
Elias
8.1K posts

Elias
@ImutlufbMutlu
Bachelor’s degree in Communication Technology Managing Director at multiple companies Member of the Fenerbahçe General Assembly







@mejuyebawrinhjs Haci biz Kürt degiliz Sen Idris Bittlisin torunusun. Ok.


Sen daha edepli bir insan olmayı öğrenemiyorsun alevinin tırnağı nasıl olacaksın? Daha Aleviler için kılını kıpırdatmamış adamsın bir de ezilenin yanında olmaktan bahsediyorsun. Biz sizin için on binlerce Bedel ödedik sizden de on binlercesi gelsin Alevistan için bedel ödesin fitleşelim.









Edepsizlik yaptığımı hatırlamıyorum seyyit ali rıza heykelinin önünde gerçek aleviler seni recm etmemesi için seni kurtarabileceğim bir yol var Dersim dağlarında güreşeceğiz ben yenersem gel sunni ol demiyorum nuri dersimiler, dr şivanlar ve seyyit ali rızalar gibi alevi Kürd ol



arkadaş cem evi sosyalisti sanırım






Etnik gruptan anladığı pratikte sadece dilsel ayrım. Bunun dışında bir kriterden bahsedemiyoruz. Oysa Anadolu'da Alevi sünni fark etmez herkes, bir yönüyle bizans'tan kalma halkların müslümanlaşmış bakiyesi yani bir çeşit genç çorbası. Aslında Türk Kürt Arap diye kategorize ettiklerimiz büyük oranda Anadolu yukarı Mezopotamya ve Levant'ın dilleri ve kültürleri dejenere olmuş ya da ya da tamamen kaybetmiş kadim yerlileri. Alevilerin konuştuğu Kürtçe ve Zazacada bile 2500'den fazla Hint Avrupa dil lehçesine aykırı olarak onluk sayı sistemi var ki (Hint Avrupa dillerinde kullanılması beklenen ise 12'lik sayısı sistemidir) bu onluk sayısı sistemi kullanımına yine Anadolu'nun eski yerlilerinde görebiliyoruz. Alevilerin Kürtçe ve zazacayı sonradan öğrenmiş olma ihtimali üzerine çalışılması gereken bir konu olduğunu ayrıca belirteyim. O meşhur DNA testlerinde sadece atalarınızın hangi coğrafyada bulunduğunu biliyorsunuz. Ve bu veriler ile bugün o coğrafyada yaşayan halkların ulusal tanımları üzerinden bir etnisite arayışı var. Bu formül tamamen yanlış çünkü aslında atalarınızın hangi coğrafyadan olduğunu görebilmek dışında etnik kimlik anlamında bir netliğe ulaşamıyorsunuz. Anadolu ya da İran'ın ya da kafkasya'nın neolitik çiftçileri olan atalarınızın zamanında Türk Kürt vs söz konusu bile olmayan kimliklerdi Etnisiteden anladığınız bir soy aktarımı ise aksine Aleviler Türklerden ve Kürtlerden çok daha homojen bir soy aktarımına sahiptir. Son yarım yüzyıla kadar tamamen izole bir şekilde iç evlilikler yoluyla yüzyıllar süresince soylarını bugüne getirmiştir. Ümmet bileşeni olan Türk Kürt Araplar ise çok daha fazla karma evlilik yapmış, bu da yetmemiş coğrafyalarındaki gayrimüslim toplulukları domine edip asimilasyon yoluyla kendi kimliklerine dahil etmişlerdir. Bu topluluklara sadece dil birliği üzerinden etnisite deyip, daha homojen bir aktarım yapan Alevileri tarih boyunca ilgilerinin olmadığı bu toplulukların bir alt aidiyeti göstermek nereden baksan aymazlıktır. Toplumsal kimlikleri belirleyen Biz olma duygusu ve toplumsal sözleşmedir. Alevilerin aynı dili konuştukları Sünni topluluklar ile düşman hukuku dışında bir ortak tarihleri olmadığı gibi sosyolojileri ve kültürleri de uyuşmaz. 100 yıllık Ulus inşasına rağmen bu durum halen büyük oranda böyledir Dil eşittir kimlik olmadığı gibi "etnisite" de eşittir kimlik değildir. Düne kadar Alevileri nüfus sayımında bile Müslüman topluluğa dahil etmeyen, asla kendinden görmeyen, hatta katli vacip gören Osmanlı bakiyesi bu ulusçuklar bugün Alevilerin Türk ya da Kürt olduğunu keşfetmişler. Burada Her şeyden önce etik bir soru ortaya çıkıyor; Toplumların kolektif aidiyetini belirleyen kriter ne olmalıdır? Her toplumun kendi Özgün geçmişinden kaynaklanan Biz olma duygusuna rağmen onlara kimlik biçmek ne derece etiktir? Ülkede kendini Aydın sananlar dahil herkes bir topluluğun ya da bir kimliğin şovenizmini yapmaktan geri durmuyorlar. Neyse.. Ayrıca Kuzey afrika'dan Afganistan'ın ortasına kadar dünyanın yaşanılabilir topraklarının altıda biri diyebileceğimiz coğrafyasında insanların %90'ının Arapça Türkçe Farsça Kürtçe dillerini konuşması genel olarak islamizasyon ile gelen asimilasyon ile ilgilidir. Beyefendinin mantığına göre bu coğrafyada yaşayan bu %90'lık kesimin etnik bağları tam ve homojendir ve birdir:)) oysa dünyada 7000'e yakın dil var. Büyük İslam imparatorlukları ve Avrupa merkezli büyük imparatorluklar ve ulus devletlerin inşa edilemediği, halkların tek tipleştirilemediği ülkelerin her birinde onlarca bazen yüzlerce dil ve etnik çeşitliliğe rastlayabiliriz. Sahi İslam orduları gelmeden önce Anadolu'da ve yukarı mezopotamya'da yaşayan milyonlarca bizanslı halkların akıbeti ne oldu? Uzaylılarımı kaçırdı yoksa toprağın altına mı girdiler? Şimdi bu halkları bugünün Türk ya da Kürt kavramları ile hangi "etnisite" ye yamamamız gerekir? Aleviler dilden bağımsız olarak sadece Alevidirler. Bizim Etno-dinsel kimliğimizdir. Tıpkı Dürziler, Boşnaklar, Sihler vb de olduğu gibi.


Türk Kürt Arap babandır. Alevileri kafasına göre milletlere ayırmış. Arapça konuşan Alevileri unutmuş ya da yok saymış. Pomakça, Roman dili, Teberi (Abdallar) konuşan Alevilerden haberi bile yok. Birçok Alevi köyünü işaretlememiş, çünkü bilmiyor. Verdiği sözde oranlar ayrıca yanlış. Arada bir aynı yanlış haritayı paylaşıp duruyor bi de:))






ALEVİ TOPLUMU MEVCUT SORUMSUZ YÖNETİMİ ARTIK TAŞIYAMAZ Emperyalist güçlerin atamasıyla devlet başkanı yapılan Colani, göreve geldiği günden bu yana Aleviler, Hristiyanlar, Dürziler ve Kürtleri hedef alarak binlerce insanı katlettirmiştir. Özellikle kadınlar başta olmak üzere savunmasız insanlara en barbar yöntemler uygulanmıştır. Dünya ise bunu izlemekle yetinmiştir. Türkiye’de ve Avrupa’da —cılız da olsa— bazı tepkiler ortaya konmuş, toplumun vicdanı kısmen ses vermiştir. Ancak bugün gelinen noktada tablo çok daha ağırdır. Dünün azılı teröristi Colani, Alman basınında günler öncesinden duyurulduğu şekilde Pazartesi günü Berlin’e gelmiş ve devlet töreniyle, kırmızı halıyla karşılanmıştır. Bu başlı başına kabul edilemez bir durumdur. Asıl vahim olan ise şudur: Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’ndan tek bir yönetici bile bu katilin protesto eylemlerinde yer almamıştır. Tepkiler yalnızca sosyal medya açıklamalarıyla geçiştirilmiştir. Alevi toplumu, kişisel gelecek hesapları uğruna bilinçli olarak tavırsızlığa ve suskunluğa itilmiştir. Yöneticiler kendileri kılını kıpırdatmadığı gibi, Berlin ve Almanya’da yaşayan Alevilerin protesto eylemlerine katılımını da fiilen engellemiştir. Avrupa Alevi hareketi bugüne kadar böylesine hayati bir meselede bu denli ağır bir sorumsuzluk örneği göstermemiştir. Bu durum şu soruyu kaçınılmaz kılmaktadır: Mevcut karar verici irade, Alevi toplumunun hassasiyetlerini değil, kişisel gelecek hesaplarını mı esas almaktadır? Bu bir eksiklik değil, açık bir sorumsuzluktur. Madımak’tan bu yana Alevi toplumu katliamlar karşısında susmamış; katliamcı zihniyetin üzerine giden, onu teşhir eden ve hafızasını diri tutan bir duruş yaratmıştır. Maraş’ta, Çorum’da, Dersim’de, Koçgiri’de yapılan anmalar bu iradenin ürünüdür. O irade, Bochum’da on binleri toplamış, Köln’de yüz binleri yürütmüştür. Bugün ise bu çizgiden açık bir kopuş yaşanmaktadır. Suriye’de Alevilere yönelik açık bir soykırım yaşanırken, bunun sorumlusunun Almanya’da devlet töreniyle karşılanmasına sessiz kalmak; yalnızca bir zafiyet değil, Alevi hareketinin temel ilkelerinden sapmadır. Sorun bir organizasyon eksikliği değil, bir anlayış sorunudur. Bu anlayış; mücadele ruhunu kaybetmiş, Alevi hareketini magazinsel etkinliklere indirgeyen, pazar kahvaltıları ve yılda bir yapılan programlarla süreci geçiştiren bir anlayıştır. Bu çizgi Alevi toplumunu güçlendirmez, zayıflatır. Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren Amerika ve İsrail’in yayılmacı politikalarına karşı açık bir duruş sergilemeyen bir Alevi hareketi, tarihsel rolünü yerine getiremez. Eğer Alevi hareketi böylesi bir dönemde zulme karşı söz söylemeyecekse, ne zaman söyleyecektir? Bugün ortaya çıkan tablo, “Alman devleti sokağa çıkmamızı istemiyor; çıkarsak verdiği hakları geri alır” diyen teslimiyetçi anlayışın iflasıdır. “Bütün hakları kazandık” denilen Almanya’da, Alevileri katleden bir ismin kırmızı halıyla karşılanması; bu anlayışın Alevi toplumunun itibarını nasıl zayıflattığını açıkça göstermektedir. Bu, izlenen politikanın doğrudan sonucudur. Devlete yaslanarak, onun sınırları içinde hareket eden bu anlayışın Alevi toplumuna vereceği hiçbir şey yoktur. Bu zihniyeti temsil edenler bir gün bile daha görevde kalmamalıdır. Çünkü benzer bir durum Türkiye’de yaşandığında da aynı sorumsuzluk tekrar edilecektir. Yaşamsal meselelerde kişisel çıkar hesabı yapanların Alevi toplumuna verebileceği hiçbir değer yoktur. Geçmişte farklı bir irade vardı. Kısa sürede on binleri harekete geçiren, Alevi toplumunun onurunu her koşulda savunan bir irade… Bugün Berlin’de yaşananlar, o iradenin ortada olmadığını açıkça göstermektedir. SONUÇ OLARAK: Colani’nin Berlin’de devlet töreniyle karşılanmasına karşı sessiz kalan bu anlayış, Alevi toplumu içinde bir gün bile daha varlığını sürdürmemelidir. Gününü gün eden, maaşını alan, kişisel gelecek hesabı yapan bu yönetim anlayışı derhal değiştirilmelidir Kişisel çıkarlarına göre hareket edenlerden Alevi toplumuna yönetici olmaz.











