vakfe

40.8K posts

vakfe banner
vakfe

vakfe

@vaqfe

เข้าร่วม Nisan 2012
365 กำลังติดตาม567 ผู้ติดตาม
vakfe รีทวีตแล้ว
History Speaks
History Speaks@History__Speaks·
Ben-Gurion: 'We have ancient roots in the Levant, but we are Europeans. We came [to Palestine] as Europeans.' Jabotinsky: 'The [Ashkenazi] Jews, thank God, have nothing in common with the Near East.' Herzl: (writing to Cecil Rhodes): 'Zionism is a colonial venture!'
Eye on Palestine@EyeonPalestine

Israel’s Foreign Minister Gideon Sa’ar: They portray Israel as a colonial project while we are the indigenous people of this land.

English
39
1.4K
3.4K
137.3K
vakfe รีทวีตแล้ว
Kaybolan Tarihin Peşinde
Kaybolan Tarihin Peşinde@mehmet_dilbaz·
İstanbul'un fethi sırasında şehit düşen askerlerin büyük bir kısmının Tokmaktepe Mezarlığı'na defnedildiğini ve 70'li yıllarda buranın üzerinden E5 bağlantı yollarının geçirildiğini biliyor muydunuz! İlk fotoğraf 1966 yılına ait hava fotoğrafı. #kaybolantarihinpeşinde
Kaybolan Tarihin Peşinde tweet mediaKaybolan Tarihin Peşinde tweet media
Türkçe
8
49
399
55.8K
vakfe รีทวีตแล้ว
Following Hadrian
Following Hadrian@carolemadge·
#ReliefWednesday - Marble relief showing the fate of Ixion, who was tied to an ever-spinning wheel in Tartarus, a punishment ordered by Zeus for his hubris and attempted seduction of Hera. Dated to the 1st or 2nd century AD. Archaeological Museum of Side, Turkey.
Following Hadrian tweet media
English
0
11
50
2.1K
vakfe รีทวีตแล้ว
Onur
Onur@Tweets4Onur·
Ursula, Orban tecrübesini yaşadık, o yüzden nüfus bazlı çoğunluk oylamasına geçeceğiz diyor. Almanya, Fransa bundan sonra her kararı çıkartır, küçük ülkelerin oyu tamamen göstermelik. Ayrıca bu TR'nin AB'ye asla üye olmayacağının 2009'dan beri herhalde 500'üncü defa yeni ispatı
Based Hungary 🇭🇺@HungaryBased

🇪🇺 HUGE! Ursula DECLARES the European Union will move away from Unanimous Voting. "We need to use the momentum of the Hungarian elections, to push for qualified majority voting!" Smaller states have lost their voting power in the European Union!

Türkçe
40
98
1.4K
119.5K
vakfe รีทวีตแล้ว
Anatolian Archaeology
Anatolian Archaeology@Anatolian2023·
Rare views from the 1932 restoration of Hagia Sophia… Led by Thomas Whittemore, the team worked for 18 years to uncover the long-hidden Byzantine mosaics beneath layers of plaster. 📸 From the archive of Dmitri Kessel
Anatolian Archaeology tweet media
English
0
8
36
727
vakfe รีทวีตแล้ว
Sabancı Çelebi🦌
Sabancı Çelebi🦌@dionysosmoor·
Ne gördün, ne yaşadın da 15. yüzyılda şunları çizdin. Kaç yıldır burada halk hikayesi, mitoloji vs. anlatıyoruz. En ilginç gelen, yorum yapamadığım adam hala Siyah Kalem.
Sabancı Çelebi🦌 tweet mediaSabancı Çelebi🦌 tweet mediaSabancı Çelebi🦌 tweet mediaSabancı Çelebi🦌 tweet media
Türkçe
27
37
662
82K
vakfe รีทวีตแล้ว
Alp Buğdaycı
Alp Buğdaycı@alp_bugdayci·
Osmanlı’da yabancılar, kendileri üzerine ilk kez 1867’de mülk edinme hakkı elde etmişti. Ondan önce, padişah fermanlarıyla tanınan istisnaları hariç tutarsak, böyle bir hakları yoktu. Fakat ne var ki, 1850’de İzmir’de vergilendirilebilir mülkün 1/3’ü yabancılara aitmiş. Osmanlı’nın sınırlı devlet kapasitesini ve yeri gelince merkezi kuralların nasıl defacto müzakerelerle nasıl şekillendirilenildiğinin iyi bir göstergesi olsa gerek.
Alp Buğdaycı tweet media
Türkçe
5
20
166
10K
vakfe รีทวีตแล้ว
Zinde Kültür
Zinde Kültür@zindekultur·
Semerkant'ta bize arkadaşımız M. eşlik etti, 27 yaşında bir genç. Koyu İslamcı, sakalları uzatmış. Yasak değil mi diye sordum. "Eskiden sokakta yasaktı ama şimdi serbest sadece memurlara yasak" dedi. Laik bir devlet kurduğu için Kerimov'u sevmiyor, heykeline bile yaklaşmadı. "Eskiden çok kötüydü ama yeni başkan dini yasakları azaltıyor, o fena değil" diyor. Burada neden kimse siyaset konuşmuyor diyorum, eliyle kelepçe işareti yapıyor "korkuyorlar" diyor, sokağı gösterip "şurada yedi kişiyle konuş dördü polistir" diyor. Gerçekten de kimse siyasetle ilgilenmiyor gibi. Sadece iç siyaset değil, dış siyasete dair de hiç merakları ve ilgileri yok. İran'da savaş olduğunu duymuşlar, konuştuğumuz 2-3 kişinin hepsi "sizde de savaş var mı" diye sordu bize. Haberlere çıkıyormuş savaş ama tamamen tarafsız şekilde yer alıyor dediler, İsrail'e karşı menfi bir tavır yokmuş. Cuma namazında da Özbekistan yöneticilerinden sporcularına uzun uzadıya dua edildi hatta satrançcı bir gençleri uluslararası turnuvaya gitmiş ona bolca dua edildi ama Filistin veya dünyadaki herhangi bir Müslüman toplum hiç anılmadı bile. Bizim camilerdeki hutbelerle kıyaslayınca buradaki sanki lokal bir din gibi. Sanıyorum bu da siyasete ilgisizlik ve devletten korkudan kaynaklı. M.'ye burada gençler dindar mı diye soruyorum. Yok diyor şikayet edercesine, "ibadet etmezler, yaşlılar daha çok ediyor" diyor. Gençler pek ibadet etmiyor olabilir ama İslam bir kimlik olarak gençler arasında güçlü ve git gide daha da güçleniyor. Milli kimliğin bir parçası olarak görüyorlar. Esasen devletin istediği de tam olarak bu. Din politikası bizdeki 12 Eylül rejiminin politikasına çok benzer. Din, devletin sıkı kontrolü altında tutuluyor. Son dönemde gevşeme olsa da görünürde hâlâ katı bir laik devlet imajı hakim ama arka planda ise devlet eliyle bir Özbek-İslam sentezi yaratılmak isteniyor. Tarihi camiler müzeye çevrilmiş veya metruk halde bırakılmışken devasa yeni camiiler yapılıyor. Sokaklarda, meydanlarda maneviyat ile ilgili özlü sözler yazılı. Mezhep imamlarının, hocaların, evliyaların falan türbeleri yakın zamanlarda elden geçmiş, çok iyi durumdalar. Tarihi türbelerin çevresine devasa kompleksler yapılıyor. Örneğin Semerkant'ta bomboş bir bölgede bulunan İmam Buhari Türbesinin çevresine devasa bir camii, medreseler ve evler inşa ederek bizdeki Menzil gibi bir yerleşim yaratmışlar. İmam Matüridi Türbesinin çevresinde de inşaat çalışmaları devam ediyordu. Türkiye'deki tarikatlar da burada çok aktifmiş, tarikatçılığı çok hızlı bir şekilde yayıyorlar deniliyor. M.'ye Sovyetleri soruyorum, burada insanlar Sovyetleri sever mi diye. "Yaşlılar seviyor ama gençler hiç sevmez" diyor. Yaşlılar neden seviyor diyorum. "O zamanlar iş ve pul çokmuş o yüzden seviyorlar" diyor. Peki gençler neden sevmiyor diye sorunca "ee gençler kimliklerini biliyor artık" diye cevap veriyor. Yaşlılarda milliyetçilik hiç yok diyor ama gençlerde çok güçlüymüş. Aslında yaşadıklarının sandığı gibi bir şey olmadığını M.'ye anlatmak imkansız, o yüzden hiç denemiyorum bile. Ama içimden "Biz de Türkiye olarak bu yollardan geçtik, aynı tarz milliyetçi - muhafazakarlığın bizi getirdiği yer ortada, 30-40 yıla varmaz siz de Türkiye'nin çok daha kötü bir kopyası olursunuz, pek milliyetçi ve pek muhafazakar devletinizde tarikatların ve sermayenin kölesine dönüşürsünüz, hele yabancı sermaye ve turizm biraz daha gelişsin de..." diye geçiriyorum.
Zinde Kültür tweet media
Türkçe
1
4
54
4.1K
vakfe รีทวีตแล้ว
zülfikar kürüm
zülfikar kürüm@murrusafi·
Magazin kelimesinin aslı, Arapça mahzen imiş. Mahzen’in tekil formu mahazin. Hazine de bu kelimenin başka bir bâbı. Yani depo, anbar anlamında. Oradan İtalyanca’ya magazzino olarak geçiyor. Muhtemelen Arapların Sicilya hakimiyeti esnasında. Sonra Fransızca magasin ve İngilizce magazine. Silah şarjörü, fişek haznesi. 1731’de bir dergi çıkıyor. The Gentleman’s Magazine. Bu dergiyle birlikte kelime, çeşitli yazıların toplandığı bir bilgi deposu anlamına işaretle, magazine olarak yaygınlık kazanıyor.
Türkçe
1
5
38
4.4K
vakfe รีทวีตแล้ว
Alper Tüydeş
Alper Tüydeş@alpertuydes·
Şu konu sıkça dile geliyor. Allı turna flamingo mu? İspat edemem ama bir şeyler anlatabilirim. Anadoluda allı turnam türküsünün çıkış yaptığı düşünülen bölgelerde flamingo yerine turna daha yoğun görülüyor. Göç etme, haber alma getirme konularında flamingolardansa turnalar daha kafaya oturur. Bunun yanında ülkemizde iki turna türü görülüyor. Aşağıda görselde paylaştım ilki telli turna fotoğrafı. Gerçekten de tel tel tüyleri kafasından arkaya sarkar. Göğsünde de görülüyor hatta. Diğer fotoğraftaki ise normal turna dediğimiz kuş. Telli turna ile normal turna arasındaki en bariz ayrımlardan birisi kafasında kırmızılık var normalin. Eskiler bizden daha iyi gözlemciydi. Ağaç demek yerine çınar demişler söğüt demişler. Yeşilbaş demişler, ceylan demişler, telli turna demişler… Flamingoya ne dediler? Yabancı isim ama yerelde değişen bir çok ismi vardır eminim. Türkçemizi korumak adına bu konunun irdelenmesi çok güzel olsa da allı turna flamingodur demek ayrı bir kapı açıyor. O zaman telli turnaya ne diyeceğiz? Turnayı nasıl ayıracağız?
Alper Tüydeş tweet mediaAlper Tüydeş tweet media
erolgoka@erolgoka

Allı turna, flamingo kuşunun Anadolu'daki halk arasındaki adıdır. Bu nedenle kültürümüzde önemli bir yeri olan bu kuşa “flamingo” değil “allı turna” demek çok daha uygun olacaktır.

Türkçe
26
18
306
38.8K
vakfe รีทวีตแล้ว
Serkan Kayalar
Serkan Kayalar@SerkanKayalar_·
İbn Battuta bu topraklara, Lazkiye’den kendisini taşıyan bir Cenevizli tüccar gemisinin Alanya’ya ulaşmasıyla ayak basar. Aslında Anadolu’ya yolculuğu, Hindistan’a giderek iş bulmayı planladığı uzun seyahatinin bir merhalesidir Anadolu hakkında ise şu ifadeleri kaydeder: “Allah güzellikleri diğer topraklara ayrı ayrı dağıtırken, burada hepsini bir araya getirmiştir. Burada yaşayanlar dünyanın en güzel, en temiz giyimli, en lezzetli yemeklerini pişiren ve Allah’ın yarattıkları içinde en kibar insanlarıdır.”
Cards of History@GodPlaysCards

Ibn Battuta left home at 21 to complete a religious pilgrimage that should have taken sixteen months. He came back twenty-nine years later. Just look at the map, he is a man that truly lived an odyssey. I've gathered some highlights from his 117.000 kilometer journey. Here we go: 🔸Born February 24, 1304, in Tangier, Morocco, into a family of Islamic legal scholars and judges. His name, literally, means "son of a duckling." 🔸Trained as a qadi, a Muslim judge with authority over religious and civil matters. That credential would open doors on every continent he visited. He was smart enough to know it. 🔸Left home riding alone on a donkey. On the road to Mecca he developed a fever so severe he had to tie himself to his saddle to avoid collapsing. He kept going. That became the pattern. 🔸In Alexandria, early in the journey, a holy man named Sheikh Burhanuddin told him he would travel to India, Sind, and China, and meet specific scholars there by name. Ibn Battuta did exactly that. He recorded the prophecy without apparent amazement. 🔸Completed the hajj in 1326, then joined a caravan heading into Mesopotamia. He had discovered, somewhere along the North African coast, that he simply loved to travel. 🔸One caravan he joined functioned as a moving city. When it stopped, food was cooked in giant brass cauldrons for the poor. It had its own markets, luxury goods, and fresh fruit. At night they lit torches along the entire length of the column, turning the darkness into what he described as radiant day. 🔸What followed is almost impossible to compress. Persia. Iraq. Azerbaijan. Yemen. The Horn of Africa. Mogadishu. The coast of Kenya and Tanzania. The Crimea. Constantinople. Central Asia. India. The Maldives. Sri Lanka. Sumatra. China. Mali. He crossed the Sahara. He rode the Grand Canal. He visited Beijing, Hangzhou, and Guangzhou, and reportedly saw the Great Wall. 🔸117,000 kilometers in total. That surpassed Zheng He's 50,000 and Marco Polo's 24,000. He did it without a mission, a sponsor, or a navy. 🔸His method was elegant and entirely parasitic on a single fact: the Islamic world in 1325 stretched from Morocco to the Malay peninsula, and everywhere within it, a scholar who could speak Arabic and recite the law was guaranteed hospitality. 🔸Ibn Battuta exploited this with genius. He arrived in courts as a learned man, was appointed qadi, collected gifts, gathered a retinue, married locally, then left. 🔸He documented death rituals everywhere he went with the detachment of an anthropologist. In Turkey, forty days of mourning for a ruler's mother. In Iran, a funeral that resembled a wedding celebration. In some regions, slaves and concubines buried alive with the deceased. He recorded all of it and moved on. 🔸In Delhi, the Sultan appointed him grand qadi of the city. His employer was a ruler described as an extraordinary mixture of generosity and cruelty. Ibn Battuta watched friends executed regularly, feared for his own life daily, and eventually fell into disgrace. He wrote about the sultan with a psychologist's precision, terror and fascination running through every line. 🔸Then came the shipwreck that saved his life. Appointed as the sultan's ambassador to China, he loaded ships with hundreds of gifts including horses, slaves, and gold. He missed the departure to attend Friday prayers. The ships sank in a storm. Everything was gone. He was alive, stranded, and too afraid to return to Delhi to explain what had happened. He sailed to the Maldives instead. 🔸In the Maldives he served as qadi, married into the ruling family, got involved in local politics, and came close to making a play for the sultanate itself. He found the situation too dangerous and moved on. 🔸He survived bandits, shipwrecks, and a sultan's suspicion. On one occasion he was robbed and escaped with nothing but his trousers. He caught up to his caravan on foot and kept going. 🔸By the end, the Rihla records encounters with over 60 sultans and more than 2,000 prominent figures. He made himself welcome, or at least useful, in virtually every court he entered. 🔸He kept no journal. Everything he recorded, he carried in his head for decades. When he finally dictated the whole account, he reconstructed twenty-nine years of travel entirely from memory. 🔸Some scholars believe sections describing China were lifted from earlier authors. His account and Marco Polo's share suspiciously similar passages. He had no notes to prove otherwise. 🔸Near the end of his life, the Sultan of Morocco insisted he dictate the whole account to a scholar. The result was titled A Gift to Those Who Contemplate the Wonders of Cities and the Marvels of Travelling, now known simply as the Rihla. 🔸Then he was appointed a judge in Morocco and vanished from history. He died in 1368 or 1369. His work was unknown outside the Muslim world until the nineteenth century. 🔸His contribution to geography is considered as great as that of any geographer, yet for centuries he appeared in no textbook, Muslim or Western. To conclude: Ibn Battuta did not set out to be an explorer. He set out to fulfill an obligation and found he could not stop. What he produced, one man's firsthand account of the medieval Islamic world from Morocco to China, is a document with no equivalent in any other civilization of its era. Marco Polo had backers, a trade route, and a famous name. Ibn Battuta had a credential, a memory, and an inability to go home. As always, if you have a figure that should be honored and immortalized with a card, I'd love to hear your suggestions.

Türkçe
2
63
372
21.3K
vakfe รีทวีตแล้ว
Mehmet Çalışkan
Mehmet Çalışkan@caliskantarihci·
Osmanlı'nın en eski saat kulesi Üsküp'te Sultan (II.) Murad Camii yanında yer alıyor. 1566-1573 yılları arasında yapıldığı düşünülüyor, çünkü saat 1566'da fethedilen Zigetvar'dan getirilmiş ve 1573'te Fransız seyyah Philippe du Fresne Canaye şöyle yazmış: "Bu şehrin bütün şehirden duyulan ve saatleri Fransız usulü çalan bir umumi saati vardır. O, iyi bir maaş alan ustasıyla birlikte Macaristan'daki Zigetvar'dan getirilmiştir ve Türkler saatleri oldukça sevmelerine ve onlara büyük önem vermelerine rağmen bütün Türkiye'de başka bir umumi saat bulunmamaktadır." Saat kulesi depremlerde zarar gördüğü için şu an orijinal halini taşımıyor.
Mehmet Çalışkan tweet media
Türkçe
0
9
65
2.7K
vakfe รีทวีตแล้ว
önder kaya istanbul gezgini
önder kaya istanbul gezgini@onderkayaistan1·
Fener evleri. 18. Yyda Fenerli zengin Rumlara ait konakların selamlık ya da divanhanesi olduğu sanılan bu yapılar İBB Miras ekibi tarafından restore edildi. Bir kısmı bazı kurumlara tahsis edilirken bazısında da sergiler yapılıyor ve gezilebiliyor. Seksenlerdeki yıkımlar sırasında pek çok yapı ortadan kaldırılmış olsa da kalanların gelecek nesle devri açısından değerli bir girişim. Yapının içindeki zarif çiçek bezmesi ise ayrıca güzel
önder kaya istanbul gezgini tweet mediaönder kaya istanbul gezgini tweet mediaönder kaya istanbul gezgini tweet media
Türkçe
1
20
229
12.7K
vakfe รีทวีตแล้ว
arkeolojihaber ®
arkeolojihaber ®@arkeolojihaber·
📍 Perge’de “ölüm kapıları” bulundu: Antik stadium idam arenasına dönüşmüş. Antalya’daki Perge Antik Kenti’nde İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Kazı Başkanı Prof. Dr. Sedef Çokay Kepçe tarafından "Geleceğe Miras Projesi" kapsamında yürütülen kazılar, kentin stadium yapısının Geç Antik Çağ’da amfi tiyatroya dönüştürülerek idamların gerçekleştirildiği bir alana çevrildiğini ortaya koydu. Alan Sorumlusu ve Kazı Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Aytaç Dönmez’in aktardığına göre, yapı Geç Roma Dönemi'nde sadece spor müsabakalarına değil, aynı zamanda, gladyatör dövüşleri, hayvan avı gösterileri ve infazlara ev sahipliği yapacak şekilde yeniden düzenlendi. Araştırmalar, arenada platformlar, hayvan hücreleri ve özel kapı sistemlerinin kurulduğunu gösteriyor. Bu dönüşümle birlikte alanda, Roma’ya özgü damnatio ad bestias, yani suçluların vahşi hayvanlara atıldığı infaz yönteminin uygulanmış olabileceği anlaşılmaktadır. Arkeolojik bulgular, görsel tasvirler ve hayvan kalıntıları bu olasılığı güçlü biçimde desteklemektedir. Bunun yanı sıra, pons (köprü) düzenekleriyle ilişkili olduğu bilinen pontarii performansının (gladyatör dövüşü) da burada gerçekleştirilmiş olabileceği düşünülmektedir. Kazılarda öne çıkan en dikkat çekici keşif ise arenaya açılan beşli “ölüm kapıları” sistemi oldu. İlk kez tanımlanan bu düzeneklerin, hayvanların kontrollü şekilde arenaya çıkarılması için kullanıldığı düşünülüyor. Öte yandan Perge’de sadece karanlık geçmişin izleri değil, olumlu gelişmeler de yaşanıyor. Roma İmparatoru Hadrianus dönemine tarihlenen Kestros çeşmesinde yaklaşık 1800 yıl sonra yeniden su akışı sağlandı. Antalya’nın Aksu ilçesinde yer alan ve Pamfilya’nın başkenti olan Perge, Tunç Çağı’na uzanan köklü geçmişiyle Anadolu’nun en önemli antik kentlerinden biri olmayı sürdürüyor. Kaynak Hürriyet Gazetesi & Türkiye Gazetesi & Oxford Journal of Archaeology (13.04.2026)
arkeolojihaber ® tweet mediaarkeolojihaber ® tweet mediaarkeolojihaber ® tweet mediaarkeolojihaber ® tweet media
Türkçe
0
25
157
10.9K
vakfe รีทวีตแล้ว
Suriçi'nin Sesleri
Suriçi'nin Sesleri@matruskaninhici·
Ayasofya'daki bilet satışı rezaletinin arka planında hayli çirkin bir mobbing sistemi varmış meğer. DEM Müzecilik'te geçmişte çalışmış veya hâlen çalışmakta olan insanlar bana ulaştı ve orada kendilerine uygulanan satış baskısını anlattı. Söyledikleri örtüşüyor. DEM Müzecilik'te yönetici konumundaki insanlar bilet satış görevlilerini 50 Euro'luk biletleri satmaları için sıkıştırıyormuş. Hatta bu bir dayatma anlamı da taşıyormuş. Gişe görevlileri gün içinde sattıkları biletlerin %50'sinin veya %60'ının (bu oran sanırım ara ara değişmiş) 50 Euro'luk biletler olmasının zorunlu kılındığını, bu oranlara ulaşamayanın işine son verildiğini söylüyorlar. Bunun tek yolunun da turistlere yalan söylemekten geçtiğini vurguluyorlar. Birçok insanın bunu beceremedikleri veya yapmayı kendilerine yediremedikleri için istifa ettiğini, birçoğunun işsiz kalmamak uğruna mecbur bu baskıya boyun eğdiğini, birçoğunun da gerekli satış rakamlarına ulaşamadığı için kovulduğunu belirtiyorlar. Her gün her saat tartışmaların çıktığını, polislerin ara ara müdahale ettiğini ama sonucunda hiçbir şikayetin umursanmadığını, bu durumun yetkili mercilerce de bilindiğini söylüyorlar. Bunu söylemelerine gerek yok zaten, bunca zamandır böyle sürüyorsa muhakkak biliniyordur. Burada da DEM Müzecilik'in Turizm ve Kültür Bakanı ile olan ve medyaya da defalarca kez yansıyan ilişkisi devreye giriyor olmalı; zira dur diyen yok. Özetle, her gün binlerce, senede yüz binlerce turiste uygulanan bu iğrenç muamelenin arkasında insan onuruna aykırı bir mobbing uygulaması, daha büyük resimde ise haksız kazanç çarkı söz konusu söylenenlere göre. Bu konu gündemden düşmemeli, en tepeye kadar ulaşmalı.
Suriçi'nin Sesleri tweet media
Suriçi'nin Sesleri@matruskaninhici

Ayasofya'da çok vahim bir durum söz konusu. Müze olarak işletilen galeri katı için yapılan bilet satışındaki skandal niteliğinde tutumun detayları👇 Ayasofya'daki hibrit duruma ilişkin tweetler dolusu tepki gösterdim bugüne dek. Cami girişinde uzun zamandır insanların inançları hadsizce sorgulanıyor; insanların tipinden ve dilinden Müslüman olup olmadıklarına yönelik çıkarımlar yapılıyor. Müze (galeri katı) içinse 25 Euro'ya biletler satılıyor DEM Müzecilik tarafından. Bu garip duruma kendimce tepki gösteriyor ve çok sevdiğim o kata çıkmıyordum. Ancak özlem ağır bastı ve ziyaret saatlerine, bilet ücretlerine tekrar bir bakmak istedim ve okuduğum Google yorumları şok etti. Şöyle. III. Ahmed Çeşmesi'nin yanındaki bilet ofisini Google'dan buldum ve yorumları okudum tek tek. Eminim Ayasofya konumunda da bu yorumların yüz katı vardır. Siz de bakın. İlki gişe, ikincisi Ayasofya. maps.app.goo.gl/scqUy6on95RELJ… maps.app.goo.gl/erL6oiB38YhPNh… Ziyaretçiler özetle kendilerine zorla 25 Euro yerine 50 Euro tutarındaki biletlerin satılmaya çalışıldığını, bu bileti satabilmek için türlü yalanlar söylendiğini, 50 Euro verilerek alt katın da gezilme şansına sahip olunduğunu, oysa bu ikinci 25 Euro'nun At Meydanı'ndaki Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi'nin bileti olduğunu sonradan fark ettiklerini söylüyorlar. Fazladan alınan 25 Euro'nun iade edilmesini istediklerinde ise işin yokuşa sürüldüğünü, görevliler tarafından çok çirkin muamelelere maruz kaldıklarını vurguluyorlar. Yorumları derledim, merak eden okuyabilir. Geçen gece de civarda dolanırken bilet ofisinin yanındaki panoyu fotoğraflamış ve not etmiştim sonra bakarım diye ama aklımdan çıkmış. Şimdi o fotoğraftaki karekodu telefonumdan okuttum ve beni doğrudan DEM Müzecilik sitesine yönlendirdi. Karşıma ise bahsettiğim çift bilet çıktı, elbette 50 Euro. Ziyaretçileri hem karekodla yönlendirilen sitede hem de doğrudan bilet gişesinde ısrarla kazıklamaya çalışmak sadece kınanması gereken değil, hukuki yaptırımlar uygulanması gereken bir durum. Ayasofya, ülkemizdeki belki de en değerli kültür varlığı; yerli ve yabancı turistlerin en çok ziyaret ettiği eşsiz bir kültür mirası. Ancak yetkili kurumların buranın işletmesini özel bir şirkete devretmesi ve o şirketin yetkililerin de haberi olduğunu düşündüğüm şekilde her ziyaretçiyi kazıklamaya çalışması utanç verici bir durum. Ülkenin imajı için de çok büyük eksi. Haksızca elde edilen kazanca hiç girmiyorum bile. Bu rezillik acilen düzeltilmeli. Adetim değildir ama paylaşmanızı rica ediyorum. Zira Ayasofya bir şirketin kâr hırsına ve merkezî kurumların inisiyatif alamayan yöneticilerinin insafına bırakılamayacak kadar değerli evrensel bir kültür mirasıdır. Bu eşsiz yapıyı görmek isteyenlere reva görülen sistematik hakaret ve tutuma son verilmelidir.

Türkçe
13
257
806
113.4K
vakfe
vakfe@vaqfe·
hastalan hayvanların alnında da, nazara geldi diye, okunmuş yumurta kırarmış
Türkçe
0
0
0
33
vakfe รีทวีตแล้ว
Kaybolan Tarihin Peşinde
Kaybolan Tarihin Peşinde@mehmet_dilbaz·
Durum tespiti: 1. İstanbul'daki tarihi mezarlıkların tamamı dolu. 2. Tarihi mezarlıklarda adım atacak yer yokken yapılan her defin tarihi bir kabrin yok edilmesiyle mümkün olabilir. 3. Ecdâd ecdâd diye ortalığı ayağa kaldırıyorsak bu işi tarihi dizi izleme çerçevesinden çıkarıp atalarımızın kabirlerine sahip çıkmaya taşımalıyız. 4. Şehri yönetenlere açık çağrımdır. İstanbul'daki tüm tarihi mezarlıklara yeni defin acil ve geri dönüşsüz olarak yasaklanmalıdır. Bu işin yegâne çözümü budur.
Mehmed Akif Köseoğlu@KoseogluMehmed

Merkez Efendi Kabristanı'ndaki Halvetî şeyhi Cism-i Latif İsmail Efendi'nin kabri yok edilip yeni bir kabir yapılmış. Şeyh İsmail Efendinin tarihî eser niteliğindeki 330 senelik kabir taşı nereye kayboldu? @ibbmezarliklar @VakiflarGM @IbbMiras @TCKulturTurizm

Türkçe
5
52
280
19.2K