devrim-i devran

7K posts

devrim-i devran banner
devrim-i devran

devrim-i devran

@devrim_i_devran

insan ONURLU bir KELİMEDİR

İzmir, Türkiye شامل ہوئے Aralık 2024
3.6K فالونگ8.5K فالوورز
CemaliUnal
CemaliUnal@ilameClanU·
Yoldaşım, bu önemli anlatı ve uyarı için teşekkür ederim. Böyle örnekler, sadece geçmişi değil; bugünü ve yarını doğru okumak için de bir pusula sunuyor. Bu yazının asıl gücü, bir olayı anlatmasından değil; “içeriden çözülmenin” nasıl mümkün olduğunu göstermesinden geliyor. Çünkü mesele sadece dış müdahale değil, kurumların zayıflaması, denetimin kaybolması ve sadakatin liyakatin önüne geçmesidir. Bu zemin oluştuğunda, her yapı kolayca etkili hale gelebilir. Eğer şeffaflık, liyakat ve hesap verebilirlik güçlendirilmezse; benzer riskler farklı isimlerle yeniden ortaya çıkar. Ama güçlü kurumlar inşa edilirse, hiçbir yapı devletin üstüne çıkamaz. İktidarlar için en büyük sınav, gücü elde etmek değil; o gücü denetimle, adaletle ve liyakatle yönetebilmektir. Aksi halde tarih şunu yazar: Zafiyet, dışarıdan değil; yönetememekten doğar.
Türkçe
1
0
2
22
devrim-i devran
devrim-i devran@devrim_i_devran·
Tarikat cemaat gerçeği BİR TARİKATİN ANATOMİSİ ABD Irak’a vurduğunda, Irak ABD’ye adeta altın tepsi içinde teslim edilmişti. Herkes “Esas savaş Bağdat’ta olacak” derken Bağdat savaşmadan teslim edilmişti. Tarih 10 Nisan 2003’ü gösteriyordu. Teslimatı yapan, gerçekte Irak’ta herkesin bildiği ama ortalıkta gözükmeyen Kürt KESNİZANİ tarikatıydı. Tarikat “Körfez Savaşı”ndan sonra Saddam’ın etrafını örümcek ağı gibi sarmıştı. Saddam’ın karısı, çok güvendiği generalleri ve istihbarat kuruluşlarının başındakiler. Hepsi tarikat “müritleriydi.” KESNİZANİ TARİKATI, MOSSAD ve CİA tarafından Saddam’ı içten yıkmak, Irak’ı kolayca teslim almak için organize edilmişti. Saddam 33 yıllık diktatörlüğünde, birçok karşı ihtilal, suikast vartalarını atlatmıştı. Ancak “tarikatın” metodu hepsinden farklıydı. Tarikatın “müritleri” Saddamın en yakınında olanlardı. Onun her hareketini, her adımını an be an tarikat şeyhinin oğlu Nehru’ya aktarıyorlar, sonra da bilgiler kuş olup MOSSAD ve CİA istasyonlarına doğru uçuyordu. Şeyh Muhammed Abdülkerim Kesnizani, zikirden ziyade, siyasete meraklıydı. Müritlerine de Kur’an eğitimi yerine adını zikretmeden Kabala öğretilerini /mistizmini anlatıyordu. Kesnizani tarikatı, baba Abdülkadir zamanı da dâhil Saddam’a bağlılıkta kusur etmiyordu. Kürt, Türkmen, Arap rejim muhaliflerini anında BAAS Parti istasyonlarına bildiriyordu. Şeyh Muhammed kitap yazmaktan da geri durmamıştı. Tarikatın dönüşümü şeyh efendinin etrafındaki İslam âlimlerince, gerçekte MOSSAD ajanı hahamlarca hızlandırılmıştı. Şeyh’in kitabı, Kabala öğretilerini İslam mistizmi adı altında imanlı müritlerin beyinlerine ve kalplerine ince ince enjekte etmek için başucu kitabı olarak kullanılmaktaydı. Müritlere MOSSAD’ın hahamlıktan tövbekâr hocaları ders veriyordu. Aslında tarikatın asıl hedefi Irak ordusuydu. Öncelikle generaller ve subaylar Keznizani tarikatının müritleri haline getirildiler. Genelkurmay Başkanı, Genel Askeri İstihbarat Başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, hepsi Şeyh Muhammed Abdülkerim Kesnizani’nin ayağını öperek müridiler arasına girmişti. Irak’ın acımasız El-Muhaberat’ının sivil-asker elemanları da tarikatın müritleri olmuşlardı. Müridiler arasında bir isim vardı ki, Saddam’dan sonra BAAS’ın en kudretlisiydi: İbrahim İzzet El Duri. Duri bütün karanlık odaklarla ilişki kuruyor, Saddam’ın bütün pis işlerini organize ediyordu. Duri şeyhin ayağını öpenler arasına çoktan dâhil edilmişti. Öte yandan Saddam’ın karısı Sacide Hayrullah, Saddam’ın kardeşleri Vatban ve Barzan ile oğul Uday da müridiler arasındaydı. Birinci körfez savaşında Baba Bush, Bağdat’ı işgali reddetmişti. İsrail bu duruma çok bozuldu. Irak hızlı bir şekilde parçalanmalıydı. Gözüne kestirdiği Kürt tarikatı Kesnizani’lik üzerinden Irak’ın İslami hayatını da kontrol altına alacaktı.MOSSAD Kesnizani tarikatının önde gelenleriyle muhtelif yollardan temasa geçti ve ilişkileri hızla geliştirdi. Irak Devleti’nin mekanizması içinde yer alanlar, medya mensupları uhrevi yollardan ikna edilemezlerse MOSSAD’ın cömertçe tarikata aktardığı dolarlarla ikna ediliyor, mürit yapılıyordu. Saddam’ın yatak odası dâhil, istihbaratçı müritlerden derlenen bilgiler oğul Nehru’da toplanıyor, Nehru’da bunları MOSSAD’a aktarıyordu. Artık Saddam ve çevresinde neler olup bittiğinden Kesnizani tarikatı ve şeyhi vasıtasıyla MOSSAD anında bilgi sahibi oluyor ve gereği yapılıyordu. Tarikatın içine MOSSAD iyice yerleşmişti. Şeyh adına rahat rahat operasyon yapar hale gelmişti. Kısaca, Güneyde Şii Müslümanlar Kuzeyde ise Türkmenlerin büyük çoğunluğu hariç sivil Araplar, Kürtler ile Irak devlet mekanizmasını elinde bulunduranlar Kesnizani tarikatı kullanarak MOSSAD ve CİA tarafından devşirilmişler ve psikolojik harbin kurbanı olmuşlardı. Saddam en yakınlarının bile tarikat tarafından mürit yapıldığını, her hareketinin CİA ve MOSSAD’a ulaştırıldığını fark ettiğinde iş işten geçmişti. Amerika, İngiliz birlikleri Irak’a saldırdılar. Güneyde müthiş bir dirençle karşılaştılar.
Türkçe
1
5
30
928
devrim-i devran
devrim-i devran@devrim_i_devran·
Hayır, İstiklal marşımızı yazan vatan şairi Mehmet Akif Ersoy'a - Ulan pezevenk, ulan serseri...diye hitap eden geberik deliyi masalarında ağırlamışlardı Unuttuk mu? Hayır! Cumhuriyetin banisi olduğunu kabullendiği Atatürk ve ailesine, ağız dolusu söven şerefsizi her yerde yüceltilmişlerdi, Affettik mi? Hayır! 800 bin km kare memleketi bağışlamış adama sövüp ama yol yaptı, köprü yaptı diye kıç kırıtan doğuştan hain ve salaklara, ayran kafalı Embesillere Hayır, Sarhoş dediği adamın o kafayla dünya devlerini dize getirmesini kıskanan, çatlayan, kuduran yamuk yumuk kansızlara, Hayır, Kan değişimi ilk kez 1600 lü yıllarda İngiltere'de hayvanlardan insanlara yapılarak başlamış. Ölen ölmüş bazıları orta vade yaşamışlar. Çoğunluk kan verilen insanın köpekleşeceğini düşünmüşler. Hatta İsveç Kraliçesine rahatsızlığı için koyun kanı verilmesi gündeme gelince, Kadın itiraz etmiş...koyun olmak istemem ama dişi bir ''Kurttan'' alıp verebilirsiniz diye tutturmuş. Günümüz tıbbı ispatlamıştır ki İnsan kanına en uyum gösteren kan domuz kanıdır. Bazılarının genlerine sinen domuzluğun buna bağlı olması mümkün görülebilir! Transfüzyon, akvirüslerin emperyalistlerden aldıkları emirle üstlendiği görevin adıdır aynı zamanda. Vücudun nasıl bir hınzır ile kan değişimini irdeler. Nesilleri, ceberrut yöntemlerle aç bırakarak, sefil ederek, muhtaç kılarak, değerlerini yıkarak köle ruhlu mankurtlara dönüştürmek ister. Türk'ün damarlarındaki Oğuzhan'dan, Mete Handan Atilla'dan, Timur'dan, Fatih Mehmet'den, Atatürk'den gelen asil kanın değiştirilmesinin hedeflenmesidir. Hazar denizinden Kingan dağlarına, Sibir ovalarından Pamir yaylasına, Karanlık dağlardan Altın dağlarına, Ötüken yaylalarına esen rüzgarların, Satürasyonunu tertemiz kılan o kutlu kanını değiştirmek istemeleridir. Baş eğer miyiz? Hayır, O kanın içinde onur vardır, inat vardır. O kanın içinde ülkesi için ölebilmenin adanmışlığı vardır. O kanın içinde bayrak, sancak, bir avucu bile kutsal toprak sevgisi vardır. Çanakkale, Afyon, Sakarya, Kût'ül-Amâre, Kanije kalesi, Mohaç, Constatinopol'ün fethi vardır. Mustafa Kemal Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Şahin Bey, Kara Fatma,Yörük Ali Efe, Sabiha Gökçen ,Sütçü İmam ,Halide Edip, Nezahat Onbaşı , Fevzi Çakmak, Melek Reşit Hanım , Şerife Bacı , Nene Hatun, sütçü imam, vardır. Atalara bağlılık vardır, Kadına hürmet, balaya şefkat vardır. Öfke vardır o kanda, fırtınalar eser yamaçlarında, yangınlar çıkar bağır ormanlarında lakin aman dileyene uzanan el vardır. Vazgeçer miyiz? Hayır, Asil kanımızın çöl kırmalarının contamine sıvılarıyla değiştirme çabalarına direneceğiz. Yılar mıyız? Hayır, Türk kanını dökenlerin, bu güzel ülkeyi yağmalayan konformist yalakaların, aç gözlü doymaz hırsızların, fırsatçı alçakların, kul hakkı yiyen aşağılıkların salgılarıyla kirlenmeyeceğiz. Korkar mıyız? Hayır, İlk Okuldayken Çanakkale zafer haftası ve Milli bayramlarda Çanakkale'de ve Kurtuluş savaşında bizzat savaşmış kahraman dedeleri getirirlerdi sınıflarımıza. Başlarında kalpakları, üzerlerinde üniformaları, ayaklarında çizmeleriyle, Tüfekleri ve omuzlarından göğüslerine sarılan fişeklikleriyle gelirler savaş anılarını anlatırlardı. Hatırladığım, Bu kahramanlardan biri üniformasını sıyırmış, Biri karnında kalan, diğeri köprücük kemiğinin altından girip sırtından çıkan İngiliz kurşunları dediği yaralarını göstermişti. Dedenin elini öpüp alnımıza koymuştuk. - Bu vatanı biz koruduk sıra size gelince sizde koruyacaksınız demişti. O gün buna söz vermiştik...kendi adıma halâ bakidir o sözüm! İşte bu yüzden aslını bildiğimiz hainlere, çöl yılanlarına ölüm bizi kucaklayana, soluğumuz tükenene dek aynıdır sözümüz, Andımız olsun ki, Hayır...
devrim-i devran tweet media
Türkçe
8
27
109
2.5K
CemaliUnal
CemaliUnal@ilameClanU·
Devrimci arkadaşım, günaydın… Bu yazı bir öfkenin değil, bir hafızanın haykırışı gibi. Satır aralarında sadece kızgınlık yok; incinmişlik, unutulmama isteği ve en çok da emanete sahip çıkma duygusu var. Çünkü mesele kişilerden çok daha büyük: geçmişten devralınan onurun, bugünde korunup korunmadığı… Bu toprakları büyüten sadece öfke değil, birleştiren vicdan ve akıldır. O kahramanların bize bıraktığı miras, yalnızca “hayır” demek değil; gerektiğinde doğruyu anlatabilmek, hakkı savunurken bile insan kalabilmektir. Söz kıymetlidir… Ama o sözü taşıyan dil de o kadar kıymetlidir. Çünkü en güçlü duruş, hem kararlı hem de vakur olandır.
Türkçe
1
0
1
134
devrim-i devran
devrim-i devran@devrim_i_devran·
"Ne kemik uğruna köpek olduk, nede menfaat uğruna çakal. Biz hayatımız boyunca hep dik durduk..." Yılmaz Güney
Türkçe
4
15
113
1.4K
Haydar
Haydar@Haydar71984708·
@devrim_i_devran Günaydın Güzel İnsan Sağlık İçerisinde Mutlu Bir Gün Dileğimle Gününüz Gönlünüzce Geçsin 🕊️🌿🐞💐🦋💙
Türkçe
1
0
1
2
Sibel
Sibel@_sibel_che_·
Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum diyen Başkomutan Mustafa Kemal ve bile isteye ölüme giden 15'lilerin, 57. Alayın, Türk'ün şanlı zaferi🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Emperyalizmin kaçacak delik aradığı gün! Saygı, sevgi ve şükranla. #18MartÇanakkaleZaferi youtu.be/ZeIhgrhtTz8?si…
YouTube video
YouTube
Türkçe
13
3
143
1.3K
devrim-i devran
devrim-i devran@devrim_i_devran·
@tttftmnsmlcnnn Daha dün İstanbul'un işgalinin yıldönümüydü Çanakkalede savaş meydanlarında geçemeyen güç masa başı ihanetleri ile geçtiler Bu kabulleniş ve ihanetin içinde yanlızca biri dediki; "Geldikleri gibi giderler" Ve Geldikleri gibi gittiler....
Türkçe
0
0
0
18
Musa
Musa@tttftmnsmlcnnn·
Seyir defterine her şey yazılır, bir tek şey hariç "Çanakkale Geçildi" çünkü #ÇanakkaleGeçilmez! Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere #18MartÇanakkaleZaferi'ni kazanan kahraman askerlerimizi şükranla ve minnetle anıyoruz...
Türkçe
1
1
18
170
devrim-i devran
devrim-i devran@devrim_i_devran·
@ilameClanU Kesinlikle kendini yenileyemeyen hiç bir fikir var olamaz Yenilenmeyen fikirlerin döngüsü ile toplumsal her hareketin geleceği olmaz. Toplumlar ilericiliği ve çağdaşlığı ilke edinmedir
Türkçe
0
0
1
17
CemaliUnal
CemaliUnal@ilameClanU·
Gerçek büyüklük, ünvanla değil insanın acıya nasıl baktığıyla ölçülür. Che de Türkan Saylan da kendi çağlarının konforuna sığınmak yerine, toplumun en dışına itilmiş insanlara dokunmayı seçti. Biri devrimin, diğeri aydınlanmanın yolundan yürüdü; ama ikisinin de ortak dersi aynıydı: İnsanlık, en çok unutulana uzanan elde başlar. Asıl mesele bazen ideolojiler değil, vicdanın seni hangi yola mecbur bıraktığıdır.
Türkçe
1
0
2
53
devrim-i devran
devrim-i devran@devrim_i_devran·
2 CÜZZAM GÖNÜLLÜSÜ, CHE GUEVARE VE TÜRKAN SAYLAN.. Yıl 1952 Ocak ayı. Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi Che Guevare Buenos Aires’den arkadaşı Alberto Granado ile 1939 model Norton 500 motosikletle sadece kitaplardan öğrendikleri Latin Amerika’yı keşfetmek üzere yola çıkar. Che henüz 23 yaşındadır ve uzmanlık alanı cüzzamdır. Dört Mevsimi içinde yaşatan uzun bir yolculuk onlarınki. Önce Patagonya’ya gittikten sonra yönlerini kuzeye çevirirler. Bütün bir kıtayı güneyden kuzeye, And Dağlarını aşarak Venezüella’ya kadar kat ederler. Che, bilemezdi bu yolculuğun ileride bütün hayatını değiştireceğini. Arjantin’in romantik başkentinde idealist bir doktor olarak yaşamak yerine başka bir dünyaya savuracağını. Yolculuğu boyunca gittiği bir çok yerde, özellikle Peru’da cüzzam hastalarına yardım edecek, onların hayata tutunması için özverili çalışmalar yapacaktır. Bir gece arkadaşları ile San Pablo‘da doğum gününü kutlarken aklına nehrin karşı kıyısında tedavisini yaptığı hastaları gelir ve onlarla birlikte kutlama yapmak ister. Soyunur, o güne kadar hiç kimsenin ulaşamadığı karşı kıyıya doğru yüzmeye başlar. Nehrin her iki yakasındaki insanlar dehşet içindedirler. Karşı kıyıya geçip de hastalarla kucaklaştığında soluk soluğadır. 6 yıl sonra, Türkiye’de İstanbul Üniversitesinde, yine 23 yaşında bir doktor adayı genç bir kadın akıl hastalıkları ihtisası için Bakırköy Akıl Hastanesine gider. Burada cüzzamlı hastalarla karşılaşır. Dehşet verici bir tablo ile karşı karşıyadır. Bütün öğrenciler akıl hastanesinde asla olmaması gereken cüzzamlılara bakarken sanki bir korku filmindedirler. Toplumdan tamamen dışlanmış tecrit altında yaşayan ürkek bakışlı deforme olmuş ayaklarında ayakkabı bile olmayan umutsuz ve çaresiz insanlar. Genç kadın altüst olur. Doğruca kütüphaneye gider, gece gündüz cüzzamla ilgili ve var ne yok okur. Bir akşamüstü evinde kitapları bir yana bırakıp penceresinden Kağıthane Çayırına doğru avazı çıktığı kadar bağırır: "TEDAVİSİ MÜMKÜN! TEDAVİSİ MÜMKÜN!".. Bu kadın daha sonra kurulacak Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin kurucusu Türkan Saylan’dır. Onun Anadolu’da ömrünü adayacağı cüzzam mücadelesi ve yolculukları ise işte böyle başlar. Önceleri en büyük zevki Amerikan futbolu oynamak olan Che Guevara, öğrencilik yıllarında yaptığı bu seyahat sayesinde Latin Amerika kıtası hakkında çok şey öğrenir. Şili’de Atacama çölünün tam orta yerinde birlikte bir gece geçirdiği yoksul komünist çift, Chuquicamata maden işçilerinin çaresizliği, Peru’daki cüzzam hastaları... Ona göre Latin Amerika halkları için bu adaletsiz dünyadan kurtulmak ancak kıtanın tek bir ulus olması ile mümkündür. İşte bu nedenle Küba devriminden sonra genç bir bakanken birden ortadan kaybolur ve Küba’yı terk eder. Bolivya’da bütün kıta için bir hareket başlatır. Amerikan yanlısı CIA ajanlarının yönlendirdiği Bolivya hükümeti timleri tarafından öldürülür. Bazı insanlar için o acımasız bir terörist kabul edilse de, bir çok ülkede kitleler için devrimin ve umudun simgesidir hala. Türkan Saylan ise cüzzamla mücadelesi ve hayatını adadığı Anadolu’da yaşayan yoksul çocuklarının eğitimine yaptığı katkılardan dolayı otuzun üzerinde ödül alır. Bir dernek bazında gerçekleştirdiği hareket Cumhuriyet kurulduğundan bu yana Köy Enstitüleri’nden sonra en büyük aydınlanma hareketidir.
devrim-i devran tweet media
Türkçe
2
11
57
987
devrim-i devran
devrim-i devran@devrim_i_devran·
Erkek Gibi, Savaşın ahlakı olmaz derler. Olur! Çanakkale böyle bir savaştır. Ahlaklı, erdemli ve dürüst bir boğazlaşmadır. Erkek tüm medeniyetlerde bin yıllardır savaşır. Bir anlamda savaşmak için doğmuştur evrenin düzeninde. Her erkek savaşçıdır. Bizim kültürümüzde Her Türk asker doğar sözü bu gerçekten yerleşmiştir. Kadının anne olması ve yaşamı başlatmak dişinin, İlkeler ve değerler uğruna ölebilmek de biz erkeklerin ereğidir. Erkek, şerefli yaşamasını bilmek kadar kutlu bir şekilde ölmesini de becerebilmelidir. Yaşamın yazılımı, algoritması biraz da budur. Çanakkale Türk'ün vatanı için düştüğü yerdir, İngiliz ve Anzakların içinse, on beş bin km öteden gelip Kraliçe arı için kendilerini heba ettikleri işçi arıların mezarlığıdır. Sayıca fazla, silahça modern ve etkiliydiler ama yine de bizim karşımızda adaletsiz bir durumda denk değildiler! Onlar işgal ruhu taşıyorlardı, Türk ise Evini, ocağın, ailesini ve ülkesini koruyordu. En güçlü savaşlar savunma muharebelerinden oluşurlar. Saldıran mütecavizle, koruyan mazlumun ahı aynı değildir. İki duygunun direnç, öfke, inanç ve savaşma istekleri arasında ciddi fark vardır. Onların canı ölürken yanıyordu...Ne için öldüklerini sorguluyorlardı. Türk mutlu mesut şehit oluyordu. Çünkü geçerli bir sebebi vardı...Hayatını vermenin nedeni konusunda hiç bir şüphesi yoktu. Onların kocaman gemileri, devasa topları ve ağızlarında savaş naraları vardı. Ama evini koruyan insanların mavzerlerine sarılan inançları, ölüme koşan soluklarındaki tekbirleri yoktu. Savaş; vatan savunması dışında yapıldığında cinayettir. Türk'ün cinayet işlemesi söz konusu değildi. Anlı anlı şanlı Generalleri, Mareşalleri vardı ama evrenin gördüğü en inançlı Savaş Prenslerinden olan Yarbay Mustafa Kemalleri yoktu. Bu yüzden bizimle müsavi değildiler. İki tarafında genç fidan nesilleri yok oldular. 17-19-21 yaşlarında solan gün ışıkları gibiydiler. Bu açıdan bakıldığında delikanlı ruhların savaşı gibiydi. Paylaşılamayan Coğrafyalar, zenginlikler, emperyalist emellerin ardındaki kocamış heriflerin, genç kanına susamış vampir histerisinin bedelini ödediler. Savaşın ahlakı olmaz derler. Çanakkale de vardı. Şimdinin savaşları gibi çocukları, kadınları, küvözdeki bebekleri öldürmediler. Üç bin km öteden füzelerle katletmediler kimseyi. Birbirlerine saygı duydular, Göğüs göğüse savaştılar, süngüleştiler. Bu yüzden, ''Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim de evlatlarımız olmuşlardır.” sözünü hak ettiler. Farklı milletlerin oğulları, tabiatlarının gereğini yaptılar, Erkek gibi öldüler. #18MartÇanakkaleZaferi #18MartŞehitlerGünü
devrim-i devran tweet media
Türkçe
4
17
57
809
devrim-i devran
devrim-i devran@devrim_i_devran·
Bir başkadır benim memleketim.... .....ERZİNCAN..
Türkçe
1
0
20
233
devrim-i devran
devrim-i devran@devrim_i_devran·
Halepçe’nin Sessiz Çığlığı 16 Mart 1988… Halepçe semalarında o gün görünen şey sadece savaş uçakları değildi. İnsanlığın vicdanını karartan bir felaketin gölgesiydi. Birkaç saat içinde gökyüzünden yağan kimyasal gazlar şehrin hayatını susturdu. Sokaklarda oynayan çocuklar, evlerinde ekmek yapan anneler, yaşlılar… Hepsi aynı zehirli nefesin içinde kaldı. Bu saldırı Saddam Hüseyin yönetimindeki Baas rejimi tarafından yürütülen ve Kürt halkını hedef alan sistematik yok etme politikasının bir parçasıydı. Tarihe Enfal Operasyonu olarak geçen bu süreçte yüz binlerce Kürt öldürüldü, binlerce köy haritadan silindi, sayısız aile parçalandı. Bu politikanın başındaki isim Saddam Hüseyin’in kuzeni Ali Hassan al-Majid idi. Kimyasal saldırılar nedeniyle dünya onu “Chemical Ali” adıyla tanıdı. Ama Halepçe sadece rakamlardan ibaret değildir. O gün sokaklarda kalan küçük ayakkabılar, annesinin kucağında donup kalan çocuklar, kapısının önünde yere yığılan yaşlılar… Hepsi insanlığın hafızasında silinmemesi gereken sahnelerdir. Çünkü Halepçe’de öldürülenler yalnızca insanlar değildi; bir şehrin nefesi, bir halkın sevinci ve çocukların geleceğiydi. Aradan yıllar geçti. Fakat Halepçe’nin acısı hâlâ rüzgârda dolaşır. O gün zehirli gazlarla boğulan şehir bugün bize şunu hatırlatır: Eğer zulüm unutulursa tarih kendini tekrar eder. Bu yüzden Halepçe’yi anmak sadece bir yas değil aynı zamanda bir sorumluluktur. Kurbanların hatırasını yaşatmak, gerçeği anlatmak ve bir daha hiçbir halkın böyle bir acı yaşamaması için hafızayı canlı tutmak insanlığın ortak görevidir. Halepçe ve Enfal kurbanlarını saygı ve rahmetle anıyoruz. 16 Mart sadece bir tarih değil insanlığın vicdanında kapanmayan bir yaradır.
devrim-i devran tweet media
Türkçe
1
6
30
238
devrim-i devran
devrim-i devran@devrim_i_devran·
Yeşil Reçete, - Utanmamak kadar, utanç verici bir şey yoktur...der Saint Augustinus. Gördük ki ideoliji ve ''dava'' takıntılı zümrenin üzerine tam olarak asılır bu yafta. Utanmak biraz da medeni olmanın göstergesidir. Utanç röleleri körelmiş adamlardan korkulacağını öğrenmiş olduk yıllardır. Hiç bir pişmanlık ve hicap duymadan işlenen suçlar karşısında, yüzüne değen tükürüğe yağmur muamelesi yaparak, yarabbi şükür diyen kösele suratlı insansılarla yeteri kadar vakit geçirdik. - Bir kimse yaptığı yanlışlıktan bir kere utanmadı ise, bir daha utanacak sebep bulamaz...diyerek konuya önem çekmiş Mencius. Utançların utançlarla örülerek dirençli bir yelken bezi oluşturmasına ihtiyacı vardır utanmazların. Böylece bu duyguyu periferilerinden kaldırıp görüş seviyesinden çıkardıklarında utançsızlık denizinde seyirlerini sürdürebiliyorlar. - Yapılan bir kusurdan dolayı utanmamak, yapılmış olan kusuru bir kat daha katmerleştirir. P. Syrus söylediği bu söze uygun düştüklerini bilip de bilmezden gelenlerin ve hatta iftirayla başkalarının üzerine projekte edenlerin hiç bir ahlaki temelle alakaları kalmamıştır zaten. Halâ kendinizden herhangi bir şekilde utanıyorsanız bizden değilsiniz...itirafında bulunur Friedrich Nietszche. İnsanlığın, özellikle iş dünyası ve siyasetçilerin yozlaşan, umarsızlaşan güç zehirlenmesine dikkat çeker. Gücü elde etmek için vazgeçtikleri insanlık onurundan, acıma hissinden ve terkedilen tanrı korkusundan yakınır. - Ne var ki, yapacak elbette, - Pahalılık yok ben gayet iyiyim, - Ben araba kullanmıyorum yakıt parası beni ilgilendirmiyor, - Çıkar telefonunu, - Gençler çalışmak istese iş çok, - Ekonomimiz büyüyor Nankör bunlar, - Dış güçlere dayanıyor, dik duruyor. Gibi zırvalarla oksijen tüketen bedava ekmek kaptı diye pis pis sırıtanlar içinse Albert Camus imzalamıştır yeşil reçeteyi, - Bir insanın tek başına mutlu olması, utanılacak bir şeydir...diyerek.
Türkçe
3
8
28
947