
Okan Ulusoy
1.9K posts





"Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" Çalıştık didindik, uykusuz kaldık sağlığınızdan feda ettik, aldığımız görevi, binlerce yıllık İstanbul’un emanetini hak ettiği güzelliğe getirdik. Türkiye koruma ve restorasyon tarihinin en büyülü eserini İBB Miras olarak ortaya çıkardık; Yerebatan Sarnıcı’nı İstanbul’un şanına yakışır hale getirdik☀️ Biz şimdi gururla ve onurla bu güzel eserin karşısında söyleyecek tek sözümüz var; İşimiz, emeğimiz, eserimiz sözümüz, mesleki rütbemiz Yerebatan Sarnıcı restorasyonudur. Kendi emeğimizle var olmanın gururu ve onuru ile Yerebatan Sarnıcı’nın girişine yazdığım küratör metninden: "Yerebatan yerin üstüne aittir. O ölmemiş, bir ömrün sınırını çoktan aşıp 1500 yaşına dayanmıştır. Yerin altına inip oradan ölümsüzlüğü almış bir kahraman, ömrünü kendi zamanının ötesine taşımış bir efsanedir. Yeraltına iniş kapımızdır Yerebatan" #YerebatanSarnıcı Gönlünde güzellik ve taşıyan tüm dostlara sevgi ve hürmetle…








Bu fotoğrafın buruk neşesi hayatımızın en zor günlerinde İlber hocamızın varlığı ile güç verdiği 2025 yazından. Ömrümün en zor günlerinde İlber Ortaylı Hocam beni yalnız bırakmadı; yaşına, fiziksel güçlüklerine rağmen o çocuk neşesi ve tükenmek bilmez birikimi ile yine yanımdaydı. Kâh yanyana kâh uzaktan son altı ayımda onunla "İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı" kitabının pasajları üzerine derinleşe derinleşe konuştuk, tartıştık; engin bir ummanda kulaç attık. Bizim ülkemizde tarih, sadece sultanların, padişahların ve sarayların tarihi değildir; asıl tarih, bu ülkeyi düştüğü sıkıntıların içinden çekip çıkaracak, emekle kendini eğiten ve tüm zorluklarla mücadele eden zamanının sınırını zorlayan, toplumunu insanlarını ileriye çekmeye çalışan aydın bürokratların tarihidir. Hocamın da Son İmparatorluk Osmanlı kitabında anlattığı gibi; 19. yüzyılda devlet, eskiden hiç yapmadığı kadar okul, hastane inşa etmek ve telgraf döşemek zorundaydı,. Bu devasa yükü sırtlayanlar, sadece başkentte oturanlar değil; Şark'ı ve Garp'ı gören, pratik bilgilerle donanmış, okuyan, araştıran ve yepyeni bir dönüşümü temsil eden donanımlı Bâb-ı Âli aydınlarıydı,. Bunlar bu topraklardan çıkmış, birbirilerini ile delicesine mücadele etmiş olsalarda bu toraklar için ömür feda etmiş bu ülkenin yokluk yoksunluk içinde kendisini yetiştirmiş çocuklarıydılar. Onların vatanlarına adanmışlığı öylesine büyüktü ki; tıpkı büyük müverrih Mehmet Süreyya Bey gibi, geçmişin izlerini kurtarmak, eksik olanı anlamak ve anlatmak gayretiyle geceleri mezarlıklarda sabahlayıp oradaki taşlardan bile bilgi toplayarak bir ömür sürdüler. İlber Hocam ile 19. yüzyılın Osmanlı aydın bürokratları üzerine derdimiz; bu ülke bu sancılardan kurtulacak, kendi insanının, her yeni kuşağın katacağı hizmetlerle yükselerek çıkacak üzerineydi. "Bunlar öyle başkentten çıkmayan adamlar değildi. Ahmet Cevdet Paşa'sından Fuad Paşa'sına, Ali Paşa'sına ve Ahmed Vefik Paşa'sına kadar hem yurt içinde hem yurt dışında, hem Şark'ta hem Garp'ta bulunmuş adamlardı, bir dönüşümü temsil ediyorlardı... Bugünkü Türk bürokrasisinin en önemli noksanlarından biri; çalıştığı ofisin ne olduğunu, nereden geldiğini, buralarda kimlerin çalıştığını, başkanlık yaptığını, bu çalışanların nasıl kimseler olduğunu bilmemesi; yani mazisini araştırmaması, öğrenmemesidir. Biz Bab-ı ali bürokrasisini yanlış olarak değil, doğru tanıyarak zikretmek zorundayız." Biz bu ülkenin uzun bir yoldan gelip uzun bir yola giden aydın bürokratlar kuşağının evlatlarıyız. İyi ki varsın İlber Hocam! Hep aynı görüşte, aynı düşüncede olmak zorunda olmadan, varlığını çetin ceviz bir entelektüel çıtası olarak ortaya koydun. Hangi düşünceden olursa olsun ömrünün her dakikasına vatanını ve insanlığı sığdıran emeğinizle var olun. Bu zor günlerini atlatacaksın. Çok çok geçmiş olsun. hadi ayağa kalk, daha çok işimiz var, birlikte murat ettiğimiz kütüphaneyi açmayı konuşacağız... #ilberortaylı
















