Can

2.7K posts

Can banner
Can

Can

@WhySoSeriousCan

Gündemi anlık takip edebilmek adına açılmış hesaptır.📍 🇹🇷 𐱅𐰼𐰇𐰰

انضم Şubat 2023
48 يتبع30 المتابعون
تغريدة مثبتة
Can
Can@WhySoSeriousCan·
Biri seni hep gözetliyor sevgili Ay 😂😂
Can tweet media
Türkçe
0
0
5
4.7K
Can أُعيد تغريده
Keskin Dürbün | Derin Pusula
Most of your message is invective with a single article number appended at the end. Let’s get the adjectives out of the way first — “rogue, thieving, piratical, fear-driven state” — these are not legal categories; they are signs that someone trying to belittle their opponent has run out of the resources to do so. The rule for anyone who wishes to characterise a state in these terms is straightforward: you need acts and legal instruments, not adjectives. You have supplied neither. “The Greece of the crisis no longer exists.” That sentence is a political slogan, not a legal argument. Tonnage, credit ratings, and naval procurement budgets do not determine maritime delimitation. What determines it is UNCLOS, customary international law, equity, non-encroachment, and special circumstances. You are confusing macroeconomics with the law of the sea. “The law is on Greece’s side.” Very well — then which article, which precedent, which fact? Saying something is one thing; proving it is another. So far the only authority you have cited is Article 51 of the UN Charter. Let’s see what it actually says. Article 51 preserves the inherent right of self-defence in the event of an armed attack on a UN member. It is not a rule of maritime delimitation; it is a rule on the use of force. Citing it in a sea-law dispute is about as illuminating as citing the criminal code in a tax dispute. It may become relevant under certain circumstances, but it tells us nothing about who is right on the underlying legal question. And there is a piece you have skipped. Article 51 belongs to Turkey as well. If a unilateral Greek extension of the territorial sea converts a semi-enclosed international sea into a national lake and severs a neighbouring continental state from its own continental shelf and from the high seas, the resulting situation is not innocuous; it is an act with cognisable consequences under international law. The 1995 Turkish parliamentary resolution is precisely the articulation of that threshold. You do not get to point Article 51 at us as a one-way arrow. The same article reads in both directions. One last note. Greece has been in continuous, decades-long breach of its demilitarisation obligations under Articles 12 and 13 of the 1923 Treaty of Lausanne and Article 14 of the 1947 Treaty of Paris, covering Lemnos, Samothrace, Lesvos, Chios, Samos, Ikaria and the Dodecanese, Kastellorizo included. A state that has openly violated its own treaty obligations and militarised these islands is in no position to lecture its neighbour on the side the law is on. The vocabulary of legality does not flow in only one direction. If you want a real legal discussion, I’m here. Bring articles, precedents, and facts instead of adjectives and slogans. Then we can talk.
English
3
7
51
561
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@KAANTF_23 Hocam GÜÇHAN’ı gördüğüm gibi aklıma hayalime; rusların Tupolev TU-160, TU-22M süpersonik ağır bombardıman uçakları var ya işte onlar geldi… 4 GÜÇHAN ile oluşturulmuş 20-30 ton GAZAP taşıyabilen cehennem meleği gibi 😂
Türkçe
1
0
2
47
Can أُعيد تغريده
KABAC 𐱅𐰇𐰼𐰰 🇹🇷
KABAC 𐱅𐰇𐰼𐰰 🇹🇷@K_TURK_19051919·
Tarihçi Prof. Dr. Necati Demir: Ordu Ünye’de M.Ö. 660’lardan kalma Türk mezarları, balballar ve kurganlar bulunuyor. Burası Ön Türklerden olan Kimmerler’e ait. Hakkari’den Savatra’ya, Göbeklitepe’den Beşiktaş metro kazılarına, şimdi de Ünye... Anadolu’nun altından Türklük fışkırıyor! Türk’ün Anadolu’daki izi binlerce yıl geriye gidiyor. Bu tarihî eserler Türk’ün Anadolu’daki nişanıdır, korunma altına alınmalıdır ve araştırmalar genişletilmelidir. Ermeni tarihçi Genceli Kiragos, 1265 tarihli kitabında 1071 Malazgirt için “İskitler geri döndü” demişti. Anadolu Türk tarihi yeniden yazılmalıdır. Anadolu en az 10 bin yıllık Türk yurdudur diyen Bilge Atatürk haklı çıkmaya devam ediyor. Gerçekler bir bir ortaya çıkıyor! 🇹🇷
KABAC 𐱅𐰇𐰼𐰰 🇹🇷@K_TURK_19051919

Ramazan Sevinç: “4500 sene önce Hakkari'de Türk'ler yaşıyordu dedik alsana kanıt dedik akademi dünyası kabul etmedi 7 sene uğraştık kabul ettirdik. Göbeklitepe'de Türk tarihi ortaya çıktıkça kazı çalışmaları durduruldu, fonlar kesildi” "Türkler Anadolu'ya 1071'de geldi" sözünün aslında "Türk düşmanı" bir öğreti olduğunu artık herkes bilmeli. "Siz buranın asıl sahibi değilsiniz, çok sonradan geldiniz" propagandasıdır bu. 👇🏿👇🏿👇🏿 Fransız Tarihçi-Arkeolog Ernest Renan, batılı arkeologlara şöyle demiştir: “Arkeolojik bulgular Türkleri işaret ediyorsa da, siz onları Türklere mal etmeyin. Sonu kötü olur. O zaman Türkleri Anadolu’dan sürmek zorlaşır." Türkler 1071’de Anadolu’ya ilk kez gelmedi. 1071 eve dönüştür.

Türkçe
28
361
1.1K
47.4K
KAAN TF-23
KAAN TF-23@KAANTF_23·
⚓Cem Gürdeniz Amiralimizin çok önemli değerlendirmesidir. Dikkatle okunmalıdır. 🇹🇷 Esas olan iç cephedir. Milli birlik ve beraberliğimize sahip çıkalım. Dış tehditleri bertaraf edelim.
Cem GÜRDENİZ@cemgurdeniznet

Son 2 haftada, Akdeniz'de Meis'ten Karadeniz'de Kilyos sahillerine dek yaşanalar küresel jeopolitik gelişmelerin kaçınılmaz bir yansımasıdır. Gerileyen hegemonya içerde ve dışarda yarattığı kışkırtma ve kumpaslar ile yeni düzende yer kapmaya çabalıyor. Türkiye adeta iki cepheden sıkıştırılmaktadır. 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ülkemizde yapılacak NATO zirvesine kısa süre kala yaşanan olaylar üst üste okunduğunda Ankara’ya karşı Ege’den Karadeniz’e ciddi bir baskı stratejisinin uygulandığını görmekteyiz. Çünkü bugün Türkiye, kağıt üzerinde NATO üyesi olsa da sahada ve masada birçok konuda fiilen NATO müttefikleriyle karşı karşıya gelmektedir. Ege’de bayram öncesi icra edilen EFES-2026 Tatbikatı yalnızca bir askeri eğitim faaliyeti değildi. Türkiye'nin gerek silahlı kuvvetleri gerekse savunma sanayi yeteneği ile son yıllardaki en kapsamlı müşterek kuvvet gösterilerinden biri olarak Ege ve Doğu Akdeniz'de caydırıcılık iradesinin ilanıydı. Bu gelişme Mavi Vatan Yasası ile birlikte okunduğunda daha da güçlü bir mesaj sunmaktaydı. Tatbikat sonrasında Milli Savunma Bakanının Ege'de ve Doğu Akdeniz'de hak ve menfaatlerimizi korumaya ve hiçbir geri adım atılmayacağına dair açıklaması önemliydi. Ancak dikkat çekici olan, tam da bu güçlü mesajın ardından bölgedeki kışkırtmaların hız kazanması oldu. Yunanistan'ın İsrail ile askeri ve stratejik yakınlaşmasını derinleştirmesi, yeni silahlanma programları açıklaması, Ege ve Doğu Akdeniz'de Türkiye karşıtı söylemlerin Yunan devlet adamları ve siyasetçileri düzeyinde artırması dikkat çekerken, Meis üzerinde ve Türkiye kıyılarına son derece yakın bölgelerde Yunan savaş uçaklarının gerçekleştirdiği kışkırtıcı faaliyetler gerilimi yükselten gelişmeler arasında yer aldı. Diğer yandan İyon Denizi'nde Amerikan enerji devi Chevron'un Libya kıta sahanlığı ve Kıbrıs çevresinde Libya ve KKTC'nin haklarını dikkate almadan yeni lisans alanları elde etmesi, Doğu Akdeniz'deki enerji mücadelesinin hızlandığını göstermektedir. ABD ve küresel finans kapital açısından Hürmüz Boğazı çevresindeki krizler ciddi bir baskı yaratmaktadır. Washington, tarihinin en düşük stratejik petrol rezerv seviyelerinden birine gerilemiş durumdadır. Bu nedenle Doğu Akdeniz'de yeni enerji kaynaklarının süratle dünya pazarlarına ulaştırılması stratejik öncelik haline gelmiştir. Fakat bu denklemde temel engel Türkiye'dir. Türkiye hem coğrafi konumu hem de Mavi Vatan yaklaşımı nedeniyle Doğu Akdeniz enerji jeopolitiğinin merkezinde bulunmaktadır. Bu nedenle Ankara'nın manevra alanını daraltmak isteyen çevreler aynı anda farklı cephelerde baskı kurmaktadır. Diğer yandan Türkiye’nin Montrö rejimi sayesinde İkinci Dünya Savaşında sergilediği aktif tarafsızlık rejimi NATO’nun başta İngiltere olmak üzere Rus karşıtı yeminli şahin cephe tarafından eleştirilmektedir. Maalesef içimizde milli ve NATO cephesi arasında bilek güreşi yaşanmaktadır. Bu çelişki zirve yaklaştıkça aratacaktır. Tam da bu süreçte Karadeniz'de 28 Mayıs 2026 tarihinde Kilyos açıklarında, Türkiye'nin yetki ve sorumluluk alanında üzerinde Ukraynaca işaretler taşıyan BEEK sınıfı insansız deniz aracıyla petrol tankerlerine yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırının verdiği mesajın yalnızca Rusya'ya yönelik olduğunu düşünmek eksik bir değerlendirme olur. Asıl mesaj Türkiye'ye verilmektedir. Rusya’nın Kiev’e yönelik askeri strateji değişikliğinin ilan edildiği, Haziran ilk haftasında Rusya Ukrayna cephesinde çok önemli gelişmelerin yaşanacağı konjonktürde Türkiye NATO ve AB şahinleri tarafından adeta tehdit edilmektedir. Hedef alınan Türk bayraklı olmayan gemiler Rus gölge filosu kapsamında olabilir. Ancak burada endişe konusu gemilerin aidiyeti değildir. Türkiye'nin karasuyu içinde yani aktif tarafsızlık politikası izleyen bir ülkenin egemenlik alanında ticaret gemilerine yönelik silahlı saldırının gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu durum yalnızca deniz ve çevre güvenliği açısından değil, silahlı çatışma hukuku ve terörle mücadele hukuku açısından da son derece ciddi bir egemenlik ihlali niteliği taşımaktadır. Çünkü silah taşımayan ticaret gemilerine yönelik bu tür saldırılar, doğrudan bölgesel istikrarı, çevreyi ve deniz ulaştırmasının güvenliğini hedef almaktadır. Nitekim benzer bir olay 26 Mart 2026 tarihinde yaşanmıştı. İstanbul Boğazı yaklaşma sularında, Karasu-Kilyos hattına yakın bölgede, yaklaşık 1 milyon varil ham petrol taşıyan Altura tankerine yönelik saldırı gerçekleştirilmişti. O tarihte bunun sıradan bir olay olmadığına dikkat çekmiş ve verilen mesajın Türk Boğazlarının güvenliğinin test edilmesi, Türkiye'nin büyük bir çevre felaketi tehdidiyle karşı karşıya bırakılabileceğinin gösterilmesi ve Karadeniz'deki savaşın Türkiye kıyılarına doğru yaklaştırılması olduğunu ifade etmiştim. İki ay sonra aynı bölgede benzer yöntemlerle yeni saldırıların gerçekleşmesi göstermektedir ki, 26 Mart münferit bir olay değildir. Maalesef tarih tekerrür etmektedir. NATO Zirvesi yaklaşırken Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini bozmak, Ankara'yı Karadeniz'de daha sert bir NATO çizgisine çekmek ve Türkiye'nin denge politikasını zayıflatmak isteyen çevrelerin baskılarını artırması şaşırtıcı olmayacaktır. Özetle Türkiye bugün Ege'de İsrail, GKRY ve Yunanistan üzerinden, Karadeniz'de ise Ukrayna ve bazı NATO ülkeleri üzerinden eş zamanlı baskıyla karşı karşıyadır. Bunun yanında içeride de Türkiye'nin milli birlik ve beraberliğini zayıflatabilecek etnik, mezhepsel ve kimlik temelli fay hatlarının yeniden hareketlendirilmesi riski bulunmaktadır. Ana muhalefet partisinin yaşadığı iç krizler ve parçalanma eğilimleri de bu açıdan dikkatle izlenmelidir. Çünkü büyük jeopolitik baskı dönemlerinde devletlerin en kırılgan noktası dış cephe değil, iç bütünlükleridir. Bugün yaşanan son derece hayati ve ciddi dış / güvenlk politika konularında ana muhalefetin değil katkısı yorumu dahi olmamaktadır. Dolayısı ile NATO ve AB konularında Türkiye’de iktidar görüşüne anti-tez üretilememektedir. Bu durum çöken batı hegemonyasının arayıp da bulmayacağı bir fırsat sunmaktadır. Önümüzdeki haftalarda Türkiye'nin karşılaşacağı temel sınama, Yunanistan ve NATO’nun Ege, Akdeniz ve Karadeniz kışkırtmalarına ve sahte bayrak kumpaslarına kapılmamak, Karadeniz'de tırmanan gerilimin tarafı haline gelmemek, Montrö rejimini korumak ve iç siyasi ayrışmaların milli güvenlik zafiyetine dönüşmesini engellemektir. İç cepheyi sağlam tutamazsak dış cepheyi kaybederiz. Tarih en büyük öğretmendir. Tam da 101 yıl önce yaşanan Musul vakası bize ders olmalıdır. Lozan'da çözülemeyen petrol zengini Musul, 1925 yılında Türkiye ile İngiltere arasında ölümcül bir jeopolitik mücadeleye dönüşmüştü. Ankara, Misak-ı Millînin son büyük davasını savunuyordu. İngiltere ise Musul'u Irak Mandası içinde tutmak istiyordu. Milletler Cemiyeti'nin Musul incelemesi 11 Şubat günü başladı. İki gün sonra 13 Şubat 1925'te Şeyh Said Ayaklanması patladı. Tesadüf mü? Hayır. İsyan Türkiye'nin bütün dikkatini doğuya çevirdi. Musul'a odaklanan Ankara, bir anda içerideki tehditle uğraşmak zorunda kaldı. Sonuçta Musul üzerindeki baskı gücü zayıfladı, İngiltere ise istediğini aldı. Türkiye'nin ihtiyacı yeni dünya düzeni kurulurken içerde ve dışarda yeni cepheler açmak değil, devlet aklını korumaktır.

Türkçe
7
31
157
7.3K
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@KAANTF_23 @MMOZBEY Cem Amiralimizin çalışmasını sabah okuduğumda, içime düşen ilk şey, sanırım çatışma hiç olmadığı kadar yakın artık şeklinde oldu…iç cephe konusunda sadece Türk halkına güveniyorum, siyasiler başka alemde yaşıyor sanki
Türkçe
0
0
1
62
Can أُعيد تغريده
Cem GÜRDENİZ
Cem GÜRDENİZ@cemgurdeniznet·
Son 2 haftada, Akdeniz'de Meis'ten Karadeniz'de Kilyos sahillerine dek yaşanalar küresel jeopolitik gelişmelerin kaçınılmaz bir yansımasıdır. Gerileyen hegemonya içerde ve dışarda yarattığı kışkırtma ve kumpaslar ile yeni düzende yer kapmaya çabalıyor. Türkiye adeta iki cepheden sıkıştırılmaktadır. 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ülkemizde yapılacak NATO zirvesine kısa süre kala yaşanan olaylar üst üste okunduğunda Ankara’ya karşı Ege’den Karadeniz’e ciddi bir baskı stratejisinin uygulandığını görmekteyiz. Çünkü bugün Türkiye, kağıt üzerinde NATO üyesi olsa da sahada ve masada birçok konuda fiilen NATO müttefikleriyle karşı karşıya gelmektedir. Ege’de bayram öncesi icra edilen EFES-2026 Tatbikatı yalnızca bir askeri eğitim faaliyeti değildi. Türkiye'nin gerek silahlı kuvvetleri gerekse savunma sanayi yeteneği ile son yıllardaki en kapsamlı müşterek kuvvet gösterilerinden biri olarak Ege ve Doğu Akdeniz'de caydırıcılık iradesinin ilanıydı. Bu gelişme Mavi Vatan Yasası ile birlikte okunduğunda daha da güçlü bir mesaj sunmaktaydı. Tatbikat sonrasında Milli Savunma Bakanının Ege'de ve Doğu Akdeniz'de hak ve menfaatlerimizi korumaya ve hiçbir geri adım atılmayacağına dair açıklaması önemliydi. Ancak dikkat çekici olan, tam da bu güçlü mesajın ardından bölgedeki kışkırtmaların hız kazanması oldu. Yunanistan'ın İsrail ile askeri ve stratejik yakınlaşmasını derinleştirmesi, yeni silahlanma programları açıklaması, Ege ve Doğu Akdeniz'de Türkiye karşıtı söylemlerin Yunan devlet adamları ve siyasetçileri düzeyinde artırması dikkat çekerken, Meis üzerinde ve Türkiye kıyılarına son derece yakın bölgelerde Yunan savaş uçaklarının gerçekleştirdiği kışkırtıcı faaliyetler gerilimi yükselten gelişmeler arasında yer aldı. Diğer yandan İyon Denizi'nde Amerikan enerji devi Chevron'un Libya kıta sahanlığı ve Kıbrıs çevresinde Libya ve KKTC'nin haklarını dikkate almadan yeni lisans alanları elde etmesi, Doğu Akdeniz'deki enerji mücadelesinin hızlandığını göstermektedir. ABD ve küresel finans kapital açısından Hürmüz Boğazı çevresindeki krizler ciddi bir baskı yaratmaktadır. Washington, tarihinin en düşük stratejik petrol rezerv seviyelerinden birine gerilemiş durumdadır. Bu nedenle Doğu Akdeniz'de yeni enerji kaynaklarının süratle dünya pazarlarına ulaştırılması stratejik öncelik haline gelmiştir. Fakat bu denklemde temel engel Türkiye'dir. Türkiye hem coğrafi konumu hem de Mavi Vatan yaklaşımı nedeniyle Doğu Akdeniz enerji jeopolitiğinin merkezinde bulunmaktadır. Bu nedenle Ankara'nın manevra alanını daraltmak isteyen çevreler aynı anda farklı cephelerde baskı kurmaktadır. Diğer yandan Türkiye’nin Montrö rejimi sayesinde İkinci Dünya Savaşında sergilediği aktif tarafsızlık rejimi NATO’nun başta İngiltere olmak üzere Rus karşıtı yeminli şahin cephe tarafından eleştirilmektedir. Maalesef içimizde milli ve NATO cephesi arasında bilek güreşi yaşanmaktadır. Bu çelişki zirve yaklaştıkça aratacaktır. Tam da bu süreçte Karadeniz'de 28 Mayıs 2026 tarihinde Kilyos açıklarında, Türkiye'nin yetki ve sorumluluk alanında üzerinde Ukraynaca işaretler taşıyan BEEK sınıfı insansız deniz aracıyla petrol tankerlerine yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırının verdiği mesajın yalnızca Rusya'ya yönelik olduğunu düşünmek eksik bir değerlendirme olur. Asıl mesaj Türkiye'ye verilmektedir. Rusya’nın Kiev’e yönelik askeri strateji değişikliğinin ilan edildiği, Haziran ilk haftasında Rusya Ukrayna cephesinde çok önemli gelişmelerin yaşanacağı konjonktürde Türkiye NATO ve AB şahinleri tarafından adeta tehdit edilmektedir. Hedef alınan Türk bayraklı olmayan gemiler Rus gölge filosu kapsamında olabilir. Ancak burada endişe konusu gemilerin aidiyeti değildir. Türkiye'nin karasuyu içinde yani aktif tarafsızlık politikası izleyen bir ülkenin egemenlik alanında ticaret gemilerine yönelik silahlı saldırının gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu durum yalnızca deniz ve çevre güvenliği açısından değil, silahlı çatışma hukuku ve terörle mücadele hukuku açısından da son derece ciddi bir egemenlik ihlali niteliği taşımaktadır. Çünkü silah taşımayan ticaret gemilerine yönelik bu tür saldırılar, doğrudan bölgesel istikrarı, çevreyi ve deniz ulaştırmasının güvenliğini hedef almaktadır. Nitekim benzer bir olay 26 Mart 2026 tarihinde yaşanmıştı. İstanbul Boğazı yaklaşma sularında, Karasu-Kilyos hattına yakın bölgede, yaklaşık 1 milyon varil ham petrol taşıyan Altura tankerine yönelik saldırı gerçekleştirilmişti. O tarihte bunun sıradan bir olay olmadığına dikkat çekmiş ve verilen mesajın Türk Boğazlarının güvenliğinin test edilmesi, Türkiye'nin büyük bir çevre felaketi tehdidiyle karşı karşıya bırakılabileceğinin gösterilmesi ve Karadeniz'deki savaşın Türkiye kıyılarına doğru yaklaştırılması olduğunu ifade etmiştim. İki ay sonra aynı bölgede benzer yöntemlerle yeni saldırıların gerçekleşmesi göstermektedir ki, 26 Mart münferit bir olay değildir. Maalesef tarih tekerrür etmektedir. NATO Zirvesi yaklaşırken Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini bozmak, Ankara'yı Karadeniz'de daha sert bir NATO çizgisine çekmek ve Türkiye'nin denge politikasını zayıflatmak isteyen çevrelerin baskılarını artırması şaşırtıcı olmayacaktır. Özetle Türkiye bugün Ege'de İsrail, GKRY ve Yunanistan üzerinden, Karadeniz'de ise Ukrayna ve bazı NATO ülkeleri üzerinden eş zamanlı baskıyla karşı karşıyadır. Bunun yanında içeride de Türkiye'nin milli birlik ve beraberliğini zayıflatabilecek etnik, mezhepsel ve kimlik temelli fay hatlarının yeniden hareketlendirilmesi riski bulunmaktadır. Ana muhalefet partisinin yaşadığı iç krizler ve parçalanma eğilimleri de bu açıdan dikkatle izlenmelidir. Çünkü büyük jeopolitik baskı dönemlerinde devletlerin en kırılgan noktası dış cephe değil, iç bütünlükleridir. Bugün yaşanan son derece hayati ve ciddi dış / güvenlk politika konularında ana muhalefetin değil katkısı yorumu dahi olmamaktadır. Dolayısı ile NATO ve AB konularında Türkiye’de iktidar görüşüne anti-tez üretilememektedir. Bu durum çöken batı hegemonyasının arayıp da bulmayacağı bir fırsat sunmaktadır. Önümüzdeki haftalarda Türkiye'nin karşılaşacağı temel sınama, Yunanistan ve NATO’nun Ege, Akdeniz ve Karadeniz kışkırtmalarına ve sahte bayrak kumpaslarına kapılmamak, Karadeniz'de tırmanan gerilimin tarafı haline gelmemek, Montrö rejimini korumak ve iç siyasi ayrışmaların milli güvenlik zafiyetine dönüşmesini engellemektir. İç cepheyi sağlam tutamazsak dış cepheyi kaybederiz. Tarih en büyük öğretmendir. Tam da 101 yıl önce yaşanan Musul vakası bize ders olmalıdır. Lozan'da çözülemeyen petrol zengini Musul, 1925 yılında Türkiye ile İngiltere arasında ölümcül bir jeopolitik mücadeleye dönüşmüştü. Ankara, Misak-ı Millînin son büyük davasını savunuyordu. İngiltere ise Musul'u Irak Mandası içinde tutmak istiyordu. Milletler Cemiyeti'nin Musul incelemesi 11 Şubat günü başladı. İki gün sonra 13 Şubat 1925'te Şeyh Said Ayaklanması patladı. Tesadüf mü? Hayır. İsyan Türkiye'nin bütün dikkatini doğuya çevirdi. Musul'a odaklanan Ankara, bir anda içerideki tehditle uğraşmak zorunda kaldı. Sonuçta Musul üzerindeki baskı gücü zayıfladı, İngiltere ise istediğini aldı. Türkiye'nin ihtiyacı yeni dünya düzeni kurulurken içerde ve dışarda yeni cepheler açmak değil, devlet aklını korumaktır.
Türkçe
0
225
715
42.9K
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@DailyTurkst Bu kızı sevmeye başladım 👏👏
Türkçe
0
0
0
68
Daily Türkist
Daily Türkist@DailyTurkst·
Dr. Mediha Nur Argalı: “Devletimiz, ne 100 yıl önce kuruldu ne de tarihimiz Osmanlı’dan ibaret. Türkiye Devleti, 1923’te kurulmadı. Türkiye Devleti 1923’te yönetim şeklini Cumhuriyet olarak belirledi. Türk devleti en az 4 bin yıllık koca bir çınar.”
Türkçe
57
278
2.9K
45K
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@rumel_dahiya Siz hintli yavşaklar uluslararası konularda çenesini kapatmalı, misafir olarak gelen silahsız İran kruvazörünün koordinatlarını verip batırılmasını sağladınız, onurunuz yok, haysiyetsizsiniz ve nesiller boyu silinmeyecek, kahpe bir ırk olduğunuzun ispatı
Türkçe
0
1
2
118
Rumel Dahiya
Rumel Dahiya@rumel_dahiya·
Relations between India and Turkiye over last 75 years have been informed by calculated indifference and externally influenced. Turkiye was a frontline NATO state and India was a nonaligned leading light. But still, Indians helped Turkiye during the Balkan Wars and even contributed money for construction of Türkiye’s parliament building. There are some secular political leaders and academics who respect India’s democratic traditions and pluralism. Turkiye was also part of CENTO and ECO. The Turkish society, even while under comparatively secular regimes, has been generally conservative in faith and xenophobic in racial terms. That has historically been problematic. The Kurds, the Alevis and the Armenians have all had to suffer massive atrocities at the hand of Turks; a community that wants Turkiye to look like marble and not mosaic. India’s problems with Turkiye were not because of any conflict of interest directly. Rather mechanically, Turkiye has always supported Pakistan in conflicts with India - politically, diplomatically and militarily. After Erdogan ascended to power, Turkish policy towards India has assumed a sharper hostile edge. Türkiye has supplied, and is committed to supply, major weapon systems to Pakistan. Members of all services have been carrying out joint training at each other’s training establishments. Erdogan very provocatively raises Kashmir issue in various fora and Türkiye is a long standing member of contact group on Kashmir at OIC. India’s diplomatic support to Cyprus after it was invaded and part occupied by Türkiye in 1974, was informed both: by Türkiye’s consistent support to Pakistan against India and ideology of non-aggression followed by India. We have had some brilliant diplomats heading our mission in Ankara. From time to time, there appeared a hope that the bilateral relations will eventually become friendly. The economic relations thankfully always stood compartmentalised and have grown steadily. Same cannot be said of the military, political and diplomatic sides of the relationship. With Türkiye leaning more and more openly towards Pakistan (perhaps in the belief that Pakistan will help it acquire nuclear weapon capability if other state(s) in the Middle East go nuclear), and reported assistance of state linked Turkish organisations to anti-national elements in India, the latter has also started reciprocating. India has started exporting defence hardware to Armenia and Cyprus. The quantity and the variety is expected to grow further and may include Brahmos cruise missiles that are highly rated globally. Reports have started appearing on social media that Türkiye is getting worried about this development. But they must realise that India has tolerated Türkiye’s hostility for long. Türkiye perhaps believed that India’s historical record of not interfering beyond its immediate neighbourhood will continue to hold good despite serious and persistent provocations. Türkiye needs to feel the heat. Considering Erdogan’s ambitions to expand Turkish influence across the Islamic countries in Asia, Africa and Europe through trade, diplomacy and arms sales, it is not expected that he will change course to make friends with India. His ego and desire to become a modern sultan has already created tensions with Egypt, Saudi Arabia and with the UAE.Türkiye is at loggerheads with Israel and Russia barely tolerates it. It should not have persisted with overt and covert hostility towards India. Now that it has crossed the threshold limit of India’s tolerance the latter is fully justified in helping smaller countries constantly bullied by Türkiye. It has no one but itself to blame. @KanwalSibal @AadiAchint @GautamMoorthy
English
78
92
370
61.9K
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@KAANTF_23 O birileri, aynı zamanda hem birincil hem ikincil hem üçüncü ülkeler vasıtası ile, teknoloji transferi yapabilmek adına, expo 2026 da anlaşmalar imzalamaya çalıştı, hem de efes26 tatbikatında gözlemci olarak bulundu
Türkçe
0
0
1
1.1K
KAAN TF-23
KAAN TF-23@KAANTF_23·
SAHA EXPO 2026 EFES 2026 SONRASI birileri....biz bişeyler yapmazsak TÜRKLER her türlüsünü üretecek diye düğmeye basıp batıdaki bir ülkeyi bize salmış görünüyor.
Türkçe
17
33
320
16.6K
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@HVodinali Türk Kara Suları’nı geçtim direkt kıyı şeridimizde yapılmış operasyon bu, patlamamış ve boğaza petrol vb kimyasallar sızmamış olması, verilmiş sadakamız varmış dedirtti… güçlü ve egemen bir devlet için bu girişim savaş sebebi bile olabilir ya da ilgili deniz üssü yok edilir
Türkçe
0
1
3
118
Hüseyin Vodinalı
Hüseyin Vodinalı@HVodinali·
Ukrayna SİDA'larının kıyımızda tankerlere yönelik saldırı görüntüleri ortaya çıktı. ▪️Ukrayna'ya ait BEEK insansız hava aracı, Sierra Leone bayraklı Velora ve Altura tankerlerine saldırdı, neyse ki patlamadı. ▪️Yakınlarda patlamamış başka bir Ukrayna Sidası daha sürükleniyor.
Olga Bazova@OlgaBazova

Footage has emerged of a Ukrainian naval drone attack on tankers off the coast of Turkey ▪️The Ukrainian BEEK did not detonate while attempting to attack the tankers Velora and Altura, which are flying the flag of Sierra Leone. ▪️There is a "POLICE" inscription on the drone in Ukrainian. ▪️Another unexploded Ukrainian drone is drifting nearby.

Türkçe
1
47
108
6K
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@yunuspaksoy 😂 savaşı kaybetmiş ve yenilgiyi resmi olarak kabul eden bir ülkenin tamam anlaştık diyebileceği maddeler bunlar… İran evet dedi ise bu maddelere (ihtimal bile vermiyorum) Minab’daki katledilen yavru kuzuların kan hakkı ne olacak?
Türkçe
0
0
3
2.1K
Yunus Paksoy
Yunus Paksoy@yunuspaksoy·
Axios’un Son Dakika geçtiği “ABD-İran anlaştı” haberinin detayları: •60 günlük mutabakat zaptında Hürmüz Boğazı "kısıtlamasız" olarak açılacak. •Geçiş ücreti alınmayacak. İran 30 gün içinde boğazdaki tüm mayınları temizleyecek •ABD deniz ablukası da kaldırılacak ancak bu ticari taşımacılığın yeniden tesisiyle orantılı olarak gerçekleşecek •Mutabakat zaptı İran'ın nükleer silah peşinde koşmama taahhüdünü de içerecek •60 günlük süre zarfında müzakere edilecek ilk konular, İran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumunun nasıl tasfiye edileceği ve İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin nasıl ele alınacağı olacak. •ABD, müzakerelerin bir parçası olarak yaptırımların kaldırılmasını ve dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılmasını görüşmeyi taahhüt edecek. •Mutabakat zaptı, İran'ın mal ve insani yardım almaya başlamasına yardımcı olacak bir mekanizmanın ele alınmasını da içerecek.
Türkçe
135
169
1.5K
476.1K
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@zertugrul74771 Aferin gözüm aynen devam 👏👏
Türkçe
0
0
0
34
Can أُعيد تغريده
Prof. Dr. Hasan Ünal
Prof. Dr. Hasan Ünal@hasanunal1920·
AB/D, İsrail vs olmadı veya yeterli olmadı şimdi de Hindistan verelim. Rahmetli Denktaş Rumların fanatizmine dikkat çekerken ne kadar haklıymış. O fanatizm yüzünden yapmadık hata bırakmıyorlar. Tarihten ders de almazlar Eğer Hindistan’dan adı geçen füzelerden almaya kalkarlarsa Türkiye bu duruma 1997-99 yılları arasında afra tafrayla Rusya’dan S300 siparişi verdikleri zaman yaptığını yapar. Bu füzelerin adaya getirilmesi halinde askeri tedbirlere de başvuracağını ilan eder, sık sık bunları vurma tatbikatları yapar, gerginliği artırarak Rum turizmine darbe vurur ve AB içerisinde Rumlardan ve Yunanistan’dan iyice yaka silker hale gelmiş devletlerle konuyu ele alır ve sonuçta Rumlara geri adım attırır. Bu iş bizim için kriz yönetimi demektir ve Türkiye bu konuda tam şerbetlidir. Yok eğer gerginliği çatışma noktasına kadar tırmandırırlarsa (inşallah) sadece Kıbrıs sorunu tamamen çözülmekle kalmaz Ege sorunları da bir çırpıda çözülmüş olur. Çok kutuplu bir dünyada, Türkiye’nin askeri ve ekonomik gücünün hızla arttığı; buna karşılık AB’nin askeri/siyasi öneminin bit pazarlarında alıcı bulamadığı böyle bir dönemde bu tür bir stratejik akıl daha doğrusu akılsızlık ancak Rumlardan gelir Buna mümkün olduğunca gel gel yapmak lazım
Dr. Sefa Karahasan@sefakarahasan

‘’Hindistan, Türkiye'ye karşı Rumları silahlandırıyor’’ Başklık Hindistan medyasından.. Haberlere göre Hindistan Başbakanı @narendramodi ile Rum lider @Christodulides arasında imzalanan askeri anlaşmalar Türkiye’ye karşı yapıldı. Hindistan medyası, ‘’Hindistan ile Rumlar arasındaki savunma işbirliğinin güçlenmesi, Cumhurbaşkanı @RTErdogan'ın Türkiye’sine karşı stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor’’ ifadelerini kullandı. Buna göre Rumlar, BrahMos süpersonik füzeleri ve insansız hava araçları gibi Hint silah sistemlerine ilgi duyuyor. Yeni Delhi-güney Lefkoşa stratejik yakınlaşması, ‘’Güney Asya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan geniş bir jeopolitik rekabetin parçası’’ olarak sunuluyor. Haberlerde Hindistan, ‘’Rumlar üzerinden Doğu Akdeniz bölgesinde artık daha aktif bir stratejik varlık göstermeyi amaçlıyor’’ denildi. 2026-2031 Hindistan-Rum Savunma İşbirliği Yol Haritası’nın şu unsurları içerdiği belirtildi: ▪️Askeri işbirliğinin güçlendirilmesi ▪️Ortak askeri tatbikatlar ▪️Deniz güvenliği ▪️Savaş gemisi liman ziyaretleri

Türkçe
36
160
614
39.2K
Can أُعيد تغريده
Keskin Dürbün | Derin Pusula
🇬🇷⚡🇹🇷 Fikri Bol Bilgisi Kıt Yunanlı Dostlar için Öğrenme Kılavuzu — 1 Konu: AÇILIŞ — "Bir Ada Bir Kıtayı Boğamaz" Mayıs 2026'da Türkiye'nin Münhasır Ekonomik Bölge düzenlemesini Meclis'e sevk edeceği duyulunca, Yunan sosyal medyası bir gecede koordineli bir saldırıya geçti. Akademik kimlikli yorumcular, gazeteciler, siyasetçiler, kendini "intelligentsia" diye pazarlayan hesaplar — hepsi aynı senaryoyu okudu: yayılmacılık, revizyonizm, haydut devlet davranışı. Türkiye'nin pozisyonu daha tartışılmadan mahkûm edilmek isteniyordu. Bir iç hukuk düzenlemesi neden bu büyüklükte bir karşı saldırıya yol açar? Cevap basit: çünkü Atina, Türk doktriner pozisyonunun uluslararası kamuoyunda kazanacağı meşruiyetten korkuyor. Saldırının erken başlamasının da sebebi bu — meşrulaşma fırsat penceresi henüz kapanmadan kapatılmaya çalışılıyor. Bu seri tam o yüzden başlıyor. Yunan propagandasının her sloganını tek tek alıp hukuki cevabını verecek bir kılavuz. Bugün açılış; önümüzdeki günlerde tematik bölümler. Önce temeli kuralım. Yunan propaganda mimarisinin üç köşe taşı vardır: 1) Kategori karıştırması. Ada egemenliği ile deniz yetki alanı etkisini bilerek aynı torbaya koymak. 2) Harita hilesi. Akademik bir çalışmayı (Sevilla) "AB'nin hukuki belgesi" diye dolaştırmak. 3) "Hukuk dışılık" iması. Türkiye'nin UNCLOS'a taraf olmamasını bir ahlaki düşkünlük gibi sunmak. Üçü de propaganda tekniğidir; hukuk değil. Bu seri üçünü de tek tek çürütecek. Şimdi temeli koyalım. 🇬🇷 İDDİA: Türkiye'nin tezi nedir, belli değil. 🇹🇷 CEVAP: Çok belli — üç cümleye sığar: (1) Ege'de iki ana kıta devleti karşı karşıyadır: Türkiye ve Yunanistan. (2) Yunanistan takımada devleti değildir. (3) Anadolu kıyıları önündeki adalar, Türkiye'nin ana kara projeksiyonunu kapatamaz. Anlamak istemeyene bu cümleler de kapalı kalır. 🇬🇷 İDDİA: Türkiye Yunan adalarını istiyor; revizyonisttir. 🇹🇷 CEVAP: Türkiye, antlaşmalarla açıkça Yunanistan'a devredilmiş adaların egemenliğini değil; bu adaların Türkiye'nin kıta sahanlığı ve MEB projeksiyonunu kapatacak şekilde kullanılmasını reddediyor. Egemenlik bir kategori, deniz yetki alanı etkisi başka kategoridir. Bu farkı silikleştirmek Yunan propagandasının ana tekniğidir; korumak ise hukukun kendisi. 🇬🇷 İDDİA: Ada Yunan ise, denizi de Yunan'dır. 🇹🇷 CEVAP: Hayır. Ada egemenliği başka, o adanın deniz yetki alanı üretme kapasitesi başka. Channel Islands hukuken İngiliz'di; ama Fransa kıyısını kapatamadı. St. Martin's Bangladeş'in oldu, Myanmar karşısında sadece karasuyu aldı; MEB veya kıta sahanlığı değil. Aynı mantıkla, Yunan bayraklı ada da Anadolu'yu denize kapatamaz. "Ada Yunan, deniz Yunan" bir slogandır, içtihat değil. 🇬🇷 İDDİA: Yunanistan, Ege'nin doğal sahibidir; Türkiye dışarıdan müdahale eden taraftır. 🇹🇷 CEVAP: Haritaya en küçük bir alçakgönüllülükle bakın. Ege'nin doğu kıyısı baştan sona Türkiye'dir. Bu deniz bizim coğrafyamız, ekonomimiz, deniz ulaşımımız, güvenliğimiz. "Dışarıdan baskı yapan revizyonist" tablosu, kıyısı olmayan bir devlete uyar; Anadolu'ya değil. Antik trireme'lerin denizlerde dolaşmış olması bugünkü kıyı uzunluğunu değiştirmiyor. Ege, iki ana kıta devletinin denizidir; birinin iç denizi değil. 🇬🇷 İDDİA: Mavi Vatan, Lebensraum gibi yayılmacı bir ideolojidir. 🇹🇷 CEVAP: Lebensraum başkasının topraklarını istemekti. Mavi Vatan ise Anadolu'nun kendi ana kara projeksiyonuna sahip çıkmaktır. Bu ikisini aynı cümleye koymak hukuki analiz değil; kavram suikastıdır. Sözlük açıp tekrar deneyin. 🇬🇷 İDDİA: Ege bir Yunan denizidir; konu kapanmıştır. 🇹🇷 CEVAP: Ege'de karşı karşıya iki ana kıta devleti var. Yunanistan takımada devleti değil. Anadolu kıyılarının önüne dizilmiş adalar, Türkiye'nin ana kara projeksiyonunu kapatacak şekilde otomatik tam etki üretemez. Bu yayılmacılık değil; coğrafyaya, hakkaniyete ve sınırlandırma hukukunun kurucu ilkelerine sadakattir. Bir ada bir kıtayı boğamaz.
Türkçe
25
189
586
92.6K
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@zertugrul74771 @hasanunal1920 Yazdıklarını okumadım bile, ‘Sen’ ile başlayan cümlelerini gördükten sonra… düşüncelerinin önemsenmesini istiyor isen… hayatını bu uğura harcamış, binlerce öğrenci yetiştirmiş kişiye senli benli konuşmamayı öğrenmen gerekli
Türkçe
0
0
1
76
zertugrul
zertugrul@zertugrul74771·
@hasanunal1920 Sen hala o zamanki bağımsız Türkiye mi var sanıyorsun? Adamlar askeri açıdan kat be kat güçlüler ve arkasında ab var, sen iğreti iliştirildiğimiz nato'ya mı güveniyorsun! Tek ihtiyaçları olan bir bahane, allah akıl fikir versin yoksunlara.
Türkçe
6
0
1
772
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@NuclearYankee yunan yoğurdu diye birşey yok… Yoğurt Türk’tür…
Türkçe
1
0
1
56
Cole Walker 🇺🇸
Cole Walker 🇺🇸@ColWalkerActual·
🇹🇷 Turkish yogurt or 🇬🇷 Greek yogurt,which is the best in the world? What do you think about this?”
Cole Walker 🇺🇸 tweet media
English
304
5
72
63.4K
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@steve_hanke Bizim Cumhurbaşkanı sizin sarı kafa tromp gibi 73 IQ’lu süzme salak ve ceset gibi kokan yaratık değil 😂 temiz ayrıca saçını felan da tarıyo hep…
Türkçe
0
0
1
142
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@tunctataker "Ben senin yılgın bir hoşgörüyle beni benimsemene mi kaldım." Tek sorun; soruları soran akrabalarımızın yukarıdaki cümleyi anlama olasılığının zayıf oluşu
Türkçe
0
0
10
323
Tunc Tataker
Tunc Tataker@tunctataker·
Bayramda.. - Evlilik ne zaman? - Yok mu çoluk çocuk? - Okul bitmedi mi daha? - Ne oldu senin o iş? vb. sorularla terör estiren akrabalara karşı bir GİBİ dizisi repliğiyle cevap veriyoruz :) "Ben senin yılgın bir hoşgörüyle beni benimsemene mi kaldım."
Türkçe
22
58
892
23.7K
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@painter_sim Düzeltme; 8 sene değil 4 sene yapmış, babamlar da Kıbrıs Savaşı zamanı 24 ay yapmışlar.
Türkçe
0
0
0
22
Can
Can@WhySoSeriousCan·
@painter_sim Benim dedem de öyle (annemin babası), Trakya bölgesinde 8 sene askerlik yapmış, hatta askerlikten kalma revolver ya da altıpatlar dedikleri tabancası vardı hatırlıyorum küçüklüğümden
Türkçe
2
0
0
71
Artemisia Gentileschi
Artemisia Gentileschi@painter_sim·
Bu hayatta en gurur duyduğum şey, büyük büyük dedemin 8 yıl askerlik yapması, ardından İzmir'de kurtuluş savaşında cephede savaşması ve 900 km 'yi yürüyerek köyüne dönmesidir.
Türkçe
17
11
480
23.3K