Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ
4K posts


@AhmetAa70625878 Allah rahmet eylesin , başınız sağ olsun , yolu ışık olsun , mekanı cennet olsun , ahh sabır dilerim , metanet 🙏🙏🙏
Türkçe

#okul Kızım Almina Ağaoğlu hakkın rahmetine kavuşmuştur mekanı cennet olsun
Türkçe

@FSYuksek Allah Rahmet Eylesin , mekanı cennet olsun , ne güzel bir yazı ile ugurlamışsınız, başınız sağ olsun 🙏
Türkçe

GECE YARISI ANKARA TRENİNDEN İNEN O GİZEMLİ KADINI SONSUZLUĞA UĞURLADIK
Türk edebiyatının büyük ustalarından Yusuf Atılgan'ın eşi Serpil Atılgan, dün Kadıköy-Moda'da hayatını kaybetti. Sahip olduğu muazzam entelektüel birikime rağmen, 84 yıllık ömrünü Yusuf Atılgan'ın eşi olmaya adayan Serpil Hanım, aynı zamanda başarılı bir tiyatro sanatçısı ve müzisyendi.
Üst kat komşum olduğunu tesadüfen öğrendiğimde, hemen yukarı çıkıp kapısını çaldım. Lise yıllarımdan beri beni en etkileyen yazarlardan biri olan Yusuf Atılgan'ın gerçekten eşi olup olmadığını sordum, çünkü aralarında 21 yaş fark vardı. Mahcup bir şekilde gülümseyerek "Evet, benim" dedi.
O günden sonra 6 yıl süren arkadaşlığımız başladı. Edebiyat, sinema ve kitaplarla dolu upuzun sohbetlerimiz oldu. Oğuz Atay'dan Yılmaz Güney'e, Edip Cansever'den Cemal Süreyya'ya kadar sanat edebiyat dünyasından pek çok ismi yakından tanıyordu. Gözümüzde büyüttüğümüz kimi "büyük" sanatçının inanılmaz "küçüklüklerini" anlatıp beni hayretten hayrete sürüklerdi. Bunları yazmak için çok ısrar ettim ama kabul etmedi. Yüzümü kızartıp ölüm döşeğindeyken bile sordum, yine izin vermedi.
Yusuf Atılgan'ın baş yapıtlarından Anayurt Oteli'ndeki gece Ankara treniyle gelen gizemli kadının Serpil Atılgan olduğu söylenirdi, bunu kendisine sordum "Sen miydin?" dedim. Yine mahcup bir şeklide gülümseyerek "öyle diyorlar" dedi. Eserin Ömer Kavur tarafından 1986 yılında sinemaya uyarlanan filminde bu rolü Şahika Tekand oynamıştı ve fiziksel olarak Serpil Hanım'ın gençliğine gerçekten çok benziyordu.
Tabii gece Ankara treni ile gelen esmer kadın, romanın baş kahramanı, şizofreni ile ağır bir savaşa girmiş olan Zebercet'in halüsinasyonlarından biriydi ama Serpil Atılgan, edebiyat dünyamızın koskoca bir kesitine tanıklık etmiş, çok 'gerçek' birisiydi.
29 Nisan 2026 Çarşamba günü, kapıya bir ambulans geldi, perdeyi açıp baktığımda bir çift uzun, ince ve zarif ayak gördüm. "Eyvah, Serpil Hanım gitti!" deyip hemen dışarı fırladım. 50 yılını geçirdiği ve çok sevdiği evine bir daha dönemedi. Moda'nın bu soğuk, sessiz ve sanki içinde insan yaşamıyor duygusu yaratan 76 yıllık apartmanı biraz daha sessizleşti.
Cenazesinin kaldırıldığı küçük caminin avlusunda çok düşkün olduğu oğlu Mehmet ile birlikte en fazla yüz kişiydik. Edebiyat ve yayın dünyasından neredeyse hiç bir katılım olmadı. Bu vefasızlığı da burada not düşmek isterim. Sanırım, Yusuf Atılgan'ın kitaplarını basan Can Yayınevi'nden birileri vardı.
Serpil Hanım, aynı zamanda efsane davulcumuz, Şeyh Şamil müziğinin yaratıcısı Durul Gence'nin kız kardeşiydi.
Güle güle Serpil Hanım, insanların giderek pespayeleştiği bir dünyada annem yaşındaki bir kafa dengini bir daha zor bulurum.
Ben Moda'daki soğuk apartmana dönüyorum, canın sohbet istediğinde, seni rüyalarımda ağırlamaktan her zaman onur ve heyecan duyarım.

Türkçe
Asena Baktır Altınoğ retweetledi

Ünlü bir sinir bilimci var: Robert Sapolsky.
“Zebralar Neden Ülser Olmaz?” adlı kitabında tam da taşı gediğine koyuyor.
Doğada bir zebra düşün.
Bir aslan tarafından kovalandığında inanılmaz bir stres yaşar. Kalp atışı hızlanır, kortizol yükselir, beden alarma geçer. Ama bu kriz kısa vadelidir. Ya kaçıp kurtulur ya da ölür. Eğer kurtulursa birkaç dakika sonra yeniden otlamaya başlar.
Aslan da bir sonraki hafta ne yapacağını düşünmez.
Emeklilik fonunu hesaplamaz.
Sosyal statüsünü sorgulamaz.
Modern insana geldiğimizde işler değişir.
Fiziksel bir tehdit olmadan, sadece düşünce gücümüzle geçmişi ve geleceği şimdiye taşıyarak bedenimizi sürekli alarm halinde tutmayı başardık. Bravo bize.
İşte insan stresini hayvanlardan ayıran temel fark burada başlıyor: bilinç.
Bu noktada bir başka önemli isim devreye giriyor: Antonio Damasio.
“The Feeling of What Happens” kitabında çok net bir ayrım yapıyor.
Diyor ki:
Duygular (emotions) biyolojik ve bedensel tepkilerdir.
Hisler (feelings) ise bu tepkilerin zihinsel deneyimleridir ve bilinç gerektirir.
Yani korku bir duygudur.
Ama “ya tekrar olursa?” diye zihinde dönen endişe bir histir.
Zebra aslanı gördüğünde korku yaşar.
Aslan gittikten sonra korku biter.
Ama insan…
O aslan gittikten sonra da zihninde yaşamaya devam eder.
“Ya yarın yine gelirse?”
“Ya bir dahaki sefere kaçamazsam?”
“Ya herkes benim zayıf olduğumu anlarsa?”
Biz duyguyu zamana yayarız.
Tehdidi zihinsel olarak üretiriz.
Henüz olmamış olana karşı bedenimizi savaşa sokarız.
Literatürde buna “öngörüsel endişe” denir.
Yani ortada gerçek bir aslan yoktur.
Ama beden yine de koşuyormuş gibi yaşar.
Sorun stres değil.
Sürekli açık kalan alarmdır.
Ve modern insanın en büyük paradoksu şudur:
Zekâ sayesinde geleceği planlayabiliyoruz.
Ama aynı zekâ yüzünden hiç gelmemiş tehditler için bugünümüzü yakıyoruz.
Türkçe
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi
Asena Baktır Altınoğ retweetledi






















