Nurettin Kalkan@mnkalkan
Hafıza tazelemekte fayda var:
Daha düne kadar, muhalefet blokunun neredeyse tamamı iktidarın dış politika hamlelerini keskin bir alaycılıkla hedef alıyordu.
Mesela Ankara'nın Suriye politikası, sokak röportajlarından kahvehane sohbetlerine kadar herkesin diline doladığı bir hiciv malzemesine dönüşmüştü.
Özellikle bir dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun akademik müktesebatından süzülen “stratejik derinlik” ve “komşularla sıfır sorun” gibi iddialı tezler, sahadaki gerçekliğin karşısında popüler birer mizah malzemesi hâline gelmişti.
Çok geçmeden bu mizah furyasına, hafızam beni yanıltmıyorsa ilk kez İbrahim Kalın tarafından tedavüle sokulan “değerli yalnızlık” kavramı da katıldı. Muhalefetin gözünde bu kavram, dış politikadaki diplomatik çaresizliği retorik bir kılıfla kamufle etme çabasından başka bir şey değildi.
Tablo içeride böylesine alaycı bir dille karikatürize edilirken, dışarıda da diplomatik bir kuşatılmışlık hissi derinleşiyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Almanya’da gerçekleştirmek istediği toplantılar iptal ediliyor; Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun uçağına Hollanda tarafından uçuş izni verilmiyor; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ise aynı ülkeden sınır dışı ediliyordu.
Bunlar bir tarafa, asıl büyük dalga okyanus ötesinden geliyordu. ABD Başkanı Joe Biden, mütemadiyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı yaylım ateşine tutuyor; Ankara'daki yönetimi değiştirmek için Türk muhalefetini alenen desteklemek gerektiğini vaaz ettiği o meşhur video kaydı gündemin tam ortasına bir bomba gibi düşüyordu.
Peki, sonra ne oldu?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tam da bu küresel tazyik ve yaptırım çemberinin içinden bir şekilde geçerek iki seçim kazandı ve iktidarını korumayı başardı.
Nihayetinde bugün gelinen noktada roller tamamen tersine döndü. Dün iktidarın dış politika hamlelerine alaycı gözlerle baken ve koro hâlinde kahkalarla ortalığı çınlatan muhalefet, bugün sahadaki yeni diplomatik denklemler karşısında adeta dilsiz ve âmâ bir seyirciye dönüştü. Öyle ki, mazide yukardan bakarak güldükleri o sahnenin artık bir figüranı dahi değiller.
İşte bu büyük değişimin en temel sebebi, uzun vadeli iktidar olmanın, iktidarı muhafaza etmenin sağladığı avantajda yatıyor. Küresel dinamikler değişirken eğer oyundan düşmemiş, iktidarı korumayı bilmişseniz; kırılma anlarında topu altı pas içinde önünüzde bulmanız kaçınılmaz olabiliyor. Bence Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en büyük başarısı da burada saklı.
Farz edelim ki 2023 seçimlerinde iktidar el değiştirseydi ve Türkiye'deki yeni yönetimin ilk yılında Esad çökseydi; muhalefet bu tesadüfi gelişmeyi "Erdoğan'ın on yılda gönderemediği Esad'ı biz bir senede gönderdik" diye takdim edecekti.
Dış politikada şartlar lehineyken kazanamazsın, ekonomide konjonktür sana çalışırken kazanamazsın, yerel yönetimler elindeyken kazanamazsın, her şey senin için biçilmiş kaftanken kazanamazsın... Sen yerinde sayarsın ama şartlar hâliyle aynı kalmaz. Talih de kendi hazırladığı sofradan pay almasını beceremeyenleri acımasızca aç bırakır.
Hülasa rüzgar sizden yana eserken kazanmayı, şartlar lehinizdeyken o golü atmayı bileceksiniz. Zira bu coğrafyada muktedirin gazabına karşı hukuka başvurulmaz. Muktedirden ancak muktedir olunarak korunulur...