
Teslim Alınamayan İrade: Mehmet Fatih Öktülmüş |
“Apo, Fatih, Hasan, Haydar
Yanar hücre hücre yanar
Kızıl karanfiller gibi
Elde bayraklaştılar”
İlk ölüm orucu şehitlerinden biri olan Mehmet Fatih Öktülmüş, 17 Haziran 1984’te yaşamını yitirdi. 49 yılında Trabzon’da doğan Öktülmüş, hem yoldaşı hem de kuzeni olan Osman Yaşar Yoldaşcan’la birlikte daha lise yıllarında omuz omuza mücadeleye atıldı. ODTÜ’yü kazanmasının ardından Ankara’da 68 ruhunu yaşamış, aktif bir parçası olmuştu; 6 Ocak 1969’da ABD büyükelçisinin arabasının yakılmasında da yer almıştı. Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB) ve onun öncülü sayılan Basın Yayın Komünü’nde, diğer adıyla “Aktancılar”da faaliyet yürüttü.
Fatih Öktülmüş, devrimci hareketin ihtiyaç duyduğu, yaşamını devrim yoluna adayan profesyonel devrimci kadrolardan biriydi. Mücadele yaşamı boyunca tek bir alana sıkışmayan; politik, örgütsel, askeri ve ideolojik pek çok çalışmada yer alan çok yönlü bir devrimciydi. Hapishanede başı dik bir direnişçi; gerektiğinde silah kullanmaktan çekinmeyen, alçakgönüllü, fedakar, devrime irade koyan ve işkenceye karşı direnişiyle örnek olan bir devrimciydi. Son yakalandığında sahte kimliğinde kullandığı isim “Dilaver Yanar”dı. İşkencelerde başka isim söylemez ben Dilaver’im derdi.
Basın Yayın Komünü tarafından Temmuz 1971’de gerçekleştirilen ve Türkiye’nin en büyük siyasi soygunlarından biri olarak bilinen Denizli Ziraat Bankası aracı soygununda da yer aldı. İzmir’den Denizli’ye taşınan yaklaşık 4 milyon TL, halk adına kamulaştırılmıştı.
1975 sonunda THKO ile birleşilmesiyle başlayan ve 1977 Mayıs’ında ayrılıkla sonuçlanan süreç ve sonrasındaki Adana zamanları; Fatih’in hem kendisini hem de çevresini eğittiği, kime dokunsa iradesini güçlendirdiği, yüzünü güldürdüğü; dertlerine ortak olduğu yıllar oldu.
Bu süreç, onun örgütçü yanının ve devrimci önderlik özelliklerinin daha da belirginleştiği bir dönemdi.
Adana Hapishanesi’nden Konya Hapishanesi’ne sürgün edilmesiyle birlikte, mücadele koşulları değişmemiş sadece mekan değişmişti. Konya Hapishanesi’nde de beraber kaldığı siyasi tutsakları örgütlemiş, idareye kendi şartlarını kabul ettirmişti.
12 Eylül darbesinden sadece 17 gün sonra, Osman ve Fatih; yanlarında silah ve el bombalarıyla bir soyguna giderken, arama yapan jandarmalarla karşılaştı. O saatten sonra aralarında saatler süren bir kovalama yaşandı. Ertesi gün, bir başkomiseri öldüren, bir polisi ve iki askeri yaralayan Osman’ın çatışmada şehit düştüğü öğrenildi. Kolundan yaralanan Fatih ise kaçmayı başarmıştı. Gittiği yerin kurallarına uymaz aksine kuralları yıkar kendi kurallarını inşa ederdi.
29 Mart 1981 tarihli Milliyet gazetesinin birinci sayfasında, işkence gördüğü hırpalanmış yüzünden açıkça belli olan fotoğrafıyla yer aldı. Devrimci Yolcu Durhasan Şahin’in anlatımına göre, Fatih ağır yaralıydı; yarasına kalem sokulacak kadar insanlık dışı işkencelere maruz kalıyordu. Buna rağmen tek bir “ah” bile demiyordu.
20 gün süren sorgulama boyunca gerçek kimliğini gizledi ve “Benim adım Dilaver Yanar” sözünden başka tek bir kelime etmedi. İfade vermedi, tutanak imzalamadı, yüzleşmeleri reddetti ve acıya tepki vermeyerek işkencenin amacını boşa düşürdü. Ona işkence edenler yüzünü dahi ekşitmeyen Fatih karşısında bir böcekten farksızdı.
Devrimcileri davalarından döndürmek, kişiliklerini sindirmek ve askeri disiplin altına almak; Fatih, bu dönemde direngenliğiyle en büyük cevabı vermişti. Birçok kentin işkence odalarından ve İstanbul’un en zorlu zindanlarından ser verip sır vermeden başı dik çıkmıştı.
1984 yılında tek tip elbise uygulamasına karşı başlatılan açlık grevleri sırasında, Metris Cezaevi’nde diğer üç Devrimci Solcu Abdullah Meral, Haydar Başbağ ve Hasan Telci ile birlikte ölüm orucuna girerek şehit düştü. Ömrü boyunca insanlık onuruna yaraşır bir şekilde yaşasın diye halklar; ardında boyun eğmeyen bir duruş, sarsıcı bir direniş ve devrimci irade bıraktı.

Türkçe


















