Serhat Yılmaz

3.7K posts

Serhat Yılmaz banner
Serhat Yılmaz

Serhat Yılmaz

@sekoweraa

Vasıfsız işsiz. Kendine Sosyolog. DM ❌

Bingöl, Türkiye เข้าร่วม Aralık 2023
681 กำลังติดตาม1.4K ผู้ติดตาม
Naim GÜÇDEN
Naim GÜÇDEN@av_Naimgucden·
@sekoweraa 👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻kalemine sağlık bıram betimlemelerinin zamanı ve anı somutlaştırdığı bir anlatımla yüreğinden dökülen aheng …
Türkçe
1
0
3
132
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Dün akşama doğru, Mevlânâ’nın Dîvân-ı Kebîr’ini bir kenara bırakıp, “Çıkıp biraz dolanayım, hava alayım, soluklanayım; bıraktığım şehir yerli yerinde mi, bir bakayım?” dedim. Kültür Kavşağı’ndan, Özel Bingöl Hastanesi’nin olduğu güzergâha geçip yürümeye başladım. Epeydir hemen arkamdan cıvıl cıvıl konuşarak yürüyen iki genç kız vardı. Yol vermek için kenara çekildim. Kızlar, yanımdan kuğu gibi süzülüp konuşarak geçtiler. Özel hastaneden TOKİ Hz. Ali Camisi’nin bulunduğu kaldırıma yetiştiğimizde, yer verip önüme geçmelerini sağladığım kızlardan biri birdenbire yere doğru eğildi; küçük bir kâğıt parçasını yerden alıp kaldırdı. Gülümseyerek arkadaşına uzattı. 200 liralık bir banknottu bu. Ardından dönüp bana baktı; gözleri ışıldadı. Sinsice gülümseyerek parayı bana doğru salladı. Dişleri bembeyazdı. “Nezaketin sana 200 lira mı kaybettirdi, yoksa bize yol vermeseydin bu parayı sen mi bulacaktın?” demek istedi, tam olarak anlayamadım. Gece gece, hiç yoktan 200 TL kaybetmiş gibi bir ruh hâline girmedim tabii. :) Bana ait olmayan, üstelik “günah işlemeye dahi değmeyecek” bir miktar para için uğradığım muameleyi ve içimde kabaran o tuhaf hissi bir kenara bırakıp yoluma devam ettim. Biz Bingöllülerin “pijlik” dediği şey, tam da böylesi bir şey aslında: Kurnazlık ile fırlamalık arasında gidip gelen, yer yer sempatik görünen ama özünde bir eksiklik, bir şımarıklık ve bir iç eğriliği taşıyan hâl… Zekâ belirtisi olmaktan ziyade, toplumsal ahlakın inceldiği noktalarda ortaya çıkan bir davranış kalıbı. Kızları, 200 TL’yi, sinsice gülümsemeyi bir kenara atıp, kıssadan kendime bir hisse çıkarmalıyım diyorum. Niyet, bakış ve kalp ayarı. Rivayet edilir ki Hz. Dâvud bir gün bahçesinde oturmuş, bir pirenin bir örümceğe saldırışını seyreder. O sırada bir deli gelir; sopasıyla kavgayı ayırır, hem pireyi hem de örümceği kovar. Hz. Dâvud hayret eder ve Rabbine sorar: “Ey âlemlerin Rabbi! Bu üç varlığın hikmeti nedir? Pire ısırır, bir faydası yok gibi görünür; örümcek durmadan örer ama kimse onun ağını giymez; deli ise hem zarar verir hem de Senin büyüklüğünden habersizdir.” Cevap gelir: “Zamanı geldiğinde, üçünün de sana faydası dokunacak; o vakit her birinin hikmetini anlayacaksın.” Nitekim Hz. Dâvud, bir vakit Saul’un gazabından kaçarken bir mağaraya sığınır. Örümcek, mağaranın girişine öyle bir ağ örer ki peşindekiler içeri girilmediğini sanır ve geri döner. Başka bir zamanda, bir pire vesilesiyle yerini ele verecek bir gafletten, Şaul ve Avner’den kurtulur. Yine bir başka durumda, deli rolüne bürünerek Ahiş’ten kurtulur. Böylece küçümsediği her varlık, bir gün onun kurtuluşuna vesile olur. Bu kıssa, klasik kaynaklarda birebir bu şekliyle yer almasa da tasavvufî anlatılarda sıkça kullanılan bir temsildir: Hak, en değersiz görünen şeylerle bile kuluna yol açar. Çünkü âlemde “abes” yoktur; her şey bir hikmete mebnidir. Mevzu, yere düşen 200 liralık bir banknot değil elbette. Böylesi bir olayın hem içinde hem de dışında olmak; hem oyuncusu hem de seyircisi olmak… İşin sırrına erenler boşuna dememişler: “Biz de bu dünyanın seyrine geldik.” Kimi zenginliği beşiğinde bulur, kimi varlığı önünde bulur, kimi parayı yerde bulur; kimi ise hepsini kaybeder, bir (…) bulur. İnsan, kaybettiğini sandığı şeylerle değil, kaçırdığı hikmetlerle eksilir. Kaybetmediğim bir şeyi, nezaket gösterdiğim için “ben bulmadım” diye üzülmeyeceğim elbette. Hayatım “fair play” muhabbetleri yüzünden “kaybediş” hikâyeleriyle dolu; ancak hakikatte çok da bir şey kaybetmediğimin farkında olduğumu biliyorum, çok şükür. Hanili Salih Bey’in deyimiyle: “Hak yolunda müflis ü hâne-harâb olduksa da, Bu harâbiyetle biz manada ma‘mûr olmuşuz.” Yürümekte olduğum darağaçlarından dönüp, bana yol verenlere bakıyor, gülümsüyorum. Sağdan soldan topladığım hikâyeleri havaya kaldırıp, onlara doğru sallıyorum. Düşlerim bembeyaz!
Türkçe
6
2
65
3.9K
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Körün gözleri iyileştiğinde güneşe, ‘Sen neden daha önce âlemde değildin?’ demeye hakkı yoktur. Zira güneş hareketinde sabittir; değişen sadece körün görme duyusudur. [Şihabüddin Sühreverdî / Cebrail’in Kanat Sesi]
Türkçe
0
2
19
462
Serhat Yılmaz รีทวีตแล้ว
Bingölspor
Bingölspor@12Bingolspor·
ŞAMPİYONNNNNN 🇳🇬🇳🇬
Bingölspor tweet media
Türkçe
14
38
725
14.5K
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Pîrim Ebû Bekir Taybâdî bana yazmıştır ki: Ey muzaffer Timur! Devlet işlerinde şu üç şeyi ihmal etme: Birincisi istişâre, İkincisi sabır, üçüncüsü sağlam ve uyanıklıkla iş yapma. Çünkü istişâresiz giden saltanat yolu yanlış, sonu pişmanlık olur. Saltanat işlerini yürütürken hiçbir şeyi istişâresiz yapma ki, pişmanlık duymayasın. Şunu da bilmen gerekir ki, saltanat işlerinin tamı tamına yarısı bu yolda karşılaşacağın her türlü zorluğa sebat göstererek sabretmektir. İkinci yarısı ise, bazı şeyleri bilip bilmezlikten, görüp görmezlikten gelmektir. Kısacası, her işte sebat ve sabır göstererek uyanık olup, bahadırlık yaparsan, bütün işleri başarabilirsin. Vesselam. [Emir Timur / Tüzükat-ı Timur]
Türkçe
0
0
5
259
Serhat Yılmaz รีทวีตแล้ว
Mehmet alban
Mehmet alban@Mehmetalbanjeo·
Van’da meydana gelen 5.1 büyüklüğündeki deprem, "deprem gerçeğiyle" her an yüzleşebileceğimizi gösteren sert bir uyarıdır. Bu sarsıntıyı bir doğa olayı olarak değil, eksiklerimizi gidermek için son ihtar olarak görmeliyiz. Geçmiş olsun Van. #deprem #Van #Erciş
Mehmet alban tweet media
Türkçe
0
1
4
270
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Padişah zâlim olsa bile, âdil vezir onun çaresini bulur. Eğer vezir zâlim olursa, saltanat işleri çok geçmeden darmadağın olur. [Emir Timur / Tüzükât-ı Timur]
Türkçe
1
0
15
575
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Bugün Ortadoğu, hatta koca bir bölge, devasa bir ateş topuna dönmüş durumda. Savaşın sınırlarımıza sıçraması artık “belki bir gün” meselesi bile değil; her gün yeni bir çatışma, yeni bir füze, yeni bir bombardıman ve yeni bir tehlike kapımıza dayanıyor. Dünyayı yönetenlerin bir kısmı, akıl sağlığı ve dengesi sorgulanabilecek kadar riskli kararlar alıyor, konuşmalar yapıyor. Bu kaosun ortasında, İstanbul’un fethi arifesinde meleklerin cinsiyetini tartışan Bizans ahalisi gibi davranmanın bir anlamı yok. Çevremiz alev alev yanarken, “kim daha mağdur, kim daha haklı, hangi kimlik daha üstün” diye dişimizin kovuğunu doldurmayacak kavgalarla boğuşmak, felaketi hızlandırır sadece. Çünkü bu cehennemden Kürt tek başına çıkamaz, Türk tek başına kurtulamaz, Arap da, Fars da, diğer bölge halkları da… Hiçbirimiz ayrı ayrı bir çıkış yolu bulamayız. Hotel Rwanda filminde otel müdürünün yaşadığı o acı gerçek, biz bu coğrafya halkları için de geçerli: Filmde Birleşmiş Milletler yetkilisi, Paul’e dönüp “Siz Afrikalısınız; Batı için bir kibrit çöpü kadar bile değeriniz yok” der. Aynı cümleyi bugün bölge halkları için de kurmak mümkün. Türk’ün de, Kürt’ün de, Arap’ın da dünyanın efendileri nezdinde bir sarımsak başı kadar kıymeti yok. Türk’ün kanı da, Kürt’ün acısı da, Arap’ın kaybı da onların gözünde sadece istatistik, sadece haritada bir hamledir. Bizim acılarımız onlar için jeopolitik birer araçtan öte değil. ABD-İsrail operasyonları aylardır sürüyor, Hürmüz Boğazı’nda tansiyon yüksek; Filistin, Lübnan, Yemen, Suriye ve Irak ortada. Füzeler Türkiye sınırlarında geziniyor, enerji fiyatları uçuşta, mülteci dalgası kapıda. Dışarıdakiler kendi çıkarlarını kollarken, biz bu coğrafyanın halkları olarak hâlâ ayak oyunlarıyla içerde birbirimize üstünlük kurmaya çabalıyor, etnik ve mezhepsel fay hatlarını kazıyor ve topyekûn bir yok oluşa doğru sürükleniyoruz. Ya aklıselimle, soğukkanlılıkla ve “gerçekçi bir ortak akılla” hareket edip bu cendereden hep birlikte çıkacağız; ya da birbirimizi suçlayarak, “benim tarihim daha eski, kültürüm daha büyük, toprağım daha geniş” diye birbirimize üstünlük taslayarak, birbirimizi araçsallaştırarak cehennemde beraber yanacağız. Tarih bunu defalarca gösterdi: Birlik kurabilenler, ortak tehdit karşısında çıkarlarını akıllıca dengeleyebilenler ayakta kaldı. Bölünmüş, birbirine düşmüş, duygularıyla hareket eden halklar ise yok olup gitti. ‘Gerçek birlik’ romantik bir “kardeşlik” nutku değil. Eşitlik masalı da değil. Herkesin kendi varlığını, güvenliğini ve geleceğini öncelediği ama ortak tehditlere karşı sınırlı, çıkar temelli işbirliği yapabildiği bir akıldır. Türk’ün kaygısı, Kürt’ün hak arayışı, Arap’ın istikrar ihtiyacı… Bunlar farklı. Ama enerji güvenliği, terörle mücadele, mülteci yönetimi, ticaret rotaları gibi dünyanın bütününü ilgilendiren konulardan bağımsız da değil. Ya bu dar boğazdan akılla, sorumlulukla ve gerçekçi bir bakış açısıyla geçeceğiz; ya da “ben haklıyım, sen hainsin” kavgasıyla hep birlikte dibe vuracağız. Seçim bizim. Bu coğrafyanın halkları olarak, birbirimizi kandırmadan, naif hayallere kapılmadan ama birbirimizi de yok saymadan hareket etmenin vakti geldi. Çünkü dışarıdakiler için hepimiz aynı kibrit çöpüyüz. İçeride aklımızı başımıza almazsak, o kibriti kendimiz yakmış olacağız.
Türkçe
0
0
13
407
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
İran, Ortadoğu’nun İngilteresidir.
Türkçe
1
0
9
676
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Dünyayı kazanmak için ruhunu satmak, tümüyle gönüllü, hemen hemen de ittifakla yapılan bir eylem. [John Steinbeck / Sardalye Sokağı]
Serhat Yılmaz tweet media
Türkçe
0
0
8
216
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Hz. Nuh şöyle der: “Kavmimi gece ve gündüz davet ettim. Benim çağrım onların kaçmasını artırdı.” Kastedilen, Peygamberin diliyle Hakk’ın çağrısıdır. Mugalata yaparak kendini aldatma! Kime çağırıldığına bak! Hakk’a çağrılıyorsan, şeytandan bile olsa, o sözü kabul et! Çünkü sen sadece hakikati kabul etmektesin ve onun kimden geldiği önemli değildir. Eşyayı Hak ile bilen adamların talebi budur. Onlar, Hakk’ı eşyayla bilmezler. Bu nitelik sahipleri İlahi terazileri tam bilenlerdir ve sayıları âlemde azdır. [İbn Arabî / Fütûhat-ı Mekkiyye]
Türkçe
0
0
11
267
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Rojbaş, Ashab-ı Kehf uykusunu bilenler; sibê xeyr, zalimin o pis, o çirkin, o iğrenç yüzüne yumruk sallayıp kendi kuyusuna inenler; günaydın, “yürek devleti”nin en dip, en kuytu, en karanlık yerini kendisine bir “mescit”, bir “secdegâh-ı ezel” edinenler! Uyku, kaçış değil; biriktirilmiş bir uyanıştır. Sessizlik, teslimiyet değil; fırtınanın nefes alışıdır. Karanlık ise çoğu zaman, güneşin sabrı; kulun, Hakk’a yürüyüşünde bir perde-i imtihandır. Rojbaş, gecenin zift karanlığına yayılıp sabahın ilk kıvılcımını bekleyenler… Sibê xeyr, korkunun paslı kilidini tevekküllün dişleriyle sökenler… Günaydın, suskunluğun içerisinde bir n/isyan gibi büyüyenler! Zalimin gölgesini dahi kendisine yurt edinmeyenler, bir devri ahtapot kolları gibi saran esaret zincirlerini tesbih taneleri gibi çekip bitirenler. Bir devir sizi “lanetliler” diye kodlayabilir. Ancak lanet, insanlık tarihi boyunca çoğunlukla korkakların dilinde dolaşan bir kelime; bazen de hakikatin, zalimin kulağında yankılanan sesi oldu. Vızzzz… vızzz, vızzz da vızzz, vızzzzz… “Atina hantal bir attır, ben ise onun uykusunu delen bir at sineği;” Nemrud ilahlık iddiasında bulunan koca bir dağdır, bense o dağı delen topal vehim sineği. “Sizi rahatsız etmeye geldim.” Öyleyse, bir kez daha ve daha da gür bir sada ile: Rojbaş, sibê xeyr û günaydın, “yeryüzünün lanetlileri”… 🍁
Türkçe
0
0
7
247
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Duyular, bilgiye ulaştıran bir yoldur. Gaye, bir şeyi bilmektir; yoksa bilginin nasıl gerçekleştiği gaye değildir. Kör bir insanın -görme gücünü yitirmiş olmasına rağmen- renkleri ayırt edebildiğine tanık oldum. Allah, onun görme gücünü dokunma duyusuna vermişti ve o da dokunma gücüyle görmekteydi. Ulûhiyetinde Hakk’ın kendisini birlemesini öğrenmek, bu menzildeki ilimlerden biridir. Bunu hangi dille öğrenebilirim? Kendisini anlamanın da takip edeceği şekilde, bu ilahi bildirimi duyacak olan kulak nedir? Duymayı bir anlama takip etmezse, acaba duymanın gerçekleştiği veya gerçekleşmediği söylenebilir mi? Hayvan insanın mertebesi nedir? Onun kuvve haliyle insan-ı kâmil’de fiil halde bulunan hususlarda insan-ı kâmille yarışması, bu menzilden öğrenilir. İnsan-ı kâmilin hayvan insandan ancak hüküm itibarıyla ayrıştığı, bu menzilden öğrenilir. Çünkü hayvan insan da hayvanların rızkıyla beslenir. İnsan-ı kâmil için bu rızık olduğu gibi, buna ilave rızıklar da vardır. Çünkü kâmil insanın, hayvan insanın kendisine ulaşamayacağı ilahi rızkı vardır. İlahi rızık, insan-ı kâmilin kendisiyle beslendiği ve hayvan insan adına meydana gelemeyecek tefekkür ilimleri ile zevk ve sahih düşüncedir. [İbn Arabî / Fütûhât-ı Mekkiyye]
Türkçe
0
0
6
190
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
“Günden Kalanlar”, bir siyaset teorisi kitabı değil hocam. Kazuo Ishiguro’nun ustalıkla işlediği, insanın kendi kendini kandırma sanatını, sadakat ile duygusal körlük arasındaki ince çizgiyi, “Ben onurlu bir hayat yaşadım” sanrısını ve kendi duygusal kısıtlamalarını erdem diye yüceltmenin yanılsamasını sorgulayan bir roman. Ishiguro net bir “çözüm önerisi” sunmaz; güçlü, rahatsız edici imalarla yetinir. Roman, tarih boyunca bir ideolojiye, bir lidere, bir sisteme ya da bir “büyük dava”ya körü körüne bağlanıp “Ben sadece görevimi yapıyordum”, “Ben sadakat gösterdim”, “Ben onurlu hizmet ettim” diye kendini teselli eden milyonlarca insanın evrensel halini, en zarif, en kibar ve en “İngiliz” suretiyle (Stevens karakteri üzerinden) gözler önüne serer sadece.
Türkçe
0
0
1
32
Serhat Yılmaz รีทวีตแล้ว
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
* Siyasetin insanları kısacık birkaç yıl içinde bile tanınmaz hale getirebildiğine çok yakından tanık oldum. * Bugünün dünyası ince ve soylu içgüdülerin barınamayacağı kadar pis bir yer. * Demokrasi çoktan tarihe karışmış bir çağa ait. Dünya, genel oy hakkıyla yönetilemeyecek kadar karmaşık bir yer haline geldi. [Kazuo Ishiguro / Günden Kalanlar]
Serhat Yılmaz tweet media
Türkçe
1
2
13
595
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Dünyada hiç kimseyi görmedim ki ta başa dek kanat olmasın; herkes coşkun, herkes ateşli, herkes pusuda, bir bahane arıyor. Herkes aşktan meydana gelmiş; herkesin ciğeri yaralı, herkes dudağını yummuş; fakat can bahçelerinde kat kat şakayıklar açılmış. İyi, kötü gerçekler uyuyan arslana benzer; ona bir el attın mı, âlemi birbirine katar. Toprağa mensup olan herkesin bedeninde nice gökyüzü güneşi var; nice kükreyen arslanlar ceylan şekline bürünmüş, gizlenmiş. Bu gizli gerçek, insanların yaratılışı gibi toprakla gökten doğmamıştır; bu damatla bu gelinden çok eşsiz çocuklar doğmuştur ama bunlar onlardan meydana gelmemiştir. Düşüncenin ayağı balçığa saplanakalmıştır ama o, nice yerleri dolaşır, Zühal’in üstüne bile ayak basar. Ey balçığa bulanmış, şu tozdan topraktan yıkan, arın diye ta yücelerden lütuf suyu akıtılmıştır. Fakat sen bu Zemzem’i görmüyorsun da her solukta biraz daha batıyorsun; Eyyub’san, mahremsen ilacı ayağının altında ara. O, yıkanmak için suya daldı mı, su kapar gider onu; o kutlu mekansızlık bahçesine doğru elma gibi yuvarlar onu. Elması elma bahçesine ulaştı mı taştan da kurtulur, zarardan da; o gül bahçesinde şeftali alınmaktan, öpülmekten başka bir zarar görmez o. Vîs’in gönlüyle Râmîn’in gönlü birlik cennetini görür; kırmızı gülle şebboy yüz yüze, sarhoş bir halde oturur. O yandan elinde üzümden çekilmiş hâlis şarap kadehi, bir huri belirmede, bu yandan güzelim bir gelin, güle oynaya güzelim bir geline yüz tutmada. O bağışı güzel bahçede çiçekler gibi beyazlar giyenler, zulümden kurtulduk artık; o yılan yüzlü bizden tezce geçti gitti diye açılır saçılırlar. Can gözleri kanat açar, göz o görülecek şeylere dalar gider; ağız ballarla, şekerlerle dolar; artık geri kalanını da sen söyle. [Mevlânâ / Dîvân-ı Kebîr V]
Türkçe
0
1
8
238
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Selim akıl, sahih düşünce ve genel iman sahibi olanlara gelince; onlar hayreti yerli yerinde ve kendi mertebesinde tutmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle duâ etmiştir: “Allah’ım! Sendeki hayretimi artır.” [İbn Arabî / Fütûhât-ı Mekkiyye]
Türkçe
0
0
9
242
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Bu dilin sözcükleri ağızdan değil, kalpten çıkıyor. Bu derece etkili olmasının, kulağa değil de kalbe vurmasının sebebi de bu olsa gerek. Türkçeye çevrilince çok da bir şey ifade etmeyen şu parçanın sözleri, Zazaca’ya dönünce nasıl da kendini buluyor, çarpıp darmaduman ediyor. Goş bidên, goşdarî bikerên… 🍁
Türkçe
0
1
26
626
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Gönlün çevresinde boyuna dolanıyorsun, biliyorum ne yapacaksın, biliyorum ne yapacaksın; gönlü kan edeceksin, yüzü sapsarı sarartacaksın sen. Bir oyundur çıkardın, gönlün varını yoğunu bir uğurdan aldın, götürdün. Bu oyundan sonra daha neler meydana çıkaracaksın, biliyorum ben. Bir bakışla ciğerimi yaraladın, onu ateşlere attın, yaktın, kavurdun. Görüyorum, pişireceksin; biliyorum, yiyeceksin onu. Sıcak gözyaşlarım için olsun, soğuk âh edişlerim için olsun, bir sor şu yanışımı. Görüyorsun zaten, bir sor. Sıcakla soğuğun farkındayım ben. Benim bağrım tutuşmuş, gönlüm yanıyor; senin eteğin tutuşmuş ama arada fark var. Yanıştan yanışa, dumandan dumana, dertten derde ne farklar var, biliyorum ben. Gönlüme, “Erler gibi dayan” diyorum da gönlüm diyor ki: “Gam yüzünden erkekle kadını ayırt edebilirsem ne erkek olayım, ne kadın.” A gönül, her yelle toz gibi tozmaktasın; fakat “Erlikle denizi de tozutmayı bilirim ben” demiyorsun. Gönül, bana cevap vererek dedi ki: “O Ay çift-tek oynuyor ama çiftle teki ayırt edebilirsem, kâfir gibi Tanrı’ya çift demiş olayım.” Tavlaya girişti mi, şeş-penç zar atar. Ben de şu oyunu bilirsem, gama mat olayım. [Mevlânâ / Dîvân-ı Kebîr V]
Türkçe
0
0
6
247
Serhat Yılmaz
Serhat Yılmaz@sekoweraa·
Şayet Allah nasip eder de ileride, kaplan yavrusu gibi kızınca “kıxxx” diye küçük kırmızı ağzını açıp, olmayan dişlerini göstererek beni ürkütmeye çalışan, mis kokulu, şirin mi şirin bir çocuğum olursa; yüreğimde biten sevgi pıtırcıklarıyla ve kaçak tütünle kaçak çayın ağzımda bir zımparaya çevirdiği o yasak ve uyuşuk dilimle seveceğim, temizleyip pîr û pak edeceğim onu. O dilimle ninniler söyleyecek, dualar üfleyecek; her hecesine bir rahmet, bir merhamet ekleyeceğim. Uykusuna usulca dokunacak, korkularını sessizce alıp götürecek, gülüşüne kendi ömrümden bir parça katacağım. Yabaniliğimizi alan, ilkelliklerimizi kırpan, bizi her anlamda evcilleştiren, güzelleştiren, “ilahi ve insani” olana yaklaştıran minik kaplanlarımızın sayısının artması dileğiyle; şewa şima weş bo gelê twitter… 😊
Serhat Yılmaz tweet media
Türkçe
7
2
15
347