rıdvan yiğit

5.3K posts

rıdvan yiğit banner
rıdvan yiğit

rıdvan yiğit

@yigit_47

Katılım Aralık 2010
365 Takip Edilen51 Takipçiler
rıdvan yiğit retweetledi
Orhan Miroğlu
Orhan Miroğlu@OrhanMiroglu·
“Bazı insanlar haksız yere acı çektiğinden, acılara tanık olanların kaderlerinde bunun utancını hissetmek kalır…” J. M. Coetzee- Barbarları Beklerken.
Orhan Miroğlu tweet media
Türkçe
1
1
11
830
rıdvan yiğit
rıdvan yiğit@yigit_47·
@HurAyse Hocam, sizi her zaman çok iyi bir entelektüel ve bilim insanı olarak uzaktan takip ederdim, ama bilginizden öte bana karşı göstermiş olduğunuz zerafet ve tevazu beni gerçekten de hayran bıraktı,
Türkçe
0
0
0
16
Ayşe Hür
Ayşe Hür@HurAyse·
@yigit_47 Estağfurullah... Her zaman sorularınızı iletebilirsiniz. Cevabını biliyorsam hemen, bilmiyorsam araştırıp yazarım...
Türkçe
1
0
0
23
rıdvan yiğit retweetledi
Ayşe Hür
Ayşe Hür@HurAyse·
Bu soru bana da sıklıkla sorulduğu için cevap vermek istedim. "Balkanlardan sürülen Türkler"den kasıt, 1912-1913 Balkan Savaşları/Hezimetleri sırasında ölen ve sonunda kitlesel olarak İstanbul'a, oradan da Anadolu'nun çeşitli bölgelerine iskan edilen Müslüman ahali ise bu ahalinin başına gelenler SAVAŞLARIN KAÇINILMAZ SONUÇLARINDAN biridir. Osmanlı Devleti Balkan halklarının bağımsızlık taleplerini bastırmak için (hatta Kanuni dönemindeki sınırlara yeniden ulaşmak hayaliyle) savaşa girmiş ve ama "evdeki hesap çarşıya uymamıştır". Osmanlı İmparatorluğu tüm topraklarının üçte birini, nüfusunun beşte birini, Rumeli'nin yüzde 89'unu, Rumeli nüfusunun yüzde 69'unu kaybetmiş, dolayısıyla sadece küçülmekle kalmayıp, bir “Avrupa devleti” olma niteliğini yitirmişti. Elbette en büyük kaybı Balkan halkları yaşamıştı. Gerek Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgeyi yönetemez hale gelişini can suyu olarak kullanan Bulgar, Sırp ve Yunan milliyetçiliklerinin çatışmacı politikaları gerekse İttihatçı kadroların sorun çözmek deyince akıllarına ilk gelenin baskı, şiddet ve savaş olması yüzünden, bölge halkları savaş meydanlarında veya savaş dışında kitlesel olarak öldürüldüler ya da öldüler. Unutmayalım, Balkan Savaşları her biri kendi “milli” çıkarları için Osmanlı’yla çatışan, zorba, sömürücü ve işgalci olarak gördükleri Osmanlı’yı topraklarından söküp atmak için savaşan Yunanlar, Bulgarlar, Sırplar, Karadağlılar aynı zamanda kendi aralarında da savaşıyorlardı. Bir yandan birbirini öldüren bu gruplar, aralarında anlaşıp Müslümanları toptan Balkanlardan sökecek güçte ve kafada olmadıkları için komitacıların köylere baskın yapıp halkı katletmesi dışında esas olarak Müslümanları sürekli birbirinin topraklarına sürmekten başka bir yöntem bulamamışlardı. Güvenlik arayışı ile anavatana iltica eden Müslüman ahalinin çoğunluğunun Balkanlara 14. yüzyılda yerleştirildiğini, yani bölgenin otokton (yerli) halkı olmadığını, bir kısmının da Müslümanlaşmış yerli halklardan olduğunu da hatırlatalım. xxx "Osmanlı topraklarından Hristiyanların sürülmesi" derken kastedilen 1913-194'te Ege bölgesindeki Rumların adalara ve iç bölgelere, 1915'te Ermenilerin ve Süryanilerin Suriye'nin Der Zor çöllerine tehciri ile 1918-1922 arasında Pontus Rumlarının Anadolu'dan sürülmesi ise bu olaylarda söz konusu olan BİR DEVLETİN KENDİ TEBAASINA YÖNELİK SALDIRISIDIR Kİ saydığım topluluklar bu toprakların otokton halklarındandır. O dönemde İTC’nin Ege kâtib-i mesulü olan Celal Bayar’a göre, savaş öncesi sadece İzmir ve civarından 130 bin dolayında Rum zorla Yunanistan’a göç ettirilmişti. Bayar’ın şahidi “Kuşçubaşı” Eşref ise sadece 1914 içinde ve harbin ilk aylarında, Ege mıntıkasında ve bilhassa sahillerde yuvalanmış ve kümelenmiş olan Rum-Ermeni nüfustan 1.150.000 kişinin yerlerinden (İç Ege’ye, Adalara, Yunanistan’a) sürüldüğünü belirtmişti. Rumlardan boşaltılan köylere ise sistematik biçimde Müslüman muhacirler yerleştirilmişti. Yani “Rum Kaçırtması”, 1915 Ermeni Tehciri/Kırımı/Soykırımı’nın başarılı bir provasıydı. Rumların geri kalanı ise 1924’e kadarki süreçte peyderpey ve değişik yöntemlerle (çete eylemleri, ordu harekâtları, sürgünler ve nihayet MÜBADELE ile) Anadolu topraklarından uzaklaştırılacaklardı. Savaş başlarken 2 milyon Osmanlı Rumundan 2.400 Türkiye Rum'u kaldığını düşünürsek bu uzaklaştırmanın neden "soykırım" diye tanımlandığını anlayabiliriz. Ermeniler ve Süryaniler ise 1915'te Doğu vilayetlerindeki bazı çete olayları bahane edilerek yaşam alanlarından çıkarıp öleceklerini bildiği bir coğrafyaya sürülmüştür. Bunun kanıtlarından biri, 6 Temmuz 1914 tarihli Meclis-i Mebusan oturumunda Aydın Mebusu Emmanuilidis Efendi'nin Balkan muhacirlerinin Ege'deki Rum köylerine iskânını eleştirerek, muhacirlerin neden boş arazilere (Der Zor çöllerine) yerleştirilmediğini sorduğunda Talat Paşa'nın verdiği cevaptır: “Evet, boş arazi çoktur ama bu İslamları çöllere iskân etseydik hepsi öleceklerdi". Yani Talat Paşa ve şürekası, Ermenileri (ve Süryanileri) Der Zor'a sürme kararını alırken, öleceklerini öngörmekteydiler. Sürgün başladıktan sonra da açlık, hastalık, yorgunluk, çete ve ordu birliklerinin saldırıları gibi nedenlerle kitlesel ölümlerin olduğunu gördükleri halde sürgünü durdurmayarak korkunç bir kıyımın mimarı oldular. Özetlersek, Balkan Müslümanları tepişen milliyetçiliklerin kurbanı, Anadolu Hristiyanları ise kendi tebaasına kuşkuyla bakan devletlerinin kurbanı oldular. İki durumun da insani bilançosu çok ağırdı ama suçun niteliği itibariyle birinin etnik temizlik ve savaş suçu, diğerinin soykırım suçu diye adlandırılması mantıklıdır. Benim kanımca bu suç türlerinin arasında derece farkı vardır. Hatta savaş bile tanımı icabı bir "suç" türüdür.
Emrah G.@GulsunarEng

I’m genuinely curious: why is the expulsion of Christians from Ottoman lands in the early 20th century called ‘genocide,’ while the expulsion of Turks from the Balkans during the same period is never called genocide?

Türkçe
10
8
38
8.3K
rıdvan yiğit
rıdvan yiğit@yigit_47·
@HurAyse Asıl siz sağ olun hocam, bu platformda sizin gibi bir değerden yanıt almak benim için büyük gurur.
Türkçe
1
0
0
22
Ayşe Hür
Ayşe Hür@HurAyse·
@yigit_47 Ne güzel sözler bunlar... Çok sağolun, bana güç verdiniz...
Türkçe
1
0
0
24
rıdvan yiğit
rıdvan yiğit@yigit_47·
@HurAyse Hocam sizin sabrınız ve emeğiniz nafile bir uğraş değildir, sayenizde bizde çok şey öğreniyoruz. X'e sadece size bakmak için girdiğim çok olmuştur.
Türkçe
1
0
0
24
Ayşe Hür
Ayşe Hür@HurAyse·
@yigit_47 ::)) Bizde kimse böyle karşılaşmalardan gocunmaz, herkes haklılığına inanır, haksız olduğunu görse de özür dileyip geri çekilmez. Kısacası nafile bir uğraş benimki...
Türkçe
1
0
1
32
Seyda Perinçek
Seyda Perinçek@SeydaPerincekh·
Weeeewwww min nizanîbû ewqas hunermend hene yaw
Română
48
49
928
52.6K
rıdvan yiğit
rıdvan yiğit@yigit_47·
@HakanYasarArt Ararat’ın yaklaşık 12 yıllık sanat hayatının sadece ilk 2 yıllık dönemi KOM Müzik’le bağlantılı.Mem kendisini tanıtmaya çalıştığı icin mecburen bu firmayla çalışmış; sonrasında ise kendi yolu ve farklı firmalar üzerinden devam etmiş
Türkçe
0
0
0
38
Hakan Yaşar
Hakan Yaşar@HakanYasarArt·
Sanat camiasının büyük çoğunluğu Mem Ararat’ı eleştirirken, ben bir sanatçının emeğinin, hakkının ve ifade özgürlüğünün yanında duruyorum. Mesele tek bir video ya da tek bir açıklama değil. Mem Ararat, Kom Müzik ile uzun yıllara dayanan sözleşme, telif ve emeğinin karşılığına dair sorunları, içinde biriken kırgınlıklarıyla birlikte nihayet dile getirdi. Bir insanın yaşadığı deneyimi, adaletsizlik hissini ve acısını kamuoyuna anlatması neden böylesine büyük bir linç kampanyasına dönüşüyor? Bunu sorgulamak gerekiyor. Dürüstçe soralım: Eğer Kom Müzik bir Kürt kurumu değil de Türk bir kurum olsaydı, aynı sertlikte tepki görür müydü? Yoksa bu kez “sanatçının hakkı” diye daha fazla ses mi yükselirdi? Ne yazık ki bazen belirleyici olan adalet değil, aidiyet duygusu oluyor. Ben bu zihniyete karşıyım. Elbette Kom Müzik’in Kürt müziği ve sanatına 1997’den bu yana yaptığı değerli katkıları, arşiv çalışmalarını ve emeğini kimse inkâr etmiyor. Ben de etmiyorum. Ancak bu katkılar, bir sanatçının kendi emeğinin karşılığını aramasını “nankörlük” diye damgalamayı meşru kılmaz. Ben meseleye kurumlar üzerinden değil; insan, emek ve adalet üzerinden bakıyorum. Aidiyet duygusu ne kadar güçlü olursa olsun, sanatçının emeğinin hakkı ve ifade özgürlüğü her zaman üstün olmalıdır. Sanatın en zor yanı üretmek değil, bazen yalnız kalmayı göze alabilmektir. Kalabalıkların alkışına göre yön değiştiren çok olur. Gerçek özgürlük ise insanın kendi vicdanına sadık kalabilmesidir. Ben her zaman sanatın; güçten değil, samimiyetten ve karakterden beslendiğine inandım. Bu tartışma, Kürt sanat camiasına zarar vermeden; şeffaf bir müzakere, somut belgeler ve adil bir uzlaşıyla sonuçlanırsa herkes kazanır. Ne sanatçı “hain”dir ne kurum “çete”. İkisi de aynı kültürel üretimin parçasıdır. Bu konu hakkında son kez şunu söyleyeceğim: Ben kimsenin tarafında değilim. Sadece emeğin, adaletin ve ifade özgürlüğünün yanında duruyorum. Bir sanatçının yaşadığı kırgınlıkları ve emeğine dair itirazlarını dile getirmesi linç sebebi olmamalı. Umarım bu mesele; öfkeyle değil, sağduyu ve diyalogla çözülür.
Türkçe
20
11
126
5.5K
rıdvan yiğit retweetledi
Daily Lazist
Daily Lazist@DailyLazzistt·
Lazistanı Destekliyor musunuz ?
Daily Lazist tweet media
Türkçe
8
3
65
745
rıdvan yiğit retweetledi
KürtçeSözlük- Ferheng / 62K
Van'daki tek Kürtçe Yayınevi büyük ekonomik zorluklarla karşı karşıya. Kürtçeyi seven, edebiyatının gelişmesini isteyen her birey bu dayanışma fuarına katılmalıdır. Okumayı bilmiyorsak bile gidip Kürtçe kitaplar alalım belki öğrenmemize gelişmemize vesile olur...
KürtçeSözlük- Ferheng / 62K tweet media
Türkçe
0
6
16
665
rıdvan yiğit
rıdvan yiğit@yigit_47·
@felsefiyansima Ararat’ın yaklaşık 12 yıllık sanat hayatının sadece ilk 2 yıllık dönemi KOM Müzik’le bağlantılı.Mem kendisini tanıtmaya çalıştığı icin mecburen bu firmayla çalışmış; sonrasında ise kendi yolu ve farklı firmalar üzerinden devam etmiş Fesadiye neki
Türkçe
0
0
0
14
Valar Morghulis
Valar Morghulis@felsefiyansima·
@yigit_47 Kom Müzik her çağırdığında para bile almadan, gönül bağıyla tereddütsüz gidiyor. Onlara o kadar güveniyor ki önününe koydukları süresiz sözleşmeyi bile sorgulamadan imzalıyor. Önemli olan piyasa yapmak değil, bu saf güvenin karşılığınin ne olduğu .iyi düşünün lutfen
Türkçe
1
0
0
25
Valar Morghulis
Valar Morghulis@felsefiyansima·
Çoğu kişinin meseleyi anlamadıkları görüyorum ,o yüzden kısaca özetleyeyim: Mem Ararat, 2014 yılında Kom Müzik ile çalışırken iki albüm çıkarıyor. Sektörün genel işleyişinin aksine, albümlerin dağıtım ve stüdyo kayıt hakları (fonogram/master hakları) için gereken tüm masraflari
Valar Morghulis tweet media
Türkçe
71
22
187
199.9K
Eli Kako
Eli Kako@AliKako89783312·
#كورديولوجيا وثيقه تركيه تعود للرئيس التركي المقبور أتاتورك في عام 1937 وتضمن منع دخول اسطوانات الغناء للفنان سعيد اغا الجزيري والسبب في عام 1936 اصدر الفنان الكوردي المرحوم سعيد اغاني تتعلق بدعمه للشهيد شيخ سعيد وثورته
Eli Kako tweet media
العربية
2
10
64
1.6K
rıdvan yiğit
rıdvan yiğit@yigit_47·
@kommuzik Eze bejim şabaş ji Kom müziké , hun pere şabaşe bidin fekira u hinek stranbeje motaj. Bi xera dé u bave xwe
Türkçe
0
0
0
7
KOM Müzik
KOM Müzik@kommuzik·
🎤 Sarya ‘’Dem û Dewran’’ 22yê gulanê roja înê di weşanê de ye! 🎤 Sarya ‘’Dem û Dewran’’ 22 Mayıs Cuma günü yayında!
Türkçe
14
62
452
22.3K
rıdvan yiğit retweetledi
Selçuk Bağlar
Selçuk Bağlar@janberkster·
Hapis süreci mahkemeler ve üniversiteden uzaklaştırılma derken kitap yazma sürecimize yeni dönebildik. Yeni kitabım Çerkes-Nâme yayımlandı... Yazmak bizim tek gerçek eylemimiz.
Türkçe
0
23
279
4.6K
Cengiz Genç ☀️
Cengiz Genç ☀️@yakupcengiz21·
@PayizaDerengi_ Adamın resmini ters çevirip çarpı koyması ve götveren olması dışında saydıkların hepsi doğru
Türkçe
1
0
3
197
Aram Ararat
Aram Ararat@PayizaDerengi_·
Rotinda doğru düzgün sosyal medya bile kullanmadan, kimseyle polemiğe girmeden, sağa sola sataşmadan, bir gün olsun kendi reklamını yapmadan her koşulda ve şartta Kürt müziğinin zirvesinde olmaya, geniş kitlelerce sevilip sayılmaya ve dinlenmeye devam ediyor.
Türkçe
11
7
288
8.3K
mûrad💬Serhedî
mûrad💬Serhedî@serhedimurad·
Ew pêzevengên ku ji me re dibêjin gönüllü entegrasyoncular bi tirkî çiqas xweş û entegrekekirî dinivîs in.
Türkçe
2
0
24
705
rıdvan yiğit retweetledi
Gazete 360
Gazete 360@360Gazete·
Hozan Hamîdo 1993 yılında Mardin Kızıltepe'de JİTEM tarafından katledildi Hemîdo'nun 1992'de bir düğünde çekilen görüntüsü
Türkçe
18
52
874
116K
rıdvan yiğit retweetledi
Ayşe Hür
Ayşe Hür@HurAyse·
Aşağıdaki "bilgiler"(!) tamamen uydurmadır Bay @Gurbuz_Evren. Tarihçi olmadığınız için yanıltılmanız gayet doğal ama keşke bu ihtimali aklınızda tutup kaynak kontrolü yapsaydınız. Elbette maksadınız hakikaten bilgi paylaşmak ise... Öncelikle İstanbul'un işgali dönemindeki İngiliz askeri istihbarat (MI-IC) raporları, Yüksek Komiserlik (FO 371) belgeleri ve Savaş Bakanlığı (WO) yazışmaları incelendiğinde, İstanbul'da görev yapmış "Binbaşı Brian Wright" adında bir istihbarat subayına rastlanmaz. O dönem İstanbul'daki İngiliz istihbarat ağının başında Albay S. A. G. Calthorpe, Amiral John de Robeck ve ünlü istihbarat subayları Yüzbaşı John Bennett ile Binbaşı Ian Smith vardı. Samsun ve çevresindeki gelişmeleri rapor eden kişi ise iddiada geçtiği gibi hayali bir binbaşı değil, Yüzbaşı L. H. Hurst idi. İngiliz Savaş Bakanlığı ile bir saha subayı arasında geçtiği iddia edilen diyaloglardaki "Darmadağın olmuş Türkleri artık hiç kimse toparlayamaz", "Padişah emri dinleyecek biri değildir" gibi ifadeler dönemin soğuk, bürokratik ve diplomatik İngiliz resmi yazışma üslubuna tamamen aykırıdır. Bu ifadeler, günümüzün anlatı diline ve popüler tarih söylemlerine göre şekillendirilmiş "milliyetçi" edebi kurgulardır. Gerçek bir yazışma vermek gerekirse Yüzbaşı Hurst Mustafa Kemal'in Samsun'a varışını 21 Mayıs 1919 günü şöyle raporlar: "Genel durum birkaç günden beri daha sakinleşti... Kemal Paşa (Raporda yanlışlıkla Kâmil Paşa yazılmıştır) 19 Mayıs’ta buraya geldi ve sükûneti sağlamak için içeriye doğru teftiş seyahatine hazırlanıyor. Onunla bölgenin genel durumunu görüştüm." (FO 371/4157 dosyasında yer alıyor.) 12 Haziran'da ise "duruma uyanan" Hurst şöyle yazar: "1 Haziran'da tercümanım, Kontrol Subayı Yüzbaşı Shalter ve Samsun'daki Hint Kıtası Kumandanı Yüzbaşı Elliott ile beraber Samsun'dan ayrıldım... Havza'da Mustafa Kemal Paşa ile görüştüm. Kendisi bana bölgedeki asayişi düzeltmek için çalıştığını söyledi. Ancak edindiğim izlenimlere göre, bölgedeki Türk yetkililer ve askeri komutanlar, mütareke şartlarına uymak yerine gizliden gizliye halkı örgütlemekte ve gelecekteki bir direnişin altyapısını hazırlamaktadır.” (Hurst'un bu raporu İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir A. Calthorpe'un Dışişleri Bakanı (Lord Curzon'a 21 Haziran 1919 tarihli yazısına ekli olarak FO 371/4158/96979 dosya numarası altında bulunuyor.)
Gürbüz Evren@Gurbuz_Evren

İstanbul’daki İngiliz işgal kuvvetleri istihbaratından Binbaşı Brian Wright, Londra’ya gönderdiği 2 Mayıs 1919 tarihli telgrafta Hükümetini uyarır: “Kariyeri başarılarla dolu bir Türk General, Ordu Müfettişi olarak Anadolu’ya gidiyor. Bu askerin İstanbul’daki faaliyetleri hayra alamet değildir. Anadolu’da bize karşı harekete başlayabilir. İstanbul’dan çıkışına izin verilmemeli ve hemen tutuklanmalıdır.” Binbaşı Brian Wright’a, 6 Mayıs 1919 tarihinde, İngiltere Savaş Bakanlığı’ndan şu yanıt gelir: “General Mustafa Kemal’in Padişah’ın emrinden çıkması mümkün değildir. Çıkarsa gereği yapılır. Hiçbir şansı yoktur. Darmadağın olmuş Türkleri artık hiç kimse ve hiçbir güç toparlayamaz.” Bunun üzerine Binbaşı Wright, 11 Mayıs 1919 tarihinde Londra’ya yeni bir telgraf gönderir: ‘Şansı yok’ yorumunuza katılmıyorum. Bir İngiliz atasözü, ‘Şans cesur olanı kollar’ der. O cesaretini Çanakkale’de kanıtlamıştır. Padişah emri dinleyecek biri değildir. İstanbul’dan çıkmasına izin verilmemelidir.” 19 Mayıs’ın 107. Yıldönümünde Atatürk ve silah arkadaşlarını minnet ve rahmetle anıyoruz.

Türkçe
6
11
65
10K