Insan kalbi saraydan çok sahaf mıdır?
Belki de..
Ferhan Şensoy’un o keskin sezgisini onu dinlerken…”İçimizde bir bit pazarı ruhu var” dediğinde anlamıştım..
Sene 95..
“Ferhangi Şeyler’..
İnsan dediğin, yalnızca yaşayan bir organizma değil; terk edemediği eşyaların, susturamadığı seslerin, yıllar önce duyduğu bir cümlenin, çoktan kapanmış kapıların paslı anahtarlarının toplamı.
İçimizdeki bu pazar, düzenli bir müze gibi işlemez.
Daha çok üst üste yığılmış çekmeceler, etiketi düşmüş kutular, sararmış mektuplar, tek eşi kaybolmuş küpeler, bir fotoğrafın arkasına iliştirilmiş tarihsiz notlar gibidir.
Ruh dediğimiz şey belki de tam budur: Atamadıklarımızın bize verdiği biçim.
Proust’ta bir madlenin tadı, yalnızca damakta kalan bir lezzet değildir; kaybolduğu sanılan zamanın birden geri dönmesidir mesela..
Onun büyük roman dünyasında nesneler, eşyalar, kokular ve tatlar yalnızca dış dünyanın parçaları değil, belleğin gizli kapılarıdır; bir şey görülür, dokunulur ya da tadılır ve insan kendisinin eski bir sürümüne ansızın çarpar. Proust’un dünyasında hatıra, çağrılınca gelen terbiyeli bir misafir değil, bir fincan çayın içinden aniden doğrulan eski bir hayalettir.
Walter Benjamin ise koleksiyonculuğun bu ruhsal tarafını neredeyse bir kader gibi anlatır.
Kitapları raflara dizmekten çok, onları bir hayatın tanıkları olarak görür. Kişi bazen bir kitabı okumak için değil, ona dokunduğunda eski bir evi, bir tren istasyonunu, bir yoksulluk dönemini, bir gençlik hevesini yeniden hissedebilmek için saklar.
Benjamin’in “kütüphanemi açıyorum” diye başlayan ünlü düşüncesi..
Biz eşyaları biriktirmeyiz; zamanın içimizde bıraktığı izleri, maddi dayanaklar bularak ayakta tutarız. Her bir nesne, kendi sessiz biyografimizi doğrulayan bir tanıktır.
Borges’in öykülerinde de var.. Sonsuz kütüphane, hatırlamanın ve kaybolmanın aynı anda mümkün olduğu bir mekâna dönüşür.
Çünkü çok biriktirmek, her şeyi korumak demek değildir; bazen fazlalık, hakikatin üstünü örter.
Bit pazarı ruhu burada trajikleşir!
İnsan, kendini topladığını sanarken dağıtır da. Her şeyi saklamak isteyen hafıza, sonunda neyi neden sakladığını unutabilir.
O yüzden ruh, yalnızca bir depo değil, aynı zamanda bir seçim felaketidir.
Virginia Woolf’ta bu biriktirme daha ince, daha buğuludur. Bir şapkanın kıvrımı, pencereye vuran ışık, bir odanın içindeki sessizlik, insanın iç dünyasında büyük kırılmalar yaratır. Woolf’un karakterleri çoğu zaman büyük olaylarla değil, küçük izlerle yaşar.
Çünkü ruhun bit pazarı, gürültülü değil fısıltılı çalışır çoğu zaman..
Hayatımızı belirleyen şey çoğu zaman savaşlar, devrimler, büyük aşklar değil; bir sandalye kenarında unutulmuş eldiven, söylenememiş bir söz, tam dönüp bakılacakken kaçırılmış bir yüz…
Ruhumuz bit pazarı utanılacak bir dağınıklık değildir.
O dağınıklık sayesinde insan tek parça bir makineye dönüşmez.
İçimizde eski çağlardan kalma sesler, çocukluğun gölgeleri, yarım kalmış aşklar, başka insanlardan devraldığımız kelimeler dolaşır.
Bizi canlı tutan da biraz budur. Kusursuz düzen, müzelerin erdemidir; insan ruhunun değil. Ruh, biraz toz ister.
Biraz rastlantı. Biraz da çekmece açınca eline ne geleceğini bilememenin heyecanını.
Belki de bu yüzden insan kalbi bir saraydan çok bir sahaftır…
Rafları eğri, kutuları karışık, fiyat etiketleri düşmüş, bazı kitapları su almış, bazı cümleleri altı çizilmiş.
Ama tam da bu yüzden sıcak.
Tam da bu yüzden sahici.
Ve belki Ferhan Şensoy’un sezdiği şey de buydu!!
İçimizdeki bit pazarı, medenileşememiş yanımız değil; insan kalabilmiş yanımızdır.
Çünkü tertemiz, pürüzsüz, eksiksiz bir ruh yoktur.
Güzel olan, biraz eskimiş olandır. Dokunulmuş, taşınmış, unutulmuş, sonra yeniden bulunmuş olan.
İnsan ruhu, nihayetinde, yenilerin vitrini değil; eskilerin yankıları..
Sizin bit pazarınız size benimki bana..
@ahmetmusul Lojistik şirketiniz kolay gelsin mağduru 8 gündür ilaç bekleyen bir hekim olarak zat-ı şahanelerinizin yapabileceği bir şey olup olmadığını sormak istedim. Sendeo Takip No: 255836025690
@eczozgurozel Malum nedenlerle belediyeler harcama yapmaya çekinse de 39. Dikili Kültür demokrasi ve emek festivali suskunlukla geçiştirilmemeli. Festivalimizi istiyoruz.
@Sine26157524 Yanlış hatırlamıyorsam Beyoğlu Muammer Karaca tiyatrosunun kulisiydi.
Bu foto 20-25 yıl önce çekilmiş olmalı.
Tiyatro binası bekçi murtaza ile birlikte yıkıldı yeniden yapılıyor.
Nostalji dolu bir foto.
2001 de kızımın bale gösterisi için kulise girmiştim. Sanırım aynı kulis.
@Sine26157524 Kültür (anne) dili (bebek) öngörülebilir sınırlar içinde tutarak sosyal birlikteliğin sürekliliğini sağlıyor.
Birlikte yaşama kültü dil üzerinden bir panoptikon gibi görünmez bir hapishane inşa ediyor.
Üstelik Güvenli ve konforlu.
Anne bu hapishanenin üniformasız gardiyanı...
KISACIK
Bir grup yazar arkadaşıyla Luchow’da öğle yemeği yiyen Ernest Hemingway, arkadaşlarına çok kısa bir öyküyle bile insanları hüzünlendirebileceğine dair bir iddia ortaya attı.
Hala hikayenin doğru olup olmadığını bilinmez.
Şehir efsanesi gibi bir şey…
Ama benim edebiyat ile uğraş nedenlerimden biri…
Şöyle yazmış:
‘Satılık: Bebek ayakkabısı. Hiç giyilmemiş.’
İngilizce 6 kelime ile yazılmış.
Türkçe’ye çevrildiğinde 5 kelimelik iki cümlecik.
O bebekciğin hikayesini öyle merak ettirirdi ki senelerce 10 hikaye yazmıştım bu cümlelerin arkasındaki duyguyu tanımlamaya…
Dil bir büyü aracı gibidir.
Ziya Gökalp’ın dediği gibi ‘dil sahip olunan duygu ve düşüncenin kabıdır.’ Ya da Yunus Emre’nin sakince dile getirdiği gibi ‘ dil hikmetin yoludur…’ Hikmet bizim kültürümüzde önemli. Gizine akıl sır erdiremediğimiz çok şey var hayatta. Bilgelik burada dönüşümde olan … Dil ile belki oluyor bu dönüşüm… Ali Göçer’in bir makalesinde karşıma çıkmıştı. Kültür ve Dili anne ve bebeğine benzetmişti. Annenin bebeğini beslediği gibi dilin kültür ile olan simbiyotik ilişkisi. Zaman içinde büyüyen bebeğin anneye de sahip çıkması gibi…
Dilin kültürü geliştirdiği, gelişen kültürün dile sahip çıktığı bir döngü bu!
Velhasılı edebiyata sevgimiz bu kısacık cümleler ile kısacık ömürlerimizde upuzun saatler olsa bu kadar saldırgan olur muyduk?
Bu döngünün önemini ne zaman unuttuk?
Unuttuk mu?
Her şeyi…
Hiç giymeden sattık muhtemel.