C. Cengiz Çevik

57K posts

C. Cengiz Çevik banner
C. Cengiz Çevik

C. Cengiz Çevik

@jimithekewl

(Dr) Klasik Filolog - Kitaplar: Roma'da Siyaset ve Felsefe, Cicero'nun Devleti, Seneca'nın Doğa Felsefesi - https://t.co/gzmDlzJfe7

İstanbul เข้าร่วม Temmuz 2009
1.9K กำลังติดตาม62.5K ผู้ติดตาม
ทวีตที่ปักหมุด
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Merhaba, güzel bir haber. Victoria Emma Pagan'ın editörlüğünde hazırlanan The Tacitus Encyclopedia, Wiley-Blackwell'den çıktı. Dünyanın farklı ülkelerinden filologların ve tarihçilerin katkıda bulunduğu bu ansiklopediye ben de iki madde yazdım. wiley.com/en-gb/The+Taci…
C. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
21
40
527
0
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Yazar Mario Vargas Llosa, yine yazar Neruda’yı ve onun kendisine söylediği bir şeyi, bir hayat dersini aktarıyor: “Neruda yaşamı seviyordu. Her şeye karşı coşkuluydu; resim, genel olarak sanat, kitaplar, nadir baskılar, yemek, içki… Yemek yemek ve içmek onun için neredeyse mistik bir deneyimdi. Son derece sevimli, yaşam dolu bir adamdı tabii Stalin’i öven şiirlerini bir kenara bırakırsanız. Neredeyse feodal bir dünyada yaşıyordu; orada her şey onun neşesine, yaşama duyduğu o tatlı düşkün coşkuya hizmet ederdi. Isla Negra’da bir hafta sonu geçirme şansım oldu. Harikaydı! Etrafında bir tür toplumsal düzen işliyordu; yemek yapan ve çalışan insan kalabalıkları ve her zaman çok sayıda konuk… Çok komik bir toplumdu; son derece canlı, ama en ufak bir entelektüellik izi olmaksızın. Neruda, Borges’in tam tersiydi; Borges içmez, sigara içmez, yemez gibi görünürdü; insan onun hiç sevişmediğini bile düşünebilirdi; bütün bu şeyler onun için tamamen ikincil gibiydi ve eğer bunları yapmışsa da yalnızca nezaketten yapmıştır, daha fazlası değil. Çünkü fikirler, okuma, düşünme ve yaratma onun yaşamıydı; bütünüyle zihinsel bir yaşam. Neruda ise, edebiyatın yaşamın duyusal deneyiminden doğduğunu söyleyen Jorge Amado ve Rafael Alberti geleneğinden gelir. Neruda’nın Londra’da doğum gününü kutladığımız günü hatırlıyorum. Partiyi Thames üzerinde bir teknede yapmak istiyordu. Neyse ki hayranlarından biri, İngiliz şair Alastair Reid, Thames üzerinde bir teknede yaşıyordu; böylece onun için bir parti düzenleyebildik. An geldi ve bir kokteyl yapacağını ilan etti. İçinde kim bilir kaç şişe Dom Pérignon, meyve suları ve Tanrı bilir başka neler bulunan dünyanın en pahalı içkisiydi. Sonuç elbette harikaydı ama bir kadehi bile sarhoş olmaya yetiyordu. Böylece hepimiz, istisnasız, sarhoştuk. Buna rağmen, o sırada bana söylediği şeyi hâlâ hatırlarım; yıllar içinde büyük bir hakikat olduğu kanıtlanan bir şeydi. O sırada yayımlanan bir makale, ne hakkında olduğunu hatırlamıyorum, beni üzmüş ve kızdırmıştı; çünkü bana hakaret ediyor ve hakkımda yalanlar söylüyordu. Onu Neruda’ya gösterdim. Partinin ortasında bana adeta kehanette bulundu: ‘Ünlü olmaya başlıyorsun. Seni neyin beklediğini bilmeni istiyorum: ne kadar ünlü olursan, bu tür saldırılara o kadar maruz kalacaksın. Her övgüye karşılık iki ya da üç hakaret olacaktır. Benim de bir sandığım var; bir insanın katlanabileceği bütün hakaretler, iftiralar ve rezilliklerle dolu. Hiçbiri esirgenmedi benden: hırsız, sapık, hain, serseri, boynuzlanan… her şey! Eğer ünlü olursan, bunların hepsinden geçmek zorunda kalacaksın.’ Neruda doğruyu söylemişti; öngörüsü bütünüyle gerçekleşti. Benim de yalnızca bir sandığım yok, insanın aklına gelebilecek her türlü hakareti içeren yazılarla dolu birkaç bavulum var.” Kaynak: Writers at Work, 9. Penguin Books, 1992: 260-261.
C. Cengiz Çevik tweet mediaC. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
0
5
58
23.7K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Tüm dostlarımıza: Sevdiklerinizle birlikte, sağlıklı ve huzurlu bir bayram dilerim.
Türkçe
5
0
56
1.5K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
"NIL SOLIDVM" "Hiçbir şey sağlam/kalıcı değildir." Yaşlı bir ağacın delirmiş rüzgârlarla parçalanıp devrilmesi gibi, krallıklar da güçlerine aşırı güvenerek hareket ederken sarsılır. Jacobus a Bruck, Emblemata pro toga et sago, 1690'dan.
C. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
0
6
28
1.2K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
"İleri yaşlarında Jürgen Habermas bazen 'son Avrupalı' olarak tanımlanıyordu; bu, onun Avrupa Birliği'nin ideallerine duyduğu tutkulu bağlılığa bir göndermeydi (her ne kadar bu idealler her zaman günümüz gerçekliğiyle örtüşmese de). Büyük Alman filozof aynı zamanda, İkinci Dünya Savaşı deneyimiyle şekillenmiş savaş sonrası entelektüeller kuşağının hayatta kalan son temsilcisiydi. Fransa’da Jean-Paul Sartre nasıl hem kamusal alanda hem de seminer odasında kendini evinde hissediyorsa, Habermas da öyleydi; yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda etik olarak da yeniden inşa edilmesi gereken bir kıtanın geleceğini tartışıyordu. Akıl dışılığın yeni çağında, kaba güç kullanımının ahlaki argümanın gücünün açıkça önüne konduğu bir ortamda, bu tür bir figürün kaybı yas tutulacak bir durumdur. Ancak Habermas'ın 96 yaşında ölümü, ABD ile İsrail'in yasa dışı bir tercih savaşı yürüttüğü ve aşırı sağın Fransa ile Almanya’da yükselişte olduğu bir dönemde, özellikle sarsıcıdır. Çocukluğunda Hitler Gençliği'nin bir üyesi olan Habermas, daha sonra yaşamını, bugün yeniden tehdit altında olan demokratik değerleri felsefi olarak temellendirmeye adamıştır. Düşüncesine yön veren büyük kavrayışa yeniden odaklanmak, onun için uygun bir miras olacaktır. 1980'lerde kaleme aldığı başyapıtı İletişimsel Eylem Kuramı (Theory of Communicative Action), (hafif tabirle) gazete köşe yazıları kadar erişilebilir değildir. Ancak onun temel fikri, yani dilsel varlıklar oluşumuzun aklı ve uzlaşma arayışını kim olduğumuzun merkezine yerleştirdiği düşüncesi, hem entelektüel görecilik için hem de ulusal ya da bireysel çıkarı insan motivasyonunun diğer tüm kaynaklarının üstüne çıkaran Trumpçı 'gerçekçilik' için hâlâ bir panzehir niteliğindedir. Habermas'ın ilgili kavramı olan 'kamusal alan', akılcı tartışmanın gerçekleşebildiği ve anlaşmazlıkların aracılık yoluyla çözülebildiği bir zemin olarak, çoğulculuğu, nezaketi ve kapsayıcılığı ima eder. Hiç kimsenin hakikat üzerinde tekel sahibi olmadığı bir dünya tasavvur eder. Tıpkı John Rawls'ta (evrensel değerler arayışı 20. yüzyıl totalitarizmi deneyimi tarafından yönlendirilmiş bir başka filozof) olduğu gibi, sınıf, ırk ve cinsiyet gibi yapısal güç dinamiklerini yeterince hesaba katmadığı için soldan haklı eleştiriler almıştır. Ancak devletin zorbalığından ve piyasa değerlerinin yozlaştırıcı etkisinden arınmış bir alan düşü, bugünkü durumumuza doğrudan ve acil biçimde seslenir. Son on yıllarda bu yaklaşım, Habermas'ın, iletişimin algoritmik sosyal medya tarafından çarpıtılmasında ve büyük teknoloji şirketlerinin kibrinde içkin tehlikeleri teşhis eden, insan merkezli bir siyaset anlayışının erken bir biçimini geliştirmesine imkân tanıdı. Aynı zamanda onu, 21. yüzyıl demagojilerinin yükselişini keskin ve ileri görüşlü biçimde gözlemleyen bir düşünür hâline getirdi; ancak Alman tarihinin ağırlığı, muhtemelen onun Benjamin Netanyahu'nun Gazze'de yol açtığı dehşetleri tam bir açıklıkla görmesini engellemiştir. Aydınlanma değerlerini somutlaştıran bu düşünür için en cömert anma yazılarından biri Vatikan'dan gelmiş, 2004 yılında Habermas ile Joseph Ratzinger (gelecekteki Papa XVI. Benedictus) arasında gerçekleşen ünlü tartışmayı hatırlatmıştır. Söylediğini pratiğe döken rasyonalist filozof, Katolik teolog ile ortak bir zemin bulmuştur. Her iki düşünür de, insanın 'Tanrı’nın suretinde ve benzerliğinde yaratılmış' olduğu yönündeki Hristiyan tasavvurunun, herkesin eşit değerde kabul edilmesi ve buna göre muamele görmesi gerektiğini savunan seküler ilkeyle örtüştüğü konusunda hemfikirdi. Habermas buna 'kurtarıcı çeviri' adını verir. Liberal olmayan zamanlarda bu düşünce, aynı zamanda gerekli bir felsefi sınır çizgisi gibi okunur." Kaynak: The Guardian view on the legacy of Jürgen Habermas: philosophical sustenance for illiberal times, The Guardian, 18 Mart 2026: theguardian.com/commentisfree/…
C. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
1
2
16
3K
C. Cengiz Çevik รีทวีตแล้ว
mary beard
mary beard@wmarybeard·
This week on Instant Classics we look at the Great Plague of Athens in 5th century BCE. Any resonance with “our” pandemic? podcasts.apple.com/gb/podcast/ins…
English
0
7
51
3.9K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Dün Galatasaray'ın maç paylaşımından hareketle attığım "The Beatles ve Galatasaray" konulu twiti bitirirken demiştim ki, "Belki ertesi günün ilk saatlerine bir The Beatles şarkısıyla giriş yaparız. 'Yesterday, All my troubles seemed so far away...'" Evet, gün boyu olduğu gibi, maç sonunda da bol bol The Beatles dinledim, haliyle, içinde Yesterday şarkısı da vardı. Şarkının The Beatles antolojisinde eşsiz bir yeri vardır, hayatımızın her döneminde, döne dolaşa bu şarkıyı dinleriz. Eskiden amatörce oluşturulmuş karışık kasetlerde, mp3 cd'lerinde böyle şarkılar bulunurdu. Bob Dylan'ın Blowing in the Wind'i, Joan Baez'in Diamond and Rust'ı gibi, kişisel deneyime bağlı olarak başka şarkılar da bunlara eklenebilir. The Beatles'ın Yesterday'ine gelirsek, bizim için ironik, çünkü "dün" başlayan şarkı, pardon maç "bugün"e sarktı ve dünkü umutlarımız ve beklentilerimiz, bugünün ilk saatlerinde kedere dönüştü, dolayısıyla dünü anmak bizim için dramatik olduğu kadar anlamlı. Anlamlı diyorum, çünkü Yesterday, tam da bizim halimize uygun bir şarkı. Çünkü şarkının şimdiki zamanın acımasız gerçekliğinden kaçış olarak "dün"e, yani geçmişe sığınmayı anlatan sözleri vardır. Misal, "All my troubles seemed so far away / Now it looks as though they're here to stay" dizeleri, insanın kaygısızlık halini sonsuza dek kaybetmesine dair varoluşsal bir uyanışı ifade eder, bugünün gerçekleri dünün gerçekleşmemiş beklentilerinin duygusal yükünü ağırlaştırırken. Burada "dün", nesnel bir zaman dilimi olmaktan çıkarak, psikolojik bir güvenli liman ve yitirilmiş masumiyetin metaforudur, bu elbette bizim Galatasaray'ın durumu için fazla bir okuma, sadece şarkının felsefesinden bahsediyorum. McCartney tarafından yazılan ama son dokunuşlarla birlikte Lennon-McCartney ortak yapımı olduğu söylenen bu şarkı 1965 tarihlidir. Kimi müzikologlara göre, bu şarkı "small miracle" yani "küçük bir mucize"dir. Yukarıda andığım şarkılar gibi aslında, tek gitarla çalabilirsiniz, akorları basittir, az sözü vardır ve hassas kulaklara ve yüreklere çok kolay nüfuz eder. Böyle şarkılar, antik literatürde sıkça karşımıza çıkan "hakikatin yalınlığı"yla ilgili tespiti kanıtlar gibidir ama bu şarkının durumu biraz daha karışıktır. Nitekim şarkı, Womack'a göre "müzikal birliğin bir başyapıtı"dır. Bu vesileyle karıştırdığım "The Beatles and Humour: Mockers, Funny Papers, and Other Play" başlıklı kitapta, Aviv Kammay'ın yazdığı "Difuse, Dilute, Deflate: The Beatles Turn It On and Laugh It Off" başlıklı makalede (Bloomsbury, 2023: 67) şöyle deniyor: "Tipik rock and roll tınısından ayrılmasıyla birlikte, Paul şarkının 'yüksek kültür' potansiyelinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş ve Beatles'ın yapımcısı George Martin'e aşırı duygusal, yoğun vibratolu bir yaylı düzenlemeden kaçınma görevini vermiştir. Bu sonuç, araştırmacıları şaşırtacak derecede alışılmışın dışındadır. Yine de eklenen yaylı dörtlü, sınıf bilincine sahip Beatles üyeleri için hem bir yumuşatma hem de bir alçaltma işlevi görmüştür." Şimdi spotify, youtube, bir yerden Yesterday'i açıp yeniden dinleyin, arkadaki yaylı düzenlemeye odaklanın. McCartney'in müzikal kaygısını dindiren, ne derece ölçülü bir düzenleme yapıldığına tanıklık edin. Ayrıca The Beatles'ın youtube'daki resmi kanalında bu şarkının [Yesterday (Remastered 2015)] kapak resmindeki renkler de ilginizi çeker diye düşünüyorum. Aşağıda bahsettiğim ve herkesin çok iyi bildiği The Beatles'ın Liverpool'un işçi sınıfından doğma karakteri, aslında diğer üyelerden ziyade davulcu Richard Starkey, yani sahne adıyla Ringo Starr'la temsil ediliyordu. Starr, nispeten sahnedeki sade, gösterişsiz persona'ydı. Lennon'da deneysel, avangard yön, Harrison'da felsefî, spiritüel arayış, McCartney'de melodik ustalık ve yüksek sanat eğilimi öne çıkarken, Starr'da star'lığın tersi olan ayağı yere basan, gündelik hale uygun tip belirgindi. Yukarıdaki makalede "Starr, Beatles imgesinde çocukluğu ve evi temsil eder; bu, grup arkadaşlarının sanatsal ve entelektüel arayışlarını dengeleyen bir unsurdur" deniyor ve şöyle ekleniyor: "Starr çoğu zaman bir pusula işlevi görür; arkadaşları sanatsal ya da entelektüel yönelimlere daldıklarında onları Liverpool'a, gençliğe ve kaygısız neşeye geri çağırır." Aşağıdaki twitte dediğim gibi, The Beatles ile Galatasaray'ı bir arada görünce, kalbim hızlı çarptı ve gevezeliğim "dün"den bugüne sarktı. Dünden bugüne sarkan sadece The Beatles gündemi değil, aynı zamanda Galatasaray'a duyduğum sevgidir. Bugün İstanbul soğuk, kara bulutlu, stadyumun çevresinde sert rüzgâr esiyor. Kötü bir geceden sonra burada olmak hiç de yanlış bir tercih değil, şarkıda da geçtiği gibi, "Love was such an easy game to play / Now I need a place to hide away..." 🎶🎵
C. Cengiz Çevik tweet media
C. Cengiz Çevik@jimithekewl

Galatasaray ve belki de Türk futbol tarihinin en iyi maç paylaşımlarından biriyle karşı karşıyayız. The Beatles ile Galatasaray'ı bir arada görünce, kalbim hızlı çarptı, biraz gevezelik edeceğim. Çoğu rock ve pop-rock tutkunu gibi benim için de The Beatles'ın yeri her zaman apayrıdır. Galatasaray'ın, Liverpool'un kökenlerine atıfta bulunarak grubun 1969 çıkışlı ikonik Abbey Road albümünün kapağını maç görseline uyarlaması, gerçekten global, yaratıcı ve zekice bir dokunuş, kim akıl ettiyse tebrik ederim. Sıkça bahsedildiği üzere, Liverpool'un işçi sınıfı kültürü, bir liman şehri olması ve Amerika'dan gelen plaklara erken erişim imkânı, The Beatles'ın müziğini doğrudan şekillendiren unsurlardı. Grubun İngiliz ve Amerikan esintilerini harmanlayan bu özgün sesi, yalnızca kendilerinden sonraki Britanya, Avrupa ve ABD müzik piyasasını belirlemekle kalmadı, aynı zamanda kültürel ve siyasal açıdan etkileri günümüzde de devam eden devasa bir dalga yarattı. Farkında olsak da olmasak da hepimiz hâlâ o dalganın üzerinde sörf yapıyoruz. Abbey Road albümünün yayımlandığı 1969 yılı, 1967'deki "Aşk Yazı"nın (Summer of Love) ütopik barış ve sevgi ideallerinin yerini çok daha sert siyasi gerçekliklere bıraktığı bir dönemdi. Savaş sonrası süreçte, Soğuk Savaş ikliminde ABD'nin Vietnam bataklığındaki çırpınışları (ki bu durum, bugünkü ABD-İsrail koalisyonunun İran'a yönelik hamlelerindeki çırpınışlara oldukça benziyor), küresel bir isyan dalgasını tetiklemişti. Dünyanın dört bir yanında yükselen öğrenci hareketleri ve protestolar, dönemin tüm kültürel etkinliklerini derinden etkiliyordu. İşte Abbey Road, grup açısından müzikal bir zirve ama aynı zamanda bu çalkantılı sosyopolitik iklime ve grubun kendi içindeki dağılma sürecine verilmiş olgun, felsefi bir veda. The Beatles üyeleri arasında o dönem ciddi ticari ve kişisel çatışmalar yaşanmasına rağmen, stüdyoya "eskisi gibi" ortak bir eser üretme felsefesiyle girdiler. Bu tutum, kaosun ortasında sanatsal bir sentez ve uzlaşı arayışını temsil ediyordu. Albüm, 60'ların sonundaki siyasi tıkanıklığa karşı müziğin birleştirici gücünü savunan, dönemin ruhuyla tamamen uyumlu ama aynı zamanda onu aşan bir kapanış eseri oldu. Dün yine bu twiti alıntılayarak paylaştığım "Carry That Weight" parçası da aslında albümün B yüzünde yer alan o meşhur, uzun potpurinin kritik bir bölümüdür. McCartney, bu şarkıyla grubun dağılmasındaki kendi payını kabul eder ve giderek uzaklaştığı arkadaşlarına karşı alçakgönüllü bir zeytin dalı uzatır. Sürekli karmaşıklaşan ve nihilistleşen bir postmodern dünyaya karşı sevgi, umut ve topluluk bilincini vurgulayan bu tavır, The Beatles'ın hayata bakışının da kusursuz bir yansımasıdır. Nitekim albüm ve bu efsanevi potpuri, Paul McCartney'nin yazdığı ancak John Lennon'ın deyimiyle "kozmik ve felsefi bir dize" olan o unutulmaz sözlerle son bulur: "Ve sonunda, aldığın sevgi, yarattığın sevgiye eşittir." Bu kapanış, The Beatles'ın dünyaya sunduğu hem son derece kişisel hem de nihai bir hediye olarak müzik tarihindeki yerini almıştır. Acı, keder, sevinç ve neşeyle dolu bu hayatta bazen müzikle, bazen Gassarayla falan oyalanıp gidiyoruz. Daha sonra da anılmaya değer, güzel bir oyalanma için takımımızdan iyi bir mücadele ve tur kapısını aralamasını bekliyoruz. Olursa da, olmazsa da takımımızı alkışlayacağız. Belki ertesi günün ilk saatlerine bir The Beatles şarkısıyla giriş yaparız. "Yesterday, All my troubles seemed so far away..." 🎶🎵 🟨🟥

Türkçe
0
1
35
3.8K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
C. Cengiz Çevik@jimithekewl

Utanç verici bir durum. İnsan sağlığını tehdit eden bu seviyede bir ihmal Türkiye’de yaşansa maç sonucunu iptalden ağır iç saha cezasına kadar her şey konuşulurdu. Bize dünyayı dar ederlerdi. Ne yazık ki uefa denilen yapının bu olayı adil bir şekilde ele alması mümkün değil, yanılırsam çok şaşırırım. Ben hiçbir zaman körü körüne batıcı olmadım ama eskiden batının en azından yereldeki türlü çarpıklıklara karşı alternatif bir düzen ve adalet arayışı için kısmen referans kabul edilebileceğini düşünürdüm. Ama batının savaş suçları ve özellikle de İsrail karşısındaki tutumundan ötürü artık o “kısmen” de yok bende. Siyasetten spora her alanda çifte standart söz konusu. Bu bir zihniyet meselesidir. Nitekim Liverpoollu futbolcuların Lang’a gösterdiği şefkat de sahtedir; skoru almamış olsalardı, bunu göremezdik, Galatasaraylı bir futbolcunun kolu kopsa dönüp bakmazlar, aksine daha da itip kakarlardı. Henüz skoru alamadıkları anlardaki hal ve hareketleri de bunun kanıtıdır. Bu seviyede, dünya markası haline gelmiş bu takımlarla mücadele edebilmek için en az onlar kadar mental ve fiziksel açıdan güçlü olmak, onlar gibi ayakta kalmak, sakatlanmamak, her hareketinizle diri olduğunuzu göstermek zorundasınız. Burada adeta bir “güç istenci” devrededir, sizi güçsüz yakaladıkları anda ezerler. Juventus maçında da aynı şeyi yaşadık, rejisinden taraftarına, saha komiserinden takımına topyekun üzerimize çullanmışlardı ama güçleri yetmemişti. Yaşamı salt hayatta kalmak değil, sürekli bir genişleme ve tahakküm kurma çabası olarak gören bu felsefi düzlemde merhamet ve adalet, çoğu zaman egemen olanın üstünlüğünü tasdik ettikten sonra sergilediği bir lükstür. Avrupa futbolunu ve kurumlarını şekillendiren bu hegemonya da hakkaniyetle değil, kendi hiyerarşisini koruma arzusuyla hareket eder; zayıflık gösterdiğiniz an tüm o medeniyet makyajı akar ve asıl niyetleri ortaya çıkar. Bu yüzden onların kurduğu düzende onlardan adalet veya empati bekleyerek değil, ancak ve ancak güç istencinizi tartışmasız bir şekilde sahaya yansıtarak var olabilirsiniz; asker kökenli bir milli güvenlik hocamız vardı, “hastalanmak yasaktır” derdi, aynı şekilde futbolcular abuk sabuk pozisyonlarda sakatlanmayacak, savaş gazisi gibi sahada dolaşmayacak, sakatlanırsa çıkacak ve yerine daha sağlamı girecek. Taş gibi bir kadronuz olacak, çünkü bu arenada tek geçer akçe, başkasının lütfu değil, sizin dayattığınız kudrettir. İşte bu kudret bizde yok. Ne yapar ne eder o noktaya gelebiliriz, o kudrete erişebiliriz, bunu düşünmek zorundayız ve sadece futbolda değil. Lang’a geçmiş olsun.

0
0
1
936
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Spor, ayrı bir eğlence kategorisi olarak futbol, sinema, müzik, edebiyat, bunlar hayata pozitif hislerle bakmamızı ve iyi bir vakit geçirmemizi sağladıkları ölçüde, güzel şeyler. Galatasaray da bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde, biz Galatasaraylılara beklenenin üstünde bunu yaşattı. Şahsım adına, başta başkan Dursun Özbek olmak üzere tüm yönetim, teknik direktör Okan Buruk ve ekibi, ve tüm futbolculara teşekkür ederim. Çoğu takımın senelerdir katılamadığı, katılmanın hayalini bile kuramadığı, futbolun bu zirvesinde son 16'ya kalmak başarıdır; bu, bu seviyede 12 maç oynamak, dünya devlerine meydan okumak demektir. Bu 12 maçın içinde 2 Liverpool galibiyeti, 1 Juventus'u beşleme ve eleme, Atletico Madrid ve City'le kapışma, Ajax'ı deplasmanda ve sezonun sürprizlerinden olan Bodo'yu içeride yenme var. Gönül ister ki önümüze geleni yenelim, sonunda Şampiyonlar Ligi kupasını da kaldıralım. Ama... Ama'lar var. Gücünün sınırı belli. Maksat hasıl oldu, uzun bir süre sonra buralarda büyük ölçüde başa baş yarışabildik. Hedefimiz bunu daimîleştirmek olmalı. İstatistik ortada, Avrupa'nın zirvesindeki 5-6 ülke dışında kimse bu aşamaya takım getiremiyor, gelecek sezonlarda bunu deneyeceğiz. Dövüşe dövüşe, yene yenile, bu seviyelerde bir oyun hafızası geliştireceğiz. Roma bir günde kurulmadı. Ancak daha sonra detaylı konuşmamız gereken bazı şeyler var: Batılıların en iyi bildiği şeyleri biz bilmiyoruz, mesela siyaset, strateji, psikoloji, lobicilik, kontrollü yıldırma. Rakip en ufak bir darbe almadan, istediği skorla maçtan ayrılıyorsa, öğrenecek çok şeyimiz var demektir. Teoride "Güç istenci" ve zihniyet devrimi üzerine düşünmemiz gerekecek. 3 sezon üst üste şampiyonluğun üzerine netice itibariyle başarılı bir Avrupa deneyimi oldu. Dün akşam muazzam performans sergileyen Uğurcan Çakır'ın dediği gibi, “Şimdi tek hedef, şampiyonluk. Seneye görüşürüz.” Galatasaray'ı seviyoruz. 🟨🟥
C. Cengiz Çevik@jimithekewl

Gücümüz ölçüsünde gelebileceğimiz yere kadar geldik. Burası Şampiyonlar Ligi, burada bulunmak ve son 16’ya kalmış olmak bile başarıdır. Yeryüzündeki çoğu takım için burası bir hayaldir. Sakatlara geçmiş olsun. Şimdi hedef ligde dördüncü sezonda da şampiyonluk. 🟨🟥

Türkçe
1
2
31
2.1K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
“Hiciv var olduğundan beri, onun tam olarak ne olduğunu açıklama çabası da var olmuştur. Geniş bir eleştirel literatür, tanım ve sınıflandırma meseleleri üzerinde kafa yorar. Ancak bu görev hiçbir zaman sadece eleştirmenlere ve teorisyenlere düşmemiştir. Antik Roma'dan bu yana, kendi sanatlarını tarif etmenin en uygun yolu hakkında en çok konuşanlar genellikle hicivcilerin kendileri olmuştur. Horatius dizelerinde sadece çağdaşlarının kusurlarıyla alay etmekle kalmadı, hicvin bürünmesi gereken doğru biçimi de ortaya koydu: özlü, sohbet havasında, ‘düzyazıya oldukça yakın bir üslupla’. Juvenalis belirli insan gruplarına (Yunanlar, kadınlar, yaşlılar) şiddetle çattı, ancak o da hicvi en doymak bilmez edebiyat türü olarak ele alan bir nevi hiciv teorisi öne sürdü: ‘Tüm insan çabaları, insanların duaları, korkuları, öfkeleri, hazları,/sevinçleri ve arayışları kitabımın karmaşık harmanını oluşturur.’ Ünlü bir dizesinde, hiciv yazmanın basitçe önünüzde sahnelenen gündelik korku şovunu belgelemek anlamına geldiğini öne sürdü. Difficile est saturam non scribere: Mevcut koşullara dikkat ediyorsanız, hiciv yazmamak zordur. Hiciv, kendi bilincinde olma (öz-farkındalık) konusunda istisnai değildir. Diğer edebi türler de ne yaptıklarını duyurabilirler. Ancak hicvi tanımlama girişimi, diğer türlerden çok daha fazla, sadece onun ne olduğunu değil, ne işe yaradığını da ilan etmeyi içerme eğilimindedir. Hiciv edebiyatı; insanları, kurumları veya durumları onlarla alay etmek amacıyla belirler ve hedefe koyar. Bu nedenle alışılmadık derecede tepkisel bir sanat türüdür ve bu kışkırtmalara verdiği yanıt; amacını açıkça üzerinde taşıdığı, hedeflerinin ifadelerinden asla uzak kalmadığı, dahası dünyanın ahmaklığını ifşa etmeye yönelik bilinçli motivasyonlarından bağımsız anlaşılamayacağı izlenimini verebilir.” (Aaron Matz, “All of Us Yahoos”, The New York Review, 26 Mart 2026 issue: nybooks.com/articles/2026/…)
The New York Review of Books@nybooks

Aaron Matz on what, exactly, satire is go.nybooks.com/4sK9lwJ

Türkçe
0
1
9
1.5K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Utanç verici bir durum. İnsan sağlığını tehdit eden bu seviyede bir ihmal Türkiye’de yaşansa maç sonucunu iptalden ağır iç saha cezasına kadar her şey konuşulurdu. Bize dünyayı dar ederlerdi. Ne yazık ki uefa denilen yapının bu olayı adil bir şekilde ele alması mümkün değil, yanılırsam çok şaşırırım. Ben hiçbir zaman körü körüne batıcı olmadım ama eskiden batının en azından yereldeki türlü çarpıklıklara karşı alternatif bir düzen ve adalet arayışı için kısmen referans kabul edilebileceğini düşünürdüm. Ama batının savaş suçları ve özellikle de İsrail karşısındaki tutumundan ötürü artık o “kısmen” de yok bende. Siyasetten spora her alanda çifte standart söz konusu. Bu bir zihniyet meselesidir. Nitekim Liverpoollu futbolcuların Lang’a gösterdiği şefkat de sahtedir; skoru almamış olsalardı, bunu göremezdik, Galatasaraylı bir futbolcunun kolu kopsa dönüp bakmazlar, aksine daha da itip kakarlardı. Henüz skoru alamadıkları anlardaki hal ve hareketleri de bunun kanıtıdır. Bu seviyede, dünya markası haline gelmiş bu takımlarla mücadele edebilmek için en az onlar kadar mental ve fiziksel açıdan güçlü olmak, onlar gibi ayakta kalmak, sakatlanmamak, her hareketinizle diri olduğunuzu göstermek zorundasınız. Burada adeta bir “güç istenci” devrededir, sizi güçsüz yakaladıkları anda ezerler. Juventus maçında da aynı şeyi yaşadık, rejisinden taraftarına, saha komiserinden takımına topyekun üzerimize çullanmışlardı ama güçleri yetmemişti. Yaşamı salt hayatta kalmak değil, sürekli bir genişleme ve tahakküm kurma çabası olarak gören bu felsefi düzlemde merhamet ve adalet, çoğu zaman egemen olanın üstünlüğünü tasdik ettikten sonra sergilediği bir lükstür. Avrupa futbolunu ve kurumlarını şekillendiren bu hegemonya da hakkaniyetle değil, kendi hiyerarşisini koruma arzusuyla hareket eder; zayıflık gösterdiğiniz an tüm o medeniyet makyajı akar ve asıl niyetleri ortaya çıkar. Bu yüzden onların kurduğu düzende onlardan adalet veya empati bekleyerek değil, ancak ve ancak güç istencinizi tartışmasız bir şekilde sahaya yansıtarak var olabilirsiniz; asker kökenli bir milli güvenlik hocamız vardı, “hastalanmak yasaktır” derdi, aynı şekilde futbolcular abuk sabuk pozisyonlarda sakatlanmayacak, savaş gazisi gibi sahada dolaşmayacak, sakatlanırsa çıkacak ve yerine daha sağlamı girecek. Taş gibi bir kadronuz olacak, çünkü bu arenada tek geçer akçe, başkasının lütfu değil, sizin dayattığınız kudrettir. İşte bu kudret bizde yok. Ne yapar ne eder o noktaya gelebiliriz, o kudrete erişebiliriz, bunu düşünmek zorundayız ve sadece futbolda değil. Lang’a geçmiş olsun.
ESPN NL@ESPNnl

De plek waar Noa Lang geblesseerd raakte, wordt na afloop onderzocht 🔎 🔗 espn.nl/voetbal/artike…

Türkçe
10
87
701
67.9K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Sizin sayenizde ümitlendik ve sizin yüzünüzden ümidimizi yitirdik, olur böyle şeyler. Kazanmak gibi, yenilmek de var, bir insan veya bir takım her zaman kazanamaz. Gücümüz ölçüsünde gelebileceğimiz yere kadar geldik. Okan Buruk Galatasaray tarihine adını şimdiden yazdırmıştır. Futbolculuğu ve hocalığı döneminde, yerel ve uluslararası ölçekte başka bir futbol adamına kolay kolay nasip olmayacak başarılarda imzası vardır. CV her şey değildir ama çok şeydir. Kabahati hep dışarıda, başkalarında aramanın adet olduğu, dışarıda sahte düşmanlar üreterek içerideki kitleyi konsolide etmenin ve bu şekilde kendi kusurlarını örtmenin yöntem olarak benimsendiği yerde yenilginin sorumluluğunu üstlenmek ve özür dilemek bir erdemdir. Okan Buruk ve ekibine, futbolculara, emeği geçen herkese Şampiyonlar Ligi gibi futbolun zirvesi olan bir organizasyonda, son 16’da bu heyecanı bize yaşattıkları için teşekkür ederiz. Galatasaray’ı seviyoruz, yeniden şampiyon olduğumuzda ve önümüzdeki sezon yeniden Şampiyonlar Ligi’nde mücadele ederken bu geceyi hatırlamayacağız bile. Böyle çok gece yaşadık, tıpkı çok güzel geceler yaşadığımız gibi. Önemli olan istikrarlı bir şekilde bu seviyelerde olmak ve bunu olağanlaştırmaktır. Şimdi, yeniden ayağa kalkmak için başlangıç noktasındayız, yani yaraları sarma zamanı.
Le Marca Sports@lemarcaspors_

Okan Buruk: "Taraftarlarımıza bir ümit verdik ama devamını getiremedik. Bu oyunu izlettiğimiz için taraftarımızdan özür dilerim."

Türkçe
2
1
107
7.2K
C. Cengiz Çevik รีทวีตแล้ว
Galatasaray SK
Galatasaray SK@GalatasaraySK·
Şampiyonlar Ligi’nde gösterdiğiniz mücadele ve verdiğiniz emek için teşekkürler Galatasaray. Şimdi #Hedef2026 yolunda tam konsantrasyon zamanı!
Galatasaray SK tweet media
Türkçe
4.6K
14.5K
129.1K
2.9M