ummugulsumtat

10.6K posts

ummugulsumtat banner
ummugulsumtat

ummugulsumtat

@ummugulsumtat

#METU #ODTÜ #ŞehirPlancısı / Ekonomik ve Bölgesel Kalkınma/ #Yazar #ŞehirveKadın #DijitalDünya

ankara Katılım Aralık 2009
4.9K Takip Edilen2K Takipçiler
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
ONLIFE KUŞAĞI VE DİJİTAL KÜLTÜRÜN YENİ SOSYOLOJİSİ Okul saldırıları ile ilgili TBMM Araştırma Komisyonu çalışmalarımıza başlarken okuduğum kitaplardan biri de @ProfHilmiDemir ve Av. Oğuz Demir’in birlikte kaleme aldığı “Yeni Nesil Çeteler ve Radikalleşme” adlı eserdi. Kitap; sosyal mobilizasyondan aidiyet krizine, toplumsal güvenden fiziksel çevrenin davranış üzerindeki etkisine kadar birçok başlığı ele almış. Olay döngüsünü yalnızca güvenlik perspektifiyle değil; sosyolojik, psikolojik ve dijital dönüşümle birlikte yorumlamış. Açıkçası kitabın başlıkları meseleye bakış açınızı değiştiriyor, yeni sorular sorduruyor. Geçtiğimiz hafta komisyon çalışmalarımızda Hilmi Hocayı dinleme fırsatı bulduk. Özellikle yeni nesil çetelerin ve radikalleşme eğilimlerinin arka planındaki dijital dinamiklerin ne kadar çok katmanlı ve karmaşık bir denklem olduğunu bir kez daha not ettik. Bugün artık çevrim içi ve çevrim dışı hayatı birbirinden bağımsız okumak mümkün değil. Hilmi Hoca’nın “onlife kültür” vurgusu burada oldukça önemli bir eşik açıyor. Çünkü dijital dünya artık hayatın alternatifi değil; doğrudan hayatın kendisiyle iç içe geçmiş durumda. Çocukların dijitalde kurduğu ilişkiler gerçek hayattaki davranışlarını etkiliyor; gerçek hayattaki kırılmalar ise dijital ağlarda yeniden şekilleniyor. Aidiyet krizi, yalnızlaşma hissi, görünür olma ve önemsenme arzusu, “hiç kimse olmaktan çıkma” isteği; dijital çağın yeni sosyolojik kırılması. Özellikle çocuk ve genç suçluluğu tartışmalarında bu duygusal alanları görmezden gelmek, büyük fotoğrafa ulaşmayı zorlaştırıyor. Dijital içerikleri çoğu zaman propaganda üzerinden tartışıyoruz. Oysa asıl mesele yalnızca içerik değil; o içeriklerin etrafında oluşan topluluklar, ağlar ve duygusal bağlar. Dijital radikalleşme yalnızca neyin izlendiğiyle değil, bireyin hangi içerikte kendisini “ait” hissettiğiyle ilgili. Şiddetin estetize edilmesi ise sürecin başka bir boyutu. Güç, korku, görünürlük ve kontrol üzerinden inşa edilen yeni dijital kimlikler; özellikle genç erkekler üzerinde alternatif aidiyet alanları oluşturabiliyor. Sanal yankı odaları zamanla şiddeti normalleştiren psikolojik alanlara dönüşüyor. Dijital çağda çocukları korumak çok katmanlı bir mesele. Çocukların hangi dijital toplulukların içinde var olduğu, hangi duygusal boşluklarla mücadele ettiği, nasıl bir görünürlük baskısıyla karşı karşıya kaldığı ve nasıl bir kimlik inşa etmeye çalıştığı… Bunların her biri üzerinde ayrı ayrı düşünülmesi gereken başlıklar. Bu haftaki sunumdan sonra bir kez daha gördük ki önümüzdeki esas mesele yalnızca teknoloji kaynaklı değil; dijital kültürün içinde yeniden şekillenen insan meselesi. Kaleme aldığı bu kıymetli eser, saha gözlemleri ve katkıları için Prof. Dr. Hilmi Demir Hocamıza teşekkür ediyorum.
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷 tweet media
Türkçe
2
11
33
1.6K
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
ALGORİTMALAR ÇAĞINDA AİLE OLMAK Geçtiğimiz hafta Financial Times’ta yayımlanan bir makale, doğum oranlarını ve demografiyi yeniden dünya gündemine taşıdı. Bu konuda dünya liderlerinin, teknoloji devlerinin çeşitli açıklamaları zaten var. Makale yayınlandıktan sonra özellikle X platformunda farklı boyutlarıyla tartışıldı. Yapay zekâ ile yalnızca iletişim biçimleri değil; aile kurmanın dinamikleri, insan ilişkileri ve geleceğe dair beklentiler de değişiyor. Algoritmaların görünmez şekilde tasarladığı yeni dünyanın içinde insanın anlam arayışı şu an için devam ediyor. Peki bu yeterli mi? Hayır. Biliyorsunuz, gündemde çocukların ekran süresi meselesi var. TBMM komisyonlarında yaptığımız çalışmalarda gördük ki mesele yalnızca ekran süresi değil. Dünyanın dört bir yanında ebeveynler aynı sorunun cevabını arıyor: “Çocuklarımız gerçekten nerede büyüyor?” Çünkü artık çocukluk evde, okulda ya da sokakta yaşanmıyor. Bir çocuğun zihni; aynı anda dijital oyun evrenlerinde, kısa videolarda, yapay zekâ destekli içeriklerde ve görünmez kalabalıkların içinde şekilleniyor. Biz fark etmeden çocukluğun, anne ve baba olmanın, ailenin koordinatları değişiyor. Burada teknoloji karşıtı nostaljik bir terminoloji üretmek de meseleyi çözmüyor açıkçası. Araştırmaların geldiği nokta bireysel zayıflığı değil; insan psikolojisini veriyle birlikte yeniden tasarlayan çok güçlü dijital mimariyi işaret ediyor. İnsanlık belki de ilk kez dikkat ekonomisinin bu kadar sistematik çalıştığı bir çağ yaşıyor. Guy Debord yıllar önce “Gösteri Toplumu” kavramıyla bugünü tarif eden güçlü bir kapı aralamıştı. Fakat bugün geldiğimiz yer yalnızca gösteri toplumu değil; aynı zamanda bir reaksiyon ekonomisi. Her bireyin kendi mikro-gösterisini ürettiği, kendi hayatını içerikleştirdiği, duygularını algoritmalara sunduğu devasa bir dijital sahne kuruldu. İnsanlar artık yalnızca yaşamıyor; aynı zamanda sürekli kendilerini yayınlıyor, izliyor, kıyaslıyor ve puanlıyor. Aile hangi coğrafyada olursa olsun bu durumdan olumsuz etkileniyor. Financial Times’ın dikkat çektiği veriler ekonomik bir değişimi değil, sosyolojik kırılmayı gösteriyor. Dünyada doğurganlık oranı hızla düşüyor. Göç olmaksızın nüfusun sabit kalabilmesi için gereken 2.1 doğum oranının altına düşen ülke sayısı artık çoğunlukta. Üstelik mesele sadece “az çocuk sahibi olmak” değil. İnsanlar daha az bağ kuruyor, daha geç evleniyor, evlilik oranları düşüyor, aile sisteminden uzaklaşıyor ve giderek yalnızlaşıyor. Dijital çağ bir taraftan herkesi birbirine bağlıyor gibi görünürken diğer taraftan yüzyıllardır insanlığı ayakta tutan ailenin köklerini etkiliyor; sabrı, birlikte yaşam becerisini ve uzun süreli bağlılık kültürünü aşındırıyor. Çözüm bazen fark etmekle başlar. Algoritmalar hız üzerine kurulu; aile ise emek ister. Sosyal medya anlık reaksiyon sever; aile uzun süreli bağlılık gerektirir. Dijital dünya sürekli seçenek sunar; aile ise bazen aynı sofrada kalabilme iradesidir. Bu farkındalığı her yönüyle oluşturunca aradığımız dijital bağışıklığa ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Simülasyondan çıkıp hayatın gerçekleriyle barışınca oluşacak dijital bağışıklık… Gerçekle hakikat bağını kuran toplumlar yakın geleceğin en güçlü toplumları olacak. Önümüzdeki dönemin en önemli meselesi teknolojiye uyum sağlamak değil. Bu aşamayı geçtik. Artık asıl mesele; hız çağında insan kalabilmek, algoritmaların yanıltıcılığına rağmen aile kalabilmek ve dijital kalabalıkların içinde toplum olabilmeyi sürdürebilmek. #YeniSiyasetOkumaları
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷 tweet media
Türkçe
9
10
35
765
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
HAFIZANIN DEKOLONİZASYONU Dekolonizasyon; altı hecelik bir dünya hafızası… Kelime anlamı “sömürge olmaktan çıkmak.” Kapsama alanına bakınca, algoritmalarla sınırlandırılmak istenen dünyada büyük bir hafıza dökümünü anlatıyor. Ülkelerin tartıştığı mesele artık yalnızca siyasi sınırlar ya da ekonomik bağımlılıklardan ibaret değil. Zihinlerin, kültürlerin, kavramların ve hatta hayal gücünün kim tarafından şekillendirildiği dünyayı kim yönetecek sorusu kadar önemli. Pandemi sonrası dijital sistemin hızla büyümesiyle birlikte artık sadece veriler değil; kültürel kodlar, gündemler, korkular, talepler ve hakikat algısı da küresel ölçekte değişti. Bu değişimin içinde dekolonizasyon, geçmişin hesabından çok geleceğin yönünü belirleme mücadelesini anlatıyor. Avrupa merkezci bilgi hegemonyasına karşı yeni bir düşünce zeminini anlatan World Decolonization Forum, geçtiğimiz hafta İstanbul’da önemli isimleri bir araya getirdi. Enstitü Sosyal ve NUN Eğitim ve Kültür Vakfı ev sahipliğinde gerçekleşen forumda; Güney Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Avrupa’ya uzanan geniş bir coğrafyadan pek çok kanaat önderi, akademisyen ve araştırmacı aynı masa etrafında buluştu. Forum yalnızca eleştiri üretmedi, İstanbul merkezli yeni bir düşünce ve medeniyet perspektifi ortaya koydu. Programı biraz geriden takip etme fırsatım oldu. Konuşmalar kadar yorumları, tartışmaları ve insanların meseleye yaklaşımını okudum. Forum, sömürgeciliği yalnızca geçmişte kalmış tarihsel bir travma olarak ele almadı. Tam tersine; dijital dünyadan akademiye, sanattan medyaya, ekonomiden eğitime kadar hayatın bütün alanlarında yeniden üretilen bir hegemonya biçimi olarak tartıştı. Açıkçası bugün sömürgecilik bazen bir algoritma, bazen bir kavram, bazen de hangi bilginin “evrensel” kabul edildiğine karar veren görünmez bir merkez olarak karşımıza çıkıyor. Dünya artık yalnızca fiziksel kaynaklar üzerinden şekillenmiyor. Veri akışları, algoritmalar, yapay zekâ sistemleri, dijital platformlar ve kültürel üretim ağları yeni güç haritalarını oluşturuyor. Kimin konuştuğu kadar; kimin görünür olduğu, hangi bilginin dolaşıma girdiği ya da hangi hafızanın sistem dışına itildiği bir bakışta anlaşılmıyor. Forumun açılış konuşmasını yapan Dr. Esra Albayrak tam da bu noktaya dikkat çekti. “Dijital yerli” kavramının bile başlı başına düşünülmesi gerektiğini vurgularken aslında yeni dönemin sömürge düzenine işaret etti. Çünkü bugün yapay zekâ sistemleri belirli merkezlerin verileriyle eğitiliyor, belirli kültürlerin perspektifiyle şekilleniyor ve çoğu zaman dünyanın geri kalanını yalnızca bir “veri kaynağı” olarak görüyor. Dolayısıyla mesele yalnızca teknoloji üretmek değil; kavram üretmek, hikâye üretmek, hafıza üretebilmek… Dr. Esra Albayrak’ın “Dünyanın artık sadece Londra, Paris veya New York’tan üretilen bilgiye değil; İstanbul, Jakarta, Rabat ve Gazze’de üretilen bilgeliğe de ihtiyacı var” cümlesi forumdaki tartışmaların omurgasını oluşturacak kadar güçlüydü. Yeni dünya yalnızca ekonomik merkezlerin değişmesiyle kurulmayacak. Bilgi merkezleri, kültürel referanslar ve zihinsel haritalar da değişmek zorunda. Esra Hanım’ın konuşmasını dinlerken Dekolonizasyon meselesinin yalnızca akademik bir tartışma olmadığı netlik kazanıyor. Bu alanın arka planında hangi dilde düşündüğümüzden hangi hikâyelerle büyüdüğümüze, hangi acılara görünürlük hakkı tanındığından hangi toplumların “evrensel” kabul edildiğine kadar uzanan büyük bir zihinsel mücadele var. Forumdan sonra herkesin üzerinde düşünmesi gereken asıl soru dünyayı kim yöneteceği değil dünyanın hikâyesini kim anlatacağı üzerine olmalı. #YeniDünyaSiyaseti #Dekolonizasyon @enstitusosyal_
Türkçe
3
12
27
515
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
MODERN DÜNYANIN GÖRÜNMEYEN POLİTİKASI ‘MOTHERİNG’ Sosyal medyada annelik tartışması; kültürel, ekonomik, dijital ve politik bir çerçeve olarak dolaşıma girdi. Reklamlardan uygulamalara, kamu politikalarından algoritmalara kadar biçok tartışmada “anne” var. TBMM’de, Genel Kurul’da ve komisyon çalışmalarımızda da anne, çocuk, aile ve gençlik kavramları haliyle sık sık gündemimizde. Ben de haftaya annelik üzerine notlar alarak başlamıştım. Yazdıklarımı şu cümleyle tamamladım. “Annelik artık yalnızca biyolojik bir bağ değil; kültürel mücadele alanı, duygusal regülasyon ve hatta dijital çağın veri üretim biçimlerinden biri haline geldi.” Araştırma komisyonumuzun ilk toplantısında 3 çocuk annesi ve 3 torun sahibi kadın bir parlamenter olarak yaşanan dönüşümün kapsama alanını detaylı bir şekilde analiz etmek gerektiğini anladım. Kutlamaların ötesine geçersek; anneliğe yapılan duygusal yatırım çoktan bitti. Artık anneliğin kültürel kod üretim alanı var. Reklamlar, dijital platformlar ve algoritmaların yönettiği gündelik hayat bunu çok net anlatıyor. “İyi anne”, “yeterince ilgili anne”, “çocuğuna doğru yatırım yapan anne” gibi kavramlar dolaşımda. Hatta insan nesli dışındaki canlılara yönelen bakım verme duygusunun bile yeni bir kültürel alan olarak ‘kutsandığını (?)’ görüyoruz. Annelik artık “motherhood” değil, “mothering” olarak tartışılıyor. Çünkü mothering yalnızca anne olmak değil; bakım verme, duygusal emek üretme, koruma, yönlendirme ve toplumsal hafızayı taşıma biçimi. Akademik literatürde “intensive mothering”, “digital mothering”, “eco-mothering” gibi pek çok yaklaşım var. Özellikle “intensive mothering” anlayışı; annenin sürekli erişilebilir, sürekli uzmanlaşmış ve çocuğunun gelişimini sürekli optimize eden bir figüre dönüşmesi günümüz annelerinin üzerindeki görünmez baskıyı daha da büyütüyor. Batının dünyaya önerdiği aydınlanma hikâyesinde medeniyet, uygarlık ve empati yok. Bu yüzyıla kadar Batıdaki anneliği fıtrat değil modernizm ve sekülerleşme şekillendirdi. Şimdi dijital mecralara devrettiler şekillendirme görevini. Annelik tartışmalarında coğrafya meselesini ciddiye almak lazım. Fıtratı merkeze almayan Batılı ülkelerde annelik uzun yıllar boyunca biraz mesafe, biraz da kayıtsızlık olduğu unutulmamalı. 19. yüzyılda tıp literatürünün annelik etrafında yoğunlaşmasıyla birlikte anneliğin kutsal olduğunu fark ettiler. Ulus-devletler yeni bir anne tanımladı. Baby kelimesiyle duygu eklenen annelik kamusal alana taşındı. Saha gözlemlerimde şunu çok net gördüm. Anne ile çocuk arasındaki görünmez sözleşmede inanç, devlet ya da toplum değil dijital çağ, algoritmalar, veri ekonomisi ve yapay zekâ sistemleri var. Bu da sürekli optimize edilmeye çalışılan bir çocukluk fikri ortaya çıkarıyor. Her davranışı ölçülen, duygusu takip edilen, başarısı veri haline getirilen bir nesil de cabası… Yaşadığımız coğrafyada çocuklarımızı yetiştirirken neyin müttefiki olarak büyüttüğümüzü yeniden düşünmek zorundayız. Vicdan, merhamet, başarı, empati, üretmek, anlamak, ifade etmek, fark etmek, hissetmek, tamamlamak, anlamak, affetmek gibi kelimeleri çocuk yetiştirirken kaç kez kullanıyoruz? İncelemek lazım. Bugün annelik etrafında dolaşıma giren hiçbir kavramın tamamen doğal ve kendiliğinden olduğuna inanmıyorum. Kullanılan dilin, üretilen içeriklerin, dijital kampanyaların ve yeni ebeveynlik normlarının arkasında ciddi bir kültürel yönlendirme var. Özellikle annelerin kendi anneliğini “yeterince iyi” görmemesinden beslenen söylemler son derece sorunlu. Sürekli eksik hissettiren bir sistemin içinde anneliği tarif ederek bir yere varamayız. Çocuklarımızı büyütürken yalnızca onları değil, geleceğin insan tasavvurunu da inşa ediyoruz. Mesele insanlığın hangi değerlerle devam edeceğine karar vermek. Çünkü gelecek artık sadece teknolojiyle değil; hangi duyguyu, hangi vicdanı ve hangi insan modelini kodladığımızla şekillenecek. Algoritmalar çağında en stratejik yatırım hâlâ insana yapılan yatırım olacak. #YeniDünyaSiyaseti
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷 tweet media
Türkçe
1
9
22
410
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
Türk siyasal hayatının darbelerle şekillenmiş hafızası, unutulacak değil; ders alınacak bir mirastır. #3Kasım2002 gecesi sandıktan çıkan iradeyi kabullenemeyenler, manşetlerle @Akparti’mize ve iktidarımıza süre biçiyordu. Milletin tercihini geçici, kendi vesayetlerini kalıcı zannettikleri günlerdi. Hesaplayamadıkları tek şey millet iradesiydi. Çünkü bu ülkede son sözü her zaman millet söyler. AK Parti’ye yönelen güçlü destek; yalnızca bir siyasi tercih değil, aynı zamanda bir istikamet beyanıydı. O istikametten rahatsız olanlar, 27 Nisan’da bir kez daha sahne aldı. Ancak o gece ve sonrasında verilen cevap, sadece e-muhtıraya değil, o anlayışın tamamına verilmiş net bir karşılıktı. Bugün gelinen noktada, Sayın Cumhurbaşkanımız @RTErdogan liderliğinde Türkiye; kendisine çizilen sınırları aşan, küresel sistemde söz sahibi bir ülke iddiasını güçlü biçimde ortaya koyuyor. Geçmişte iktidarımıza süre biçenler, bugün de uluslararası manşetlerle Türkiye’ye rol biçmeye çalışsa da sahadaki gerçek çok daha farklı. Gittiğimiz her evde “Tayyip Erdoğan’a selam söyle” diyen teyzeler, amcalar; “Başkan dedemizi çok seviyoruz” diyen çocuklar var. Recep Tayyip Erdoğan’a inanmış milyonlar var. Bu bağ, siyasetin ötesinde bir güven ve sahiplenme ilişkisi. Bu millet, iradesine yönelen her müdahaleyi hafızasına kaydeder ve zamanı geldiğinde cevabını verir. #27Nisan muhtırasının mimarları anlar mı bilmem ama demokrasi bu topraklarda artık bir ihtimal değil, bir kararlılıktır.
Türkçe
12
13
40
579
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
ADF’DEN TBMM’YE DEĞİŞEN DÜNYA, ARTAN SORUMLULUK Merhum Aytmatov’un eseridir Gün Olur Asra Bedel… Bazı dönemler bir asra denk ağırlık ve sorumluluk taşır. Geçtiğimiz hafta sonu Antalya Diplomasi Forumu 2026’ndaydık. Forumda konuşulanların etkisi sürerken, hemen ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yoğun bir yasama gündemine başladık. Bölgesel gelişmelerin yansımaları, diplomasi ve iç politika birçok tartışmaya sahne oldu. ADF’de küresel güneyin yükselen etkisiyle klasik güç merkezlerinin ötesinde bir dengeye işaret etti. Aynı kürsüde farklı konuşmalar yapılması bu coğrafyada jeopolitiğin dilinin değiştiğini gösterdi. Ankara, sadece masada oturan bir aktör değil. Ankara artık masayı kuran, gündemi belirleyen ve yön veren bir merkez. ADF koridorlarındaki katılımcılar bunu çok net hissetti. Avrupa Komisyonundan gelen açıklama da bu dönüşümü teyit etti aslında. Ursula von der Leyen’in çelişkili ve düzeltmelerle ilerleyen söylemi, Türkiye’ye yönelik tek boyutlu yaklaşımı artık sürdüremediklerinin ilanıydı. Türkiye’nin artan jeopolitik ağırlığı, ilişkileri karşılıklı bağımlılık çerçevesinde zorluyor. Avrupa Komisyonu da Türkiye Cumhuriyeti üzerinde belirleyici bir kontrol kuramayacağı gerçeğiyle daha fazla yüzleşiyor. Bu tablo, küresel güç mimarisinin Türkiye lehine yeniden şekillendiğini gösteriyor. Küresel dönüşümün ana hattı “tekno-feodalizm”. Dijital platformlar araç olmaktan çıktı; davranışları, tercihleri ve toplumsal yönelimleri şekillendiren aktörlere dönüştü. Devletlerin düzenleyici ve denetleyici rolü her zamankinden daha kritik. TBMM’de bu hafta yoğun yasama sürecimizin merkezinde bu konu vardı. 15 yaş altı çocukların sosyal medya kullanımının kısıtlanması toplumun beklenti içinde olduğu bir düzenlemeydi. Muhalefet Genel Kurul görüşmeleri sırasında ne hikmetse yasaya karşı çıkması gerektiğini hatırladı!!! Sanki dijital dünyada çocukların yaşadığı sorunlar komisyonlarda hiç görüşülmemiş, sokağın sesine kulaklarını kapatmış gibi… Saatler süren çalışmanın ardından kabul edilen yasa ile 15 yaşını doldurmamış çocuklar için sosyal medya kullanımı sınırlandırıldı; platformlara yaş doğrulama ve güvenli hizmet sunma yükümlülüğü getirildi. Çocuklara özel içerik ve hizmet panelleri oluşturulması zorunlu hale geldi, yükümlülüklerini yerine getirmeyen platformlara yönelik yaptırımlar devreye alındı. Uzmanlarla yaptığım görüşmelerde, çocukların dikkat sürelerinden davranış kalıplarına kadar geniş bir alanın algoritmalar tarafından yönlendirildiğini defalarca dinledim. Avustralya başta olmak üzere İngiltere, Fransa, Danimarka, İspanya, Polonya, Avusturya ve Yunanistan gibi ülkelerde benzer düzenlemelerin gündemde olması, meselenin küresel bir dönüşüm alanı olduğunu gösteriyor. Muhalefet görmek istemese de dünyanın yeni problemlerinden biri bu alan. Yasa çıktı ama işimiz bitti mi? Hayır! Yeni nesil dijital kültürün inşa ettiği şiddet, bağımlılık ve yabancılaşmayla mücadele etmek; gençleri yeniden aile, değer ve sorumluluk ekseninde güçlendirmek için daha çok çalışacağız. Dijital dünyaya yönelik düzenlemelerin hiçbiri “toz pembe” olmayacak. Teknolojinin yeni bir güç hiyerarşisi kurduğu bu çağda, Türkiye Cumhuriyeti kendi çocuklarını tekno-feodalizmin insafına asla terk etmeyecek. Bu, bir tercih değil; devletin en temel sorumluluğu. Herkes bunu böyle bilmeli. #YeniDünyaSiyaseti
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷 tweet media
Türkçe
5
9
30
762
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
Terör şebekesinin başı Netanyahu, içeride güç kaybettikçe dışarıda kriz üreterek ömrünü uzatmaya çalışan zavallı bir siyaseti devam ettirmenin derdinde. Sayın Cumhurbaşkanımız @RTErdogan siyasi hayatı boyunca mazlumların hakkını ve onurunu savunan bir lider. Cumhurbaşkanımızın insanlık adına yaptığı çıkışlardan rahatsız oluyorlar çünkü adalet, kirli düzeni bozar! Sadece 86 milyon vatandaşımız değil, milyarlarca vicdanlı ve ahlaklı ses Cumhurbaşkanımız ile birlikte gerçekleri haykırıyor. Bu gerçekleri en iyi kendileri biliyor olsalar da hala güneşi balçıkla sıvamaya çalışmaktan vazgeçmiyorlar.
Türkçe
32
23
62
881
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
Yoğun bir haftanın ardından, Nurdan Albamya İnce’nin yazıp yönettiği tiyatro oyunu Bayram Temizliğini izleme fırsatı bulduk. Oyunda yalnızca bir hikâye anlatılmamış; hepimizin bildiği ama çoğu zaman adını koyamadığı o sessiz yükler sahneye taşınmış. Daha önce Filistin Hakkında Konuşmalıyız ile hafızalara kazınan Sevgili Nurdan bu kez sahnesini evin içine kurarak: toplumun duygusal haritasını, ailenin katmanlarını anlattı 90 dakika boyunca. Güneş karakteri tanıdık bir profil aslında. Bu yüzden de tek perdelik oyunu izlerken bir koltukta değil de bir evin içinde, bir bayram telaşının ortasında hissettik kendimizi. Bu oyun yalnızca bir “bayram temizliği” değil; duyguların, yüklerin ve ertelenmiş hayatların temizliği gibiydi. Türkiye’nin en güçlü gerçeği aile. Güneş’in ailesi de tek boyutlu değil, katman katman… Bazen sığınak, bazen imtihan ama her hâliyle gerçek. Oyunun verdiği mesaj tüm farklılıklarına rağmen ailenin ayakta kalma becerisi. Çünkü ailenin içinde mücadele var, sabır var, tebessüm var. Bir bayram temizliğine kadar gelen hayaller, söylenmemiş cümleler, görünmeyen emekler… Oyun boyunca hepsi sahnede. Tiyatro Ankebut’un tamamı kadınlardan oluşan ekibi, sahnede sadece rolünü oynamadı, yaşanmışlık hissini doğrudan izleyiciye hissettirdi. Her kadın portresi, farklı bir hikâyenin, farklı bir sesin temsilcisi olarak karşımıza çıktı. Bayram temizliği bir bakıma sanatın ideolojik, görünmez bariyerlerini sessiz ama güçlü bir şekilde yıkmış. Kalıpların ötesine geçen, sahici, insani bir anlatı kurmuş. Nurdan Albamya İnce’nin metni ve rejisi, seyirciye düşünsel bir alan açmış. Sahne ile hayat arasında gerçekten ince bir çizgi var. Bazı oyunlar sahnede bitiyor ama hayatın içinde devam ediyor. Sevgili Nurdan’ı ve Tiyatro Ankebut’un kadın oyuncularını tebrik ediyorum. Bu güzel oyun için teşekkürlerimle… #PazarNotları @nurdanalbamya
Türkçe
1
15
41
1.4K
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
CHP’DE KADIN SİYASETİ İFLAS EDERKEN… Türk siyasetinde CHP kadınların üstüne basıp geçti. Sonra da dönüp ne kadar haklı olduğunu!!! ilan etti. 1934 yılında kadınlar seçme ve seçilme hakkını elde etmesine rağmen CHP zulmünden kurtulamadı. Milletvekillerinin görev süresince giyeceği kıyafetler uzun yıllar boyunca CHP’nin onayına ihtiyaç duydu. Topuzundan, ayakkabı topuğuna, giyim kuşamına kadar tasarladıkları ideal Türk kadınını görmek istediler. Ankara’nın ilk kadın Milletvekili Satı Kadın’ı (Hatı Çırpan) olduğu gibi kabul etmediler; Anadolu’nun bir parçası olan kıyafetini tarihten silip, resmi tarihte ona başka bir kimlik kazandırdılar. Hafızalarımızdaki Satı Kadın’ın fotoğrafıyla bile kavga ettiler. Yaşananlar çok uzun ve faturaları da çok ağırdı. Hesabı hep halk ödedi, CHP konuşmaya devam etti. AK Parti’nin kurulduğu günlerde en çok gündeme gelenler kadınlardı. Kurucu kadınlar, teşkilatlarda görev alan kadınlar, seçilme hakkını yasaklar nedeniyle kullanamayan kadınlar, partimizin kapatma davasına konu olan kadınlar… Sayın Cumhurbaşkanımız @RTErdoğan’ın cesur çıkışları Türk siyasetinde kadının vitrin algısını yıktı ve kadın politikalarını tabana yaydı. Kadınlar azınlık olarak asla değerlendirilmedi. Cumhurbaşkanımız çalışan kadınları, ev hanımlarını, çocuk sahibi olduktan sonra iş başı yapmak isteyen kadınları, mühendisleri, kadın sanayicileri, doktorları, akademisyenleri, çocuğu hasta olan anneleri, engelli kadınları dinledi, değer verdi. Kritik eşikler sahanın talepleriyle şekillendi. Rakamlardan bahsetmiyorum bile. Cumhuriyet tarihinin en büyük teşviklerinin, yasal ve yapısal reformların, kadınları kamusal alanda ve ailede güçlendiren uygulamaların hepsi tüm kadınları kapsadı. Dijital medyada çeşitli saldırılar yapılsa da AK PARTİLİ KADINLARI ELİTİST, JAKOBEN BİR OLUŞUM OLARAK GÖREMEZSİNİZ. Onlar hayatın içindedir. Bir yerde bir aksaklık varsa o sorunun AK Parti çatısı altında çözüleceğini hepsi gayet iyi bilir. CHP mi? Kurulduğundan bugüne kadar parçalı bulutlu kadın politikasından hiç vazgeçmedi. Atadığı gölge bakanlarla da bu işin içinden çıkamadı. Parti, içinde yaşanan skandalların da önünü kesemedi çünkü bu tarz konular gündeme geldiğinde üzeri kapatıldı, yapılması gereken yapılmadı, parti disiplini devreye sokulmadı. Geçtiğimiz hafta CHP’li belediyelerden gelen skandal görüntüler sebep değil sonuç. Giresun’da bir ilçede önce taciz edilen sonra trafik kazası görüntüsü verilerek yaşamını yitiren 16 yaşındaki Tuana’nın cenazesinde kaç CHP’li vardı mesela? Kadın örgütleri nasıl susturuldu, neden derin bir sessizliğe büründü? Uşak’ta CHP Kadın Kolları Başkanı partisinin belediye başkanını vurdum duymaz ifadelerle savunurken kendi teşkilatlarındaki kadınlardan da mı utanmadı? Onur, şahsiyet, insanlık ayaklar altına nasıl alındı? Halka hikâye anlatacaklar da ne anlatacaklar? Derken… Altın vuruşu Aylin Hanım yaptı. Neden? Çünkü gölge bakan!!! TBMM’de yaptığı akıllara ziyan basın açıklamasıyla CHP içindeki karabasanı bırakıp aile bakanlığımızın son 3 aylık karnesini çıkartmış. Onu da yanlış çıkartmış. İnsan sormadan edemiyor. Siz son 3 ay içinde kreşte taciz, belediyede taciz, taciz sonrası ölüm ve gayri meşru bunca ilişkinin faturasını kime ödeteceksiniz? Yerel yönetimlerde yaşanan hırsızlığı, ahlaksızlığı nereye koyacaksınız? Bu kara düzenin sorumluları olarak milletin yüzüne nasıl bakacaksınız? Laikliği büyük harfle yazınca belediye başkanlarınızın yaptığı ahlaksızlığın üstü kapanacak mı? Mevcut düzeni değiştirip, tacize imza atan belediye başkanlarınıza mı teslim edeceksiniz? Bu millet size çocuklarını emanet eder mi sandınız? Sayın gölge bakan… Kadın siyasetiniz iflas etti. Vitrin yıkıldı, maske düştü. Yol arkadaşınız kadınları zor durumda bırakıyorsunuz. CHP’ye oy veren vicdanlı kadınların bu yaşananları sindiremediğine şahit oluyoruz. Kadına, aileye, topluma gölge etmeyin yeter. İçinizdeki kötüleri ayıklayın diyeceğim ama buradan bakınca o iş zor görünüyor. #YeniDünyaSiyaseti #CHPninKaraDüzeni
Türkçe
9
16
40
939
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
TBMM KORİDORLARINDAN DİJİTAL DÜNYAYA İNSANI UNUTMAYAN DÖNÜŞÜM Dünya bildiğimiz paradigmalarla anlaşılamayacak kadar değişti. Bugün tartışılan birçok konunun ana ekseni enerji hatlarından veri ve algoritmalara kaydı. Küresel pazar rekabetlerin yaşadığı dönüşümü ilan edeli çok oldu. Dikkat ettiyseniz en az ülkeler kadar jeopolitiğin kaderini konuşuyoruz. Kullandığımız argümanlar askeri kapasiteden daha çok dijital kapasiteyi vurguluyor. Bunu İran hattında yaşanan gelişmeleri takip ederken daha iyi anladık. Kısacası yakın geleceği eski gözlüklerle okuyamayacağımızı artık çok iyi biliyoruz. Geçtiğimiz yıl Türkiye Büyük Millet Meclisinde Yapay Zeka Meclis Araştırma Komisyonu kurulması ve sonrasında yapılan çalışmalar yapay zekanın çok kritik bir dönemine denk geldi. Komisyon yapay zekâyı bir teknoloji başlığı olarak değil; doğrudan egemenlik, kalkınma ve jeoekonomik rekabet meselesi olarak ele aldı. Komisyon çalışmalarımızı tamamladık, Komisyon Başkanımız Fatih Dönmez basın toplantısıyla bu vizyonu kamuoyuyla paylaştı. Belirtmekte fayda var, rapor masa başında yazılmadı. Komisyon adeta Türkiye’nin yapay zekâ kapasitesinin röntgenini çekti. Dört aylık yoğun bir süreçte 13 resmi toplantı yaptık, 3 saha ziyareti gerçekleştirdik, akademiden sanayiye, hukuktan etiğe kadar yüzden fazla uzmanın görüşünü aldık. Türkiye’nin akademik üretim gücü ile sanayi entegrasyonu detaylı şekilde analiz edildi. Bu yönüyle ortaya çıkan metin sadece bir vizyon değil; veriye dayalı bir durum tespiti ve yön tayini aslında. Ortaya konan hedef net. 2030’a doğru 16 trilyon dolara ulaşması beklenen yapay zekâ ekonomisinde Türkiye önce ilk 20, ardından ilk 10 ülke arasına girmeyi hedefliyor. Ancak bu hedef yalnızca büyüme odaklı değil. Sürecin merkezinde sosyal devlet ilkesi var. Yapay zekâ, belirli bir kesimin erişebildiği elit bir alan değil; toplumun tamamını kapsayan bir dönüşüm aracı olarak tanımlanıyor. Hiçbir vatandaşımız bu dönüşümün dışında bırakılmayacak. Ancak raporun en kritik yönü, sadece fırsatları değil riskleri de açık şekilde ortaya koyması. Çünkü yapay zekâ artık bir araç değil. Karar alabilen, yönlendiren, kendi içinde öğrenen bir “aktör”e dönüşüyor. Bu dönüşüm, insanın karar verme kapasitesini zayıflatma, eleştirel düşünmeyi köreltme ve sistemin mantığını anlamadan ona bağımlı hale gelme riskini beraberinde getiriyor. İnsan, kendi kurduğu sistemin içinde yöneten değil, yönlendirilen bir pozisyona düşebilir. Özellikle çocukların insan yerine yapay zekâ ile etkileşim kurduğu bir dünya, sadece teknolojik değil, aynı zamanda derin bir toplumsal kırılmayı da beraberinde getiriyor. Küresel ölçekte bugün tartışmalar çok daha sert bir zeminde ilerliyor. Yapay zekâ artık sadece ekonomik değil, askeri bir güç alanı. Pentagon ile OpenAI ve Anthropic gibi şirketler arasında yürüyen müzakereler, bu alanın geleceğinin hangi değerler üzerine kurulacağını belirliyor. Devletler güvenlik gerekçesiyle bu teknolojiyi sistemlerine entegre etmek isterken, şirketler etik sınırları tartışıyor. Ortaya çıkan tablo, yapay zekânın artık yalnızca bir araç değil, başlı başına bir güç merkezi haline geldiğini gösteriyor. Türkiye’nin bu tabloya verdiği cevap gayet net; izleyen değil yön veren olmak. Bunun yolu da veri egemenliğinden geçiyor. Verinin başkalarının platformlarında değil, Türkiye’nin kendi egemenlik alanında işlenmesi; sektör bazlı Türkçe büyük dil modellerinin geliştirilmesi; şeffaflık ve hesap verebilirliği sağlayacak bir yapay zekâ kanununun oluşturulması ve tüm bu süreci sürdürülebilir kılacak kurumsal yapıların inşa edilmesi bu stratejinin temel ayaklarını oluşturuyor. ⬇️⬇️⬇️
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷 tweet media
Türkçe
4
15
43
802
ummugulsumtat
ummugulsumtat@ummugulsumtat·
Dış ses de şaşırıyor bence/ hayatın bütün değişik sahnelerini yan yana dikme çabama. Bana biraz iğne, biraz iplik lütfen. Hakikate not bıraktım, cevap gelenek kadar elden geçireyim sökükleri. Bugün Cuma. Allah’ım hakikate not bırakanların cuması mübarek olsun lütfen🤲
Türkçe
0
0
0
62
ummugulsumtat
ummugulsumtat@ummugulsumtat·
Hikayeni çok sevdik Ayşe’cim. Sonrasını merakla bekliyoruz. İbn Arabî’nin Fusus’unu okurken ne hissettin acaba? Bilmek isteriz. Hakikate susadık Ayşe’cim. Hakikati yalın ayak arayacak takatimiz de yok. Yapay zekaya soruyoruz kelime anlamını. Filmi yapılsa oturup saatlerce izlememiz gereken hakikatten cep boy editler bekliyoruz. Duydukların sende kalsın, hissettiklerini anlat. #AyşeŞasa
tabii@tabiiresmi

"Madem sahneden indirilecektik, bari güzel bir replikle final yapsaydık." 🎬 Ayşe

Türkçe
0
0
1
204
ummugulsumtat retweetledi
TRT HABER
TRT HABER@trthaber·
🕋Yüz binlerce Müslüman, Kabe-i Muazzama'da bayram namazı kıldı.
Türkçe
9
140
974
15.9K
ummugulsumtat
ummugulsumtat@ummugulsumtat·
“المسلمون تتكافأ دماؤهم ويسعى بذمتهم أدناهم ويرد عليهم أقصاهم وهم يد على من سواهم / Müminlerin kanları birbirine denktir. Onlar, kendileri dışındakilere karşı tek bir el gibidirler. En aşağı derecedeki birinin verdiği güvence (zimmet) de hepsi adına geçerlidir.” (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, Ahmed b. Hanbel)
Mehmet Görmez@DIBMehmetGormez

Ramazan, Kur’an’ı manasıyla tedebbür, tilavetiyle taabbüd ettiğimiz; gündüzü sıyâm, gecesi kıyam, nihayeti ise bayram olan mübarek bir aydır. Cenab-ı Allah, sıyâmımızı nefislerimizin kötülüklerden kalıcı ve hakiki imsâkine vesile kılsın. Kıyamımızı, her daim O’nun huzurunda olduğumuz şuurunun şiârı eylesin. Tedebbürümüzü amelle, ilimle, fikirle, hikmetle ve basiretle ikmâl eylesin. Tilavetlerimizi kalplerimize nur, hanelerimize şifa eylesin. Bayramlarımızı, bütün müminlerin sevinçle, huzurla, sıla-i rahimle, emn ü emânla ve vahdetle birleştiği bir ümmet bayramı kılsın. Başta Gazze, Filistin, Lübnan ve İran olmak üzere Müslüman beldelere saldıran zalimlerin hilelerini bozsun; bütün mazlumlara kurtuluş ve zafer nasip eylesin. Müminlere, birbirlerine karşı vazifeleri konusunda basiret, iz’an ve intibah versin. Yüce Rabbimizden, bütün müminlerin hayırlı ve huzurlu bir bayram geçirmelerini niyaz ederken bir tedebbür vesilesi olarak aşağıdaki hadisi, akl-ı selim ve kalb-i selimle birlikte düşünmek üzere kardeşlerimin dikkatine sunarım. Kays b. Ubâde’den şöyle rivayet edilir: Ben ve Eşter, Ali (r.a.)’ın yanına gittik ve ona: “Resûlullah sana, insanlara genel olarak söylediğinden farklı bir şey emanet etti mi?” diye sorduk. Ali (r.a.) şöyle dedi: “Hayır! Ancak şu yazıda bulunanlar dışında bir şey yoktur.” Sonra kılıcının kınından bir yazı çıkardı. Orada şöyle yazıyordu: “المسلمون تتكافأ دماؤهم ويسعى بذمتهم أدناهم ويرد عليهم أقصاهم وهم يد على من سواهم / Müminlerin kanları birbirine denktir. Onlar, kendileri dışındakilere karşı tek bir el gibidirler. En aşağı derecedeki birinin verdiği güvence (zimmet) de hepsi adına geçerlidir.” (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, Ahmed b. Hanbel) Gün vahdet günüdür. Gün birlik günüdür. Gün, hiçbir mezhep ve meşrep ayrımı yapmadan bütün mazlumlara dua günüdür.

Türkçe
0
0
0
102
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
KADIN MÜHENDİSLER VE YENİ MEDENİYET Geçtiğimiz hafta kadın mühendis ve mimarlarla Genel Merkezimizde @AKKADINGM bir araya geldik. Mühendis bir siyasetçi olarak kadın mühendis olmak üzerine aldığım notları toparladım. İnsanlık yeni bir eşiğin tam ortasında dururken, kadın mühendisler bu sıçramanın neresinde duruyor? Bir zamanlar gücün ölçüsü askeri donanımdı, enerji hatlarıydı, sanayi üretimiydi. Bugün ise güç giderek veri merkezlerinde, algoritmalarda ve yapay zekâ sistemlerinde birikiyor. Küresel rekabet artık yalnızca toprak veya petrol üzerinden değil, veri ve algoritma kapasitesi üzerinden okunuyor. Meydanlar siyasetin kalbiydi bir zamanlar. Bugün ise siyasal iletişim büyük ölçüde algoritmaların yönettiği dijital platformlarda şekilleniyor. Eğitimlerde sıklıkla bahsettiğim 2016’daki Cambridge Analytica skandalı bize şunu açıkça gösterdi. Artık toplumların psikolojisi milyonlarca dijital veri üzerinden analiz edilebiliyor ve seçmen davranışı bu verilerle yönlendirilebiliyor. Bu yüzden bazı düşünürler yeni dönemi tek bir kavramla anlatıyor. Algoritmik jeopolitik. İran’da yaşanaların yalnızca Batı ya da İsrail’in politikalarıyla açıklamamasının, bölge ülkelerinde devlet kapasitesine karşı başlatılan görünmez operasyonların, genç nüfusun beklentileri üzerinden üretilen krizlerin toplamı aslında bu jeopolitik. Türkiye’nin siyasal hafızasında duygusal fay hatlarının güçlü olduğunu görüyoruz. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine uzanan süreçte sıkça kullanılan “kardeş kavgası” ifadesi, o dönemin toplumsal travmasını anlatan güçlü bir kavramdı. Artık toplumları şekillendiren fay hatları yalnızca ideolojik değil. Dolayısıyla veri akışları, algoritmalar ve dijital platformlar da toplumsal algıyı belirleyen yeni güç alanları haline geldi. Fakat teknoloji devrimi tek başına ilerlemiyor. Aynı anda çok daha derin bir kırılma yaşanıyor. Demografik deprem... Yapılan araştırmalara göre son altmış yılda doğurganlık oranları birçok ülkede yarıya düştü. Bazı şehirlerde anaokulları kapanıyor, huzurevleri artıyor. Artık iki yeni kavramımız daha var. Gerontonomi ve Gerontokrasi. Yaşlanan toplumlarda ekonomik büyüme yavaşlıyor, siyasal öncelikler değişiyor. Peki çözüm yapay zekâ mı? Evet bunu düşünenler var. Otomasyonun ve yapay zekânın üretkenliği artırarak iş gücü daralmasını telafi edeceğini savunuyorlar. Ancak birçok demograf bu görüşe temkinli yaklaşıyor. Çünkü teknoloji üretkenliği artırabilir ama nüfus dinamiklerini tamamen ikame edemez. Demografi hâlâ ekonominin en güçlü belirleyicilerinden biri. Tam da bu noktada teknolojinin yönünü belirleyecek kritik bir faktör öne çıkıyor. İnsan ve değerler ekseni. Özellikle teknoloji dünyasında giderek daha görünür hale gelen kadın mühendisler, bu dönüşümün önemli aktörleri aslında. Türkiye’de Hanımefendi @EmineErdogan’ın himayelerinde başlayan Türkiye’nin Mühendis Kızları projesi, mühendislik fakültelerinde okuyan kız öğrenci sayısının yüz bini aşması bu değişimin güçlü bir işareti. Çünkü yapay zekâ yalnızca teknik bir alan değil; aynı zamanda etik, toplumsal ve kültürel sonuçları olan bir dönüşümün odağı. ⬇️⬇️⬇️
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷 tweet media
Türkçe
4
17
62
2.9K
ummugulsumtat retweetledi
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷
Yeni Jeopolitik Çağ: Veri Savaşları, Mutlak Güvenli Ev Küresel sistem yeni bir dönüşüm eşiğinde. Uluslararası düzenin uzun süre belirleyici unsurları olan sınırlar, askeri kapasite ve klasik diplomasi yerini veri ekosistemlerine, algoritma kabiliyetlerine ve yapay zekâ altyapılarına bırakıyor. Artık dünya, eskisi gibi güvenli sınırlarla çevrili bir düzeni ifade etmiyor; hiçbir ülke için mutlak güvenli bir “ev” kalmadı. ABD’nin ilan ettiği “AI-First” (Önce Yapay Zekâ) stratejisi bu dönüşümün en açık işareti. Yeni askeri doktrinler, savaşın yalnızca sahadaki güçle değil; devasa veri setlerini gerçek zamanlı istihbarata dönüştüren yazılım mimarileri ve algoritmik kapasiteyle kazanılacağını kabul etti. Bu çerçevede göklerde yükselen KAAN, ANKA-3 ve savunma sanayimizin yeni nesil platformları, yalnızca askeri araçlar değil; sensör ağları, veri toplama kapasitesiyle Dijital Vatan’ın kritik öğeleri. Modern savunma mimarisinde platformların değeri artık fiziksel kabiliyetleriyle değil, ürettikleri ve işledikleri veriyle ölçülüyor. Son dönemde İran ve çevresinde yaşanan gelişmeler verinin 21. yüzyılın en etkili jeopolitik araçlarından biri haline geldiğini hepimize gösterdi. Milyarlarca dijital iz, telefon sinyali ve ses kaydı; geçmişte aylar süren analiz süreçlerini saatlere indirerek hedef belirleme ve operasyonel karar süreçlerini hızlandırıyor. Bu dönüşümün ekonomik boyutunu da konuşma lazım. Enerji piyasalarında büyük dalgalanmalar yaratmak için artık fiziksel bir kesinti gerekmiyor. Yapay zekâ destekli risk algısı, sigorta maliyetlerinden petrol ve LNG fiyatlarına kadar uzanan bir zincir reaksiyon oluşturarak küresel ekonomide ciddi dalgalanmalar yaratabiliyor. Teknoloji dünyasında bir başka tartışma daha var. Anthropic CEO’sunun Claude modeli üzerinden sorduğu soru bugün yalnızca teknoloji çevrelerini değil, politika yapıcıları da düşündürüyor. Karşımızdaki yalnızca veri işleyen bir yazılım mı, yoksa öz farkındalığa yaklaşan bir makine aklı mı? Açıkçası bu sorunun cevabı henüz net değil. Ancak kesin olan şu ki insanlık ilk kez bu kadar güçlü karar üretme kapasitesine sahip sistemlerle karşı karşıya. Bu nedenle 21. yüzyılın büyük rekabeti yalnızca toprak, enerji veya askeri platformlar üzerinden değil; veri, algoritma ve yapay zekâ üstünlüğü üzerinden şekillenecek. Türkiye ise bu dönüşümü yalnızca izleyen bir ülke değil. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu “Dijital Vatan” vizyonu ve Milli Teknoloji Hamlesi, ülkenin bu yeni teknolojik ve jeopolitik dengelerde kapasitesini güçlendirmesine imkân tanıyor. TBMM’de komisyon çalışmalarımızda defalarca vurguladık. Mesele artık teknoloji üretmek değil; veriyi koruyabilen, kendi algoritmalarını geliştirebilen ve dijital egemenliğini güçlendirebilen bir ülke olabilmek. Açıkçası yaşanacak sürecin nihai sonucuna dair bugünden kesin bir analiz yapmak mümkün değil. Saatler içinde her şey değişebiliyor ancak verinin, algoritmaların ve yapay zekânın küresel güç dengelerini yeniden şekillendirdiği yeni bir döneme girdiğimiz açık. İçerden ve dışardan bakıldığında Türkiye ise bu büyük dönüşüm sürecinde kapasitesini artırarak yeni teknolojik ve jeopolitik dengelerde daha etkin bir aktör olma yönünde konumunu güçlendiriyor. #YeniSiyasetOkumaları
Lütfiye Selva Çam 🇹🇷 tweet media
Türkçe
2
10
36
575