Levent

108.6K posts

Levent banner
Levent

Levent

@Levent

Ben oyum. Sen henüz farkında değilsin.

Sumali Mayıs 2007
1K Sinusundan7.2K Mga Tagasunod
Levent nag-retweet
hâcer
hâcer@hacerrhanim·
linç yiyeceğim biliyorum ama imam hatip okulları şu an meb'in kurtarılmış bölgeleridir diyebilirim, karşıt görüşlü öğretmenler bile imam hatipte çalışmak istiyor, öğrencisi saygılı, velisi uysal. islam'ın güzelliğidir bu, hiçbir beşeri sistem insanı islam kadar terbiye edemez.
Türkçe
1
292
4.7K
236.8K
melike ziyagiler
melike ziyagiler@melikeziyagiler·
Merve Hanım sizce kadınlar doğurduğu çocukla kurdukları bağ, bakım verme, maddi manevi yetiştirme noktalarını hiç düşünmeden ve sizin tabirinizle sadece "nefsani" şekilde çalışma hayatına girdiğini düşündüren şey tam olarak ne acaba? Sizin olduğu kadar bu kadınların da aklı,+
Türkçe
5
1
37
3.5K
Levent nag-retweet
Seri Bey
Seri Bey@Seri_Reis·
-Evim güzel olmuş değil mi? +Ev bizim yalnız Selim bey. -Değil.
Seri Bey tweet media
Türkçe
1
12
138
6.9K
Levent nag-retweet
Zekeriya Say
Zekeriya Say@Zekeriya_Say·
📌8 sınıf öğrencisi, 5 silah 7 şarjör ile okul basıyor, biri öğretmen 4 kişiyi katlediyor.. * Bu sıradan bir adlî vaka değil arkadaşlar... * Dün Siverek, bugün Maraş. * Belli ki bir şeyler deniyorlar
Türkçe
60
238
765
20.1K
Levent nag-retweet
erolgoka
erolgoka@erolgoka·
Bir an önce bu okul saldırılarına haber yasağı gelmeli! Gençlerde davranışlar bulaşıcıdır… @TC_icisleri @adalet_bakanlik
Türkçe
24
302
1.1K
23.8K
Levent nag-retweet
Şems Özkök
Şems Özkök@semsozkok·
Şiilerin mülteci kamplarından hiç duydunuz mu? Onları toplu halde sürgün edilirken gördünüz mü? Bir "Şii"ye mülteciyi çadırında acısını yaşarken karşılaştınız mı? Ve Şiilerin on binlercesinin tıkıldığı hapishanelerden haberiniz oldu mu? Gerçek, çarpıcı bir şekilde ortada: Şam, Yemen ve Irak'taki tehlike kampları ile "kimliğe dayalı" hapishaneler, sadece Sünniler ile dolu; onların şehirleri yok edildi, zorla sürgün edildiler ve savaşların bedelini kanla, sürgünle, ölüm ve infazlarla ödeyenler onlar. Irak'ta: Mezhepçi milislerin baskısı altında Sünni şehirler ve köyler boşaltıldı, yüz bin Sünni demir parmaklıklar ardında çürüyor, idam makinesi ise dönmeye devam ediyor. Suriye'de: Dünyanın dört bir yanında milyonlarca sürgün ve mülteci, yüz binlercesi hapishanelerde yutuldu, bu insanlık felaketi gözlerden gizli değil. Lübnan'da Şiilerin milisleri tarafından Sünnilere yapılanlar gizli değil! Yemen'de: Milyonlarca yerinden edilmiş kişi acılar çekiyor, binlerce kaçırılmış kişi Husi milisinin darbesinden dolayı zindanlarda ölüme terk edildi; bu darbe devleti yıktı ve halkı sürgün etti. Şiilerin mülteci kampları nerede? Onların sürgün dalgaları nerede? Sünniler gibi şehirleri yok edilmiş, sürgün edilmiş Şiiler nerde? Kimliğe dayalı hapishaneler ve infazlar nerede? Saddam döneminde Şiiler sürgün edilmiş mazlumlar ve hapishaneler onlara mı özgüydü? Ve Husiiler Yemen’de darbe yapmadan önce sürgün edilmiş kayıp kişiler miydi? Yoksa vatanda ortak mıydılar, ta ki devleti ele geçirip diğerlerine zulmedene kadar? Hizbullah, Lübnan'da devletin üstünde bir devlet olmadan önce mazlum muydu? Ve Suriye'de güç dengeleri değişmesine rağmen diğer azınlıklar gibi Aleviler veya Dürziler için toplu sürgün veya katliam gördünüz mü? Eğer bölgemizdeki Şiiler, iddia ettikleri gibi "mazlum direnişçiler" ise, acılardan doğmuşlarsa.. O zaman kampları nerede? Mültecileri nerede? Yanmış şehirleri nerede? Hangi hükümetler ve halklar onları ezdi? Ve eğer Kudüs yolunda direniş hareketleri ise, iddia ettikleri kırk yıllık direnişlerinin meyveleri nerede? Acı neden sadece Arap ülkeleri ve halklarında? Sayıların ve coğrafyanın dili yalan söylemez; çadır Arap Sünnisi'ne aittir, yıkılmış şehirler Arap Sünnisi'ne aittir, sürgünler ve mazlumlar Sünnilerdir, tek zarar gören Sünni topraklarıdır. Kamuoyunun manipülasyonuna artık son! Biz, bize haksızlık eden kardeşlerimizle, siyasi bir rakiple, adaletsizliğin kurbanlarıyla veya "İranlıların" iddia ettiği ve desteklediği gibi Filistin'in kurtuluşunu hedefleyen bir direniş mücadelesiyle karşı karşıya değiliz. Aksine, toprakları hak sahiplerinden almayı ve silah zoruyla, milis terörizmiyle, tekfir (dışlama) ideolojisiyle, imha yöntemiyle ve aldatma ve yalan medyasıyla tarihi yeniden yazmayı amaçlayan bir Fars Şii yerleşimci-sömürge projesiyle karşı karşıyayız. "Takiyye" (hile) dönemi sona erdi. Mevcut gerçeklik bize, onların tek amacının, slogan maskelerinin arkasına saklanarak ve direnişi ve haklı davaları yanlış bir şekilde istismar ederek, "mezhepçi" araçları ve kendi halkımızdan onların kandırdığı kişiler tarafından desteklenerek, biz Arapların yıkıntıları üzerine Fars Şii projesini kurmak olduğunu gösteriyor. Yemenli aktivist Abdulkerim İmran-
Şems Özkök tweet media
Türkçe
94
327
905
18.9K
Amine Bayraklı Özbeyaz
Amine Bayraklı Özbeyaz@bayrakliamine·
İman gerçekten alevden bir kor. Evde, çayını içerken, oturduğun yerden bile şu siteye girerek imanından şüpheye düşebilirsin. Hangi ayet hatalı, hangi hadis uydurma tartışmasından başka bir konu yok. Buna alınacak en büyük önlemin şu olduğuna inanıyorum. Kuran'dan şüpheye düştüysen daha çok Kuran oku, hadislerden şüpheye düştüysen daha çok salavat çek. İmanın merkezi kalptir, kalbin gıdası zikirdir.
Türkçe
2
5
75
2.2K
Levent nag-retweet
RT
RT@RT_com·
Regular American's ‘reality check’ video GOES VIRAL Same, anyone?
English
38
306
1.1K
26.3K
Levent
Levent@Levent·
@yvehbikaraman Giderek sayısı artan ırkçı mallar engel maalesef
Türkçe
0
0
4
233
Yunus Vehbi Karaman
Yunus Vehbi Karaman@yvehbikaraman·
35 yıldır Türkiye'de yaşayan Sudanlı bir tıp profesörü. Hoşsohbet bir abiymiş. Bu gibi örneklerin artması lazım. Türkiye çekim merkezi haline gelmeli.
Türkçe
119
919
15K
736.5K
Levent nag-retweet
Michael Rubin
Michael Rubin@mrubin1971·
"Türkiye'nin 'Pearl Harbor'ı İncirlik'ten mi başlatılabilir?"
Türkçe
408
42
323
99.6K
Levent nag-retweet
Umut Güner
Umut Güner@umuttgunerr·
Fransız çimento firması, IŞİD'i finanse etmekten suçlu bulundu! Paris Ceza Mahkemesi, Fransız çimento firması Lafarge'ı, 2013-2014 döneminde Suriye'deki faaliyetlerinde "terör örgütünü finanse etmekten" suçlu buldu.
Umut Güner tweet media
Türkçe
0
13
38
1.1K
Levent nag-retweet
neyi kaybettiğini hatırla
neyi kaybettiğini hatırla@neyikaybettik·
Fazıl Say: Netanyahu'nun siyasetini canice, Erdoğan'ınkini barışçı bulduğumu söyledim, Migros İsviçre konserlerimi iptal etti!
neyi kaybettiğini hatırla tweet media
Türkçe
234
2.2K
10K
203.1K
Levent nag-retweet
Orhan Toker (Dijital Baba)
Fotoğraf, haçlı soytarılarının dinimizin peygamberine hakaret eden Charlie Hebdo'ya destek için işi gücü bırakıp gövde gösterisi yaptığı gösteriden. Gazze'de 50 binden fazla çocuk öldü. Çocukları adaya doldurup parasıyla tec*vüz ettiler. Çocuk kanı içtiler. Yetmedi kanlı ellerini tişörtlere baskı yaptılar. Yetmedi ayin danslarını bize yutturdular. Bu resme iyi bakın. Bunlar yüzünde insan maskesi bulunan şeytanlar. Şu anda bulunduğunuz dünyanın sorumluluları... Bunlar doğru hiçbir şey yapmaz.
Orhan Toker (Dijital Baba) tweet media
Türkçe
27
275
978
9.3K
Levent nag-retweet
Mesut Özbilir
Mesut Özbilir@mesutozbilir·
Ev İşlerine Dair: Son Söz “Son kez” diyorum; çünkü bugüne kadar söylediklerimi artık daha derli toplu ve ikna edici bir metinde topladım. Ayrıca bu saatten sonra ev hanımlığının bir tercih olmaktan çıkıp lüks hâline geldiği de ortadadır. Maalesef ev hanımlığı her kadının erişebileceği bir şey olmaktan hızla uzaklaşmaktadır. Bütün maddi ihtiyaçları kocası tarafından karşılanan ev hanımları ev işlerini yapmakla “diyaneten” yükümlüdür. Bunun vacip olduğu açıkça fıkıh kitaplarında yazar ama yıllarca bilerek ya da bilmeyerek bunu çarpıttılar. Evet, âlimler, kadının yemek pişirme ve ekmek yapma konusunda kadının hukuken zorlanamayacağını; ancak bu işleri yapmaktan kaçınması durumunda kocanın da nafaka sorumluluğu olarak ona sadece temel gıdası olan ekmeği verip, “katık” (idam) verme zorunluluğunun ortadan kalkacağını ifade etmişlerdir. Takdir edersiniz ki bu da kadını ölmeyecek kadar karnı doyurulan cinsel bir objeye indirgemek anlamına gelir. Oysaki erkeklerin bugün kadınlar için yaptıkları harcamalar bunun çok çok ötesindedir. Nasıl ki maddi beklentilerde örf esas alınıyorsa, sorumluluklarda da yerleşik örf esas alınmalı ve bu gibi türedi iddialarla insanların kafası karıştırılmamalıdır. Konuyu fıkhî olarak temellendirecek olursak; ev kadınları, İslam iktisadında “çalışan kadın” olarak kabul edilmiştir. Ev içi hizmetleri karşılığında “maddi ihtiyaçlarının kocası tarafından karşılanması” esasına dayalı bir sorumlulukları vardır. (Bkz: es-Serahsî, el-Mebsût, [Dâru'l-kütübi'l-ilmiyye, Beyrut, 2009] XVI, 62.) Yani ortada açık bir hizmet ve bu hizmetin mukabilinde alınan bedel bulunmaktadır. Ne erkeğin dışarda çalışarak maddi ihtiyaçlarını karşılaması kadına bir ihsandır, ne de kadının evinde yaptığı (temizlik, yemek vb.) işler erkeğe bir lütuftur. Bunlar açıkça İslam'ın kadına ve erkeğe aile içerisinde yüklediği sorumluluk, ödev ve görevlerdir. Taraflar “bu denklemde” bu vazifeleri yerine getirmekle yükümlüdür. Çok ironiktir; ev hanımları, bir yandan “karın tokluğuna çalışan bir köle”, diğer yandan “hayatını bedavaya getiren bir beleşçi” olarak yaftalanır. Hayatından memnunsa beleşçi muamelesi görür, değilse köle denir. Oysa ev hanımı ne köledir ne de beleşçi; o da herkes gibi çalışan, mesai harcayan ve emeğiyle hayatını kazanan bir insandır. İslâm hukuku ideal aile kurumunu böyle tesis etmiştir. Tarım toplumlarının İslâmî olmayan kaba yaklaşımları ve katı tabiatları öne çıkarılarak kadınlara sunulan bu muazzam imtiyazın itibarsızlaştırılmaya çalışılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Bugün asgari ücretle çalışıp yalnız yaşayan bir kadının; ev kirası, doğalgaz, elektrik, su, telefon gibi faturalar, yemek, giyim ve diğer zorunlu harcamaları toplandığında aldığı 28.000 TL maaş bunu ancak karşılamakta, çoğu zaman ise karşılayamamaktadır. Böyle bir kadının bütün mesaisi neredeyse karın tokluğunadır. Oysa bütün bu masrafları kocası tarafından üstlenilen ev hanımlarının durumu bundan çok daha iyidir. Dahası, dışarıda çalışan kadının çalışma şartları, ev hanımlarının esnek çalışma ortamıyla kıyas dahi edilemez. Dolayısıyla kadınlar, -geç kalmış olsalar da- dinen ve örfen sahip oldukları bu imtiyazı sıkı sıkıya korumalı ve hukuken güçlendirilmesini talep etmelidir. Bariz biçimde ortada duran bu hizmet-bedel ilişkisinin adı konulmalı; ev kadınları “çalışan kadın” statüsüne alınmalı; gerekirse sigortaları devlet tarafından karşılanmalı ve çocuk başına makul bir maaş/harçlık tahsis edilmelidir. Nüfus artışını hızlandırmak ve kadınların hizmet sektöründe yıpranmasının önüne geçmek için atılması gereken en ivedi adımın bu olduğu kanaatindeyiz. Türkiye bu konuda öncülük ederse, bunun dünya genelinde de güçlü bir karşılık bulacağını; kadınlık fıtratı ve feminist politikalar arasında sıkışıp kalan kadınların bu yaklaşımı sahipleneceğini düşünüyoruz. Zira kendilerine “hak” diye sunulan pek çok şeyin kendilerine artı bir yük yüklediğini tecrübe etmiş bulunmaktadırlar. Ev kadınları açısından durum böyle iken çalışan kadınlar hakkında denklem değişir. Fıkıh kitaplarında bu farklılığa “eşrâf kadınları” istisnasıyla da temas edilmiştir ama konuyu şekillendiren iki temel fıkhî kavramdır: “ihtibas” ve “nafaka” İhtibâs, kadının kocası, çocukları ve evinin işleri için mesaisini eve hapsetmesidir. Şu durumda evlilik sorumlulukları, kadının kendi nafakasını kazanmasına imkân vermediği için kadının nafakası kocası üzerine vacip olmuş olur. Yani nafaka hakkını doğuran “ihtibâs”tır. İhtibas ortadan kalkınca nafaka hakkı da kalkar. Buna göre çalışan kadın şu üç senaryoyu doğurur: I) Kendisi çalışmak istiyor, kocası istemiyorsa, kocasının ihtibâs hakkını ihlal ettiğinden nafaka hakkı düşer. Çocukların bakımı ve ev işlerini yapmıyorsa eve maddi katkı sunar. Yani benim param benim, kocamın parası ikimizin hikayesi bu senaryoda yoktur. II) Kadın çalışmak istemiyor kocası çalışmaya zorluyorsa, koca ihtibâs hakkından feragat etmiştir. Yani kadından çocukların bakımı ve ev işlerini talep etme hakkı olmaz. III) Karşılıklı rızayla kadın çalışıyorsa: a) Kadın fazla mesai harcayarak ev işlerini yapıyor, çocukların bakım masraflarını üstleniyorsa eve maddi katkı sunmak zorunda değildir, kazancı bütünüyle kendisinindir. b) Ev işlerini ve çocukların bakımını üstlenmiyorsa; ev işleri de evin ekonomik giderleri de karı-koca arasında ortak olur. Kadın, benim kazancım benimdir, diyemediği gibi erkek de ev işleri ve çocuk bakımına karışmam diyemez. Çünkü karısının çalışmasını onaylayarak ihtibâs hakkından feragat etmiştir. Ayrıca da kadına 24 saat mesai yükleyerek zulmetmiş olur. Son olarak bir noktanın altını tekrar kalınca çizerek bitirmek istiyorum. Bu konular maalesef şimdiye kadar tarım toplumunun zorbalıkları ve modern dünyanın dayatmaları arasına sıkışmış, manipülatif zeminlerde ele alınmış, hocalar düzeyinde bile tahkik edilmeden gelişi güzel konuşulmuştur. Muhtemelen bu meseleyi bu bakış açısıyla pek çoğunuz ilk defa okuyorsunuz. Bu yüzden başta söylediğim şeyi tekrar ifade etmek istiyorum: Ne erkeğin dışarda çalışarak maddi ihtiyaçlarını karşılaması kadına bir ihsandır, ne de kadının evinde yaptığı (temizlik, yemek vb.) işler erkeğe bir lütuftur. Bunlar, açık bir hizmet-bedel ilişkisinin gereği olup İslam’ın aile içinde kadın ve erkeğe yüklediği sorumluluk, ödev ve görevlerdir. Taraflar “bu denklemde” bu vazifeleri yerine getirmek zorundadırlar. Hiçbirinin yaptığı hizmeti karşı tarafın başına kakma gibi bir hakkı da yoktur. Mesut Özbilir
Türkçe
21
61
432
19.8K
Levent nag-retweet
yasin ramazan
yasin ramazan@parmakuclari·
Duyar kültürü, bizi gerçek ahlaki hassasiyetlere karşı uyanık tutmak şöyle dursun, tam tersine hissizleştiriyor. Ahlakın yerine yapay bir duyarlılık performansı geçtiği için, çok yüzeysel, pratik hiçbir değeri olmayan şeyler büyük "ahlaki zaferler" gibi lanse ediliyor.
Türkçe
3
18
146
8K