




USPUM
3.1K posts

@uspumorg
Ulusal Stratejiler ve Politikalar Üretme Merkezi İNSTAGRAM:https://t.co/qr5npupa5j YOUTUBE:https://t.co/F2SXJCPrkH












Cesaretli olacağız, güçlü olacağız, çok çalışacağız ve biz kazanacağız. Çünkü dünyamızın başka bir şansı yok


Ev sahibi mi olacağız yoksa kiracı mı? Konut meselesi, bireysel bir barınma kararının çok ötesinde, ekonomik yapıyı, toplumsal hareketliliği ve hatta kültürel alışkanlıkları şekillendiren bir meseledir. Geleneksel olarak Türkiye’de “ev sahipliği” temel bir tercih halini almıştır. Yüksek enflasyon dönemlerinde gayrimenkulün hem korunma hem de yatırım aracı olması ve sosyal güvenlik sistemine duyulan güvensizlik bu tercihin ana sebeplerindendir. Kültürel olarak da “mülk sahibi olma” ideali ve statüsü bu tercihi pekiştirmektedir. Halbuki ev sahibi olma ideali çoğu insan için uzun soluklu bir finansal maraton anlamına gelir. İnsanlar 20–30 yıl boyunca ya kredi taksiti öder ya da sürekli birikim yapar. Nihayetinde eve kavuştuğunda iki gerçeklik ortaya çıkar. Bunlar yaşlılık ve bağlanma gerçeklikleridir. Öncelikle ev sahibi olduğunda kişi çoğunlukla orta yaşın ilerleyen dönemlerine ulaşmış olur. Evini kredi ile aldı ise zaten evi de aynı şekilde yaşlanmış olur. Yani kişi ve evi aynı anda eskir. Birikimleri ile aldı ise o birikimleri oluşturmak için yaşam kalitesinden taviz vermiştir. İkinci olarak, ev sahipliği kişiyi fiziksel olarak bir noktaya sabitler. İş, yaşam tarzı ya da sosyal çevre değişiklikleri artık yalnızca kişisel değil, ciddi ekonomik kararlar hâline gelir. Taşınmak, satmak, yeniden almak gibi zorlu süreçleri beraberinde getirir. Ayrıca ev sahipliği, belirli sektörleri besler. Müteahhitlik faaliyetleri büyür, inşaat sektörü genişler. Ancak finansman yükü hane halkı üzerinde yoğunlaşır. Uzun vadeli borçlanma, bireysel likiditeyi sınırlar ve ekonomik esnekliği azaltır. Büyük tutarlı sermaye hareketleri, finansal getiri odaklı gelir modellerini teşvik eder. Klasik anlamda rantiyeci bir kesim oluşmasına sebep olur. Dolayısıyla da gelir dağılımı adaletini bozar. Aynı zamanda büyük ölçekli mobilya yatırımları olur. Mobilyalar yalnızca kullanım nesnesi değil, adeta taşınması gereken yükler hâline gelir. Bu da lojistik giderler, amortisman kayıpları, zaman maliyeti gibi görünmeyen maliyetler üretir. Lakin “ev sahipliği” değil de “kiracılık” sistemi farklı bir ekonomik ve sosyal akış oluşturur. Tabi öncelikle ve ağırlıkla “kiracılık” sisteminden kastimiz, mevcut bireysel kiralama sistemi değil kurumsal kiralama ekosistemidir. Bu sistemde büyük kiralama şirketleri gelişir. Konutlar, temel mobilya ile birlikte kiracılara sunulur. Böylece ana mobilyalar ve beyaz eşyalar taşınmaz. Standart kalite oluşur. Bakım ve yenileme işleri profesyonelleşir. Kişiler yalnızca özel eşyalarını alarak mekân değiştirebilirler. Bu yaklaşım, modern iş gücü hareketliliğine daha uygundur. Aynı zamanda paranın dolaşım periyodu da aylık hâle gelir. Büyük peşinatlar/miktarlar ve uzun vadeli borçlar yerine düzenli nakit akışı oluşur. Ekonomi daha dinamik çalışır. İnsanlar büyük sermayeyi konuta bağlamak yerine yaşam kalitesine yönlendirebilirler. Eğitim, sağlık, turizm, yenilikleri deneyimleme, kişisel gelişim gibi konulara daha çok maddi imkân ayırırlar. Ev sahipliği modeli çoğu zaman miras yoluyla nispeten büyük sermayenin nesiller arası devrini sağlar. Bu durum bireysel güvenlik açısından avantaj gibi görünse de makro ekonomik düzeyde sermayenin durağanlaşmasına yol açar. Kiracılıkta ise sermaye daha akışkan ve üretken alanlara yönlenme eğilimindedir. Bugün modern bir kiracılık sisteminin sürdürülebilir olabilmesi için de emeklilik mekanizmasıyla entegre edilmesi gerekir. Çünkü ev sahipliği modelinde barınma gideri fiilen sıfırlanırken, kiracılıkta bu gider yaşam boyu devam eder. Bu noktada yeni ve telafi edici bir yaklaşım gerekir. Örneğin emeklilik prim ödemelerinde ve maaş tasarımında barınma giderinin sistematik olarak yer alması mağduriyeti ortadan kaldırabilir. Görüldüğü gibi ister “kiracılığa” dayalı isterse de “ev sahipliğine” dayalı olsun, her iki sistemin de riskleri vardır. Önemli olan hangi sistemin veya hangi oranın ülkemiz için en iyi olduğunu bulmak ve ekonomik dinamizmi buna göre kurgulamaktır. Neticede cevaplanması gereken temel soru şudur; Konut bir varlık mıdır, yoksa bir hizmet midir? Özetle, konutu yalnızca bir mülk değil, bir hizmet olarak ele alan sistemler: Ekonomik hareketliliği artırır, Sermaye verimliliğini yükseltir ve Yaşam tarzı esnekliği sağlar. Dolayısıyla mesele tercihten çok yaşam tasarımıdır. Doğru kurumsal yapı kurulmadan kiracılığın yaygınlaşması sorun üretir. Doğru sistemle ise ekonomik ivme yaratır. Kısacası, İmar ve iskân politikası, bireysel hayallerin değil, sistem tasarımının konusudur. Artık ev sahipliği ile kiracılık arasında yeni bir kurumsal denge oluşturma zamanı gelmiştir. Bu bizim yaşam tarzımızı da temelden etkileyecek bir denge oluşumudur. İhmal edilmemesi gerekir. Benim şahsi tavsiyem, kurumsal kiracılığın ağır basması yönündedir.










USPUM Sohbetleri "Coğrafya mı kaderdir, sosyoloji mi?" Mustafa Sabri BEŞER @msbeser 🗓️14.0212026/ 14.00-16.00 LCV: 0532 500 15 62 Yer: Süleymaniye, Kanuni Medresesi Sk. No:6 Fatih/İST. @mtahagergerli @DrKesli @_ErcanOzcelik @Duruk_Cemal @sduslu @Hizireli





