halilibrahim abdik

69.8K posts

halilibrahim abdik banner
halilibrahim abdik

halilibrahim abdik

@HIABDIK

mavi sevgimiz ...

kendi istanbulda.... Katılım Kasım 2011
928 Takip Edilen2.1K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
Türk Milletine Kefen Biçenler Şunu Bilmelidir ki;Türk Milleti İstiklal Mücadelesini Atatürk Devrimlerine bağlı olarak yeniden başlatır.Bunun için hiç bir yapıya ihtiyaç duymaz hiç bir Lider fikir ve doktrine ihtiyaç duymaz.Türk olmak yeterlidir.Halilibrahim Abdik 23/07/2024
Türkçe
2
3
53
15.2K
Yafes Türk
Yafes Türk@YafesTrk1·
@369meteaksoy Hocam aydınlatıcı bir yazı olmuş, En son not bölümü için bir ekleme; dünyayı falancalar yönetiyor, Türkiyeyi falancalar kurdu diyenler, bilerek veya bilmeyerek zaten o falancaların reklamını yapmış olmuyor mu?
Türkçe
2
0
4
1.3K
Mete Aksoy
Mete Aksoy@369meteaksoy·
YALÇIN KÜÇÜK NEDEN CUMHURİYETİ KURAN HERKESİ YAHUDİ İLAN ETTİ? AMACI NEYDİ? Sorum şu: Yalçın Küçük ve Soner Yalçın gibi kendisini cumhuriyetçi olarak tanımlayan etkili yazarlar, neden Cumhuriyeti kuran kadroyu, yazarı, şairi, paşayı, vekili toptan Sabetaycı, yani dönme, yani Yahudi ilan ettiler? Bu yazıda olaya duygusal değil, son 40 yılın bütünlüğü ve devlet yönetimi açısından bakacağım. Önce bir tespit. Yalçın Küçük solcu, hatta marksist bir aydındır. Bu nokta çok önemli, dikkatinizi çekerim. Çünkü bu adamı anlamak için bir devrimci olduğunu baştan kabul etmek zorundayız. Marksist gelenekte temel mesele şudur: Burjuva devrimi yıkılmadan sosyalist devrim yapılamaz! Peki Türkiye'de burjuva devrimi nedir? Tabiî ki Kemalist Cumhuriyet'tir, yani 1923'te kurulan cumhuriyetimizdir. Şimdi biri diyebilir ki "2000'li yıllarda Kemalizmi tasfiye etmek diye bir mesele mi vardı, zaten zayıflamıştı." Hayır, o iş öyle değil. 2000'li yıllarda Kemalizm kurumsal olarak zayıflamış olabilir ama Cumhuriyetin kurucu miti, yani efsanesi hâlâ ayaktaydı. Ordu, yargı, üniversite ve medyanın önemli kısmı hâlâ bu kuruluş efsanesine yaslanıyordu. Bir marksist için asıl mesele Kemalizmin kurumsal gücü değil, Cumhuriyet'in zihinlerdeki bu meşruiyetidir. O meşruiyet sürdüğü müddetçe, bu meşruiyet, bu yapı yıkılmadıkça, devrilmedikçe, sosyalist alternatifin önü açılmaz, sosyalist düzen kurulamaz. Yalçın Küçük'ün bu projesi 2000'lerde başlamış da değildir. Adam 1984'ten itibaren "Aydın Üzerine Tezler" diye 5 ciltlik dev bir seri yazdı. 1992'deki "Emperyalist Türkiye" kitabında ise iyice ileri gitti, Atatürk'e ağır hakaretlerde bulundu, hatta onu Batılı güçlerle iş birliği yapmakla suçlayacak kadar ileri gitti. 1984 yılı önemli, dikkatinizi çekerim. O yıllarda Sovyetler hâlâ ayaktaydı, sosyalizm hâlâ dünyada gerçek bir alternatif olarak duruyordu. Yani Yalçın Küçük o yıllarda kafasında "sosyalist Türkiye hâlâ mümkündür" düşüncesiyle yazıyordu. Marksist için burjuvazi sınıftır. Bir sınıfı dağıtmak istiyorsanız, o sınıfın liderine vurursunuz, çünkü liderini düşürdüğünüzde sınıfın kendisi de dağılır. Atatürk Türkiye'de burjuva devriminin lideridir marksistin gözünde. O nedenle Yalçın Küçük 1984'ten başlayarak liderin meşruiyetine vurmaya başladı. 2000'lerdeki Sabetaycılık kitapları (Tekelistan 2000, Sırlar 2001-2002, Şebeke 2002, Tekeliyet 2003, İsimlerin İbranileştirilmesi 2003) bu uzun soluklu projenin son ve en radikal aşamasıdır. Şimdi gelelim işin sıklet merkezine, yani kalpgâhına. Yalçın Küçük'ün hesabı bana göre şuydu: Cumhuriyetin kurucu kadrosu Sabetaycı ilan edilirse, Cumhuriyet zihinlerde meşruiyetini kaybeder. Cumhuriyet meşruiyetini kaybedince, yerine sosyalist bir Türkiye kurulabilir. Klasik bir leninist hesap. Bunu öyle bir radikallikle yaptı ki bütün kurucu kadroyu toptan bir kategoriye soktu. Eğer sadece bir grubu Sabetaycı ilan etseydi, derdik ki bu bir iç hesaplaşmadır. Ama "Cumhuriyeti kuran herkes Sabetaycıydı" demek araştırma değildir, bir delegitimizasyon operasyonudur. Delegitimizasyon dediğim de basit bir şeydir: Bir şeyin halkın gözünde haklı ve geçerli olma niteliğini ortadan kaldırmak. Stratejik terimlerle yazayım, bu bir baş kesme hamlesidir. Bir orduyu çökertmenin en hızlı yolu komuta merkezini imha etmektir; çünkü baş gidince, alttaki bütün birlikler dağılır. Yalçın Küçük tek tek mevzilerle uğraşmadı, doğrudan komuta merkezini hedef aldı. Devrimci aydınların en büyük hatası, yıkımdan sonra gelecek olanın kendi istedikleri şey olacağını sanmalarıdır. Yıkım soyut bir kavramdır; doldurulacak bir boşluktur. O boşluğu kim doldurur? En güçlü ve en organize olan doldurur. Yalçın Küçük Cumhuriyetin meşruiyetini parçalayınca o boşluğu sosyalizm değil, siyasal İslam doldurdu. Şimdi gelelim ikinci ve daha kritik noktaya: Yalçın Küçük bu projeyi kendi başına mı yürüttü? Bence hayır. Türkiye'de hiçbir entelektüel proje kendi başına yürüyemez. Bir kitabın bestseller olması, ana akım medyada tefrika edilmesi, hiç engellenmemesi tesadüf değildir. Bunlar bir koalisyonun "bu içerik bize yarıyor, önünü açalım" kararının sonucudur. Soner Yalçın'ın Efendi'si 2004'te çıkıp aynı yılın en çok satan dördüncü kitabı oldu. Burada birisi itiraz edebilir: "Soner Yalçın o yıllarda zaten parayı vurmuş, kapitalist olmuş bir yazardı, niye marksist devrim hayali kursun?" Haklı gibi görünen ama eksik bir itirazdır. Soner Yalçın da kendisini açıkça solcu, hatta sosyalist olarak tanımlar. Yazılarında "biz solcular" diye konuşur, Marx'ı, Lenin'i, Rosa Luxemburg'u savunur. Yalçın Küçük'ün akademik marksizmi ile Soner Yalçın'ın daha popüler gazetecilik solculuğu arasında derin fark vardır ama ikisi de aynı mahallenin insanlarıdır. Yani Yalçın Küçük tezi üretti, Soner Yalçın bunu hem kendi solcu motivasyonuyla hem de gazetecilik kariyeri içinde kitlelere taşıdı. İkisinin motivasyonu tam aynı değildir, ama ürettikleri söylemin işlevi aynıdır. Şimdi sorayım: O dönemde Türk medyası kimin elindeydi? O dönemki AKP-FETÖ/Gülen Cemmaati (o yıllarda henüz "Gülen Cemaati" olarak biliniyordu) koalisyonu ile çatışan değil, onunla flört eden bir medya. Bu içerik bu medyadan büyütülürken hiç kimsenin önünü kesmemesi, durup düşünülmesi gereken bir vakadır. Neden böyle yaptılar? Cevap? Çünkü bu içerik o dönem yürürlükte olan büyük projeye, yani ordu vesayet tasfiyesi projesine ideolojik altyapı sağlıyordu. Vesayet tasfiyesi, daha net söyleyelim cumhuriyetin tasfiyesi projesinin temel sorunu şuydu: Tasfiye edilecek olan kim? Eğer "Cumhuriyetin kurucu kadrolarının kurumsal mirası" derseniz, halk buna direnir çünkü Atatürk sevgisi bu millette kökleşmiştir. Peki ne yaparsınız? Tasfiye edeceğiniz insanları, "zaten bizden olmayan, gizli bir cemaatin mensupları" olarak yeniden tanımlarsınız. İşte Sabetaycılık literatürü tam bu işlevi gördü. Ergenekon operasyonu 12 Haziran 2007'de başladı. Yalçın Küçük'ün serisi 2000-2003'te, Soner Yalçın'ın Efendi'si 2004'te çıkmıştı. Operasyondan önce 4-7 yıllık bir zemin hazırlama dönemi vardır ve bu kronoloji tesadüf değildir. Yıllarca milletin kafasına şu fikir kazındı: "Bu Cumhuriyet aslında bizim değil, gizli bir cemaatin projesi." Sonra operasyonlar başladığında, halkın büyük kısmı "zaten bunlar bizden değildi" diyerek tepkisiz kaldı. Yargıtay yıllar sonra Ergenekon kumpas davasının gerekçeli kararında bunu fiilen tescil etmiştir. Kararda toplumda "12 Haziran 2007 tarihinde fitili ateşlenecek olan kumpas soruşturma ve dava süreçlerine karşı genel bir ön kabul, meşruiyet ve haklılık algısı oluşturulmuş olduğu" yazıyor. Bunu da ben demiyorum, bizzat Yargıtay diyor. Şimdi gelelim çok önemli bir itiraza: Birisi çıkıp diyebilir: "Yaw bu adamlar Cumhuriyetçiydi, Kemalist ulusalcıydı, sen ne diyorsun?" Doğrudur, son yıllarda Yalçın Küçük "ulusalcı, Atatürkçü" diye tanındı. Ama dikkat edin, bu sonradan oldu. Yalçın Küçük 1984'ten 2000'lerin başına kadar açıkça anti-Kemalisttir. 1992'deki "Emperyalist Türkiye"yi okuyan herkes bilir, kitap baştan sona Atatürk karşıtıdır. Aynı yıllarda Bekaa'ya gidip Öcalan'la görüşür, "kardeşim" der. Bu Atatürkçü tavrı mıdır? Tabii ki değildir. Peki ne zaman Kemalist oldu? 2000'lerin ortasından sonra, kendi devrimci projesinin bambaşka bir devrimin (siyasal İslamın) eline geçtiğini fark edince, tepkisel olarak Kemalist pozisyona savruldu. Yalçın Küçük'ün Kemalistliği orijinal değildir, sonradan ve tepkiseldir. Adam kendi yıktığı evin altında kaldığını anlayınca, "ben aslında bu evi savunuyordum" demeye başladı. Soner Yalçın için de benzer bir hikaye geçerlidir. Şimdi gelelim işin ironik ve trajik tarafına: Yalçın Küçük 2009'da Ergenekon'un 10. dalgasında, Soner Yalçın 2011'de Oda TV davasında tutuklandı. Yani kendi döşedikleri zeminin üzerinde yürüyen tutuklamaların kurbanları arasında, ironik şekilde, kendileri de yer aldı. Bu klasik bir devrimci yutulma vakasıdır. Devrimi hazırlayan figür, devrim gerçekleşince ilk tasfiye edilenlerden biri olur. Fransız devriminden Sovyet devrimine kadar bu kalıp tekrar eder. Yalçın Küçük muhtemelen tutuklandığı ana kadar kendisinin bilinçli bir aktör olduğunu sanıyordu. Halbuki kullanılmış ve kullanılan koalisyonun işi bitince çöpe atılmıştı. Bana göre Yalçın Küçük hem bu sürecin üreticisi hem de kurbanıdır. Toparlayacak olursak şunu söylemek istiyorum: Birincisi, Yalçın Küçük'ün Sabetaycılık tezleri bilinçli bir devrimci projedir ve 1984'ten başlayan, Sovyetler hâlâ ayaktayken kurgulanmış uzun soluklu bir hattın son aşamasıdır. Marksist bir aydının, kurucu miti çürüterek devrim yapma hayalidir. İkincisi, bu projenin kitlesel düzeye taşınması ve önünün açılması, AKP-Gülen koalisyonunun vesayet tasfiyesi projesine altyapı sağladığı içindir. Açık bir istihbari yönlendirme iddia etmiyorum, buna gerek yok. Yayınevleri ve medya "bu içerik bize yarıyor, büyütelim" demenin ötesinde bir şey yapmak zorunda değildi. Üçüncüsü, 2007-2012 arası operasyonlar başladığında, milletin tepkisizliğinde bu zemin hazırlığının belirleyici bir payı vardır. Bunu Yargıtay bile gerekçeli kararıyla tescil etmiştir. Dördüncüsü, Yalçın Küçük ve Soner Yalçın aynı sürecin sonraki dalgalarında tutuklanarak kendi döşedikleri zeminin kurbanı oldular. Kemalist pozisyonları bu noktadan sonra, tepkisel olarak gelişti. Beşincisi ve en önemlisi, bir aydının niyeti ile ürettiği söylemin sonucu çoğu zaman aynı şey değildir. Ürettiği söylem, Cumhuriyetin tasfiyesinin ideolojik altyapısı oldu. Aydının sorumluluğu, niyetiyle değil, ürettiği söylemin kime yarayacağıyla ölçülür. Aydınlarımızın strateji okuması, sahanın gerçek dengelerini bilmesi, kendi söyleminin hangi koalisyonun ekmeğine yağ süreceğini hesaplaması şarttır. Aksi halde, Yalçın Küçük gibi, devrimci motivasyonla yola çıkıp, siyasal İslamcı bir devrimin altyapısını döşemiş olarak tarihe geçersiniz. NOT: Kafamı kurcalayan başka bir boyut var. Acaba bu Sabetaycılık ifşa edebiyatının yapısı ile, Sabetaycılığın Avrupada kendi içinden çıkmış olan Frankizm denen sapkın akımın "kurtulmak için kendi kutsalını yıkmak" mantığı arasında bir bağlantı var mı? Rahatsız edici ama bir o kadar da düşündürücü bir paralelliktir. Şimdilik bir not olarak düşeyim, başka bir yazıda ayrıntılı ele alacağım.
Türkçe
46
85
345
42.6K
Hüseyin Aygün
Hüseyin Aygün@HuseyinAygun62·
Yalçın Küçük'ten parçalar '88'di, Ankara'ya gelmiştik, hapishaneler kaynıyordu, "1 Ağustos Genelgesi" yayınlanmıştı; tutuklular çıplak -don-atlet- duruşmalara çıkıyor, tek tip elbiseyi giymiyorlardı. Sultanahmet'e kaldığı koğuşta onu da eyleme sokmak için, ilkel toplumdan sözü başlatan genç devrimciye, "uzatma, maceraya varım" demişti -Dün Orhangazi Ertekin yazdı, Ağustos genelgesine karşı sokak mücadelesinde evini hep ziyaret edermiş-. Aydınlar Dilekçesi davasındaki savunması bir destandı ki, dilekçe verenlerin bir kısmı, henüz polis çağırdığında imzasını çekmişti. O yıllar, Çözüm, Dev-Genç, Kurtuluş, Aydınlık, Özgürlük Dünyası vd. dergiler vardı; bunlar 12 Eylül'de yenilmiş Türkiye sosyalist örgütlerinin yayınlarıydı. Koltuk altımızda gezerdik, kim olduğumuz bilinsin isterdik. Bir de Toplumsal Kurtuluş vardı; "Yalçın Küçükçüler"in dergisi. Ankara'dan Diyarbakır'a, Kürt üniversite öğrencilerini çok etkilemiştir. Tek başına örgüttü. Bizim sülaleden kopan küçük bir grupçuk, daha 1980'lerin sonunda sosyalist devrim ateşine düşmüş ve ilk Yalçın hocanın kapısını çalmıştı. Bizimkiler -aylar sonra-, "az daha Yalçın Küçük bunları örgütleyecekti" diye mavra yaptılar. Sonra bizim dergide bir gün onu alaya alan bir yazı okudum, Yalçın hocada son esintiler gibi bir başlığı vardı. Sovyetler hakkında en ayrıntılı kitapları yazmış adamla, Sovyetler'e dair bir makalesinden ötürü dalga geçiyorlardı. Yıllar sonra, -2017'lerde- Çukurambar'daki evine gitiğimde, masada açık bir Rusça kitap vardı -yok, "Rusça-Türkçe Sözlük" olmalı, ama tam hatırlayamıyorum-, birden bana döndü, "Rusçam biraz zayıflamış, şu ara Rusça çalışıyorum" deyiverdi. Bizim içinde doğduğumuz, nefes aldığımız -ve ilk Ankara'ya üniversiteye geldiğimizde sınırlarının farkına vardığımız- "Halkın sülalesi" grupları, evveliyatından beri "legal sosyalizm"i hafifsemiştir. Bu hafifsemeden, Boran'dan Aybar'a, Aziz Nesin'den Yalçın Küçük'e herkes payını almıştır. TİP ve TKP'de toplanan bu toplam, "reformist-revizyonist", bazen de "karşı devrimci" olarak görülmüştür. Yalçın Küçük de, hiçbir zaman radikal solun gönlüne girememiştir. Halbuki Yalçın hoca, sadece bir düşünür değil, "eylem adamı"ydı -öncesi bir yana- 75 yaşında hapishaneye girmiş, çıktığında kapısında, "yaşasın emekçi cumhuriyet" sloganını atmıştı. Kim bilir kaç kişi onun sayesinde sosyalist oldu, -herhalde en az dört-beş- kuşak onun kitaplarıyla aydınlanmıştır. SSCB'de sosyalizmin kurulmasını da, çözülmesini de yazdı. Dün Alper Taş yazdı, ÖDP'lilere haber göndermiş bir ara, "Direniş Komiteleri'ni niye yazmıyorsunuz, onu da mı ben yazayım" demiş. Türkiye ve Aydınlar üzerine yazdığı "tezler", üniversiteliler içinde Karl Marks'ın kitaplarından daha fazla okunmuş olabilir. Hangi aydın, evini öğrencilere, yoksullara, sanatçılara, açlık grevlerine, evsizlere açmıştır, hele ki 12 Eylül günlerinde. O her daim kendisine ulaşılabilen, sofrasını açan, başka kumaştan bir adamdı. Anlaşılması zor, ulaşılması kolay biri. '90'larda Kürtler üzerine tezlerini de yazdı. O aralar, Şam'dan Apo'nun yanından ayrılmıyordu. PKK etkinliklerinde başkonuşmacıydı. "Kardeşim Apo" günleriydi, ama hep olduğu gibi iki tarafan milliyetçilerine yaranamayacaktı (Bir taraf onu "bölmekle", diğeri "Kürtlerin bağımsız devlet fikrini sabote etmek"le suçlayacaktı). Sonra -Çiller'in Şam'daki evine bir kamyon bomba atmak istediğini haber vererek kurtardığı- Öcalan ile görüş ayrılığına düşünce, oradan ayrıldı; bir süre Almanya'ya gitti. Bir 29 Ekim günü ülkeye döndü ve anında Konya'da bir hapishaneye konuldu. O büyük beyin, engin düşünür, bir ara mezar taşlarına, insan isimlerine, aile köklerine kafayı taktı. Özellikle Sebatayistleri hedef aldı. CHP içindeki bazı isimleri teşhir etti, partinin iki numaralı adamı için "lise mezunu değil" dedi, -doğru da çıktı-. Ama böyle dönemler kimin ömründe yoktur ki, "koca solcular"ın bir kısmı kapitalist, holding sahibi, bazıları -her iki kampta- milliyetçi olmadı mı? Onu uzaktan sevmiş, okumuş, ama hiç tanışmamış biri olarak, bir yayında hakkımda bir kaç güzel kelam edince, aradım, sonra kalktım evine gittim Çukurambar'a, kalpak ve kırmızı atkısıyla, kapıda karşıladı beni, -hiç öğrencisi olmayan biri olarak- kitaplarımı da yanımda götürdüm-. (Sonraki buluşmada "dilin Cemal'e benziyor" dedi-. "O kim" dedim; "Süreya" dedi, "Zazalıktan" diye ekledi. "Yok, ondan değil" dedim). Evi, bir şarap mahzeni gibiydi, beyaz şarap açtı, içtik, fotoğraf da çektik. Akranları -Mesut Yılmaz gibi- başbakan, bakan, general oldu, ama o halkın safında, işçilerin, yoksulların yanında durmayı tercih etti. Bu yüzden yolu her dönem hapishanelerden geçti. Mustafa Yalçıner'le, Haydar Karataş'la, Mehmet Perinçek'le, Barış Terkoğlu'yla yattı. Bu üç ayrı kuşak demekti. "Legal sosyalist"ti ama neredeyse Nazım'ın yattığı kadar hapis yatmıştı. "Komünizm propagandası"ndan girdi, "komünizmin kitabı"nı yazmış adamdı. Ergenekon'dan girdi, "içeride hiç Kemalist görmedim, içeridekiler Türk-İslam Sentezci Paşalar" deyiverdi. Uzun kızıl sakalını rektöre de, Sultanahmet cezaevindeki yüzbaşıya da kestirtmedi, -bu ikincisi bir takım asker eşliğinde, bir sürü dayakla, hapishane avlusunda, bir parça yoldu sakalını bir gün-. '70'lerin, '90'ların, 2000'lerin solcu gençleri, uzun kuyruklarda ona imzalattıkları cilt cilt kitaplarıyla büyüdüler. 2010'ların ve şu on yılın yeniyetmeleri ise şimdilerde kısa youtube videolarını izliyorlar. Birand'la yaptığı konuşmaları, Şamil ve diğerlerine ağzının payını verdiği çıkışları, Mustafa Özenç'in idam öncesi yazdığı o dokunaklı şiiri okuduğu parçaları izliyorlar. -En az eskiler kadar- "yeniler" de, ne kadar cesur bir aydınlanma savaşçısı ve bilgeyle tanıştıklarını hemen anlıyorlar. Yeniler akıllıdır. Toprakları yağmalanan köylüleri, fabrikaları kapatılan işçileri, İstanbul'da tekstil sektöründe çalışan, ama "hayatında hiç deniz görmemiş kızı", dert etti kendine hayat boyunca. Bu, uzun ömrünün -kısa bir- özeti gibiydi. 1938'de doğdu, dün öldü, ruhu şad olsun. (Hüseyin Aygün, 7 Nisan 2026)
Hüseyin Aygün tweet media
Türkçe
20
133
782
43.4K
Tuncay ÖZKAN
Tuncay ÖZKAN@ATuncayOzkan·
Anladın mı şimdi? Yalçın Küçük ile cezaevinden önce tartışıyoruz. Özkan, soyadım ve dostum Mustafa Erdoğan’ın nikah şahidi olmam nedeniyle Yahudilikten “dönme” olduğumu iddia ediyordu. Soy ağacımı yolladım. Türkmen ve müslüman olduğumu kanıtladım. Kitaplarının yeni baskısında mektubumu yayınlayıp düzeltti. Tartışma cezaevine de yansıdı. Aynı koğuşta kalıyorduk. Hazırlığımı yaptım, hocaya laf attım: ⁃Hocam senin bu addan soy tespiti hikayen çok uydurma. ⁃Niye öyleymiş? ⁃Türkler ad koyarken batıdaki gibi davranmaz. Antropolojik kurallar senin tezini yıkıyor. ⁃Hangi kitapta yazıyor bunlar? ⁃İşte bunlarda. ⁃Kitapları ve işaretli yerleri inceledi. “Hımm” dedi. Enteresan. ⁃Örneğin Özkan. Oğuzlarda Öz de var Kan da. Hatta bu adlarda boylar var. ⁃Nereden uyduruyorsunuz efendim bunları? ⁃Bu kitaplardan. ⁃Enteresan. Enteresan. ⁃Ayrıca işte en eski Türkçe sözlük. Orda da var Özkan. ⁃İşaretli yerleri inceledi. Kızmaya başladığının ilk işareti olarak gözleri kısıldı. Çene hafif öne çıktı. Elini sakalına attı. Bağırarak: ⁃Biz burada bilim yapıyoruz efendim! Size uymayabilir. Başkasına uyar. Aradan yıllar geçti. Ergenekon karar duruşmasında bana iki müebbet bir de 687 yıl ceza açıklanınca, ben Fetöcü yargıçlara bağırmaya başladım. Salondan jandarma tarafından çıkartılırken gözüme hoca ilişti. Yalçın Küçük ayağa fırladı, “Tuncay’ın hiçbir suçu yok. Bu kararlar hukuki değil. Çok hata yapıyorsunuz. Ama o beni dinlemedi. Ben onu kurtarmak için çok şeyler yaptım, anlamadı” dedi. Koğuşa dönünce: ⁃Hocam teşekkür ederim. Benimle ilgili sözlerinize. ⁃Bişey değil. Sağ ol canım. ⁃Hocam bir konuyu açar mısınız? Siz, beni kurtarmak için bir şeyler yapmışsınız ama ben anlamamışım. ⁃Evet. ⁃Nedir? ⁃Ben senin için dönme diye yazdım, sen tekzip ettin. Etmeseydin şimdi burada da olmazdın, bu cezaları da almazdın. Anladın mı şimdi?
Tuncay ÖZKAN tweet media
Türkçe
50
61
854
131.9K
halilibrahim abdik retweetledi
Dr. Halil İbrahim AŞGIN
Dr. Halil İbrahim AŞGIN@HibrahimASGIN·
94 yaşına gelebilirsek çarşıyı bisikletle gezebilmeyi bizlere de nasip et Allah'ım 🤲🏻😊🧿 Amcamıza sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum; yazın çayını içmeye bahçesine de gideceğiz inşallah 🫶🏼
Türkçe
142
457
5.9K
57.4K
halilibrahim abdik retweetledi
Ramin SADIK
Ramin SADIK@saki552003·
Farklı Türk lehçelerine göre Oğul (erkek evlat) kelimesi: •Türkiye: oğul •Azerbaycan: oğul •Türkmenistan: ogul •Kazakistan: ul •Kırgızistan: ul •Özbekçe: o‘g‘il •Tatarlar: ul •Başkurtlar: ul •Nogaylar: ul •Uygurlar: oğul •Yakutlar Saha): uol •Tuvalar: ool •Hakaslar: ool •Altaylar: uul / ool •Çuvaşlar: ulă
Ramin SADIK tweet media
Türkçe
17
34
206
9.5K
halilibrahim abdik retweetledi
FERHAT ÖZER
FERHAT ÖZER@ferhatozer36·
Valiler Kararnamesi ile ilgili olarak Merkeze alınan ve hizmet etmek için onlarca Vali vardır. Bu ülkeye hizmet için damgasını vuran isimler bile var. Hizmet etmek için bekleyen valilerin onlarcası yeni kararnamede atama bekliyor. Benim tanıdığım Valilerden birisi de Tuncay Sonel'dir. Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde Kaymakam olduğu dönemden tanırım. Trabzon'un Of ilçesinde Kaymakamlık, Ordu'da, Tunceli'de Valilik yaptı. Kendisini eğitime hizmet ettikleri ile hep hatırlarım. Nerede bir işadamı bulsaydı gidip eğitim için elini taşın altına koyardı. Bence Tuncay Sonel ve onun gibi Valilere görev verilmelidir. @mustafaciftcitr @TC_icisleri
FERHAT ÖZER tweet media
Türkçe
31
8
143
189.5K
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
Sn Cumhurbaşkanımızı Doğru anlamak yetmez O’nu Doğru anlatmalıyız..Cumhurbaşkanımızı Doğru Anlayanların,Doğru Anlatma vaktidir. Sn Cumhurbaşkanımızda Türk milletinin iki önemli vasfı vardır.Türk Çalışkandır,Türk Üşenmeyendir,,Recep Tayyip Erdoğan;Üşenmeden çok çalışır @RTErdogan
Türkçe
0
0
0
46
halilibrahim abdik retweetledi
Yusuf Halaçoğlu
Yusuf Halaçoğlu@yusufhalacoglu·
Bir millet, ülkesi saldırıya uğradığında, yurt dışına kaçmıyor veya yurt dışından ülkesine dönüyorsa, eninde sonunda düşmanı dize getirir. Millî Mücadele tarihimizde olduğu gibi. İran sonuçta başaracak emperyalistleri dize getirecektir.
Türkçe
70
778
5.8K
56.1K
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
@bilalerdogan_TR Katılıyorum..Son derece Haklı bir izahatta bulunuyor Sn Bilal Erdoğan bey ..Tayyip Erdoğan Doğru anlayıp Doğru anlatmalıyız ..Her Türk Çocuğu Cumhurbaşkanımızın üşenmeden çok çalışmasını örnek almalıdır.Atatürk Türk çalışkandır der,Türkeş Türk üşenmez der Reis, Üşenmeden Çalışır
Türkçe
0
0
0
67
Bilal Erdoğan Fan Page
Bilal Erdoğan Fan Page@bilalerdogan_TR·
Necmeddin Bilal Erdoğan; “Recep Tayyip Erdoğan’ı gelecek nesillere doğru tanıtmak Türkiye’nin borcudur. Tarihimiz boyunca millete en çok hizmet etmiş insanlardan birinden bahsediyoruz. Bunu tarih yazacaktır.”
Türkçe
22
63
320
3.3K
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
Allahın cc Rahmeti Sonsuzdur;Bizim dilememiz ilede kimseye verilmez, Bizim dilememiz ile de kimseye eksik verilmez,O ancak sonsuz Rahmetin Sahibinin kararı ile gerçekleşir.Benim Gönlüm;Yalçın Küçük için “Allah Rahmet etsin”diyor..Türk Töresi ve İslam İnancıda böyle uygun görüyor
Türkçe
0
0
0
94
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
Dizi senaryoları iyi değil gençler böyle diziler bakarak ilişki kurmaz kuramaz düşünsenize Şu şu uzak şehir dizisi Alya karakteri gibi biri dünyanın altında bir erkeği mutlu edebilir mi yada bir erkek öyle bir karakteri nasıl mutlu edebilir.. sürekli mutsuz sürekli kaşları çatık
Türkçe
0
0
1
75
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
Fitne kazanını harlamanın ne almamı var İran Devletinin ne gıda yardımına ne insani yardıma ihtiyaç yoktur olması halinde.Kardeşlerimiz ile ekmeğimiz tabiiki bölüşürüz..Lider Devlet Bahçeli beyin bir açıklama yapması veya Sayın Cumhurbaşkanımızın bir işareti ile gereken olacaktık
Türkçe
0
0
0
36
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
Gerçek Bir Türk Milliyetçisi Hakiki bir Bilim insanı Kıymetli Yusuf Hocamızın, İran hakkındaki bu anlamlı izahına aynen katılıyorum…🇹🇷🇹🇷👇🇹🇷🇹🇷
Yusuf Halaçoğlu@yusufhalacoglu

GÜNÜMÜZ HAÇLI SAVAŞI Dün Anadolu Selçukluları, Zengiler, Eyyubiler, Osmanlılar Ehl-i Salip Haçlılara karşı mücadele etmişti. Öldüler, şehid oldular, ama boyun eğmediler, sonuçta onları defettiler. Bugün de Ehl-i salib’i temsil eden İsrail ve ABD’ye karşı aynı mücadeleyi İran yerine getiriyor. Ancak o dönemle bugün arasında çok büyük bir fark var. Ehl-i salib’e o tarihte hiç bir Müslüman yardım etmemiş, hiç bir hrıstiyan ülke de karşı çıkmamıştı. Ne gariptir ki bugün, ehl-i salib’e ilk karşı çıkan hrıstiyan İspanya, destek ise Müslüman olarak nitelendirilen kimi devletler. Ülkesinde ABD’ye üs veren Müslüman ülkelerden İran’a saldırı karşısında İran da haklı olarak o ülkelerdeki Abd üslerine füze atıyor. Maalesef Türkiye de dahil Müslüman ülkeler İran’ı kınıyor, İsrail ve ABD’ye tek kelime etmiyor. Peki İran kime karşı savaşıyor? Filistin’de 72 bin sivili (12 bini çocuk) öldüren, onları aç bırakan, İran’da 168 küçük okul çocuğunun üzerine bomba atıp katleden canilerle ve Epstein pisliklerinin failleriyle. Ama ne yazık ki bugün kendisine din adamı diyen reziller, siyonistleri ve emperyalistleri İran’a tercih ediyor. Hem de hiç gitmedikleri, bilmedikleri İran’ı kötülüyor, sanki kendileri çok temizmiş gibi. Halbuki İran’da da camilerde beş vakit ezan okunuyor, namaz kılınıyor. Aynı Allah’a dua ediliyor, aynı Peygamber’e inanılıyor, aynı Kur’an okunuyor. Bu kafayla emperyalistlere karşı biz müslümanız diyenler daha çok eziliriz. Bütün ambargo ve baskıya rağmen, dünyanın efesi biziz diyenlere kök söktüren İranlı kardeşlerimizi kutluyor, mücadelelerinde başarılar diliyorum.

Türkçe
0
0
0
21
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
Yıllarca Terörle mücadelenin açık tarafı olmamış gizli Pkk seviciler,Terörün Başı Öcalanla muhatap olunmasından,patlak mısırın tavada patlaması gibi patlıyorlar,içlerini açık ediyorlar,ulan yıkılın gidin sizemi sorulacak atılacak adımlar,yerinizi bilmediniz bari haddinizi bilin
Türkçe
0
0
1
36
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
Türk Siyasetine Büyük Bir imza bırakıp giden Muhteşem Bir Adamdır, Süleyman Demirel .. Bir gün Demirel’in siyaset anlayışı büyük bir hürmet ile yeniden yürürlüğe girecek tir.. Demirel zamanı diye bir şey yaşayacağızz…
Türkçe
0
0
0
85
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
@ussal Kesinlikle katılıyorum..ayrıca personel çok nazik ve ilgili 🇹🇷🇹🇷🇹🇷👍
Türkçe
0
0
1
139
Ussal Sahbaz
Ussal Sahbaz@ussal·
Vadi İstanbul'daki Seraf Restoran favori Türk mutfağı mekanlarımdan biri. Vadi'deki kişiliksiz bir sürü restoranın içinde adeta bir vaha... Buraya ilk defa bir iftar yemeğine gitmiştim. O zamandan beri yolum düştükçe gider oldum. Açılışta içli köfte, bardakaltı lahmacun; tatlı olarak armut ve incir tatlılarını çok seviyorum. Genel olarak her şey güzel. Türk mutfağı maalesef şık mekanlarda servis edilmiyor. Eskiden Kanyon'da Konyalı vardı. Sonra kapandı, yerine bir İtalyan restoranı açıldı. Nedense milletimiz kendi yemeklerini para harcamaya layık görmüyor. Enteresan bir durum. Siz para harcamayıp şöyle güzel bir yemek istediğiniz zaman Seraf'a gidin. Zaten son zamanlarda her yer o kadar pahalandı ki, ortalama bir restorana gitmekle lüks bir restorana gitmek arasındaki fiyat makası kapandı. Afiyet olsun.
Ussal Sahbaz tweet media
Türkçe
40
8
345
115.7K
halilibrahim abdik
halilibrahim abdik@HIABDIK·
Ülkeminiz Unutulmaz Değerlerinden Prof.Dr.Nevzat Yalçıntaş Hocamızın Evladı Hizmet ve Dava adamı Prof Dr.Murat Yalçıntaş beyin Kitabının imza gününde Kızım Avukat Bengisu hanım ile katılım sağladık eskimeyen dostlar ile güzel bir gün geçirdik ..
halilibrahim abdik tweet mediahalilibrahim abdik tweet mediahalilibrahim abdik tweet media
Türkçe
0
1
4
91
halilibrahim abdik retweetledi
Ömer Halûk Pirimoğlu🇹🇷
Başbuğ’la son görüşmemiz, çekildiği son fotoğraf… Ardında derin bir özlem ve silinmeyen hatıralar bırakarak. Hasretle.
Ömer Halûk Pirimoğlu🇹🇷 tweet media
Türkçe
14
9
359
16.4K