
veysel gökberk manga
289 posts

veysel gökberk manga
@vgokberkm
@ayarsizdergi @tunkitap Dünya Dönmeden Önce (2017)/Tanıdıklar ve Başka Bildik Yüzler (2021)/Birazdan Dünyanın Başına Gelecekler Hakkında (2025)



Yangında İlk Yakılacaklar-XVIII Ülkemizde bu ifade kalıbını genellikle eşekler için kullanırız ama bence domuzlara da çok haksızlık ediyoruz. Pis hayvanlar diye tanıyoruz onları. Çamura, pisliğe bulanmış fotoğraflarını seyreyliyoruz. Domuz eti yemiyoruz çünkü pislik yiyor diyoruz domuzlar. Haklıyız. Zaten domuzların DNA’sının bizimkine bu denli yakın olması da onları yemememiz için bir neden. Onlarda tutunan virüsler ve bakteriler bizim de hücrelerimizin içine girebiliyor. Hem insan, kendini yemekten de pek hoşlanmıyor. Depresyona giriyor. Domuzun içine bakıyoruz. İçinde gördüğümüzü dışında da görüyoruz. İnsanın içine bakınca ne göreceğimizi Žižek söylemişti ama bize. Domuzun içindekinden ve dışındakinden pek de farklı değildi içimizdeki. Haksızlık ediyoruz deme sebebim işte bu. Başka bir şey değil. O zaman: içimize bakalım, bakalım görelim ne var içimizde ve kendimize etmediğimiz haksızlığı hiçbir hayvana da etmeyelim, önce kendimize kıyalım, sonra da domuzlarla bonobo maymunlarını rahat bırakalım, cümle içinde kullanırken dahi dişlerimizi fırçalayalım. Biz, insanlık ailesi olarak, daha kötüyüz onlardan, insan eti yemeyi de çok severiz, dişlerimiz hiç fena değildir bu işlerde. Şimdi, andığımıza göre domuzu, topuzumuzu çuvaldızlarla kaplayalım ve kendi kafamıza geçirelim. İçimizdeki İrlandalılara bakalım biraz. İçimizdeki Iowalılara. Oralılara. Dışımızdaki Iowalıların en sevdiği yemek ekmek arası domuz sandviçi. Buraya da oradan geldik zaten. İçimizdeki Iowalılarsa en çok bizi yemeyi seviyorlar. Yemeyi de çok anlamlı düşününüz. Argosuyla falan birlikte. Bizi yemeyiniz sevgili büyük Türk yazarlar, kim olduğunuzu, nerelerde yetiştiğinizi, ne işler eylediğinizi çok iyi biliyoruz sizlerin, yapmayın yahu. Christopher Merrill, 2000’den 25’e kadar Iowa IWP’yi yönetmiş, çok çok önemli bir insan. Onun DNA’sı da bizimkiler gibi, yüzde seksen dört oranında benziyor domuzlarınkine. Ama onu bizden ayıran başka özellikleri de var. Elliden fazla ülkede kültürel diplomasi misyonları yürütüyor. 11-18 arasında ABD UNESCO Milli Komitesi üyeliği yapıyor. 12’de bizzat Obama tarafından Milli Beşeri Bilimler Konseyi’ne atanıyor. Fransız Hükümeti Chevalier des Arts et des Lettres Nişanı sahibi. (Aaa, bu madalyadan Elif Şafak’ta da vardı, ne tesadüf!) 25’te de WWB’nin Ottaway Ödülü’nü (Hayatını edebiyat çevirilerine adamış kişilere verilen bir ödül ve nedense PENlilerle Iowalılar çok çok almışlar bu ödülü, dünyanın küçük olduğunu söylemiş miydim daha önce?) alıyor. Bir dakika? WWB? Yine mi? Joanne Leedom-Ackerman’ın yönetim kurulu üyeliği yaptığı, Elliot’ın sayılar çıkardığı WWB mi? Biraz olsun nefeslenelim, şu çevreden biraz çıkalım, Iowa takosu yiyip karnımızı doyuralım diyoruz, Uroboros geliyor ve bizi de ısırıyor illaki. Üstüne, durmuyor, ısırmaya da devam ediyor: 9/11 sonrasındaki süreçte dünya tekrar normalleşirken IWP’nin oynadığı rolle gurur duyuyor Merrill, dünya normalleşirken, yani Afganistan işgal edilip eski dostlarımız Schoulginler, Ackermanlar ve Tornerler buraları ziyaret ederken, Suriye yıkılırken, Ukrayna işgal edilirken falan. Tabii Merrill’in övünmesi çokça olağan. Hangi birimiz bir yazarlık programı yürütüp oradan çıkma üç yazara Nobel kazandırdıktan sonra övünmekten geri durabiliriz ki? Evet, IWP’nin üç adet Nobellisi var. Diğer ödülleri saymıyorum bile, Nobel’i konuşuyorum sadece. Üç yazar, IWP’den yetişmiş ve Nobel almış. Hatta Han Kang’ın Nobel’i aldığı sene listeye giren ve değerlendirilen en az beş aday daha varmış Merrill’in dediğine göre. Maşallah, Nobelli yazar fabrikası gibi bir şey. Gördüğünüz üzre, birinci Nobelli Han Kang. İkincisi Mo Yan. O yana da dönder sar beni, bu yandaki kim: üçüncüsü, medar-ı iftiharımız, Orhan Pamuk. Önce söz vardı. Sonra yazı icat edildi. Mertlik böyle mi bozuldu dersiniz? Yazının icadından beş bin yüz seksen beş falan yıl sonra, yani 1985’te Orhan Pamuk IWP’den yazarlık dersleri alıyor. IWP’den önce yayımladığı üç kitap: Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale. Kara Kitap 90’da çıkıyor. Fethi Naci’nin iyi bir marksist olduğunu ve Amerikan tarzı yazarlığa prim vermediğini önceki yazılardan hatırlayacaksınız. İşte bu Naci, Pamuk’un ilk üç kitabını beğeniyor, övüyor ve bunların Türk edebiyatına yenilikler getiren, iyi kitaplar olduklarını düşünüyor. Kara Kitap’la birlikte gelen postmodern tınılardansa hoşlanmıyor. Bana kalırsa Pamuk’un en iyi kitabı hâlâ Kara Kitap’tır. Geçebilmiş değildir onu. Fethi Naci gibi düşünmem ben. Ama bu eski tüfek adamı rahatsız eden şey başka bir şey işte. Pamuk’un Iowa ve Columbia Üniversitesi’nde eylediği işler. Kokusunu alıyor Fethi Naci demek ki domuz etinin. Bu koku sadece Pamuk’a sızmamış tabii. Birisi bir yol açar, yolbaşçıdır o, sonra başkaları da aynı yolu yürümek isterler. Mesela, Elif Şafak’ın kaybettiği, ısrarla ve altını çizerek söylüyorum, kaybettiği intihal davasından sonra Şafak’a desteklerini açıklayan kişiler arasındaki Buket Uzuner de Iowalı. 96’da Iowa’da. Ve Iowa’nın tanıtım metninde kendisinden “sıradaki Pamuk” diye bahsediliyor. Buyrun bu su, bu da çelik, çeliğe su verin. Nasıl verelim? Mesela kendisinden, eski dostumuz Schoulgin’in Bir Başka Dünya’dan başlıklı kitabında bahsedelim. Kültürel diplomasi vasıtası edebiyattan konuşuyoruz sevgili Türk okuru. Edebiyat hiçbir şey değildir hayat karşısında ama bazı hâllerde de her şeydir. Dünyanın böyle garipliklerinin sayısı ve miktarı artar bazen; fakat böyle hâllerde de bunların rastgele gariplikler olmadığının farkına varmak gerektir. Iowa’nın hedef ülkeleri ve kültürleri var. Bu hedef ülkeler ve kültürlerden yazarlar seçiliyor. Sistem şöyle işliyor: Türkiye’deki Amerikan Büyükelçiliği ve Konsoloslukları bünyesindeki Kültür Ataşeliği yahut Heyeti ve bunlara bu konularda danışmanlık yapan Türk edebiyat çevreleri, Iowa’da eğitim alabilecek genç ve yetenekli Türk yazarları seçiyor, onlardan Türkçe ve İngilizce yazı örnekleriyle özgeçmiş talep ediyor, dosyalarını da Amerika’ya, “Türk adaylar” başlığı altında gönderiyor. Ardından, büyükelçilikçe sunulan bu aday listesi, Washington’da, bursu finanse eden Amerikan Dışişleri Bakanlığına bağlı Eğitim ve Kültür İşleri Bürosu’nun onayına sunuluyor. Onay alındıktan sonra da Iowa Üniversitesi’nin IWP ekibi -ki bu yıllarda adını geçirdiğimiz Paul Engle yönetiyor bu ekibi-, gelen uluslararası dosyaları edebi açıdan (Yerseniz. Yer misiniz: domuz eti.) inceliyor, söz konusu isimleri kabul ve davet ediyor. Bu kısım hakkında yorum bile yapmayacağım. Her şey ortada. Söylenecek hiçbir söz yok. Dünyanın bütün sözleri bitti. Her dem yeni doğmayız, sizden de çok usandık. Başka şeylerden konuşalım. Mesela 25’te, kelimesi kelimesine, şu türden temaların arandığı söyleniyor Iowa’da: kimlik, göç, ekolojik krizler, zihinsel krizler ve kültürel-ruhani geleneklerin kesişimi hakkında yazmaları isteniyor yazarlardan. lgbt… meselesi temalar arasında açıkça geçmiyorsa da katılanların kimliklerine bakılınca bunun da teşvik edildiği kolaylıkla anlaşılıyor. Postkolonyal çorba bir kez daha karşımızda. 08’den bu yana Iowa bünyesinde Between the Lines adlı bir program da var. Buraya da yaşları on beş ila on sekiz arasında değişen lise öğrencileri seçiliyor, bu genç yazar adayları da Iowa’da ağırlanıyor. 25’te şu ülkelerden: Cezayir, Ermenistan, Bahreyn, Bangladeş, Botsvana, Burkina Faso, Kamerun, Mısır, Hindistan, Irak, Malavi, Fas, Nepal, Suudi Arabistan, Sri Lanka, Türkiye, Ukrayna, Katar, Zimbabwe. Baştan ayağa bir “demokrasi ihraç edilecekler” listesi bana kalırsa. Mesele çok uzun ve karışık. Karnımız acıktı, epeydir buradayız. Yiyebiliriz tabii ama mecbur da değiliz, yani, domuz eti yemeye demek istiyorum. Iowa’da, şimdi Google’dan baktım, Türk lokantaları da var. İşimiz epeyi uzun sürecek bu şehirde. Gelirken söylememişlerdi, çok yazık, gördünüz, özgeçmişimizi de getirmemiz gerekiyormuş. Biz sıradan Türkler çok iyi biliriz ki bir yerde bürokrasi varsa orada işler uzun sürecektir. Ne olur ne olmaz diyerek pasaportumuzun da fotokopisini çektirelim bir. Talihliyiz, çelikten putların genel merkezindeyiz, fotokopi makinesi bulmakta da hiç güçlük çekmeyeceğiz. Biraz mola. Yarın ola hayrola.

Yangında İlk Yakılacaklar-XVII Pandemi zamanlarını anımsayın lütfen. İnsan olmaklık dediğiniz şey genellikle sokakla ilişkilidir. Sokakta gezer, sokakta yer içer, sokakta iletişir, sokak sayesinde kültür çevresi edinirsiniz. Pandemi yüzünden ilk önce sokağın dışında bulmuştuk kendimizi. Ve kendi içimize dönmüştük. Sonra da, kendi içimiz denen yerde bulacağımız şeyler nihayetinde pislikten ve atomdan ibaret bulunduğu için, başka başka şeyler yapmaya girişmiştik: yemek, ekmek, temizlik, kilden bir şeyler ve edebiyat. Evet, edebiyat. Bizde edebiyat yapmanın birçok manası var. Mesela bunlardan birisi caz yapmakla eş anlamlı. Iowalı ünlü caz sanatçısı Glenn Miller, 1939-42 arasında o kadar ünlü parçalar yapar ve Amerikan müzik listelerini öyle bir domine eder ki onun başarısına ne Elvis Presley ne de Beatles ulaşabilir sonralarda. Iowa’da caz yapılır yani, köklü bir caz geleneği var bölgenin. Tabii sadece caz değil, edebiyat geleneği de köklü. Pandemiden sonra hayatımızı tutan yazar olma arzumuzu, dilersek, Iowa’ya gidip giderebiliriz. Orhan Pamuk öyle yapmıştı, yaratıcı yazarlık okuluna katılmıştı Iowa’da ve Nobel’e dahi erişti. Nasıl, fena değil, değil mi? Şimdi, Iowa toprakları o kadar bereketli topraklardır ki burada uzun boylu çayırlar, bur meşeleri, yaban gülleri ve yabancı yazarlar yetişir sevgili Türk okuru. 15 senesinde, artık kendisini iyice tanıdığım aile dostumuz Elliot Ackerman mesela, bir yabancı değildir belki ama, yabancı yazarlar yetişmesine yardımcı olabilmek için Ukrayna’dadır. IWP’yle birlikte. Iowa Üniversitesi’nin Uluslararası Yazarlık Programı’yla yani. Kırım’ın ilhakından hemen sonra. Ukrayna’nın birçok şehrini gezer. Ve Rusların Ukrayna’ya saldırılarının ardından Ukrayna’nın haklarını Time ve New York Times gibi yayın organlarında yazdığı yazılarla savunur. Biliyoruz, Elliot böyle mangal yürekli bir delikanlıdır, dünyanın neresinde Amerikan çıkarlarını ilgilendiren bir mesele var, Elliot orada biter, meseleye dahil olur, konferanslar verir, konuşmalar yapar ve Amerika’yla ortak bir zeminde buluşabilen kim varsa haklarını savunur onların. Ama biz şimdi bugünkü yazıda Iowa sınırlarının dışına çıkmayalım pek öyle. IWP 67’de kuruluyor. Dünyanın dört bir yanından yazarları Iowa’ya getiriyor. Amerika’yla dünyanın dört bir yanı arasında yol yabıyor köbrü yabıyor seçimlere girse yüzde elli iki falan alır yani. Bu yazarlara burslar veriyor. CCF, önceki yazılardan hatırlayın onu da, işlevini kaybedip -yani faş olup- geri çekilmek zorunda kalınca IWP giriyor devreye. Ama foncusu, artık, CIA değil tabii, ABD Dışişleri Bakanlığı ve özel fonlar. Mesela Truman Capote Vakfı. Vakfın fonladığı yaratıcı yazarlık atölyelerinin hepsinin edebi eserlerde aradığı bazı ortak şartlar var: çeşitlilik, dezavantajlı grupların öne çıkarılması. Putların çelikleri. Burada da dünyaya yazar ihraç eden Iowa Üniversitesi’nin en büyük foncuları arasında bu vakfın olduğunu söylemekle yetineceğim. Ama biraz derinleşelim. IWP’yi Paul Engle kuruyor. Kurarken de gerçekte var olmamış bir vakıftan, Farfield Vakfı’ndan para alıyor. Engle o kadar çok ilgileniyor ki bu işlerle, Nobel Barış Ödülü Adayı dahi oluyor. PEN Amerika ve PEN International’la çok yakın bağları var. Farfield Vakfı da bir paravan vakıf. Maksadı Soğuk Savaş döneminde Amerikan çıkarlarını savunmak, dünyanın yazarlarıyla bağlar kurmak. Her neyse, IWP’nin diğer foncuları arasında da CIA’nın başka paravan vakıflarına rastlanıyor. İsteyenler internetin nimetlerinden faydalanıp daha derin araştırmalara girişebilirler. Bize bu kadarı yeterli. Kısa konuşmak için lafı Eric Bennett’e bırakalım: “Iowa Yazarlık Atölyesi, Amerikan tarzı bireyciliği ve maddeciliği sosyalist ideallerin karşısına diken bir edebiyat anlayışını desteklemek için CIA destekli bir gayretle şekillendirildi.” Evet. Basit. Ama tabii ki sadece bir edebiyat hareketi değil bu çünkü Engle’ın Rockefeller Vakfı’na, Sovyetler Birliği’ndeki muhalif öğrenciler için Moskova’da üniversite kurmak gayesinde olduğunu duyunca teşekkür ettiği de biliniyor. 2025’te Marco Rubio imzasını taşıyan bir yazıda, ne talihsizliktir, IWP’ye verilen bir milyon dolarlık fonun da kesildiği bildiriliyor. Gerekçe, fonlanan kuruluşların eylediği işlerin milli çıkarlarla “artık” örtüşmediği. 1967’den 2025’e kadarki sürede Amerikan Dışişleri fonlarıyla ABD’ye en az bin altı yüz yirmi beş yazar götürülmüş. Bu da bu yazarların oralara götürülmesinin Amerikan milli çıkarlarıyla uyuştuğunun itirafı demek. Türkiye bir roman ülkesidir. Tabii ki böyle demekle Roman vatandaşlardan yahut Romalılardan bahsetmiyorum. Romalılar, vatandaşlarım, hanginiz romanlara layık bir hayat yaşamadınız ki? Hanginizin hayatı -anlatsanız- roman olmaz; söyleyiniz bana. Hem hangi biriniz, başınızı gecenin bir vakti yastığa koyduğunuzda hayatınızı tek bir çizgi hâlinde görmediniz yani, olayları büyük bir heyecanla birbirine bağlamadınız, bir tanıdığınızın bir diğerine dediklerinden bir diyalog, yolda rastladığınız bir kedinin size bize rastgeleymiş gibi gelen hareketlerinden bir sahne, dünyanın tesadüflerinden bir olay çıkarmadınız? Ve itiraf edin: hangi biriniz, bir gün elinize bir kâğıtla bir kalem alıp bütün bunları yazıp halanızın kızıyla teyzenizin oğlunu, yazının o gelecek nesillere kalacak kutsallığının büyük sayesi altında rezil etmek arzusuna kapılmadınız? Kapıldıysanız doğru yerdesiniz: Iowa’nın yaratıcı yazarlık atölyelerinde yani. Hoş geldiniz, neler yazmak istersiniz? Dünyanın -ve tabii Türkiye’nin de- yaratıcı yazarlık atölyelerinin yarısından fazlası Iowa Yaratıcı Yazarlık Atölyesi mantığıyla kurulmuştur. Üçüncü, dördüncü ve beşinci dalga yaratıcı yazarlık atölyelerinin önemli bir kısmı Iowa merkezlidir. Memlekette adını duyduğunuz yaratıcı yazarlık hocalarının çoğu da aslında aynı temel matristen beslenir, ayrıntılarını yazmayacağım, araştırabilirsiniz, gelecek haftaki ödeviniz de bu, yazacaksınız ve gelecek haftaki dersimizde hep birlikte… Şaka şaka. Eleştirmeyeceğiz yazdıklarınızı, Iowalı mıyız biz allasiz kendi hâlinde yazıp eden insanlar olmakla? Ne işimiz olur bizim Iowa’yla falan? Olsaydı, mesela, elimiz kalem tutar tutmaz bazı şeylerden bahsetmemiz beklenirdi bizlerden de: ilk anda bize, kendi içimize dönmemiz söylenirdi, kendi tecrübelerimizden bahsetmemiz, insan olmanın faziletlerini konuşmamız, kendimizi yazmamız, dünyayı deneyimleyişimizi anlatmamız, toplumu falan pek öyle takmamamız ve böylece dönüştürmemiz toplumu, kendi kültürümüzün inceliklerinden kendiliğimiz içinde bahsetmemiz, Walt Whitman’ı örnek almamız (Iowa’da çok önem verilir Whitman’a, buraya geleceğiz, buraya, yani, Song of Myself’e) ve kendimizden konuşup durmamız. Güzel, peki kendi içimizde ne var? Slavoj Žižek’e bir kez daha kulak vermemiz gerekirse bok. Evet, gerçekten de insana, kendi içine dönmesi söylenip duruldu ama kendilik denen bu şeyi kazıyınca altından sadece bok çıkıyor. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Ama böyle diyince yine fazlaca egzotikleşiyorum, daha evrensel konuşmalıyım: ne yerseniz onu çıkarırsınız Romalılar, vatandaşlarım, evrensel gerçek budur, bütün insanlar için de geçerlidir. Granta’dan bahsetmiştim, Everest bünyesinde, büyük bir müjde diye duyurulup bir sayı basılmıştı hani, konusu da kimlikti. İşte bu Granta’nın da Iowa’yla yakın bağları var şaşırtıcı olarak. Aslında şaşırtıcı değil ya, hayat yine de şaşırtıcıdır ve şaşırma kabiliyetini kaybederse insan, dünyada tadına bakılacak hiçbir şey kalmaz geriye, yaşamaklığa ram olmanın hiçbir zevki de kalmaz, şaşıralım onun için biz. Granta’nın her on yılda bir ilan ettiği kırk yaş altı Amerikan yazarlarının en iyileri listesi Iowa mezunlarıyla dolup taşmada. Ve tüm bunlar da kendi içlerine bakan yazarlar hep. Yiyun Li, Dinaw Mengestu, Nam Le, Anthony Doerr gibi yazarlar işte bu kendi içlerine bakanlardan. Peki kendi içlerinde ne var? Pulitzer ödüllü Yiyun Li’nin konusu lgbt… meselesi. Guardian ve Los Angeles Times kitap ödüllü Dinaw Mengestu, Afrikalı göçmenlerin yaşadıkları zorlukları anlatmada. Kendisi de Vietnamlı bir kaçak göçmen Nam Le’nin ne yazdığını yazmama dahi gerek yok, büyük ödüllerinden konuşayım: Dylan Thomas ve PEN/Malamud ödülleri (İki ödül de maşallah, çeşitliliğe kıymet veren ve dezavantajlı grupları öne çıkaran yazarlara gidip duruyor son on yılda). Yine Pulitzer ödüllü Anthony Doerr’se posthümanist ve eko-kritikçi yazdığı için övülen bir yazar. Kendi bildiğini yaz. Bir Brecht cümlesi gibi çınlıyor kulağınızda, değil mi? Anladık bilicisin; ama neye yarıyor kendi bildiğin? Anladık bilirsin ama bildiğin ne? Hayır, Brecht cümleleri değil bunlar. Kendi içime baktım ve ben uydurdum. Kendi içimde bir Brecht de yok ama hayrolsun. Neyse, soruların cevaplarını bulmakla uğraşmayınız, Iowa, PEN ve Granta yardım edecektir sizlere. Ne biliyorsunuz ya da ne bilmelisiniz? Iowa’nın Cuma Panelleri’ne katılın mesela. Yazarın Sesi, Okurun Kulağı gibi işlerde kulağınıza şunlar çarpacak: kaçak göçmenlik, lgbt… hakları, etnik azınlık kimliklerinin ne kadar değerli olduğu ve kendi ülkenizin liberal Batı için ne kadar egzotik bulunduğu. Formül budur. Yazmanız lazım gelen, istenen şeyler de bunlardan ibarettir. Çeşitlilikten, hakkaniyetten ve kapsayıcılıktan konuşmanız gerekir. Bu vardır kendi içinizde, yoksa da var olmalıdır, emrediyoruz, ol! Iowa da PEN de Granta da hepsi birden bunu söylemektedir sizlere. Rüyalarınızı gerçekleştirebilmeniz, DREAMing Out Loud’la desteklenebilmeniz, sesinizi tüm dünyaya, sol liberal Batı’nın yaptığı köprülerle duyurabilmeniz bunlara bağlıdır. Ne kolay değil mi dünyaca tanınmak? Caz bitti, Amerika seyahatimizse biraz uzun sürecek. Geç kurulmuş bir ülke burası, yine de dünyanın bütün çeliklerini çalmışlar belli ki. Ve çokça putlar dikmişler kendilerine bu çeliklerden. Bizim gibi zavallılara da bu putların o sözde mükemmel fotoğraflarının -kendilerini de değil- birer fotokopisini, uçaklardan atmak suretiyle dağıtmışlar. Yarın da buradayız. Hiçbir yere kaybolmayınız.




🔴#SONDAKİKA | Kemal Kılıçdaroğlu: • Zamanında içimize sızmış FETÖ terör örgütü ajanlarını farkedemediğim için sizden özür diliyorum. • Halkın belediyesinden rüşvete bulaşan o belediye başkanlarını tek tek ayıklayamadığım için özür diliyorum. • Hakkınızı helal edin ve beni affedin.



@DIskeceli @TamgaSanat Grok "uydurma" diyor. Zaten görseldeki kişi de Turgut Uyar değil, bir benzeri. Neden böyle bir paylaşım yaptığınızı merak ettim doğrusu. kimi kandırmak istiyorsunuz. Ve kandırırsanız elinize ne geçecek?














Devamı: Amerika'dayız. Bir istihbaratçının edebiyatçı eşi ve saha elemanı-yazar oğlundan konuşuyoruz. x.com/vgokberkm/stat…

