamız, onu belirli bir tanrının gerçekleştirdiğini göstermez.
“Bilmiyorum” ile “Benim inandığım Tanrı yaptı” arasında devasa bir mantık boşluğu vardır. Bu boşluk kanıtla doldurulmadığı sürece ortada yalnızca bir iddia bulunur.
Mantıkta buna Cehalete Başvurma Safsatası denir:
“Başka bir açıklama bilmiyoruz, öyleyse benim açıklamam doğrudur.”
Hayır, değildir.
Bir odadan ses geldiğini düşünün. Sesin nedenini bilmiyorsunuz. Buradan “Odada görünmez bir cin var” sonucu çıkmaz. Kedi olabilir, pencere olabilir, düşen bir eşya olabilir, borulardan gelen bir ses olabilir.
Nedeni bilmiyor olmak, aklınıza gelen ilk doğaüstü açıklamayı doğru yapmaz.
Bilgisizlik Kanıt Olarak Kullanılamaz:
“Evrenin nasıl başladığını tam olarak bilmiyoruz.”
Bu dürüst bir cümledir.
“Öyleyse evreni benim dinimin Tanrısı yarattı.” Bu kanıtsız bir iddiadır...
Üstelik burada yalnızca bir yaratıcı iddiasına geçilmiyor. Çoğu zaman bilinmeyenden doğrudan belirli bir dinin tanrısına, peygamberine, kutsal kitabına, ibadetlerine ve ahlak kurallarına ulaşılmaya çalışılıyor.
Peki nasıl?
Evrenin başlangıcı hakkındaki bilgi eksikliği neden Zeus’u değil de Allah’ı kanıtlıyor?
Neden Brahma’yı, Ahura Mazda’yı veya bilinmeyen başka bir yaratıcıyı değil?
“Bilim bilmiyor” cümlesi, bu seçeneklerden hiçbirini diğerinden daha doğru hale getirmez.
Her iddia kendi kanıtını sunmak zorundadır.
Tarih Bu Hatanın Örnekleriyle Doludur:
İnsanlar tarih boyunca açıklayamadıkları olayları tanrılara, ruhlara ve görünmez güçlere bağladılar.
Yıldırım tanrıların öfkesiydi.
Depremler ilahi cezaydı.
Salgın hastalıklar günahların karşılığıydı.
Sara nöbetleri cin çarpmasıydı.
Gezegenleri görünmez varlıklar hareket ettiriyordu...
Sonra ne oldu peki?
Yıldırımın elektriksel boşalma olduğu anlaşıldı.
Depremlerin faylar ve levha hareketleriyle oluştuğu keşfedildi.
Hastalıklarda mikroplar, genetik bozukluklar ve bağışıklık sistemi bulundu.
Gezegen hareketleri fizik ve kütleçekim yasalarıyla açıklandı.
Tanrılar, bilinmeyen bölgelerden birer birer çıkarıldı. Çünkü o bölgelerde aslında doğal süreçler vardı.
Bilginin eksik olduğu yerlere Tanrı’yı yerleştiren bu anlayışa “Boşlukların Tanrısı” denir.
Sorun şudur: Bilim ilerledikçe boşluklar kapanır. Böylece Tanrı’nın sözde kanıtı da sürekli geri çekilir.
Önce yıldırım Tanrı’nın işiydi.
Sonra hastalıklar.
Sonra canlıların çeşitliliği.
Sonra insanın ortaya çıkışı.
Şimdi ise yaşamın ilk başlangıcı ve evrenin ilk anları.
Yani Tanrı, kanıtların bulunduğu yerde değil, bilginin henüz ulaşamadığı karanlık köşelerde aranıyor.
Bu güçlü bir Tanrı anlayışı değil, bilgisizliğe bağımlı bir Tanrı anlayışıdır.
“Bilim Her Şeyi Açıklayamıyor” Sözü Hiçbir Şeyi Kanıtlamaz:
Evet, bilim her şeyi açıklayamıyor.
Zaten bilim, her şeyi açıkladığını iddia etmez.
Fakat bilimin bir soruyu henüz çözememesi, herhangi bir dini açıklamayı otomatik olarak doğru yapmaz.
Bir doktor hastalığı hemen teşhis edemediğinde hasta büyülenmiş olmaz.
Bir dedektif cinayeti çözemediğinde katilin hayalet olduğu kanıtlanmaz.
Bir fizikçi evrenin ilk anlarını tam olarak açıklayamadığında da Tanrı kanıtlanmış olmaz.
Bilimin sınırı, dini iddianın kanıtı değildir.
Birinin cevap verememesi, sizin cevabınızın doğru olduğu anlamına gelmez.
“Tanrı Yaptı” Gerçekten Açıklıyor mu?
Bir açıklama, olayın nasıl gerçekleştiğini göstermelidir.
Yıldırım nasıl oluşuyor?
Elektrik yükleri nasıl ayrışıyor?
Hangi koşullarda boşalma gerçekleşiyor?
Neden paratoner işe yarıyor?
Bilim bu sorulara mekanizma sunar.
“Tanrı yıldırımı gönderdi” cümlesi ise mekanizma sunmaz. Yalnızca olaya bir özne atar.
Aynı şey evren için de geçerlidir.
“Tanrı yarattı” denildiğinde şu sorular cevapsız kalır:
Nasıl yarattı?
Neyle yarattı?
Neden yarattı?
Tanrı nasıl var oldu?
Maddi olmayan bir varlık madde üzerinde nasıl etkide bulundu?
Tanrı’nın zihni ve iradesi nasıl çalışıyor?
Bu soruların tamamına “Tanrı ezelidir” denilerek cevap veriliyorsa, sorun çözülmemiştir. Yalnızca sorgulamanın durdurulacağı keyfi bir nokta seçilmiştir.
Üstelik “Her şeyin bir nedeni vardır” denilerek evren için yaratıcı aranıyor, sonra Tanrı bu kuraldan muaf tutuluyorsa açıkça çifte standart uygulanmaktadır.
Tanrı nedensiz var olabiliyorsa, neden evren, kuantum alanı veya daha temel bir gerçeklik nedensiz var olamasın?
Anlayamamak, İmkansızlık Kanıtı Değildir
“Göz bu kadar karmaşık olamaz.”
“Evren kendiliğinden oluşamaz.”
“Bilinç yalnızca maddeden çıkamaz.”
Bu cümlelerde çoğu zaman gizli olan düşünce şudur: “Ben bunun nasıl olduğunu anlayamıyorum, demek ki doğal olarak gerçekleşemez.”
Oysa kişinin bir süreci kavrayamaması, o sürecin imkansız olduğunu göstermez.
Dünya’nın döndüğünü hissetmiyoruz ama dönüyor.
Zamanın hıza göre değişmesi sezgilerimize aykırı ama değişiyor.
Maddenin büyük kısmının boşluk olması tuhaf geliyor ama öyle.
Evren, insan sezgilerine uymak zorunda değildir.
“Bana imkansız geliyor” bilimsel bir argüman değildir. Yalnızca kişinin bilgi ve hayal gücü sınırını gösterir.
“Bilim her şeyi açıklayamıyor” itirazı
Sık kullanılan bir itiraz şudur: “Bilim her şeyi açıklayamıyor.”
Bu ifade doğrudur. Bilim bugün her şeyi açıklayamamaktadır. Belki bazı soruların tamamını hiçbir zaman açıklayamayacaktır.
Ancak buradan görünmez varlık (Tanrı) sonucu çıkmaz.
Bir dedektifin cinayeti henüz çözememesi, katilin otomatik olarak uşak olduğunu göstermez.
Bir doktorun hastalığın nedenini hemen bulamaması, hastanın büyülendiğini kanıtlamaz.
Bir fizikçinin evrenin en erken anlarını tam olarak açıklayamaması da belirli bir yaratıcı modelini doğrulamaz.
Bilimin sınırlarının bulunması, herhangi bir alternatif iddianın kendiliğinden doğru olduğu anlamına gelmez.
Her iddia kendi kanıtını sunmak zorundadır.
Yanlış ikilem: Ya bilim ya Tanrı
Bu tartışmalarda sık görülen başka bir hata da yanlış ikilem kurmaktır:
“Bilim açıklayamıyorsa Tanrı açıklamıştır.”
Bu cümle yalnızca iki seçenek varmış gibi davranır.
Oysa seçenekler çok daha fazladır:
Olayın doğal nedeni henüz keşfedilmemiş olabilir.
Mevcut teoriler eksik olabilir.
Birden fazla doğal mekanizma birlikte çalışıyor olabilir.
Soruyu yanlış biçimde kuruyor olabiliriz.
İnsan zihninin kavramakta zorlandığı bir süreç söz konusu olabilir.
Henüz hiç düşünmediğimiz başka bir açıklama bulunabilir.
Dolayısıyla “bilimsel açıklama yoksa Tanrı vardır” sonucu, seçenekleri yapay biçimde ikiye indirir.
Dahası, görünmez varlık (Tanrı) denildiğinde de sorun çözülmez. Çünkü şu sorular ortaya çıkar:
Hangi Tanrı?
Hangi dinin Tanrısı?
Tek tanrı mı, birden fazla tanrı mı?
Kişisel bir tanrı mı, doğayla özdeş bir tanrı mı?
Evrene müdahale eden bir tanrı mı, yalnızca başlangıcı oluşturan bir tanrı mı?
Neden İslam’ın Tanrısı da Zeus değil?
Neden Hristiyanlığın Tanrısı da Brahma değil?
Bilinmeyenden yalnızca “bir yaratıcı” sonucuna geçmek bile sorunluyken, oradan doğrudan belirli bir dinin bütün inançlarına ulaşmak çok daha büyük bir mantıksal hatadır.
“Bilmiyoruz” Demek Yenilgi Değildir
Bazı insanlar “Bilmiyoruz” cevabından rahatsız olur. Boşluk hemen bir masalla doldurulsun ister.
Oysa “Bilmiyoruz” demek düşünsel dürüstlüktür.
Bilim tam da bu cümle sayesinde ilerler.
Bilmediğimizi kabul ederiz.
Gözlem yaparız.
Kanıt toplarız.
Deney yaparız.
Yanlışlanabilir açıklamalar geliştiririz.
Yeni veriler geldikçe fikirlerimizi değiştiririz.
“Tanrı yaptı” denilerek soru kapatıldığında ise araştırma başlamadan bitirilmiş olur.
Bir bilinmeyene isim vermek, onu bilinir hale getirmez.
Sonuç: “Bilim açıklayamıyor, o halde Tanrı yaptı” düşüncesi bir kanıt değil, ciddi bir mantık hatasıdır.
Bir açıklamanın bilinmemesi, başka bir açıklamanın doğru olduğunu göstermez.
Bilgisizlikten Tanrı sonucu çıkmaz.
Tanrı iddiasında bulunan kişi, bu iddiayı bağımsız kanıtlarla desteklemek zorundadır.
Bilimin henüz cevaplayamadığı sorular, kimsenin özel mülkü değildir.
Tarih boyunca bilinmeyen her alan tanrılarla dolduruldu.
Bilgi ilerledikçe bu açıklamalar geri çekildi.
Bu nedenle bilinmeyenleri Tanrı ile kapatmak, Tanrı’yı güçlendirmez onun kanıtı olmaz.
Tak tersi Onu insan bilgisizliğine bağımlı hale getirir. Varsa bile onu yok sayar.
Bazen verilebilecek en doğru ve en dürüst cevap şudur:
Henüz bilmiyoruz.
Bilim ve bilim insanı bu cevabı vermekten korkmaz. Tam tersine öğrenme isteğini tetikler.

Türkçe

@tanerus7 @KPehlivano85093 Hakaret demedim çarpıtma, “aşağılamak” tabirini kullandım. Din konusundaki paylaşımlarının çoğu müslüman ve dini inanışa, üstenci ve aşağılamaya yönelik.
Türkçe

@lopifan @KPehlivano85093 İslam'a hakaret ediyor diyordun ya.. bir kaç örnek ver
Konumuz bu
Türkçe

@KPehlivano85093 @tanerus7 Size bir şey kanıtlamak zorunda değilim. Kaldı ki benim islamın eleştirilmemesi gibi bir gayretim olmadığı gibi buna da gücüm yok. Kendi felsefi kabullerinizi bilim diye yutturmaya çalışmanızı eleştirmeyelim mi ? Eleştirilmeyi kabullenin taner bey.
Türkçe

@lopifan @KPehlivano85093 Hakareti bulamadı. Yok biliyorum. İslam eleştirilmesin istiyorlar. Ama kendileri her gün propaganda yapsın istiyorlar
Türkçe

@lopifan @KPehlivano85093 Tamam bundan sonra sana yobaz diyelim. Sende bundan alınma. Korayın hakaretlerinden örnek ver. Hakaretse bende korayı eleştireceğim
Türkçe

@tanerus7 @KPehlivano85093 Gayette iyi katlanıyorum eleştiriye.O eleştiriyor ben de onu eleştiriyorum hakaret etmeden ne var bunda.Felsefi kabullerini bilim diye sunarak takipçilerini manipüle etmesi kafirliktir ve bunu kendisine hatırlatıyorum.
Türkçe

@lopifan @KPehlivano85093 Eleştiriye katlanamıyorsunuz. Ama herkese televizyonlarda camilerde okullarda din tebliğ ediyorsunuz eleştirmesi mı yani. Her eleştiriye saygısızlık diyorsunuz.
Türkçe

@tanerus7 @KPehlivano85093 Ben adama kötü demedim ki. Kafir kötü demek değil.Kendisine eskiden beri kafir derim hiç alınmadı.o da bizim inancımızı, imanımızı eleştirir, aşağılar durur. Demez ki,inanmasam bile milletin inancına saygı duyayım.
Türkçe

@lopifan @KPehlivano85093 Bir daha kullanma. Herkes canın istediğine inanır veya inanmaz. Bu kimseyi iyi veya kötü yapmaz.
Türkçe

@tanerus7 @KPehlivano85093 Hakaret olarak söylemedim. Kendisi de zaten kafir olduğunu söylüyor. Dinsizlik ve Kuran karşıtı olarak. Kuran terminolojisi ile inkar eden ve gerçekleri örten anlamında kullandım.
Türkçe

@KPehlivano85093 Mantık bilgisi gerekir derken itiraz edeceklere karşı argüman sunacaklara veya fideistçe inanacaklara mantıksız deme hakkını saklı tutuyorsun. Düşünce böyle mi savunulur e kafir?
Türkçe

@KPehlivano85093 Ege bölgesi ürünlerini toplamak için yapılmıştı demir yolları. Ege aynı zamanda afyon bölgesidir. İngilizler çine egeden afyon götürürlerdi
Türkçe

Gar, Osmanlı döneminde Bağdat Demiryolu projesinin bir parçası olarak inşa edilmişti.
Sağ olsunlar Tren garlarının pek çoğunu Almanlar, sonra Fransız ve İngilizler inşa ettiler.
Allah ecnebileri başımızdan eksik etmesin.
Tamga Sanat@TamgaSanat
1900 yılında yapılan Pozantı tren istasyonunun 126 sonraki hali:
Türkçe

@KPehlivano85093 Ben anlamış değilim, Balıkesir'de bir köy istasyonundan trene bindiğimiz oluyor, İstasyonun Osmanlıca ve Fransızca tabelası hala duruyor. O istasyonu da Fransızlar mı yapmışlar?
Türkçe



