
Bilim ve Din
28.3K posts

Bilim ve Din
@1resulan
Tüm varlığa saygılı, sâde bir insan olmak yetmez mi? Mazlum Müslüman olmayabilir; ama Müslüman her mazlumun yanında olmalıdır.


Kur’an’ın kayıp ayeti: Recm ayeti Ömer b. Hattab (r.a.) minberde şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, Muhammed’i hak ile gönderdi ve ona Kitab’ı indirdi. Ona indirilenler arasında recm ayeti de vardı. Biz onu okuduk, ezberledik ve anladık. Rasûlullah (s.a.v.) recm cezasını uyguladı, biz de ondan sonra uyguladık. Ben, zaman uzarsa insanların ‘Biz Allah’ın kitabında recmi bulamıyoruz’ diyerek Allah’ın indirdiği bir hükmü terk etmelerinden korkuyorum. Recm, Allah’ın kitabında sabittir: Evli (muhsan) erkek ve kadın zina ederse, delil, hamilelik veya itirafla sabit olduğunda recm uygulanır.” 📖 Sahih Müslim 1691a sunnah.com/muslim:1691a

Bu itiraz ilk bakışta mantıklı gibi görünse de aslında temel bir yanılgıya dayanır. Mesele “ben yapmam ki” meselesi değildir; mesele toplumsal sınır ve hukuk koyma meselesidir. Kur’an bireysel bir zanla konuşmaz. Hiçbir ayet “sen annenle evlenmek istiyorsun” gibi bir itham içermez. Aksine, topluma net bir çerçeve çizer: “Bu sınırlar tartışılmaz ve kesin olarak kapalıdır.” Bu, bireyin niyetine değil, toplumun düzenine yöneliktir. Tarihsel gerçek de bunu destekler. Cahiliye döneminde bugün “asla olmaz” dediğimiz birçok aile içi evlilik türü fiilen vardı. Üvey anneyle evlenmek gibi uygulamalar sıradan kabul ediliyordu. Kur’an bu dağınıklığı ortadan kaldırdı ve aileyi koruyan kesin sınırlar koydu. Yani ortada teorik bir yasak değil, mevcut bir soruna müdahale vardır. “İğrenç bir şeyi mümin yapar mı?” sorusu da ideal bir insan tasavvuruna dayanır; oysa gerçeklik farklıdır. İnsan sadece imanla değil, nefsle de hareket eder. Bugün bile dünyada aile içi istismar ve ensest vakalarının varlığı, “kimse yapmaz” iddiasının doğru olmadığını açıkça gösterir. Bu yüzden mesele bireysel ahlak değil, sistemin kendisidir. Ayetin dili de açıktır; burada bir “meal karmaşası” yoktur. Bu ayetler, Kur’an’daki en net hukuki düzenlemelerden biridir ve tüm tefsirlerde aynı şekilde anlaşılmıştır. Amaç, karmaşa üretmek değil, insanlığın en hassas alanı olan aile yapısını korumaktır. Sonuç olarak bu ayetler: Bireyi suçlayan değil, toplumu düzenleyen hükümlerdir Keyfi değil, tarihsel bir sorunu çözen yasaklardır Ahlakı varsaymakla yetinmeyip, onu garanti altına alan sınırlardır Kısa ve net: “Ben zaten yapmam” diyerek yasa gereksiz olmaz; tam tersine, yasa herkes için konur ki toplum asla o seviyeye düşmesin.

Yahu Allah bana niye annemle ,kız kardeşimle ,kızımla evlenmeyi haram kılsın? Ateistlere demiyor bana diyor.. Sanki bir sey demeseydi ben evlenecek miydim bunlarla? Bu iğrenç bir şeyi yapacak bir İman etmiş biri olabilir mi? Ya da ayet baştan sona meal kargaşası olmasın?




Muhammedîlik ise kendisini böbürlenme (gurur) ile ayırt eder; çünkü inancının kanıtını mucizelerde bulmak yerine, birçok halk üzerindeki zaferlerde ve onların boyunduruk altına alınmasında bulur ve dinsel pratiklerinin tamamı cesarete dayalı bir mahiyettedir. Bu tuhaf fenomen (cahil, fakat buna rağmen anlayışlı bir halkın inancıyla duyduğu gurur), dinin kurucusunun (Muhammed) sanki Tanrı'nın birliği ve O'nun duyular üstü doğası kavramını dünyada tek başına yeniden canlandırmış olduğu şeklindeki kuruntusundan da kaynaklanıyor olabilir. Bu durum gerçekten de halkının müşriklikten ve çok tanrıcılığın anarşisinden kurtarılarak yüceltilmesi anlamına gelirdi, şayet o kişi bu başarıyı gerçekten haklı olarak kendine mal edebilecek olsaydı. —Kant, Immanuel; Die Religion innerhalb der Grenzen der bloßen Vernunft (1792)










Bugün şöyle bir (söze değil) lafa denk geldim: "Şahsi kanaatim şu ki Kur'ân'ın yorumlanmasında yapılan tahrif, İncil ve Tevrat'ın metninde yapılan tahriften çok daha büyüktür." Bunu söyleyen, aslında şunu demek istiyor: "Ben Kur'ân'ı, bizzat Hz. Peygamber'den (s.a.v.) işitmekle kalmayıp O'nun uygulamasına da şahit olan sahabeden, sahabenin bu müktesebatı kendilerine naklettiği tâbiînden ve mezhep imamlarından daha iyi anlamamı sağlayacak takvaya ve akla sahibim. Yaklaşık on beş asır boyunca yetişmiş ve her biri mücevher değerinde eserler vermiş sayısız ehl-i sünnet âlimini bir yana bırakın. Onların anlayamadıklarını ben anladım..." Bu bakımdan, bir insandan, "Kur'ân'ın yorumlanmasında yapılan tahrifin, İncil ve Tevrat'ın metninde yapılan tahriften çok daha büyük olduğu" gibi bir "kanaat"i sadece bir defa duymak bile o kişiyi ömür boyu bir daha dinlememek için kafi sebeptir.





Arap tanrısı; - Paratoneri öngöremeyip yıldırımla korkutmaya çalışıyor (Rad-12) - Motoru öngöremeyip "rüzgarı kesersem gemiler durur" diyor (Şura-33)



Bu tür iddialar, ayetleri teknik metin zannedip bağlamı yok saymanın ürünüdür. Ra’d 12: Ayet, yıldırımı “korkutma aracı” diye değil, insana acziyetini hatırlatan bir doğa olayı olarak sunar. Paratoner yapmak, yıldırımı ortadan kaldırmak değildir; sadece zararını sınırlama çabasıdır. Doğa hâlâ aynı kudretle işliyor. Şûrâ 33: “Rüzgâr kesilirse gemiler durur” ifadesi, bir fizik gerçeğini anlatır. Bu, motoru bilmemek değil; insanın bağımlı olduğu düzeni göstermektir. Bugün motor var ama yakıtı kes, enerjiyi kes—yine durur. Yani ayetin mantığı hâlâ geçerli. Asıl mesele: Kur’an teknoloji kitabı değildir. Kur’an, kanunu koyanı gösterir; insan ise o kanunları kullanır. Son olarak Kur’an’ı mühendislik kitabı sanan, ne bilimi doğru okur ne vahyi.

@1resulan @aburcuburjuva rabbinilerin felsefi çıkarımının direkt allahın ayeti diye verilmesi mevcut. Pek ala muhammed o çografyadaki çok yaygın hikayeleri kullanıyor.








