

STOR Institute | Finance Made Simple
154 posts

@STOR_Institute
We make financial markets make sense 🧠 Simple breakdowns of stocks 📈, bonds & financial assets 💼 + trending news. Free beginner materials + course 👇











$NOK is a $35 stock trading at $14. Agree or disagree?












Altın neden düşüyor? Cevap Japonya'da. Savaş çıktı. Herkes aynı şeyi söyledi. "Altın uçar. Belirsizlik varsa altın kazanır." Sonra altın düştü. Tek başına da düşmedi. Borsa da düştü, gümüş de, Bitcoin de. Hepsi aynı anda, aynı yöne. Herkes sebebi Amerika'da arıyor. Fed faizi indirmiyormuş, veriler güçlü gelmiş, Trump şöyle demiş. Hepsi doğru. Ama hepsi yüzeyde. Çünkü altını, borsayı, gümüşü aynı gün aşağı çeken şey Amerika'da çıkan bir haber değil. Yıllardır sessizce işleyen bir mekanizma. O mekanizmanın düğmesi de Amerika'da değil, Japonya'da. Oraya gelmeden önce çok basit bir kural var. Bunu bir kere anlarsan altının neden düştüğünü bir daha kimseye sormazsın. Altının fiyatı aslında bir kesirdir. Üstte altın, altta dolar. Sen "altın şu kadar dolar" derken aslında iki şeyi birden ölçüyorsun. Hem altını, hem doları. Bu kesir düşüyorsa iki ihtimal var. Ya altın değer kaybetti. Ya da onu ölçtüğün dolar değer kazandı. Şu an olan ikincisi. Altın zayıflamadı. Dolar kıtlaştı. Peki dünyada dolar neden birden bu kadar değerli hale geldi? Hikâye burada başlıyor. İki koldan. Birinci kol, Hürmüz Boğazı'nda. Şunu hatırlamak gerekiyor. Dünyada petrol 1974'ten beri sadece dolarla alınıp satılıyor. Japonya da, Almanya da, Hindistan da petrol alacaksa önce dolar bulmak zorunda. Son aylarda İran gerginliği Hürmüz'ü kilitledi. Petrol fiyatı hızla 100 doların üstüne çıktı. Şimdi düşün. Petrol pahalandı ama hâlâ dolarla satılıyor. Yani her ülke, aynı miktar petrolü almak için eskisinden çok daha fazla dolar bulmak zorunda kaldı. Dünya bir anda dolara hücum etti. Bazı ülkelerin elindeki dolar rezervleri bu yüzden erimeye başladı. Peki cebinde yeterince dolar olmayan ülke ne yapar? Dolar bulmak için elindeki en değerli şeyi satar. Altını. Petrolü ödeyecek doları bulmak için bazı ülkeler kasalarındaki altını sattı. Altının düşüşü işte burada başladı. Sonra haber geldi. Hürmüz yeniden açılıyor. Petrol fiyatı düşmeye başladı. Normalde bu rahatlama demek. Ama tam tersi oldu. Çünkü petrol ucuzlayınca, rezervi erimiş bütün ülkeler aynı anda şunu düşündü. "Fiyat düşmüşken kasamı doldurayım." Ucuz petrolü kaçırmamak için hepsi birden alıma geçti. Almak için yine dolar lazımdı. Yani petrol pahalanınca da dolara koşuldu, ucuzlayınca da. İki yönde de aynı kapı çalındı. Dolar. Dünyanın dolara olan susuzluğu iki kez üst üste arttı. Dolar değerlendi. Dolar değerlenince, onunla ölçülen altın kâğıt üstünde düştü. Birinci kol bu. İkinci kol çok daha derin. Asıl büyük olan da bu. Japonya'da faiz yıllardır neredeyse sıfır. Bunun anlamı şu. Japonya'dan para bulmak dünyanın en ucuz işi. Akıllı oyuncular yıllarca şunu yaptı. Japonya'dan bedavaya yakın yen borçlandılar. O parayı bozup dünyanın dört bir yanına yatırdılar. Amerikan hisselerine, altına, gümüşe, Bitcoin'e. Mantık basitti. Ucuza borçlan, kazançlı yere yatır, aradaki farkı cebine at. Yani bugün gördüğün altının fiyatının içinde bile, bir yerlerde borçlanılmış Japon yeni vardı. Şimdi o ucuz para devri kapanmak üzere. Yen aylardır değer kaybediyor. Sebebi faiz farkı. Amerika'da faiz yüksek, Japonya'da neredeyse sıfır. Para hep daha çok kazandığı yere akıyor. Yen'i bırakıp dolara koşuyor. Yen düştükçe düşüyor. Japonya bunu durdurmak için elindeki doları satıp yen aldı. İşe yaramadı. Yen birkaç gün durdu, sonra yine düştü. Neden başarılı olmuyor? Şöyle düşün. Su alan bir teknen var. Kovayla suyu dışarı atıyorsun. Ama teknedeki deliği kapatmıyorsun. Ne kadar boşaltsan da delik açık kaldıkça su geri doluyor. Japonya'nın yaptığı tam bu. Dolar satıp yen alıyor, suyu bir anlığına boşaltıyor. Ama deliği, yani faiz farkını kapatmıyor. O yüzden yen birkaç günde geri düşüyor. Deliği kapatmanın tek yolu var. Faizi artırmak. Kritik nokta burası. Japonya faizi artırdığı gün, otuz yıllık ucuz para devri biter. Japonya'dan bedavaya borçlanıp dünyaya yatıran bütün büyük fonlar aynı anda kapıya yönelir. Yen borcunu kapatmak için ellerindeki her şeyi satarlar. En önemli kısım şu. Bu fonlar önce neyi satar? Zarardaki varlığı değil. Kârdaki varlığı. Çünkü paraya çevirmen gereken anda, elindeki en çok kazandıran, en kolay satılan şeyi satarsın. Zarardakini satarsan zararı kesinleştirirsin. Kârdakini satarsan nakit yaratırsın. Peki son yılların en çok kazandıran varlığı neydi? Altın ve gümüş. Altının asıl sırrı burada. Altın kötü olduğu için satılmadı. Tam tersine, en iyi olduğu için satıldı. Zarar başka yerdeydi. Ama parayı en sağlam varlık ödedi. Herkes "altın güvenli liman değil miydi" diye sordu. Cevap şu. Panik anında kimse istediğini satmaz. Satabildiğini satar. En kolay satılan şey de altındı. Şimdi iki kolu birleştir. Bir yandan Hürmüz yüzünden dünya iki kez dolara hücum etti. Dolar değerlendi. Öbür yandan Japonya'nın faiz kapısı aralandı. Fonlar nakde koştu, ellerindeki altını sattı. Bunların hiçbiri altının değerini bozmadı. İkisi de geçici. Biri bir boğazın açılıp kapanmasıyla ilgili. Öbürü bir merkez bankasının kararıyla. Peki önümüzdeki dönem? İki kol da geçiciyse, geriye tek bir soru kalıyor. Altını kalıcı olarak yukarı itecek ne var? Cevap, altını bu düşüşte satan elin ta kendisinde saklı. Çünkü o el, aslında aylardır altını en çok toplayan eldi. Merkez bankaları aylardır sessizce altın alıyordu. Yavaş yavaş dolardan çıkıp altına geçiyorlardı. Sonra petrol geldi. Dolara mecbur kaldılar. O biriktirdikleri altını satmak zorunda kaldılar. Yani şu an satıyor olmaları altına güvenmedikleri için değil. Dolar sıkıştırdığı için. Bu bir tercih değil, mecburiyet. Mecburiyet geçince ne yaparlar? Kaldıkları yerden devam ederler. Yeniden alıcı olurlar. Bir de şunu ekle. Japonya kendini kurtarmak için harcadığı doları havadan bulmadı. Elindeki Amerikan tahvillerini satarak buldu. Dünyada Amerika'ya en çok borç veren ülke, o borcu yavaşça geri çekiyor. Bir yanda altını satan merkez bankaları, ilk fırsatta geri dönecek. Öbür yanda dolara en çok güvenen el çekiliyor. Bu yüzden bugünkü düşüş altının sonu değil. En çok isteyenin, en sıkıştığı anda satmak zorunda kaldığı bir varlığın geçici düşüşü. Deliğin kapandığı gün, herkesin sattığı gün değil, satışın bittiği gündür. Herkes düşüşe bakıp Amerika'yı konuşuyor. Oysa altını bugün aşağı çeken el Amerika'da değil. Faizini yıllardır sıfırda tutmuş, şimdi o düğmeye basmak zorunda kalan Japonya'nın elinde. Bu benim şahsi analizim. Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.








