Dr. Erman Tatlıoğlu

38 posts

Dr. Erman Tatlıoğlu banner
Dr. Erman Tatlıoğlu

Dr. Erman Tatlıoğlu

@tatlioglu

PhD | International Relations Historian | Türkiye – Russia Relations | NATO | EU | Black Sea, Eastern Mediterranean & Caspian Security

Moscow, Russia Katılım Haziran 2014
233 Takip Edilen198 Takipçiler
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
🇹🇷 İsrail’in Yeni Endişesi: “Türk Denizaltıları” #İsrail savunma çevrelerinde #Türkiye’nin giderek güçlenen Deniz Kuvvetleri ve özellikle denizaltı kapasitesine karşı Boeing P-8 Poseidon deniz karakol ve denizaltı savunma harbi uçağı tedarik edilmesi değerlendiriliyor. The Jerusalem Post’un 22 Temmuz tarihli haberinde Türk Deniz Kuvvetlerinin 10’dan fazla aktif dizel-elektrik denizaltıya sahip olduğu ve havadan bağımsız tahrik sistemli yeni denizaltıların filoya katılmakta olduğu özellikle vurgulanıyor. Gelişmenin Türkiye açısından asıl dikkat çekici tarafı ise İsrail’in henüz gerçekleşmemiş bir çatışma senaryosundan ziyade Türk Deniz Kuvvetlerinin ulaştığı kapasiteyi gelecekteki kuvvet planlamasında dikkate almaya başlamasıdır. P-8 Poseidon gibi esas olarak denizaltıların tespiti ve takibi için geliştirilen son derece gelişmiş bir sistemin Türkiye bağlantılı değerlendirilmesi, Ankara’nın denizlerde oluşturduğu caydırıcılığın ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından önem taşıyor. Nitekim geçtiğimiz hafta İsrail Savunma Bakanlığı eski danışmanı emekli Tuğgeneral Amir Avivi, Türk Deniz Kuvvetlerini işaret ederek İsrail’in daha büyük bir deniz kuvvetine sahip olması gerektiğini savunmuştu. Türkiye son yıllarda yalnızca yeni gemiler inşa eden bir ülke olmaktan çıkarak, kendi savaş gemilerini, denizaltılarını, insansız deniz ve hava araçlarını geliştiren ve bunları bütünleşik bir deniz gücü içerisinde kullanmaya yönelen bir aktör haline geldi. İsrail basınının Türk denizaltılarının yanı sıra fırkateyn, korvet, füze botu, amfibi unsurlar ve insansız hava araçlarını taşıyabilen gemilerden oluşan daha geniş Türk filosuna dikkat çekmesi de bu değişimin dışarıdan nasıl algılandığını ortaya koyuyor. Daha önemlisi, Türkiye’nin savunma sanayiinde ve deniz gücünde attığı adımlar artık başka ülkelerin savunma yatırımlarını şekillendiren bir faktöre dönüşüyor. İsrail’in P-8 Poseidon gibi maliyetli ve yüksek kabiliyetli bir sistemi gündemine alması halinde, bunun temel nedenlerinden birinin Türk denizaltı filosu olarak gösterilmesi Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki askeri ağırlığının geldiği noktayı ortaya koyuyor. Dolayısıyla gelişmeyi yalnızca “İsrail Türkiye’yi tehdit olarak görüyor” şeklinde okumak eksik kalacaktır. Asıl önemli nokta, Türkiye’nin yükselen deniz gücünün bölgedeki askeri denklemleri ve rakip ülkelerin kuvvet planlamalarını etkilemeye başlamasıdır. İsrail’in olası P-8 arayışı da Türk Deniz Kuvvetlerinin oluşturduğu caydırıcılığın oldukça dikkat çekici bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. jpost.com/israel-news/de…
Türkçe
0
0
1
173
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
✒️"Ateş Gücü Stratejinin Yerini Tutabilir mi? ABD-İran Savaşı Üzerinden Yeni Bir Tartışma" ABD’li dış politika uzmanı Hal Brands (@HalBrands), Bloomberg Opinion'da (@opinion) yayımlanan “Trump’s Iran Blunder Shows Strategy Can Defeat Firepower” başlıklı analizinde, ABD-İran Savaşı’nı askeri üstünlük ile stratejik başarı arasındaki fark üzerinden değerlendiriyor. Brands’ın temel tezi oldukça net: Bir devletin rakibinden çok daha üstün askeri imkanlara sahip olması, siyasi hedeflerini gerçekleştirebileceği anlamına gelmiyor. Brands’a göre Washington’ın temel problemi askeri operasyonların başarısından ziyade, elde edilen taktik kazanımların hangi siyasi sonuca dönüştürüleceğinin yeterince belirlenmemesiydi. Brands, #Trump yönetiminin İran’ın ilk ağır darbelerin ardından geri adım atacağı veya rejimin çözülmeye başlayacağı varsayımıyla hareket ettiğini savunuyor. #İran ise askeri bakımdan ABD ile eşitlenmeye çalışmak yerine çatışmanın maliyetini Washington açısından giderek yükseltecek farklı bir strateji izledi. Komuta-kontrol yapısının esnek tutulması, füze ve İHA kapasitesinin zamana yayılarak kullanılması, bölgedeki ABD üsleri ve Körfez ülkelerinin kritik altyapılarının baskı altında tutulması bu yaklaşımın askeri boyutunu oluşturdu. Ancak İran’ın en önemli kozu askeri kapasitesinden çok coğrafyası ve Hürmüz Boğazı üzerindeki baskı imkanları oldu. Tahran, enerji akışını üzerindeki etkisini kullanarak çatışmanın maliyetini savaş alanının dışına taşımaya çalıştı. Böylelikle ABD’nin konvansiyonel üstünlüğüne aynı araçlarla cevap vermek yerine küresel enerji piyasaları, bölge ekonomileri ve Amerikan kamuoyu üzerinden dolaylı baskı oluşturdu. Brands’ın ifadesiyle Tahran’ın küresel enerji ekonomisini sıkıştırmaya ve hayatta kalmaya yönelik bir planı bulunurken Washington’ın savaşı nasıl sona erdireceğine ilişkin aynı ölçüde belirgin bir stratejisi yoktu. Burada üzerinde durulması gereken mesele İran’ın askeri açıdan ABD’yi mağlup edip etmediğinden ziyade, ABD’nin askeri üstünlüğünü arzu ettiği siyasi sonuca dönüştürmekte zorlanmasıdır. Rejim değişikliği veya İran’ın kapsamlı biçimde teslim alınması gibi son derece iddialı hedeflerin yalnızca hava ve deniz gücüyle gerçekleştirilmek istenmesi, amaçlarla kullanılan araçlar arasında önemli bir boşluk oluşturdu. Kara harekatından kaçınılması bir taraftan ABD’nin kayıplarını sınırlandırırken diğer taraftan belirlenen siyasi hedeflere ulaşabilecek araçları da önemli ölçüde daralttı. Brands’ın analizi tam da burada daha geniş bir stratejik tartışmaya kapı açıyor. Büyük güçlerin sahip oldukları teknolojik ve askeri üstünlük, rakiplerinin siyasi iradesini otomatik olarak ortadan kaldırmıyor. #Vietnam’dan #Afganistan’a kadar farklı örneklerde görüldüğü üzere, taktik seviyede kazanılan başarılar siyasi hedeflerle doğru şekilde ilişkilendirilemediğinde stratejik başarı ortaya çıkmayabiliyor. İran örneğinde de #Tahran’ın temel amacı ABD ordusunu savaş alanında yenmekten çok, savaşın #Washington açısından siyasi ve ekonomik maliyetini sürdürülemez hale getirmek üzerine şekillenmiş görünüyor. Daha önemlisi, İran’ın izlediği yöntem askeri güç dengesinin yalnızca silah sistemlerinin sayısı veya teknolojik üstünlük üzerinden okunamayacağını bir kez daha gösteriyor. Coğrafya, enerji yolları, ekonomik kırılganlıklar, toplumsal direnç, komuta yapısının devamlılığı ve zaman faktörü de askeri kapasite kadar önemli güç unsurlarına dönüşebiliyor. Brands’ın analizi bu nedenle yalnızca Trump yönetimine yönelik bir eleştiri olarak değil, asimetrik güç mücadelesinin günümüzde nasıl şekillendiğine ilişkin önemli bir örnek olarak okunabilir. #Türkiye açısından çıkarılabilecek temel ders de burada ortaya çıkıyor. Olası kriz ve çatışmalarda yalnızca sahip olunan askeri kapasitenin büyüklüğüne odaklanmak yerine, rakibin siyasi, ekonomik, askeri ve coğrafi kırılganlıklarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Aynı şekilde Türkiye’nin kendi coğrafi avantajlarının, savunma sanayii kapasitesinin, enerji ve ulaştırma hatlarındaki konumunun ve bölgesel ilişkilerinin bütüncül bir stratejinin parçaları olarak ele alınması önem taşıyor. ABD-İran Savaşı, ateş gücünün önemini azaltmıyor; fakat ateş gücünün ancak doğru siyasi hedefler ve gerçekçi bir strateji içerisinde anlam kazandığını yeniden hatırlatıyor. Brands’ın analizinin belki de en önemli çıkarımı da burada yatıyor: Rakibinden daha güçlü olmak, onu istediğin sonuca zorlayabileceğin anlamına gelmiyor. bloomberg.com/opinion/featur…
Türkçe
0
0
7
162
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
🇧🇬 “#Bulgaristan, #ABD’nin #OrtaDoğu operasyonlarında yeni bir lojistik noktaya dönüşüyor.” Bulgaristan Parlamentosu, ABD’nin Orta Doğu’daki operasyonlarını desteklemek amacıyla Bezmer Hava Üssü’ne sekiz adede kadar KC-135 Stratotanker havada yakıt ikmal uçağı ve 250 ABD askeri personeli konuşlandırmasına izin verdi. 22 Temmuz’da 136 lehte, 13 aleyhte oyla kabul edilen karar kapsamında konuşlanmanın 24 Temmuz-1 Ekim 2026 arasında sürmesi planlanıyor. Bulgar hükümeti, uçakların Bulgaristan topraklarından saldırı gerçekleştirmeyeceğini ve konuşlanmanın ülkeyi devam eden askeri operasyonların tarafı haline getirmediğini savunuyor. Ancak kararın askeri ve siyasi anlamı, yalnızca geçici bir konuşlanmanın ötesinde değerlendirilebilir. Havada yakıt ikmal uçakları, uzun menzilli hava harekatlarının sürdürülebilirliği açısından kritik bir kuvvet çarpanıdır. #Bezmer’in kullanılması, ABD’nin Orta Doğu’daki operasyonlarını destekleyen lojistik altyapının Balkanlar’a doğru genişlediğini gösteriyor. İran’ın karara açık şekilde tepki göstermesi de Sofya’nın aldığı kararın bölgesel krizden bağımsız olmadığını ortaya koyuyor. #Tahran, Bulgaristan topraklarının #İran’a yönelik operasyonlarda kullanılmasının Sofya’yı ABD’nin eylemlerine ortak hale getireceği uyarısında bulundu. Bulgaristan açısından asıl soru, ABD ile ittifak yükümlülükleri çerçevesinde alınan kararın ülkenin güvenliğine ne ölçüde ilave risk getireceğidir. Bezmer’in Orta Doğu operasyonlarının destek noktalarından biri haline gelmesi, Balkanların İran-ABD geriliminin dolaylı askeri coğrafyasına dahil olmaya başladığını gösteriyor. reuters.com/business/aeros…
Türkçe
0
0
0
102
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
📌"🇪🇺AB’nin #IRINI Operasyonu Türk Denizciliğiyle Yeniden Karşı Karşıya Geldi. South Star gemisine yapılan operasyon, AB’nin yaptırım politikasında seçicilik tartışmalarını gündeme getirdi." #AvrupaBirliği’nin Akdeniz’de yürüttüğü EUNAVFOR MED IRINI Operasyonu, 20 Temmuz’da MV #SouthStar adlı petrol tankerine çıkarak geminin bayrak statüsünü kontrol etti. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi #KajaKallas, geminin sahte bayrak altında seyrettiğinden şüphelenildiğini ve kontrolün bu nedenle gerçekleştirildiğini açıkladı. South Star, AB tarafından #Rusya’nın "gölge filosu" ile bağlantılı gemiler arasında değerlendiriliyor ve AB yaptırım listesinde bulunuyor. Geminin Türkiye bağlantısı ise işletmecisi üzerinden kuruluyor. Kallas, operasyonun ardından AB’nin Rusya’nın gölge filosu üzerindeki baskıyı artırdığını belirtirken, yaptırımların artık "denizde eylemle" desteklendiğini açık biçimde ifade etti. Ancak geminin yaptırım listesinde bulunması, IRINI’nin açık denizde gemiye çıkmasının tek başına hukuki gerekçesini oluşturmuyor. AB, yaptırım listesindeki bir gemiyi hedef alırken müdahalenin hukuki dayanağını yaptırım kararından ziyade uluslararası deniz hukukundaki sahte bayrak şüphesi üzerinden açıklıyor. Gelişme, IRINI’nin kuruluş amacı ve geçirdiği dönüşüm açısından da önemli. Operasyon 2020’de esas olarak Libya’ya yönelik BM silah ambargosunun denetlenmesi amacıyla başlatılmıştı. Görev alanının zaman içerisinde genişletilmesiyle IRINI, bugün Rusya’ya yönelik yaptırımların denizde uygulanmasında da kullanılan bir araç haline geliyor. Benzer yetkilerin EUNAVFOR #ATALANTA üzerinden Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’na taşınmasının planlanması da uygulamanın genişleyeceğini gösteriyor. Türkiye ile IRINI arasında benzer bir gerilim Kasım 2020’de de yaşanmıştı. Libya’ya insani yardım ve ticari malzemeler taşıyan Türk bayraklı #RoselineA, Alman Hamburg Fırkateyni tarafından uluslararası sularda durdurulmuş ve silahlı askerler gemiye çıkarak arama gerçekleştirmişti. Türkiye, aramaya izin vermediğini bildirerek müdahaleyi hukuka aykırı olarak nitelendirmiş, yapılan kontrolde herhangi bir yasadışı malzemeye rastlanmamıştı. AB’nin yaptırım politikasındaki seçicilik ise burada özellikle dikkat çekiyor. Türk denizcilik sektörüyle bağlantılı bir gemi "gölge filo" kapsamında askeri unsurlarla kontrol edilirken, AB’nin 21. yaptırım paketinin müzakerelerinde #Yunanistan’ın LNG taşımacılığına ilişkin itirazları karşısında Atina’nın denizcilik sektörünü koruyan bir esneklik sağlandı. Üye Yunanistan’ın ekonomik çıkarları söz konusu olduğunda yaptırımlar esnetilirken, Türkiye bağlantılı gemilere karşı daha müdahaleci bir yaklaşım benimsenmesi AB’nin yaptırım politikasındaki çifte standart tartışmasını güçlendiriyor. South Star vakasını bu nedenle yalnızca Rusya’nın gölge filosuna yönelik bir uygulama olarak değerlendirmek yeterli olmayabilir. Kallas’ın yaptırımların "denizde eylemle" destekleneceğini açıklaması, AB’nin ekonomik yaptırımlarında askeri deniz unsurlarını daha aktif kullanacağını gösteriyor. Üye ülkelerin çıkarları söz konusu olduğunda esnetilebilen bu politikanın Türk denizcilik şirketlerinin işlettiği gemilere yönelik müdahaleleri kapsayacak şekilde genişlemesi ise Ankara açısından yakından takip edilmesi gereken hukuki ve siyasi bir mesele olarak öne çıkıyor. ➡️ İlgili Haber; euneighbourseast.eu/news/latest-ne…
Türkçe
0
0
4
118
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
📌"🇷🇺🇺🇸 ABD Kongre Heyetinden Rusya Ziyareti Hazırlığı" #Rusya ile #ABD arasında son dönemde yeniden hareketlenen siyasi temaslara parlamentolar arası diplomasi de ekleniyor. ABD Temsilciler Meclisi üyesi Anna Paulina Luna, bir grup Amerikalı Kongre üyesinin 2026 sonbahar veya kış döneminde Rusya'yı ziyaret etmesi için hazırlıkların sürdüğünü açıkladı. Heyetin kesin yapısı henüz belirlenmezken Luna, görüşmelere "yeterli sayıda" Amerikalı milletvekilinin katılmasını beklediklerini söyledi. Amerikalı milletvekillerinin Rusya Devlet Duması üyeleriyle yapacağı görüşmelerde #Ukrayna krizinin barışçıl çözümü, ticari ilişkiler ve Rusya-ABD ilişkilerinin yeniden tesis edilmesi temel gündem maddelerini oluşturacak. Ziyaret için kesin tarih güvenlik gerekçeleriyle açıklanmadı. Luna, heyetin sonbahar-kış döneminde Rusya'ya gitmesinin planlandığını ve katılacak Kongre üyelerinin listesinin halen hazırlandığını belirtti. Parlamentolar arası temaslar aslında yılın başından beri kademeli olarak ilerliyor. Rus milletvekillerinden oluşan bir heyet 26-27 Mart'ta Washington'u ziyaret etmiş, Kongre üyeleri ve ABD yönetiminden temsilcilerle Ukrayna, İran, yaptırımlar ve ikili ilişkileri görüşmüştü. Kremlin söz konusu temasları "çok yararlı" olarak değerlendirmişti. Luna daha önce Rusya ile diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini savunmuş ve nükleer bir güçle iletişim kurmamanın etkili bir politika olmadığını belirtmişti. Kongre içindeki eleştirilere rağmen Moskova ile açık diyaloğu ve müzakereleri sürdüreceğini açıklamıştı. Planlanan ziyaretin, Lavrov-Rubio'nun Manila'daki görüşmesinin hemen ardından gündeme gelmesi ayrıca dikkat çekiyor. İki bakanın 35 dakika süren görüşmesinde Ukrayna krizinin diplomatik çözümü ve Rusya-ABD ilişkilerindeki sorunlar ele alınmıştı. Henüz Rusya-ABD ilişkilerinde kapsamlı bir normalleşmeden söz etmek için erken olsa da, dışişleri bakanları düzeyindeki temasların parlamentolar arası diyalogla desteklenmesi, uzun süredir sınırlı kalan iletişim kanallarının yeniden çeşitlenmeye başladığını gösteriyor. ➡️İlgili haber; rbc.ru/politics/24/07…
Türkçe
0
0
2
209
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
✒️ “🇵🇸 Mescid-i Aksa’ya yönelik baskın yalnızca dini bir provokasyon değildir. İşgal altındaki Doğu Kudüs’te Mescid-i Aksa, İsrail’deki aşırı sağcı siyasetin giderek daha açık biçimde hedefi haline gelmektedir.” İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in de aralarında bulunduğu binlerce aşırılık yanlısı İsrailli, polis koruması altında Mescid-i Aksa yerleşkesine girdi. Yerleşke içerisinde toplu dini ritüeller gerçekleştirilirken İsrail bayrakları açıldı. Aynı saatlerde Filistinlilerin Aksa’ya girişine yönelik ciddi kısıtlamalar uygulanması ise yaşananları sıradan bir dini ziyaret olmaktan çıkarıyor. Daha da dikkat çekici olan Ben-Gvir’in kullandığı ifadelerdi: “Yahudiler dua ediyor, kendilerini buranın sahibi gibi hissediyorlar. Daha önce burada böyle bir şey olmadı.” Mesele tam olarak burada önem kazanıyor. Mescid-i Aksa’ya yönelik her girişimi yalnızca münferit bir provokasyon olarak değerlendirmek, son yıllarda yaşanan değişimi gözden kaçırmak anlamına geliyor. Yerleşke içerisinde Yahudi ibadetine giderek daha fazla müsamaha gösterilmesi, dini ritüellerin görünür hale gelmesi ve İsrail’in aşırı sağcı siyasi isimlerinin bu eylemlere bizzat katılması, Aksa’nın tarihi ve hukuki statüsünün fiilen aşındırılması yönündeki endişeleri güçlendiriyor. Üstelik eylemin İsrail hükümetinde görev yapan bir bakanın katılımıyla ve İsrail polisinin koruması altında gerçekleştirilmesi, yaşananların yalnızca radikal grupların girişimi olarak değerlendirilmesini de zorlaştırıyor. Mescid-i Aksa, Müslümanlar açısından yalnızca kutsal bir mekan değil; #Kudüs’ün tarihi, dini ve siyasi statüsünün de en önemli sembollerinden biridir. Aksa’nın mevcut statüsünü fiili uygulamalarla değiştirmeye yönelik her adım, #Filistin meselesinin zaten son derece kırılgan olan dini boyutunu daha tehlikeli bir noktaya taşıma potansiyeline sahiptir. Uluslararası toplumun benzer girişimleri yalnızca “gerilimi artırabilecek eylemler” şeklinde tanımlaması da artık yeterli değildir. Kutsal mekanların statüsüne saygı gösterilmesi ve ibadet özgürlüğünün korunması konusunda gösterilen hassasiyetin Mescid-i Aksa söz konusu olduğunda da aynı kararlılıkla savunulması gerekir. Mescid-i Aksa’nın tarihi ve dini statüsünü hedef alan, Müslümanların kutsal mekanına yönelik böylesine açık bir provokasyonu kabul etmek mümkün değildir. Mescid-i Aksa’nın kutsiyetini ve mevcut statüsünü hedef alan girişimleri en güçlü şekilde kınıyoruz.
Dr. Erman Tatlıoğlu tweet media
Türkçe
0
0
5
93
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
🇹🇷 #TarihteBugün Bugün | Hatay’ın Ana Vatana Katılışı 23 Temmuz 1939’da #Hatay’ın Ana Vatan’a katılmasıyla, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “şahsi meselemdir” diyerek büyük bir kararlılıkla takip ettiği süreç, Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik başarısıyla sonuçlandı. Hatay’ın Ana Vatan’a katılışının 87’nci yıl dönümünü gurur ve mutlulukla kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu tarihi kavuşmada emeği geçen devlet adamlarımızı ve tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. Hatay, dün olduğu gibi bugün de milli birlik ve beraberliğimizin, vatan sevgimizin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kararlı iradesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Dr. Erman Tatlıoğlu tweet media
Türkçe
1
0
7
199
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
✒️ 🇪🇺 “SAFE fonları Avrupa donanmalarının modernizasyonuna taşınıyor: Portekiz’den FREMM EVO hamlesi” #Portekiz ile #İtalya arasında 20 Temmuz 2026’da, üç adet #FREMM EVO sınıfı fırkateynin tedarikine yönelik 3,9 milyar avro değerinde anlaşma imzalandı. Gemilerin finansmanının #AvrupaBirliği’nin #SAFE programı üzerinden sağlanması, anlaşmayı yalnızca Portekiz Donanması açısından değil, Avrupa’nın yeni savunma finansmanı modeli bakımından da önemli hale getiriyor. Teslimatların 2029-2030 döneminde gerçekleştirilmesi planlanıyor. Portekiz’in SAFE kapsamında kullanabileceği toplam kaynağın 5,8 milyar avro olduğu dikkate alındığında, Lizbon’un bunun oldukça büyük bölümünü deniz kuvvetlerinin modernizasyonuna ayırması dikkat çekiyor. FREMM EVO, İtalya-Fransa iş birliğiyle geliştirilen FREMM ailesinin daha gelişmiş versiyonunu oluşturuyor. İtalya Donanması 2024 yılında iki FREMM EVO sipariş etmişti; Portekiz ise platformun ilk ihracat müşterisi olacak. Anlaşmanın asıl dikkat çekici tarafı ise gemilerden çok finansman yöntemi. SAFE’nin fırkateyn tedarikinde kullanılması, #AB’nin savunma harcamalarını desteklemek amacıyla oluşturduğu mali araçların kara ve hava sistemlerinin ötesine geçerek büyük ölçekli deniz platformlarına da yönelmeye başladığını gösteriyor. Avrupa ülkelerinin artan savunma bütçeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, benzer yöntemlerin önümüzdeki dönemde başka donanma projelerinde de kullanılması beklenebilir. #Türkiye açısından gelişmenin yakından izlenmesi gereken tarafı da burada ortaya çıkıyor. Yunanistan dahil AB ülkelerinin SAFE kaynaklarını gelecekte yeni savaş gemilerinin tedariki veya mevcut filolarının modernizasyonu için kullanması, Doğu Akdeniz ve Ege’deki deniz kuvvetleri dengelerini etkileyebilecek yeni projelerin finansmanını kolaylaştırabilir. Dolayısıyla SAFE, yalnızca Avrupa savunma sanayiinin desteklenmesini sağlayan ekonomik bir mekanizma olarak görülmemeli; orta ve uzun vadede Avrupa ülkelerinin askeri kapasite artışını hızlandırabilecek stratejik bir araç haline geliyor. Portekiz’in FREMM EVO tercihi bu açıdan Avrupa’daki deniz kuvvetleri modernizasyonunun yeni finansman modelinin ilk önemli örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin gelişmeleri yalnızca yeni gemi tedarikleri üzerinden değil, AB’nin söz konusu projelere sağladığı finansman imkanları ve bunların bölgesel deniz gücü dengelerine olası etkileri üzerinden de takip etmesi önem taşıyor.
Dr. Erman Tatlıoğlu tweet media
Türkçe
0
0
5
221
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
✒️ 🇯🇵 “Japonya deniz güvenliğinde insansız sistemlere yöneliyor” #Japonya, çevresindeki deniz alanlarında gözetleme kapasitesini artırmak amacıyla deniz güvenliği politikasını Aralık 2026’dan itibaren gözden geçirmeye hazırlanıyor. Planlamada Japon Sahil Güvenliği’nin güçlendirilmesi ve özellikle insansız sistemlerin geliştirilmesine yönelik Ar-Ge faaliyetlerinin artırılması öne çıkıyor. Mevcut politika, #Çin’in🇨🇳 deniz gücündeki hızlı gelişime karşı 2022 yılında oluşturulmuştu. Revizyonun arkasındaki temel unsurlardan biri Doğu Çin Denizi’nde giderek yoğunlaşan Çin-Japonya rekabeti. Özellikle Japonya’nın #Senkaku, Çin’in ise #Diaoyu olarak adlandırdığı adalar çevresindeki faaliyetler, Tokyo açısından uzun süredir önemli bir güvenlik sorunu oluşturuyor. Japonya’nın yeni yaklaşımı, yalnızca daha fazla gemi görevlendirmek yerine geniş deniz alanlarının insansız hava ve deniz araçlarıyla sürekli gözetlenmesine imkan sağlayacak bir yapının oluşturulmasına işaret ediyor. İnsansız sistemlerin öne çıkmasının bir başka nedeni ise Japon Sahil Güvenliği’nin yaşadığı personel sıkıntısı. İnsansız araçların keşif, gözetleme ve devriye görevlerinde daha fazla kullanılması, mevcut personelin üzerindeki operasyonel yükü azaltırken aynı zamanda daha geniş alanların daha uzun süre kontrol altında tutulmasını sağlayabilir. Gelişmenin daha geniş jeopolitik anlamı ise Japonya’nın son yıllarda izlediği güvenlik politikasındaki dönüşümle birlikte değerlendirilmeli. Tokyo, Çin’in artan deniz kapasitesine karşı yalnızca Öz Savunma Kuvvetlerini değil, Sahil Güvenliği gibi askeri olmayan güvenlik unsurlarını da teknolojik olarak güçlendirmeye çalışıyor. Böylelikle doğrudan askeri gerilimi yükseltmeden denizdeki fiili varlığını ve gözetleme kapasitesini artırabilecek daha esnek bir yapı oluşturuluyor. Senkaku/Diaoyu çevresindeki rekabet düşünüldüğünde, insansız sistemlerin yaygınlaşması Doğu Çin Denizi’ndeki güç mücadelesinin yeni boyutlarından biri olmaya aday. Denizlerde caydırıcılık artık yalnızca savaş gemilerinin sayısıyla değil; geniş alanları sürekli görebilme, bilgiyi hızlı işleyebilme ve gerektiğinde insanlı unsurları doğru noktaya yönlendirebilme kapasitesiyle de şekilleniyor. Japonya’nın hazırladığı revizyonu da esas olarak bu dönüşümün bir parçası olarak değerlendirmek mümkün.
Dr. Erman Tatlıoğlu tweet media
Türkçe
0
0
5
142
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
🇹🇷 #TarihteBugün | 23 Temmuz 1919’da toplanan #ErzurumKongresi, Milli Mücadele’nin yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi meşruiyetini oluşturan en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bölgesel bir kongre olarak başlamasına rağmen aldığı kararlarla milli bir karakter kazandı; “Vatan bir bütündür, parçalanamaz” ve “Manda ve himaye kabul olunamaz” ilkeleriyle bağımsızlık iradesini tüm dünyaya ilan etti. Erzurum’da ortaya konulan bu irade, daha sonra Sivas Kongresi’ne ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecine yön veren temel taşlardan biri haline geldi. Erzurum Kongresi’nin 107. yıl dönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kongre delegelerini, Milli Mücadele kahramanlarını ve aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Tarih, milletlerin yalnızca kazandığı zaferleri değil, doğru zamanda ortaya koyduğu kararlılığı da yazar. Erzurum Kongresi, Türk milletinin kaderini kendi iradesiyle tayin edeceğini ilan ettiği en güçlü tarihsel eşiklerden biri olarak hafızalardaki yerini korumaktadır. #23Temmuz #MilliMücadele #Atatürk #Türkiye
Dr. Erman Tatlıoğlu tweet media
Türkçe
0
1
11
226
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
🇷🇺🇺🇸 #ASEAN toplantıları kapsamında Manila’da bir araya gelen #Rusya Dışişleri Bakanı #SergeyLavrov ile #ABD Dışişleri Bakanı #MarcoRubio, yaklaşık 35 dakika süren görüşmede #Ukrayna krizinden Basra Körfezi’ndeki gelişmelere ve diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesine kadar birçok başlığı ele aldı. Öne çıkan noktalar şöyle: ▪️ Görüşmenin ana gündemini Ukrayna’daki durum ve #VladimirPutin ile #DonaldTrump’ın Alaska’da gerçekleştirdiği zirvede ele alınan çözüm önerileri oluşturdu. ▪️ Lavrov, Moskova’nın ABD’nin #Alaska görüşmelerinde gündeme getirdiği önerilerden vazgeçtiğine ilişkin herhangi bir işaret almadığını söyledi. Rus tarafı, söz konusu çerçevenin halen geçerli olduğunu düşündüğünü ortaya koydu. ▪️ Rubio, çatışmanın sona ermesinin hem Rusya hem de ABD açısından faydalı olacağını belirtti. Süregelen krizin iki ülkenin başka alanlarda iş birliği geliştirmesinin önünde engel oluşturduğunu ifade etti. ▪️ Rusya Dışişleri Bakanlığına göre Lavrov, cephedeki son gelişmelere ilişkin Moskova’nın değerlendirmelerini ABD tarafına aktardı. ▪️ Lavrov, #Kiev’e silah sevkiyatının sürdürülmesine karşı olduklarını ve bazı Avrupa ülkelerinin Rusya’yı “stratejik yenilgiye uğratma” yaklaşımının diplomatik çözüm arayışlarını zorlaştırdığını vurguladı. ▪️ Taraflar, Ukrayna meselesinin yanı sıra #BasraKörfezi’ndeki gelişmeleri ve bölgede artan askeri gerilimin enerji güvenliği üzerindeki muhtemel etkilerini görüştü. ▪️ İki ülkenin diplomatik temsilciliklerinin çalışma koşullarının normalleştirilmesi de gündeme geldi. Büyükelçiliklerin personel, vize ve günlük faaliyetlerinde yaşanan sorunların azaltılması ele alındı.
Dr. Erman Tatlıoğlu tweet media
Türkçe
0
0
5
153
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
📌 #ASEAN Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ardından basın toplantısı düzenleyen Rusya Dışişleri Bakanı #SergeyLavrov, gündemdeki birçok uluslararası konuya ilişkin #Rusya’nın yaklaşımını paylaştı. Öne çıkan açıklamalar şöyle: ▪️ Rusya’nın ASEAN ile ilişkilerini geliştirmeye devam edeceğini, 2026-2030 Kapsamlı Eylem Planı’nın ticaret, enerji, ulaştırma, dijital ekonomi ve eğitim başta olmak üzere birçok alanda iş birliğini derinleştireceğini söyledi. ▪️ ASEAN’ın Asya-Pasifik’teki merkezi rolünü desteklediklerini belirterek, bölgesel meselelerin dış müdahaleler olmadan, doğrudan ilgili ülkeler arasında çözülmesi gerektiğini vurguladı. ▪️ #ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşeceğini doğruladı. Moskova’nın diyaloğa açık olduğunu ancak bunun yalnızca eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde yürütülebileceğini ifade etti. ▪️ #AUKUS ve benzeri askeri yapılanmaları eleştirerek, Asya-Pasifik’te #NATO benzeri blokların oluşturulmasının bölgesel güvenliği zayıflatacağını savundu. ▪️ Güney Çin Denizi’ndeki anlaşmazlıklarda Rusya’nın taraf olmadığını, sorunların uluslararası hukuk çerçevesinde ve doğrudan ilgili ülkeler arasında çözülmesi gerektiğini dile getirdi. ▪️ Ortadoğu’daki gelişmelerin küresel enerji güvenliği üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, uluslararası deniz ulaştırma hatlarının kesintisiz işlemesinin dünya ekonomisi açısından kritik önem taşıdığını söyledi. ▪️ #BRICS, #ŞİÖ ve ASEAN gibi çok taraflı platformlar arasındaki iş birliğinin artırılmasının, daha dengeli ve çok kutuplu bir uluslararası sistemin oluşmasına katkı sağlayacağını ifade etti. ▪️ Rusya’nın Asya-Pasifik politikasının herhangi bir ülkeye karşı olmadığını, temel hedefin karşılıklı fayda sağlayan ekonomik ve siyasi ortaklıkları güçlendirmek olduğunu belirtti.
Türkçe
0
0
10
203
Dr. Erman Tatlıoğlu retweetledi
Ahmet Alemdar
Ahmet Alemdar@ahmetaalemdar·
Defence Turk Dergimizin 32. Sayısı ile kıymetli hocam @tatlioglu 'nun kıymetli üç eserini set olarak hediye ediyoruz. Türkiye'nin gerek bölgesel çatışmalarla uluslararası sistemde yeniden konumlanması gerekse NATO nezdindeki güçlenen pozisyonunu anlamlandırmak için oldukça faydalı, başucu eserler. Belki hediyelerimizin devamı da gelir 🫡😎 Bilhassa öğrencilere şahsen hediye etmek istiyorum. İstifade edeni bol olsun. @Defence_Turk
Ahmet Alemdar tweet media
Defence Turk@Defence_Turk

🛡️🇹🇷Defence Turk Dergi 32. Sayı ile birlikte 3 kişiye kitap seti hediye ediyoruz! 📍Katılım şartı: @tatlioglu ve @Defence_Turk hesaplarını takip edip gönderiyi yeniden göndermek. 📅Talihliler, 26 Temmuz Pazar günü açıklanacak.

Türkçe
0
2
19
763
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
✒️ "Enerji Koridorlarında Eş Zamanlı Kriz Dönemi" Uluslararası #ENERJİ güvenliği son yıllarda yalnızca üretim kapasitesi veya petrol rezervleri üzerinden değerlendirilmiyor. Enerji kaynaklarının küresel pazarlara hangi güzergahlardan ulaştırıldığı, deniz ulaştırma hatlarının güvenliği ve kritik boğazların istikrarı giderek daha belirleyici hale geliyor. #Hürmüz Boğazı, #Kızıldeniz ve #Karadeniz'de eş zamanlı olarak yaşanan güvenlik sorunları, enerji ticaretinin birbirine bağlı stratejik koridorlar üzerinden şekillendiğini ve herhangi bir bölgede ortaya çıkabilecek krizin küresel piyasalara hızla yansıyabileceğini gösteriyor. Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyor. #BasraKörfezi'nden çıkan enerji kaynaklarının uluslararası pazarlara ulaşmasında kritik rol üstlenen bu geçiş noktası, uzun yıllardır jeopolitik rekabetin merkezinde yer alıyor. Son dönemde bölgede artan askeri hareketlilik ve #Washington'ın #İran'a yönelik baskı politikasını sürdürmesi, enerji piyasalarında belirsizliği artıran temel unsurlar arasında bulunuyor. #Tahran ise Hürmüz Boğazı'nı ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor ve dış askeri varlığın bölgesel dengeleri olumsuz etkilediğini savunuyor. Karşılıklı mesajların sertleşmesi, petrol arzından çok arz güvenliğine ilişkin endişeleri ön plana çıkarıyor. Benzer bir tablo Kızıldeniz'de de görülüyor. Son iki yılda ticari gemilere yönelik saldırılar, #SüveyşKanalı üzerinden yürüyen uluslararası ticaretin güvenliğini tartışmalı hale getirdi. Çok sayıda denizcilik şirketi, Afrika'nın güneyini dolaşan daha uzun rotaları tercih etmek zorunda kaldı. Nakliye sürelerinin uzaması, sigorta maliyetlerinin yükselmesi ve lojistik zincirlerinde yaşanan aksamalar yalnızca enerji sektörünü değil, küresel ticaretin genel işleyişini de etkiliyor. Enerji güvenliği ile deniz ulaştırma güvenliği arasındaki bağ her geçen gün daha görünür hale geliyor. #Karadeniz ise enerji ve ticaret açısından stratejik önemini korumaya devam ediyor. Rusya-Ukrayna çatışması yalnızca askeri dengeleri değiştirmedi; liman faaliyetlerinden enerji altyapısına, tahıl sevkiyatlarından deniz taşımacılığına kadar geniş bir alanı etkiledi. Karadeniz'in enerji güvenliği açısından taşıdığı önem zaman zaman Hürmüz veya Kızıldeniz kadar görünür olmasa da Avrupa'nın enerji arzı, bölgesel ticaret ve ulaştırma hatları açısından kritik bir konumda bulunuyor. Bölgede yaşanabilecek yeni gerilimler, diğer deniz koridorlarında ortaya çıkan risklerle birleştiğinde küresel enerji piyasaları üzerindeki baskıyı artırabilecek nitelik taşıyor. Asıl dikkat çeken nokta ise söz konusu risklerin aynı dönemde ortaya çıkmasıdır. Geçmişte enerji piyasaları çoğunlukla tek bir kriz bölgesine odaklanırken, günümüzde birbirinden farklı coğrafyalarda yaşanan gelişmeler ortak bir güvenlik denklemine dönüşüyor. Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek bir gerilim petrol arzına ilişkin kaygıları artırırken, Kızıldeniz'deki saldırılar deniz ulaştırmasını yavaşlatıyor, Karadeniz'deki güvenlik sorunları ise enerji ve ticaret akışına yönelik belirsizlikleri derinleştiriyor. Farklı bölgelerde yaşanan krizler birbirinden bağımsız görünse de küresel enerji sistemi açısından aynı zincirin halkalarını oluşturuyor. Washington'ın son yıllarda Hint-Pasifik'ten Orta Doğu'ya uzanan geniş bir coğrafyada deniz hakimiyetini dış politikasının öncelikli alanlarından biri haline getirmesi de tesadüf değil. Enerji koridorlarının sahipliği ve güvenliği yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik rekabetin de önemli araçlarından biri olarak değerlendiriliyor. Çin'in enerji ithalatının büyük ölçüde deniz yollarına bağımlı olması, Avrupa'nın alternatif enerji arayışları ve Rusya'nın yeni ihracat güzergahlarına yönelmesi, deniz ulaştırma hatlarını büyük güç rekabetinin merkezine yerleştiriyor. Enerji güvenliği tartışmaları da giderek yeni bir boyut kazanıyor. Petrol ve doğal gaz rezervlerinin büyüklüğü kadar, tankerlerin hangi rotaları kullanacağı, kritik boğazların açık kalıp kalmayacağı ve deniz ticaretinin kesintisiz sürdürülebilmesi de uluslararası sistem açısından belirleyici hale geliyor. Deniz yolları üzerinde oluşabilecek her yeni risk, yalnızca enerji fiyatlarını değil, küresel enflasyonu, tedarik zincirlerini ve ekonomik büyümeyi de doğrudan etkiliyor. Önümüzdeki dönemde küresel enerji piyasalarının seyrini yalnızca üretim miktarları veya OPEC+ kararları belirlemeyecek. Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Karadeniz'deki güvenlik ortamı da en az ekonomik göstergeler kadar etkili olacak. Enerji koridorları etrafında şekillenen jeopolitik rekabet, uluslararası siyasetin önümüzdeki yıllardaki temel gündem maddelerinden biri olmayı sürdürecek. Enerji güvenliğini yalnızca üretim merkezleri üzerinden okumak artık yeterli değil; deniz ulaştırma hatlarının güvenliği, küresel güç mücadelesinin en kritik başlıklarından biri haline gelmiş durumda.
Dr. Erman Tatlıoğlu tweet media
Türkçe
1
1
7
195
Hakan Başaran
Hakan Başaran@HakanBa02953531·
@tatlioglu Erman oğlum gittikçe yakışıklı oluyorsun… Babana benzedin iyice🙋🏻‍♂️🧿😇🙏
Türkçe
1
0
2
11
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
✒️ “ABD-Çin Rekabetinde Kontrollü Gerilim Dönemi Devam Ediyor” #ABD ile #Çin arasındaki rekabet son yıllarda uluslararası sistemin en belirleyici dinamiklerinden biri haline geldi. Ticaret savaşları, teknoloji alanındaki yaptırımlar, # #Tayvan meselesi ve Hint-Pasifik’teki askeri rekabet, iki ülke arasındaki gerilimi sürekli gündemde tutuyor. Ancak son günlerde yaşanan gelişmeler, Washington ile Pekin’in yalnızca rekabeti derinleştirmediğini, aynı zamanda ilişkilerin tamamen kopmasını önleyecek diplomatik kanalları da açık tutmaya çalıştığını gösteriyor. #TheWallStreet Journal’ın değerlendirmesi de tam olarak bu ikili yapıya dikkat çekiyor. Son dönemde taraflar arasında gerilimi artıran birçok gelişme yaşandı. ABD Başkanı #DonaldTrump, Çin’i milyonlarca Amerikalının seçim verilerine erişmekle suçladı. Washington’ın Çinli gazetecilere yönelik vize kısıtlamalarını sertleştirmesi ve Tayvan’a yönelik silah satışlarının yeniden gündeme gelmesi de Pekin’in tepkisini çekti. Çin ise casusluk suçlamaları kapsamında bir Amerikalı akademisyeni gözaltına alırken, Tayvan’a yönelik silah satışlarının ertelenmesi için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Yaşanan gelişmelere rağmen yine de iki tarafın da ilişkileri koparma niyetinde olmadığı belli. Önümüzdeki aylarda Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi ile G20 Zirvesi kapsamında liderler düzeyinde yeni temasların planlanması, diplomatik diyaloğun sürdürülmek istendiğinin göstergesi niteliğinde. Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Ma Zhaoxu’nun Washington temasları ve Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Manila’da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmeye hazırlanması da aynı stratejinin parçaları arasında yer alıyor. Pekin açısından bu yaklaşımın önemli ekonomik nedenleri bulunuyor. Çin ekonomisi son üç yılın en düşük büyüme oranlarından birini kaydederken, yatırım ve iç talepte yavaşlama devam ediyor. Böyle bir dönemde ABD ile yeni bir ekonomik veya diplomatik kriz yaşanması, Çin yönetiminin arzu ettiği bir senaryo değil. Washington açısından ise küresel tedarik zincirlerinin istikrarı, finans piyasaları ve bölgesel güvenlik dengeleri, rekabetin tamamen kontrol dışına çıkmasının istenmemesinin başlıca unsurları arasında yer alıyor. Uluslararası ilişkiler literatüründe büyük güç rekabeti çoğu zaman “çatışma” veya “uzlaşma” ikilemi üzerinden değerlendirilir. Günümüzde ABD ile Çin arasındaki ilişki ise bu iki kavramın ötesine geçen daha karmaşık bir yapıya işaret eden “Yönetilen Stratejik Rekabet (Managed Strategic Competition)” tanımına uymaktadır. Taraflar stratejik alanlarda birbirlerini sınırlandırmaya çalışırken, ekonomik karşılıklı bağımlılık ve küresel sorunlar nedeniyle diyaloğu tamamen sona erdirmekten de kaçınıyor. Başka bir ifadeyle rekabet sürüyor, ancak rekabetin yönetilebilir sınırlar içinde tutulmasına yönelik diplomatik çaba da eş zamanlı olarak devam ediyor. Önümüzdeki dönemde Tayvan, yarı iletken teknolojileri, yapay zeka ve kritik mineraller gibi başlıklarda iki güç arasında yeni anlaşmazlıkların yaşanması muhtemel görünüyor. Buna rağmen Washington ve Pekin’in üst düzey temaslarını sürdürme isteği, iki ülkenin yeni bir Soğuk Savaş’tan ziyade bahsettiğim üzere yönetilen, kontrollü stratejik rekabet modelini benimsediğine işaret ediyor. Bu nedenle ABD-Çin ilişkilerinin geleceğini yalnızca krizler üzerinden değil, krizlerin nasıl yönetildiği üzerinden okumak daha sağlıklı bir değerlendirme olacaktır. ➡️ İlgili Haber; wsj.com/world/china/wa…
Türkçe
0
0
8
205
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
#AvrupaBirliği'nin #Rusya'ya yönelik hazırladığı 21. yaptırım paketi, Moskova üzerindeki ekonomik baskının sürdürülmesi hedefliyor. Ancak Avrupa basınında yer alan haberler, müzakerelerin yalnızca yaptırımların kapsamı etrafında değil, üye ülkelerin ekonomik öncelikleri üzerinden de şekillendiğini gösteriyor. #FinancialTimes, paket üzerindeki görüşmelerde farklı üye ülkelerin kendi ulusal çıkarlarını doğrudan ilgilendiren maddelere itiraz ettiğini aktarıyor. Bu yaklaşım, yaptırımlar konusunda Avrupa Birliği içinde görüş ayrılıklarının giderek daha görünür hale geldiğine işaret ediyor. Habere göre #Yunanistan, Rus sıvılaştırılmış doğal gazının (LNG) üçüncü ülkelere taşınmasına yönelik yeni kısıtlamaların deniz taşımacılığı sektörünü olumsuz etkileyebileceği gerekçesiyle çekincelerini dile getiriyor. #Almanya ve #Portekiz ise Rus balık ürünlerine yönelik ilave yasakların kendi ekonomik çıkarlarını zedeleyebileceğini savunuyor. #Fransa ve #İtalya, Rus ordusunda görev yapmış kişilere yönelik planlanan bazı vize kısıtlamalarının yeniden değerlendirilmesini isterken, #Avusturya da bankacılık sektörünü ilgilendiren bazı düzenlemeler konusunda hassasiyetlerini koruyor. Rusya-Ukrayna çatışmasının ilk döneminde Avrupa Birliği, yaptırımlar konusunda ufak tefek çatlak sesler duyulsa da siyasi birlik sergilemişti. Aradan geçen sürede ise enerji maliyetleri, sanayinin rekabet gücü, ticaret hacmindeki daralma ve iç siyasi dinamikler, yaptırmaların ekonomik sonuçlarını üye ülkeler açısından daha belirgin hale getirdi. Son müzakereler de yaptırım politikasının yalnızca Rusya'yı hedef alan bir dış politika aracı olmaktan çıktığını, aynı zamanda Avrupa ekonomilerinin ulusal önceliklerini doğrudan etkileyen bir konuya dönüştüğünü gösteriyor. Dikkat çeken bir diğer nokta ise itirazların artık yalnızca #Macaristan veya #Slovakya gibi ülkelerden gelmemesi. Avrupa'nın önde gelen ekonomileri arasında yer alan Almanya, Fransa, İtalya ve Avusturya'nın da kendi sektörlerini ilgilendiren başlıklarda değişiklik talep etmesi, yaptırım müzakerelerinde ulusal çıkarların daha görünür biçimde öne çıktığını ortaya koyuyor. Bu durum, Avrupa Birliği'nin Rusya'ya yönelik siyasi kararlılığının ortadan kalktığı anlamına gelmese de, ortak dış politika kararlarının ekonomik maliyetler karşısında giderek daha zorlu bir müzakere sürecinden geçtiğini gösteriyor. Uzun vadede yaptırım paketlerinin kapsamı kadar, bu paketlerin Avrupa Birliği içinde nasıl uzlaşıyla kabul edildiği de önem taşıyor. Çünkü oybirliği gerektiren karar mekanizması, her yeni yaptırım paketinde ulusal ekonomik çıkarlar ile ortak dış politika hedefleri arasındaki dengeyi yeniden gündeme getiriyor. 21. yaptırım paketine ilişkin tartışmalar da Avrupa Birliği'nin Rusya politikasının yanı sıra, Birliğin karar alma süreçlerinin geleceği açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir örnek niteliği taşıyor. ➡️Detaylı bilgi için; ft.com/content/eb0cd7…
Türkçe
0
0
8
207
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
✒️"Rusya'nın Asya Açılımında ASEAN'ın Artan Önemi" #Rusya Dışişleri Bakanı #SergeyLavrov'un 21-23 Temmuz tarihlerinde Filipinler'in başkenti Manila'da düzenlenen #ASEAN Dışişleri Bakanları Toplantısı'na katılması, Moskova'nın Asya-Pasifik bölgesine yönelik dış politika önceliklerini yeniden gündeme taşıdı. Ziyaret, Rus basınında yalnızca rutin bir diplomatik temas olarak değil, Ukrayna krizi sonrasında hız kazanan Asya açılımının önemli adımlarından biri olarak değerlendiriliyor. Lavrov'un toplantı kapsamında ASEAN üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarının yanı sıra Çin, ABD ve diğer diyalog ortaklarının temsilcileriyle de bir araya gelmesi bekleniyor. 1967 yılında kurulan Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Brunei, Endonezya, Filipinler, Kamboçya, Laos, Malezya, Myanmar, Singapur, Tayland ve Vietnam'dan oluşan on üyeli bir bölgesel örgüttür. Yaklaşık 700 milyon nüfusa ve 4 trilyon doların üzerinde ekonomik büyüklüğe sahip olan ASEAN, kuruluşunda ekonomik iş birliği ve bölgesel istikrarı hedeflese de günümüzde Hint-Pasifik jeopolitiğinin en önemli diplomatik platformlarından biri haline gelmiş durumda. ABD, Çin, Japonya, Hindistan, Rusya ve Avrupa Birliği gibi küresel aktörlerin tamamı bölgeyle kurumsal ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. ASEAN'ın uluslararası sistemde artan ağırlığının temel nedenlerinden biri, Hint-Pasifik'te yoğunlaşan güç rekabetinin merkezinde yer almasıdır. Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik ihtilafları, ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabet, Myanmar'daki siyasi istikrarsızlık ve küresel ticaret yollarının güvenliği gibi başlıklar, ASEAN'ı yalnızca bölgesel bir örgüt olmaktan çıkararak küresel diplomasinin önemli aktörlerinden biri haline getirmiştir. Enerji arz güvenliği ve deniz ulaştırma hatlarının korunması da örgütün gündeminde giderek daha fazla yer tutmaktadır. Rusya açısından ASEAN'ın önemi ise son yıllarda daha da arttı. Ukrayna krizi sonrasında Batı ile siyasi ve ekonomik ilişkilerin ciddi ölçüde daralması, Moskova'yı dış politika ve ticarette alternatif ortaklıklarını genişletmeye yöneltti. Çin ve Hindistan bu politikanın temel ayaklarını oluştursa da, Güneydoğu Asya ülkeleri de enerji ihracatı, savunma sanayii, nükleer enerji, ulaştırma ve ticaret alanlarında önemli fırsatlar sunuyor. Moskova'nın yalnızca ikili ilişkileri değil, ASEAN çatısı altındaki çok taraflı diplomatik mekanizmaları da daha etkin kullanmaya çalışması bu yaklaşımın bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Lavrov'un Manila temaslarının bir diğer boyutu ise Rusya'nın çok kutuplu uluslararası sistem söylemini diplomatik zeminde güçlendirme arayışıdır. ASEAN ülkeleri genel olarak büyük güç rekabetinde taraf olmaktan kaçınan ve stratejik denge politikası izleyen aktörler olarak öne çıkıyor. Rusya, bu yaklaşımı kendi dış politika söylemiyle uyumlu görüyor ve Batı merkezli uluslararası düzene alternatif olarak sunduğu çok kutupluluk anlayışını bu platformlarda daha görünür hale getirmeye çalışıyor. ASEAN toplantıları da Moskova açısından yalnızca bölgesel meselelerin görüşüldüğü bir forum değil, aynı zamanda farklı güç merkezleriyle doğrudan temas kurabildiği önemli diplomatik zeminlerden biri niteliği taşıyor. Toplantının gündeminde Güney Çin Denizi'ndeki gerilim, Myanmar krizi, enerji güvenliği ve küresel ticaret yollarının korunmasının yanı sıra, Rusya-Ukrayna krizi ile Orta Doğu'daki gelişmelerin bölgesel etkileri de yer alıyor. Aynı platformda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin de bulunması, Manila'daki temasların yalnızca ASEAN ülkeleriyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Kremlin'in Lavrov ile Rubio arasında olası bir görüşmeye açık olduklarını açıklaması da toplantının küresel diplomasi açısından taşıdığı önemi ortaya koyuyor. Rusya'nın Güneydoğu Asya'daki etkinliğinin kısa vadede #ABD veya #Çin'in bölgedeki ağırlığını dengelemesi kolay görünmüyor. Bununla birlikte Moskova'nın diplomatik görünürlüğünü artırması, ekonomik ilişkilerini çeşitlendirmesi ve çok taraflı platformlarda daha aktif rol üstlenmesi, Asya açılımının uzun vadeli hedefleri arasında bulunuyor. ASEAN ile geliştirilecek ilişkilerin seyri, Rusya'nın Batı dışındaki ortaklarla kurmaya çalıştığı yeni dış politika mimarisinin başarısını ölçen önemli göstergelerden biri olmaya devam edecektir.
Dr. Erman Tatlıoğlu tweet mediaDr. Erman Tatlıoğlu tweet media
Türkçe
0
0
5
215
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
✒️“90. Yılında Montrö: Türkiye’nin Karadeniz’deki En Güçlü Jeopolitik Kazanımı” 20 Temmuz 1936 yılında imzalanan #MontröBoğazlar Sözleşmesi bugün 90. yılını geride bırakıyor. Aradan geçen doksan yıla rağmen Montrö, yalnızca tarihsel bir diplomatik başarı değil, #Türkiye’nin egemenlik haklarını güvence altına alan, #Karadeniz’deki güç dengesini koruyan ve bölgesel istikrara katkı sağlayan en önemli uluslararası hukuk belgelerinden biri olmayı sürdürüyor. Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini yeniden tesis eden bu sözleşme, Cumhuriyet diplomasi tarihinin en önemli kazanımlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Montrö’nün stratejik değeri ise özellikle Rusya-Ukrayna çatışmasıyla birlikte bir kez daha açık biçimde ortaya çıkmıştır. Türkiye, çatışmaların başlamasının ardından Montrö’nün ilgili hükümlerini uygulayarak çatışan tarafların savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini durdurmuş, böylece Karadeniz’deki mevcut askeri dengenin korunmasına önemli katkı sağlamıştır. Uygulanan karar, yalnızca uluslararası hukuka uygun bir uygulama değil, aynı zamanda Türkiye’nin savaşın bölgesel ölçekte daha da genişlemesini önlemeye yönelik denge politikasının somut bir göstergesi olmuştur. Montrö’nün günümüzdeki önemini gösteren bir diğer gelişme ise Karadeniz’deki mayın tehdidine karşı yürütülen iş birliğidir. Türkiye’nin Romanya ve Bulgaristan ile birlikte başlattığı Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu, Karadeniz güvenliğinin öncelikle kıyıdaş devletler tarafından sağlanması anlayışının önemli bir örneğini oluşturmuştur. Ankara’nın bu süreçte, Karadeniz’e kıyısı bulunmayan #NATO deniz unsurlarının bölgeye dahil edilmesine mesafeli yaklaşması da Montrö’nün temel ruhuyla uyumlu bir güvenlik yaklaşımını yansıtmaktadır. Böylece Karadeniz’in güvenliği, bölge dışı aktörlerin rekabet alanına dönüşmeden, kıyıdaş ülkelerin sorumluluğunda ele alınmıştır. Aslında Montrö’nün en büyük başarısı da tam olarak burada yatmaktadır. Sözleşme yalnızca Boğazlardan gemi geçişlerini düzenleyen teknik bir metin değildir. Aynı zamanda Karadeniz’in #küresel güç rekabetinin kontrolsüz şekilde taşındığı bir askeri mücadele alanına dönüşmesini engelleyen stratejik bir denge mekanizmasıdır. Soğuk Savaş boyunca olduğu gibi günümüzde de Karadeniz’de büyük güçler arasındaki rekabetin belirli sınırlar içinde tutulmasında Montrö’nün sağladığı hukuki çerçeve önemli rol oynamaktadır. Bugün uluslararası sistem yeniden şekillenirken Karadeniz’in jeopolitik önemi her geçen gün artmaktadır. Enerji hatları, tahıl koridorları, deniz ticareti, NATO-Rusya rekabeti ve bölgesel güvenlik dengeleri düşünüldüğünde, Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye’nin elindeki en önemli stratejik araçlardan biri olmayı sürdürmektedir. Son yıllarda yaşanan gelişmeler de göstermektedir ki Montrö yalnızca geçmişin diplomatik bir başarısı değil, Türkiye’nin bugün de dış politika manevra alanını genişleten ve ulusal çıkarlarını korumasına imkan sağlayan yaşayan bir uluslararası hukuk belgesidir. 90 yıl önce imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, bugün de Türkiye’nin Karadeniz politikasının temel taşı olmayı sürdürmektedir. Değişen jeopolitik koşullara rağmen sözleşmenin ortaya koyduğu denge anlayışı geçerliliğini korumaktadır. Bu nedenle Montrö’nün muhafaza edilmesi, yalnızca Türkiye’nin egemenlik haklarının korunması açısından değil, Karadeniz’de istikrarın, öngörülebilirliğin ve bölgesel güvenliğin devamı açısından da büyük önem taşımaktadır. 📚 İlgilenenler için Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tarihsel gelişimini, Türk Boğazları’nın jeopolitik önemini ve uluslararası siyasetteki yerini ayrıntılı şekilde ele aldığım “Türk Boğazlarının Tarih İçindeki Önemi” adlı kitabıma aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. nobelyayin.com/turk-bogazlari…
Türkçe
0
0
10
525
Dr. Erman Tatlıoğlu
Dr. Erman Tatlıoğlu@tatlioglu·
İngiltere'de #AndyBurnham'ın başbakanlık görevini üstlenmesi, ülke siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Burnham, göreve gelir gelmez yaptığı ilk konuşmada ekonomik sorunların çözümü, kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi ve yerel yönetimlere daha fazla yetki verilmesi gibi başlıklara öncelik vereceğini açıkladı. #TheGuardian'ın değerlendirmesine göre yeni başbakan, İşçi Partisi içinde daha toplum odaklı ve yerelleşmeyi esas alan bir yönetim anlayışı ortaya koymayı Ancak uluslararası ilişkiler açısından bakıldığında asıl soru farklı: Lider değişimi, İngiltere'nin dış politika ve güvenlik stratejisini değiştirecek mi? İlk açıklamalar bunun pek mümkün olmadığını gösteriyor. Burnham, göreve başlamasının ardından #Ukrayna'ya verilen desteğin devam edeceğini vurgularken, kısa süre içerisinde Ukrayna Devlet Başkanı #VolodimirZelenskiy ve ABD Başkanı #DonaldTrump ile görüşeceğini duyurdu. Bu durum, Londra'nın #NATO içindeki rolü, Ukrayna politikası ve transatlantik ilişkiler konusunda mevcut çizgisini koruyacağına işaret ediyor. Aslında bu tablo sürpriz değil. Son yıllarda İngiltere'de farklı başbakanlar görev alsa da dış politika ve güvenlik alanında dikkat çekici bir süreklilik bulunuyor. #Rusya'ya yönelik sert tutum, NATO'nun güçlendirilmesi, Avrupa'nın savunma kapasitesinin artırılması ve ABD ile stratejik iş birliği, hükümet değişikliklerinden bağımsız olarak İngiliz dış politikasının temel unsurları olmayı sürdürüyor. Bu yaklaşımın arkasında yalnızca siyasi tercihler değil, değişen uluslararası güvenlik ortamı da bulunuyor. Rusya-Ukrayna çatışması sonrasında Avrupa'da artan güvenlik kaygıları, NATO'nun yeniden ön plana çıkması ve savunma harcamalarının yükselmesi, İngiltere'nin bu alandaki liderlik iddiasını koruma amaçlı stratejilere yöneltti. Yeni hükümetin savunma sanayiini geliştirme, mühimmat üretimini artırma ve askeri kapasiteyi güçlendirme hedeflerinden geri adım atması beklenmiyor. Dolayısıyla Burnham döneminde esas değişimin iç politikada yaşanması, dış politikada ise kurumsal sürekliliğin korunması daha olası görünüyor. Önümüzdeki dönemde Burnham'ın en önemli sınavı, bir yandan ekonomik ve sosyal reform vaatlerini hayata geçirirken diğer yandan artan savunma harcamaları ve NATO yükümlülükleri arasında denge kurabilmek olacak. Bu dengeyi nasıl yöneteceği ise yalnızca İngiltere'nin iç siyasetini değil, Avrupa güvenlik mimarisindeki rolünü de doğrudan etkileyecek. theguardian.com/politics/2026/…
Türkçe
0
0
7
355