Bilim ve Din

28.3K posts

Bilim ve Din banner
Bilim ve Din

Bilim ve Din

@1resulan

Tüm varlığa saygılı, sâde bir insan olmak yetmez mi? Mazlum Müslüman olmayabilir; ama Müslüman her mazlumun yanında olmalıdır.

İstanbul, Türkiye Katılım Temmuz 2014
440 Takip Edilen965 Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Mazlum Müslüman olmayabilir; ama Müslüman her mazlumun yanında olmalıdır. “Bizdendir” diyerek zalimi koruyan, aslında Allah’ın adaletine ihanet eder. Gerçek iman, kimliği değil vicdanı ölçer. Eğer “biz” demek zulmü mazur gösterecekse, ben o bizden değilim! Çünkü Allah, “kimin tarafındasın” diye sormaz; “Haklı kimdi, sen kimin yanındaydın?” diye sorar. Müslüman, mazlumu korur; hayvanın açlığını görmezden gelmez; karıncayı ezmez; zalimin yanında susmaz. Çünkü adalet, sadece bir görev değil, Allah’a kulluğun en yüksek şeklidir.
Türkçe
3
12
36
5.5K
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
@MDemircio x.com/i/status/20438… Kısa ve net: “Ben zaten yapmam” diyerek yasa gereksiz olmaz; tam tersine, yasa herkes için konur ki toplum asla o seviyeye düşmesin.
Bilim ve Din@1resulan

Bu itiraz ilk bakışta mantıklı gibi görünse de aslında temel bir yanılgıya dayanır. Mesele “ben yapmam ki” meselesi değildir; mesele toplumsal sınır ve hukuk koyma meselesidir. Kur’an bireysel bir zanla konuşmaz. Hiçbir ayet “sen annenle evlenmek istiyorsun” gibi bir itham içermez. Aksine, topluma net bir çerçeve çizer: “Bu sınırlar tartışılmaz ve kesin olarak kapalıdır.” Bu, bireyin niyetine değil, toplumun düzenine yöneliktir. Tarihsel gerçek de bunu destekler. Cahiliye döneminde bugün “asla olmaz” dediğimiz birçok aile içi evlilik türü fiilen vardı. Üvey anneyle evlenmek gibi uygulamalar sıradan kabul ediliyordu. Kur’an bu dağınıklığı ortadan kaldırdı ve aileyi koruyan kesin sınırlar koydu. Yani ortada teorik bir yasak değil, mevcut bir soruna müdahale vardır. “İğrenç bir şeyi mümin yapar mı?” sorusu da ideal bir insan tasavvuruna dayanır; oysa gerçeklik farklıdır. İnsan sadece imanla değil, nefsle de hareket eder. Bugün bile dünyada aile içi istismar ve ensest vakalarının varlığı, “kimse yapmaz” iddiasının doğru olmadığını açıkça gösterir. Bu yüzden mesele bireysel ahlak değil, sistemin kendisidir. Ayetin dili de açıktır; burada bir “meal karmaşası” yoktur. Bu ayetler, Kur’an’daki en net hukuki düzenlemelerden biridir ve tüm tefsirlerde aynı şekilde anlaşılmıştır. Amaç, karmaşa üretmek değil, insanlığın en hassas alanı olan aile yapısını korumaktır. Sonuç olarak bu ayetler: Bireyi suçlayan değil, toplumu düzenleyen hükümlerdir Keyfi değil, tarihsel bir sorunu çözen yasaklardır Ahlakı varsaymakla yetinmeyip, onu garanti altına alan sınırlardır Kısa ve net: “Ben zaten yapmam” diyerek yasa gereksiz olmaz; tam tersine, yasa herkes için konur ki toplum asla o seviyeye düşmesin.

Türkçe
0
0
0
16
M.Kemal Demircioğlu🇹🇷 ÖNCE VATAN.!
Yahu Allah bana niye annemle ,kız kardeşimle ,kızımla evlenmeyi haram kılsın? Ateistlere demiyor bana diyor.. Sanki bir sey demeseydi ben evlenecek miydim bunlarla? Bu iğrenç bir şeyi yapacak bir İman etmiş biri olabilir mi? Ya da ayet baştan sona meal kargaşası olmasın?
M.Kemal Demircioğlu🇹🇷 ÖNCE VATAN.! tweet media
Türkçe
8
0
3
329
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Bu itiraz ilk bakışta mantıklı gibi görünse de aslında temel bir yanılgıya dayanır. Mesele “ben yapmam ki” meselesi değildir; mesele toplumsal sınır ve hukuk koyma meselesidir. Kur’an bireysel bir zanla konuşmaz. Hiçbir ayet “sen annenle evlenmek istiyorsun” gibi bir itham içermez. Aksine, topluma net bir çerçeve çizer: “Bu sınırlar tartışılmaz ve kesin olarak kapalıdır.” Bu, bireyin niyetine değil, toplumun düzenine yöneliktir. Tarihsel gerçek de bunu destekler. Cahiliye döneminde bugün “asla olmaz” dediğimiz birçok aile içi evlilik türü fiilen vardı. Üvey anneyle evlenmek gibi uygulamalar sıradan kabul ediliyordu. Kur’an bu dağınıklığı ortadan kaldırdı ve aileyi koruyan kesin sınırlar koydu. Yani ortada teorik bir yasak değil, mevcut bir soruna müdahale vardır. “İğrenç bir şeyi mümin yapar mı?” sorusu da ideal bir insan tasavvuruna dayanır; oysa gerçeklik farklıdır. İnsan sadece imanla değil, nefsle de hareket eder. Bugün bile dünyada aile içi istismar ve ensest vakalarının varlığı, “kimse yapmaz” iddiasının doğru olmadığını açıkça gösterir. Bu yüzden mesele bireysel ahlak değil, sistemin kendisidir. Ayetin dili de açıktır; burada bir “meal karmaşası” yoktur. Bu ayetler, Kur’an’daki en net hukuki düzenlemelerden biridir ve tüm tefsirlerde aynı şekilde anlaşılmıştır. Amaç, karmaşa üretmek değil, insanlığın en hassas alanı olan aile yapısını korumaktır. Sonuç olarak bu ayetler: Bireyi suçlayan değil, toplumu düzenleyen hükümlerdir Keyfi değil, tarihsel bir sorunu çözen yasaklardır Ahlakı varsaymakla yetinmeyip, onu garanti altına alan sınırlardır Kısa ve net: “Ben zaten yapmam” diyerek yasa gereksiz olmaz; tam tersine, yasa herkes için konur ki toplum asla o seviyeye düşmesin.
M.Kemal Demircioğlu🇹🇷 ÖNCE VATAN.!@MDemircio

Yahu Allah bana niye annemle ,kız kardeşimle ,kızımla evlenmeyi haram kılsın? Ateistlere demiyor bana diyor.. Sanki bir sey demeseydi ben evlenecek miydim bunlarla? Bu iğrenç bir şeyi yapacak bir İman etmiş biri olabilir mi? Ya da ayet baştan sona meal kargaşası olmasın?

Türkçe
0
0
0
46
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Eğer bir metin için “ilhamla yazıldı” denilip ardından “o halde tartışılamaz, müellif hata yapmaz” sonucuna varılıyorsa, bu açıkça beşeri olanı kutsallaştırmaktır. Kur’an’ın reddettiği şey tam olarak budur. Kur’an’ın eleştirdiği zihniyet nedir? İnsanların, din adamlarını veya âlimleri sorgulanamaz otoriteye dönüştürmesi. Yani metni değil, kişiyi merkeze almak. Doğru denge şudur: > Risaleler ve benzeri eserler okunur, istifade edilir, eleştirilir. Kur’an’ın üstüne çıkarılan her söz, ister istemez hakikati değil, insanı kutsallaştırır. Bu da ilim değil, fark edilmemiş bir putlaştırmadır.
Türkçe
0
0
0
66
Fehmi İlkay Çeçen
Fehmi İlkay Çeçen@fehmi_ilkay·
Sorun Risalelerde uydurma hadisin olması değil, müellif insandır, yanılır, şaşırır olabilir. Ana problem Nurcuların, "ilhamen yazdırıldı" zırvası arkasına saklanıp külliyatı kutsal ve müellifi tartışılmaz ilan etmeleri. Bu durumda karşımıza vahiy almış kusursuz birileri çıkıyor.
Türkçe
28
6
49
3.8K
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
@Hseyin50948818 “Size DM’den cevap yazdığımı belirtmek istedim. Kesinlikle rahatsız olmadım; aksine itiraza ve tartışmaya her zaman açığım. Üslubunuz baştan beri saygılıydı, sorularınız ve cevaplarınız da aynı çerçevede ilerledi. Bu yüzden sizinle sohbet etmek gerçekten güzel.
Türkçe
1
0
1
11
HüseyinSAĞLAR
HüseyinSAĞLAR@Hseyin50948818·
@1resulan DM'DEN yaptığım analizi de okusanız memnun olurum! Rahatsız etti isem özür dilerim! Bütün bilimler bal arısının ördüğü petek gibidir! Birisi ötelenirse ötekiler de dökülür, bütünlük bozulur!!
Türkçe
1
0
0
11
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Bu alıntı, Kant’ın kendi dönemindeki sınırlı ve ikinci el bilgilere dayanarak yaptığı bir yorumdur, tarihsel bir gerçeklik değil. 18. yüzyıl Avrupa’sında İslam doğrudan kaynaklardan değil, çoğu zaman önyargılı anlatılardan okunuyordu. Kant da Arapça bilmez, Kur’an’ı özgün bağlamında incelemiş bir İslam araştırmacısı değildir; bu yüzden yaptığı değerlendirme felsefî bir kanaat, objektif bir tespit değildir. Kur’an’a bakıldığında ise tablo tamamen farklıdır: İslam, inancın kanıtını askerî zaferlerde değil, akıl, tefekkür ve vahiyde temellendirir. Sürekli olarak “düşünmez misiniz?”, “akletmez misiniz?” diye sorar. İnanç, zorla değil “Dinde zorlama yoktur” (Bakara 256) ilkesiyle tanımlanır. Bu, Kant’ın iddiasıyla doğrudan çelişir. Ayrıca tarihsel gerçek şu: Peygamber’in en büyük mücadelesi güçlü olduğu dönem değil, zayıf olduğu Mekke dönemidir. 13 yıl boyunca hiçbir askerî güç yokken verilen tebliğ, İslam’ın temelini oluşturur. Yani İslam’ın doğuşu “zaferle kanıtlanan bir din” değil, direniş ve tebliğle ortaya çıkan bir hakikat iddiasıdır. Kant’ın “gurur” dediği şey ise aslında Kur’an’da övülen değil, açıkça eleştirilen bir hastalıktır. Kur’an kibri şeytanî bir özellik olarak tanımlar. Dolayısıyla İslam’ın özü “gurur” değil, tevhid ve tevazudur. Sonuç olarak: Bu metin, İslam’ı anlatan bir kaynak değil; 18. yüzyıl Avrupalı bir filozofun, sınırlı bilgiyle yaptığı dış gözlemdir. Kur’an merkezli bakıldığında bu yorum bağlam dışı ve isabetsizdir.
anti-aristoteles@HawkGamma

Muhammedîlik ise kendisini böbürlenme (gurur) ile ayırt eder; çünkü inancının kanıtını mucizelerde bulmak yerine, birçok halk üzerindeki zaferlerde ve onların boyunduruk altına alınmasında bulur ve dinsel pratiklerinin tamamı cesarete dayalı bir mahiyettedir. Bu tuhaf fenomen (cahil, fakat buna rağmen anlayışlı bir halkın inancıyla duyduğu gurur), dinin kurucusunun (Muhammed) sanki Tanrı'nın birliği ve O'nun duyular üstü doğası kavramını dünyada tek başına yeniden canlandırmış olduğu şeklindeki kuruntusundan da kaynaklanıyor olabilir. Bu durum gerçekten de halkının müşriklikten ve çok tanrıcılığın anarşisinden kurtarılarak yüceltilmesi anlamına gelirdi, şayet o kişi bu başarıyı gerçekten haklı olarak kendine mal edebilecek olsaydı. —Kant, Immanuel; Die Religion innerhalb der Grenzen der bloßen Vernunft (1792)

Türkçe
1
0
4
141
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Ortada bir çelişki yok; siz cümleyi yanlış okuyorsunuz. ‘Zorla kabul ettirilen hakikat olmaz’ sözü, İslam zorla kabul ettirildi demek değildir. Bu sözün anlamı şudur: Bir şey zorla kabul ettiriliyorsa, o artık iman değil baskıdır. Zaten bizim dediğimiz de bu: İslam’ın yöntemi zorlama değil, tebliğ ve iknadır. Zorlamanın faili insan olabilir; dinin kendisi değil. Tam da bu yüzden Kur’an’ın ilkesi nettir: ‘Dinde zorlama yoktur.’ Yani eleştirdiğiniz şey bizim görüşümüz değil, kendi kurduğunuz yanlış yorumdur. Önce söyleneni doğru anlayın, sonra mantık dersi verin.”
Türkçe
2
0
0
18
HüseyinSAĞLAR
HüseyinSAĞLAR@Hseyin50948818·
@1resulan Siz kendiniz hem "İSLÂM'DA zorlama yoktur" diyorsunuz, hem de zorla kabul ettirilen "HAKİKAT" olmaz diyorsunuz! İslâm kime zorla kabul ettirilmiş?? Zorlamanın faili insan ise dinlerin suçu nedir? Din, muşahhas varlık değildir! Biraz mantık ilmine de baksan iyi olur! Şeffaf ol!!
Türkçe
1
0
0
17
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
‘Hakikat iddiası’ demek, dinin değersiz olduğu anlamına gelmez; her hakikat önce iddia olarak ortaya konur, sonra akıl ile doğrulanır. Kur’an da zaten bunu ister: düşün, sorgula, delil getir. ‘Felsefe işlemez’ demek doğru değil; felsefe ‘hakikat nedir, nasıl bilinir’ sorusunu sorar, Kur’an da aynı çağrıyı yapar: akletmez misiniz? Sonuç: İslam zorla kabul ettirilen bir sistem değil, akla hitap eden ve özgür iradeyle kabul edilmesi beklenen bir hakikat teklifidir.
Türkçe
1
0
1
13
HüseyinSAĞLAR
HüseyinSAĞLAR@Hseyin50948818·
@1resulan Tamam da sizin iddia dediğiniz DİN, 15asırlık bir din olup umumen akla hitap eden, biyolojiden-kozmoloji ve sosyolojiye kadar bilime konu olan nesne ve mevcudat ile kesinlik kazanmış, ilahi emir ve yasaklar kulliyatıdır! Burda Felsefe işlemez,onun konusu akılla muammayı açmaktır!
Türkçe
1
0
0
14
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
‘Hakikat iddiası’ ifadesi muğlak değil, felsefede son derece yerleşik bir kavramdır. Her din, her ideoloji ve her düşünce sistemi, ortaya çıktığında bir hakikat iddiası taşır; yani ‘ben doğruyu temsil ediyorum’ der. Bu, o şeyin otomatik olarak yanlış ya da şüpheli olduğu anlamına gelmez; aksine sınanabilir olduğunu gösterir. Kur’an açısından konuşursak mesele daha da nettir: Kur’an kendisini körü körüne kabul ettirmez; sürekli akla, delile ve gözleme çağırır. Bu yüzden İslam’ın ‘hakikat iddiası’, boş bir söylem değil; akıl, tefekkür ve özgür irade ile test edilmesi istenen bir iddiadır. Sorunun üç ayağını ayıralım: İslam’ın kendisi: Kur’an’a göre bu bir hakikattir; ancak insana dayatılmaz, imtihan gereği iddia olarak sunulur ve kişinin aklıyla doğrulaması beklenir. İslam’ın doğuşu: Tarihsel olarak tebliğ ve direnişle başlamıştır, güç ve hâkimiyet sonradan oluşmuştur. Yöntemi: Esası ikna, kolaylaştırma (teyessür) ve zorlamayı reddetmedir; savaş ise istisnai ve savunmaya yöneliktir. Dolayısıyla ‘hakikat iddiası’ şu anlama gelir: İslam, ‘zorla kabul ettirilen bir sistem’ değil; insanın aklıyla tartıp, özgür iradesiyle kabul etmesi beklenen bir hakikat teklifidir. Felsefî olarak da son cümle şudur: Zorla kabul ettirilen şey hakikat olmaz; hakikat, ancak özgür aklın onayıyla değer kazanır.
Türkçe
2
0
0
24
HüseyinSAĞLAR
HüseyinSAĞLAR@Hseyin50948818·
@1resulan Tamam da itirazım; dinin zorla, güçle yayılmadığına değildir! Tebliğ ve teyessürü, sevdirme ve nefret ettirmeme metodunu savunanlardanım! NOT: "HAKİKAT İDDİASIDIR" cümlesi muğlaktır? Hakikat olmayıp iddia olan dinin kendisi mi, İSLÂM'IN doğuş şekli mi, direniş-tebliğ yöntemi mi?
Türkçe
1
0
0
18
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Dücane Cündioğlu’nun yaptığı şey aslında yeni değil. Yıllarca rivayet ve hurafeler üzerinden bir din anlatısı kurup gençleri o çerçevede yönlendirdi; şimdi ise yine aynı zemini kullanarak İslam’ı eleştiriyor. Yani sorun Kur’an değil, baştan itibaren yanlış kurulan din tasavvurudur. Kendi inşa ettiği problemi, dine mal ederek eleştirmek entelektüel bir tutarlılık değil, ciddi bir çelişkidir. Kur’an merkezli bakıldığında bu iddiaların zemini zaten yoktur.
Türkçe
0
0
1
853
TekYolBilim
TekYolBilim@Tekyolbilim·
Kuran'ın Meryem'e hitaben "ey Harun'un kız kardeşi" diyerek hata etmesini Dücane Cündioğlu ve Talha Hakan Alp tartışıyor. Tartışmadan anlaşılıyor ki sorun sadece o değil. İmran da aslında Musa'nın babasıyken Meryem'in babası olarak nitelenmiş Kuran'da. Bu da bir diğer hata.
Türkçe
49
27
243
36.3K
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Asıl mesele şudur: Kur’an’ı anlaşılmaz hâle getirip onu sadece geçmiş yorumlara hapsetmek mi doğru, yoksa Kur’an’ın çağlar üstü mesajını her dönemde yeniden anlamaya çalışmak mı? Kur’an’ı anlamaya çalışmak kibir değil; bilakis sorumluluktur. Kibir olan, “anlama kapısı kapanmıştır” demektir. x.com/i/status/20436…
Türkçe
0
0
0
153
Bertan Rona 🇹🇷
Bertan Rona 🇹🇷@BertanRona·
Bugün şöyle bir (söze değil) lafa denk geldim: "Şahsi kanaatim şu ki Kur'ân'ın yorumlanmasında yapılan tahrif, İncil ve Tevrat'ın metninde yapılan tahriften çok daha büyüktür." Bunu söyleyen, aslında şunu demek istiyor: "Ben Kur'ân'ı, bizzat Hz. Peygamber'den (s.a.v.) işitmekle kalmayıp O'nun uygulamasına da şahit olan sahabeden, sahabenin bu müktesebatı kendilerine naklettiği tâbiînden ve mezhep imamlarından daha iyi anlamamı sağlayacak takvaya ve akla sahibim. Yaklaşık on beş asır boyunca yetişmiş ve her biri mücevher değerinde eserler vermiş sayısız ehl-i sünnet âlimini bir yana bırakın. Onların anlayamadıklarını ben anladım..." Bu bakımdan, bir insandan, "Kur'ân'ın yorumlanmasında yapılan tahrifin, İncil ve Tevrat'ın metninde yapılan tahriften çok daha büyük olduğu" gibi bir "kanaat"i sadece bir defa duymak bile o kişiyi ömür boyu bir daha dinlememek için kafi sebeptir.
Türkçe
21
29
130
8.4K
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Kur’an’ın anlaşılabilir bir kitap olduğunu söylemek, tarih boyunca oluşmuş yorum birikimini inkâr etmek değildir; aksine Kur’an’ın kendi iddiasını ciddiye almaktır. Kur’an defalarca “apaçık” ve “düşünülsün diye indirildi” der. Bu, metnin sadece belirli bir zümreye değil, aklını kullanan her insana hitap ettiğini gösterir. Şunu net ayıralım: Tevrat ve İncil için konuşulan “tahrif” metinle ilgilidir; Kur’an için tartışılan ise metin değil, yorumdur. Yani Kur’an’ın lafzı korunmuştur, fakat insan yorumları tarih boyunca değişmiştir, değişmek zorundadır. Geçmiş âlimlerin yaptığı tefsirler elbette kıymetlidir; ancak onlar da kendi çağlarının bilgi seviyesi, kültürü ve problemleri üzerinden anlam üretmişlerdir. 10. yüzyıl insanının dünyasıyla 21. yüzyıl insanının dünyası aynı değildir. Bugün yeni sorular, yeni bilgi birikimleri ve yeni toplumsal gerçeklikler vardır. Aynı metin, farklı çağlarda yeniden düşünülür — bu tahrif değil, canlılıktır. Asıl mesele şudur: Kur’an’ı anlaşılmaz hâle getirip onu sadece geçmiş yorumlara hapsetmek mi doğru, yoksa Kur’an’ın çağlar üstü mesajını her dönemde yeniden anlamaya çalışmak mı? Kur’an’ı anlamaya çalışmak kibir değil; bilakis sorumluluktur. Kibir olan, “anlama kapısı kapanmıştır” demektir.
Bertan Rona 🇹🇷@BertanRona

Bugün şöyle bir (söze değil) lafa denk geldim: "Şahsi kanaatim şu ki Kur'ân'ın yorumlanmasında yapılan tahrif, İncil ve Tevrat'ın metninde yapılan tahriften çok daha büyüktür." Bunu söyleyen, aslında şunu demek istiyor: "Ben Kur'ân'ı, bizzat Hz. Peygamber'den (s.a.v.) işitmekle kalmayıp O'nun uygulamasına da şahit olan sahabeden, sahabenin bu müktesebatı kendilerine naklettiği tâbiînden ve mezhep imamlarından daha iyi anlamamı sağlayacak takvaya ve akla sahibim. Yaklaşık on beş asır boyunca yetişmiş ve her biri mücevher değerinde eserler vermiş sayısız ehl-i sünnet âlimini bir yana bırakın. Onların anlayamadıklarını ben anladım..." Bu bakımdan, bir insandan, "Kur'ân'ın yorumlanmasında yapılan tahrifin, İncil ve Tevrat'ın metninde yapılan tahriften çok daha büyük olduğu" gibi bir "kanaat"i sadece bir defa duymak bile o kişiyi ömür boyu bir daha dinlememek için kafi sebeptir.

Türkçe
0
0
0
96
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
@IsteMuharrir @Dundeeq1881 @_sumeyra1_ Haklı olabilirsiniz; seviyesiz tartışma kimseye fayda sağlamaz. Ancak bazen susmak değil, doğruyu savunmak gerekir. Benim amacım tartışmak değil; yanlış bilgiyi düzeltmekti. Üslup korunur, ama gerçek de söylenir.
Türkçe
0
0
1
14
Muharrir İşte
Muharrir İşte@IsteMuharrir·
@1resulan @Dundeeq1881 @_sumeyra1_ "Aptallarla tartışma, diğerleri aranızdaki farkı anlamayabilir" sözü güzel olduğu kadar önemlidir de! Cevap vermeni yakıştıramadım "Bilim ve Din"
Türkçe
1
0
0
11
Sumeyra
Sumeyra@_sumeyra1_·
Hasan Mezarcı: "Ebu Leheb’in eli kurusun... Allah böyle beddua mı etti yani? Tebbet 7, Ebu Leheb. Yani Allah beddua mı etti? Allah beddua etti de bedduası tutmadı mı? Eli kurumadı mı?"
Türkçe
107
101
595
99.8K
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Ben meseleyi sadece inanç üzerinden değil, din + akıl (bilimsel yöntem) çerçevesinde değerlendiriyorum. Kur’an’ın yöntemi açıktır: Kör inanç değil, sürekli ‘akletmez misiniz’ diye sorgulayan bir çağrı. Eğer bir din zorla yayılmış olsaydı, en zayıf olduğu Mekke döneminde ayakta kalamazdı; oysa ilk 13 yıl tamamen tebliğ ve ikna sürecidir. Kur’an’da savaş ise bir yayılma aracı değil, açıkça sınırlandırılmış bir savunma hakkıdır. İzin, saldırıya uğrayanlar için verilir; zulüm ortadan kalktığında çatışma da biter. ‘Dinde zorlama yoktur’ ilkesi de zorla fetih mantığını baştan reddeder. Dolayısıyla İslam’ın ortaya koyduğu model nettir: Önce davet ve aklî ikna, zorunlu durumda savunma. Bu yüzden mesele ‘iddia mı hakikat mi’ değil; bu çağrının akıl ve özgür irade ile test edilebilir bir hakikat iddiası olmasıdır.
Türkçe
1
0
0
34
HüseyinSAĞLAR
HüseyinSAĞLAR@Hseyin50948818·
@1resulan Siz!..Yani İslam’ın doğuşu “zaferle kanıtlanan bir din” değil,direniş ve tebliğle ortaya çıkan bir hakikat iddiasıdır. Sn Bilim, İSLÂM dinin zuhurunun ve yayılmasının güç kaynağı halkın zorla boyunduruk altına alınması değil mucize,tebliğle ziukulu ikna eden hakikat mı,iddia mı?
Türkçe
1
0
0
35
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Bu tür iddialar, ayetleri teknik metin zannedip bağlamı yok saymanın ürünüdür. Ra’d 12: Ayet, yıldırımı “korkutma aracı” diye değil, insana acziyetini hatırlatan bir doğa olayı olarak sunar. Paratoner yapmak, yıldırımı ortadan kaldırmak değildir; sadece zararını sınırlama çabasıdır. Doğa hâlâ aynı kudretle işliyor. Şûrâ 33: “Rüzgâr kesilirse gemiler durur” ifadesi, bir fizik gerçeğini anlatır. Bu, motoru bilmemek değil; insanın bağımlı olduğu düzeni göstermektir. Bugün motor var ama yakıtı kes, enerjiyi kes—yine durur. Yani ayetin mantığı hâlâ geçerli. Asıl mesele: Kur’an teknoloji kitabı değildir. Kur’an, kanunu koyanı gösterir; insan ise o kanunları kullanır. Son olarak Kur’an’ı mühendislik kitabı sanan, ne bilimi doğru okur ne vahyi.
𐱅𐰭𐰼𐰃𐰾𐰔@AteistKamalist

Arap tanrısı; - Paratoneri öngöremeyip yıldırımla korkutmaya çalışıyor (Rad-12) - Motoru öngöremeyip "rüzgarı kesersem gemiler durur" diyor (Şura-33)

Türkçe
1
0
2
190
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
@AteistKamalist Bu bir eleştiri değil, bağlamdan koparılmış ifadelerle yapılmış akademik değeri olmayan bir algı manipülasyonu
Türkçe
0
0
2
21
𐱅𐰭𐰼𐰃𐰾𐰔
𐱅𐰭𐰼𐰃𐰾𐰔@AteistKamalist·
Arap tanrısı; - Paratoneri öngöremeyip yıldırımla korkutmaya çalışıyor (Rad-12) - Motoru öngöremeyip "rüzgarı kesersem gemiler durur" diyor (Şura-33)
𐱅𐰭𐰼𐰃𐰾𐰔 tweet media
Türkçe
116
82
760
28.8K
Bilim ve Din
Bilim ve Din@1resulan·
Maide 32 zaten açık söylüyor: “İsrailoğullarına yazdık…” Yani Kur’an bunu ilk defa söylüyorum demiyor; geçmişte verilmiş bir hükmü hatırlatıyor. Bu, “haham yorumu alındı” değil; vahyin tarihsel sürekliliğidir. Ayrıca Mişna (MS 200) Kur’an’dan önce yazıya geçirilmiş olsa da, bu tür hükümler yazıya geçmeden önce sözlü gelenekte zaten vardı. Kur’an da aynı hakikatin asıl kaynağına (vahye) işaret eder. Kritik fark: Mişna bunu insan yorumu olarak sunar, Kur’an ise “biz yazdık” diyerek ilahi kökenini vurgular. Sonuç: Bu benzerlik “Muhammed aldı” değil; aynı ilahi mesajın farklı zamanlardaki yansımasıdır.
MülayimSert@zarganski

@1resulan @aburcuburjuva rabbinilerin felsefi çıkarımının direkt allahın ayeti diye verilmesi mevcut. Pek ala muhammed o çografyadaki çok yaygın hikayeleri kullanıyor.

Türkçe
1
1
1
91