İsrail Cezaevlerinde tutulan Filistinlilere yönelik İşkenceleri ve idam yasasını, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyine ve Ulusal Yargı Mekanizmalarına taşıdık.
Ayrıca Avukatlığını yaptığımız 18 Filistinli esir ve esir yakını adına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk.
İsrail zindanlarında hayatını kaybeden 145 kişinin bilgilerini de içeren dilekçemizde kimliklerini tespit ettiğimiz Türk Vatandaşı İsrailliler de bulunmaktadır. İsrailli sorumlu kişiler hakkında INTERPOL vasıtasıyla yakalama talep edilmiştir.
📍Uluslararası Millî İrade Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi
Türk öğrencilerimizin ve 63 farklı ülkeden gelen öğrencilerimizin bir arada eğitim aldığı bu güzel yuvada genç kardeşlerimizle buluştuk.
Farklı coğrafyalarda doğan, aynı duyguları paylaşan kalplerin heyecanına ortak olduk.
Genç kardeşlerimin merak ettiklerini yanıtladım, öğrencilik yıllarıma dair hafızamda iz bırakan anılarımı paylaştım.
Onlar hem bugünümüz hem de yarınımız, geleceğe dair umut kaynağımız.
Rabbim hepsine zihin açıklığı versin, bahtlarını güzel eylesin.
ANFİDAP , olarak Filistinli esirlere yönelik idam yasasına tepki göstermek amacıyla ABD Büyükelçiliği önünde protesto ve basın açıklaması düzenlendik.
Açıklamada, yıllardır toprakları gasp edilen, soykırıma maruz kalan ve hukuksuz şekilde cezaevlerinde tutulan Filistinlilerin şimdi de idam tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığı ifade edildi.
Açıklamayı ANFİDAP adına MAZLUMDER Ankara Şube Bşk. Yrd. Ramazan Acar gerçekleştirdi.
Ramazan Acar tarafından yapılan açıklamanın tam metni:
İŞGALCİ İSRAİL’İN İDAM YASASI İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR
Değerli basın mensupları,
Vicdan sahibi Ankara’nın kıymetli insanları,
İnsanlık tarihinin en utanç verici eşiklerinden birindeyiz.
İsrail Parlamentosu’nun (Knesset) yalnızca Filistinli esirlere uygulanacak idam cezasını içeren yasa düzenlemesini kabul etmesi; uluslararası hukuka, insan haklarına ve insanlık onuruna açık bir saldırıdır.
Bu karar, sıradan bir ceza hukuku düzenlemesi değildir.
Bu karar, 75 yıldır süren işgalin, sürgünün ve sistematik baskının 7 Ekim’den bu yana Gazze’de açık bir soykırıma dönüşen politikanın yeni ve daha karanlık bir aşamasıdır.
Bu yasa ile işgalci İsrail rejimi, hukuku bir adalet mekanizması olmaktan çıkarıp bir infaz aracına dönüştürdüğünü tüm dünyaya ilan etmiştir.
Bu düzenleme:
•Yaşam hakkının açık ihlalidir.
•Ayrımcı ve ırkçı bir uygulamadır.
•Uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalidir.
•Apartheid rejiminin en vahşi tezahürlerinden biridir.
İsrail, emperyalist güçler tarafından kurdurulduğu tarihten bugüne Filistinlilere yönelik sistematik apartheid(ırk ayrımcılığı)
rejimini uygulamaktadır.
Hukuk kılıfıyla insanlığa karşı uygulamalarını meşrulaştırmaya çalışan soykırımcı İsrail, yasalar eliyle zulüm politikaları inşa etmektedir.
İsrail'in ırkçı zulüm yasaları saymakla bitmez: Gıyabi Mülkiyet Yasası ile Filistinlilere ait mülkiyetlere el koyan, Duvarı Yasası ile seyahat ve yerleşimlere müdahale eden, yeni Yerleşim Kararları ile işgal düzenini kurarak Filistinlilerin arazilerine el koyan, Yahudi Ulus Dönüş yasası ile yahudilerin dünyanın dört bir tarafından Filistinlilerin topraklarını çalmak üzere çağıran ve sürgüne uğrayan Filistinlilerin topraklarına geri dönme haklarını ise yasaklayan Yahudi Ulus Devlet Yasası ile yahudi olmayanların en temel haklarını yok sayan İsrail yasalarıdır. Bu yasalar, İsrail'in 80 yıla dayanan sistematik politikasıdır. İsrail aklı katletme ve çalma üzerine kuruludur.
Tüm bu yasalar ve İdam yasası İsrail'in soykırımcı mevzuatının bir parçasıdır.Soykırımcı İsrail'in kendisine örnek aldığı rejim olan Nazi Almanyası’nda da yapılan tüm katliamlar Alman yasalarına uygun bir şekilde yapılmıştı. Nazi rejimi İsrail'de, Hitler aklı ise Netanyahu'da yaşamaya devam etmektedir.
İşgalci bir gücün, işgal altında tuttuğu halkı idamla cezalandırmaya kalkışması;
Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne,
uluslararası insan hakları hukukuna
ve evrensel adalet ilkelerine açıkça aykırıdır.
Filistinli esirlerin durumu, yıllardır süren bir insanlık krizidir.
Ancak özellikle son süreçte bu durum açık bir imha politikasına dönüşmüştür.
Serbest bırakılan esirlerin tanıklıkları şunu göstermektedir:
•Sistematik işkence ve cinsel saldırı
•Kasıtlı aç bırakma ve tıbbi ihmal
•Hukuksuzluk ve denetimsizlik
Cezaevleri artık birer işkence merkezine dönüşmüş durumdadır.
Adil yargılanma hakkının ortadan kaldırıldığı, uluslararası gözlemcilere kapalı bu sistemde; askeri mahkemelerde yüzde 99’u aşan mahkûmiyet oranlarıyla insanlar cezalandırılmakta, şimdi ise bu hukuksuzluğa idam cezası eklenmektedir.
Bu yasa ile İsrail;
Filistin halkının meşru direniş hakkını “terörizm” kılıfı altında kriminalize etmeye çalışmakta,
işgalin kendisini görünmez kılarken direnişi suç haline getirmektedir.
Oysa bilinmelidir ki:
Asıl suç,
başkasının toprağını işgal etmektir.
Asıl zulüm,
sivilleri hedef almaktır.
Asıl terör,
bir halkı sistematik olarak yok etmeye çalışmaktır.
Gazze’de yaşananlar, yalnızca bir çatışma değil;
kadınların, çocukların, sağlık çalışanlarının, gazetecilerin hedef alındığı;
açlığın bir silah olarak kullanıldığı,
altyapının bilinçli şekilde yok edildiği açık bir soykırım sürecidir.
Aynı zamanda İsrail’in Lübnan, Yemen, Suriye ve İran’a yönelik saldırıları, bölgesel barışı tehdit eden yayılmacı bir politikanın parçasıdır.
Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve uluslararası mekanizmaların bu vahşet karşısındaki sessizliği kabul edilemez.
Bu sessizlik, işgalci rejimi cesaretlendirmekte,
insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açmaktadır.
Buradan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve tüm uluslararası topluma çağrıda bulunuyoruz:
Kınama açıklamaları yeterli değildir.
Uluslararası hukuk çerçevesinde somut ve caydırıcı adımlar atılmalıdır.
Ankara Filistin Dayanışma Platformu olarak haykırıyoruz:
Bu yasa bir soykırım aracıdır!
Bu yasa insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur!
Sessiz kalmayacağız!
Ankara’dan tüm dünyaya sesleniyoruz:
Bu barbarlığın yasallaştırılmasına izin vermek, soykırıma ortak olmaktır.
Şimdi sesimizi fırtınaya dönüştürme vakti!
Susma!
Zulmü, dünyaya haykır!
Durma!
İnsanlık onurunu savun!
Ayağa kalk!
Filistinli esirler için, adalet için, insanlık için ses ver!
Filistin halkının onurlu direnişi;
ne zindanlarla,
ne işkencelerle,
ne de idam sehpalarıyla bastırılamaz.
İşgal bitecek.
Filistin özgürleşecek.
Bu yasaları çıkaranlar ise
tarihin ve adaletin önünde mutlaka hesap verecektir.
ANKARA FİLİSTİN DAYANIŞMA PLATFORMU
#FilistinliEsirlerİdamEdiliyor
2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde bir kez daha ifade ediyoruz: “Farklılıklarımız en büyük zenginliğimiz.”
Anlamak, destek olmak ve hayatı kolaylaştırmak ise ortak sorumluluğumuz.
Otizme yönelik toplumsal bilinci güçlendirecek çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.
Farkındayız, daima yanınızdayız. 🤍
#ErkenFarkEt
Günün en güzel, en özel görüntüsü..
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Dünya Otizm gününde Erzurum’dan iki özel misafir ağırlamış..
İkiz kardeşler Aliye Zeynep Bingül ve Muhsin Murat Bingül.
İkisi de Erzurum Teknik Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi öğrencisi. İkisi de kayak sporuyla ilgilenenen, uluslararası areneda dereceler elde etmiş sporcular.
Şu samimiyetleri ve yaşama sevinçlerini görüp de etkilenmeyecek kimse var mı?
Bu çocukları insanüstü bir emek vererek yetiştiren, topluma kazandıran ailelerinden Allah razı olsun.
12 bin Filistin'li mahkumun idamı onaylandı bunların 4 bini çocuk dünyanın gözü önünde 12 bin masum insan idam edilecek lütfen susmayın paylaşın karşı çıkın bu idamlara dur deyin ..
İDAMLARI DURDURUN!
🏷️#stoptheexecutions
@Aycin_Kantoglu Ayçin Hanım, nice peygamber iftira ve itibarsızlaştırma propogandasıyla hedef alındı. Siz ve sizler gibi yürekli vicdan sahibi insanlardan Rabbim razı olsun. Şaşı bakanlara duruşunuz rahatsızlık veriyorsa ne mutlu size...
Dün muttali oldum; Gazze'de soykırıma uğratılan sivillerin bilhassa katledilmiş 450bin Filistinli çocuğun hakkı ve başı için giriştiğim 500'ü aşkın etkinliğe imza atmış olduğum sivil aktivizm sürecimde Ayçin hanım Filistin anlatarak zengin oldu, apartmanlar dikti iddialarını tırmandıracakları dikili ağacımı bulamayanlar; efendim siyasi görüşüm, devlet şuurum, çevirmenlik mesleğim, Dante çevirim üzerinden beni dinler arası diyalogcu, münafık, devlet düşmanı olarak itham edecek yeni bir itibarsızlaştırma faaliyetine girişmiş.
Beni bir önce ki furyada bu ve bundan ziyadesi ile kişillik haklarıma saldırarak, hakaret ederek, hakkımda tezvirat yaparak hedef gösterenleri Cumhuriyet Savcılığımıza bildirdim, şikayetçi oldum, haklarında açılan kamu ve bireysel davalarımı müşteki sıfatıyla sürdürüyorum.
Devamı hallerde de aynı şekilde hareket edeceğimi, beni hedef gösterenlerin organize hareket edip etmediklerini tespit ettirmek üzere Cumhuriyet Savcılıklarına yeniden başvuruda bulunacağımı buradan bir kez daha duyuruyorum.
Siyonizm denilen bela ile cebelleşirken beni ve ailemi cehaletle, hasetle, iyi veya kötü niyetlerle tehlikeye atmanıza karşı elimden gelen ile mukabele edeceğime kimsenin şüphesi olmasın.
❝Bir saniyenize bile hâkim değilsiniz. Bir saniyesine bile hâkim olamadığımız, hükmedemediğimiz bir hayat için, bir dünya için bu kadar fırıldak olmanın anlamı yok.❞
Şehadetinin 17 yılında, #MuhsinYazıcıoğlu nu Rahmetle ve Özlemle Anıyoruz…
Bayram tatilinden önceki son mesai günümüzde, omuz omuza çalıştığımız kıymetli mesai arkadaşlarımızla bayramlaştık.
Bugün ülkemizin dört bir yanında her haneye ulaşabiliyor, gönüllere dokunabiliyorsak onların alın teri, emeği ve özverisi sayesinde.
Büyük Türkiye ailemizin gücüne güç katan tüm yol arkadaşlarıma aileleriyle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir bayram diliyorum.
ANFİDAP olarak Mescidi Aksa'nın ibadete kapatılmasını Hacı Bayram Veli Camii Avlusunda Teravih Namazı sonrası protesto ettik.
Konuyla ilgili Basın açıklamasını platform adına Hacı Bayram Şahin okudu.
Açıklamanın tam metni:
Aksa’ya Sahip Çık!
Kıymetli basın mensupları, haksızlığa sessiz kalmayan vicdan sahipleri ve tüm Kudüs sevdalıları;
Bugün burada sadece bir kınama mesajı yayınlamak için değil; insanlığın ortak mirasına, inanç özgürlüğüne ve uluslararası hukukun temel taşlarına vurulan baltayı deşifre etmek için toplandık. İslam dünyasının kalbi kanıyor, ilk kıblemize zincirler vuruluyor ve modern dünya, tarihin en büyük "inanç ve yaşam hakkı" ihlaline, küresel bir şantaj sarmalının gölgesinde seyirci kalıyor.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden Cenevre Sözleşmeleri ’ne kadar tüm uluslararası metinler şunu açıkça taahhüt eder: Her birey, ibadet etme ve dini vecibelerini yerine getirme hakkına sahiptir. İbadethaneler, savaşın en kanlı anında bile dokunulmazlığı olan mukaddes mekanlardır.
İşgalci İsrail rejimi, tam 18 gündür Mescid-i Aksa’nın kapıları asıl sahibi olan Müslümanlara tamamen kapatmış durumdadır. Kudüs Valiliği ve Filistinli yetkililerin de vurguladığı üzere, bu denli uzun süreli ve kapsamlı bir kapatma dalgası 1967’den bu yana ilk kez yaşanmakta ve son derece tehlikeli bir emsal teşkil etmektedir. Ramazan ayının bu en yoğun, maneviyatın en zirve yaptığı günlerde Mescid-i Aksa’nın kapılarına kilit vurulması, namaz kılanların darp edilmesi ve Harem-i Şerif’in postallarla çiğnenmesi; sadece Müslümanlara değil, tüm insanlığın ortak hukuki ve ahlaki değerlerine karşı girişilmiş bir terör eylemidir. İbadeti yasaklayarak bir halkın ruhunu hapsetmeye çalışan bu girişim, insanlık tarihinin kara sayfalarına bir utanç vesikası olarak geçecektir.
Kudüs’te ibadet hakkını gasp eden el ile Gazze’de çocukların üzerine tonluk bombalar yağdıran el aynı kirli merkezden komuta edilmektedir. Gazze’de katliamlar artık hiçbir sınır, hiçbir kural ve hiçbir insani değer tanımamaktadır. Şehit sayısı 72 bini aşmış, şehirler devasa birer enkaz yığınına ve çocuk mezarlığına dönüştürülmüştür.
İsrail, sadece modern silahlarla değil; suyu keserek, gıdayı engelleyerek ve hastaneleri kasten yerle bir ederek bir halkı topyekûn yok etmeyi amaçlayan sistematik bir "açlık soykırımı" yürütmektedir. Bebeklerin açlıktan öldüğü, ameliyatların anestezi olmadan yapıldığı bir dünyada, İsrail’in bu pervasızlığına "dur" demeyen her güç, bu soykırımın suç ortağıdır. Gazze direnişi, sadece bir toprak parçasının değil, insanlık onurunun son kalesidir.
Zulüm çemberi sadece Filistin topraklarıyla sınırlı kalmamakta, tüm coğrafyamızı bir ateş çemberine almaktadır. ABD ile İsrail’in şubat ayında başlattığı ve İran topraklarını hedef alan doğrudan hava saldırıları, bölgeyi geri dönülemez bir felaketin eşiğine sürüklemiştir. Emperyalist güçlerin "demokrasi getirme" masalı adı altında yürüttüğü bu saldırılar, aslında İsrail’in bölgedeki "Büyük İsrail" hayallerine alan açma stratejisinden başka bir şey değildir.
ABD ve İsrail’in ayrıca ekonomik çıkarları uğruna yürüttüğü bu sömürü politikaları, masum insanların hayatına mal olan ağır katliamlarla sonuçlanıyor. Enerji kaynakları için dökülen bu kan ve gözyaşı, bölge halklarını derin bir acıya mahkûm ediyor.
Ortadoğu’yu bir barut fıçısına çeviren bu müdahaleci politikalar, bölge halklarını birbirine kırdırmayı ve sömürü düzenini ebedi kılmayı amaçlamaktadır. Bizler biliyoruz ki; Bağdat’ta, Şam’da, Tahran’da veya Gazze’de patlayan her bomba, başta insanlığı olmak üzere İslam coğrafyasının birliğini ve beraberliğini hedef alan aynı kirli aklın ürünüdür.
l ve kayıtsız şartsız açın! İlk kıblemiz üzerindeki necis ellerinizi çekin!
Kirli dosyalarınızın, şantaj ağlarınızın ve gizli ajandalarınızın bedelini masum Filistin halkına ve İslam coğrafyasına ödetmenize izin vermeyeceğiz!
Yaşasın Özgür ve Bağımsız Filistin!