

Faruk Ozalp ⚖️
1.9K posts

@Justiceman01
Lawyer, Author, Criminal Law, Medical Law and AI Law ~Do unto others what you would have them do unto you.~



HSK’dan 'Balyoz' kararı: Ödenen tazminat nedeniyle oluşan kamu zararı, 'FETÖ' mensubu eski hâkim ve savcılardan alınacak t24.com.tr/haber/hskdan-b…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcı nitelikteki kararlarının gereğini bilinçli olarak yerine getirmeyen “hâkim”lerimizin görev yaptığı mahkemeler, söz konusu kararlar yerine getirilinceye ve ilgililer hakkında adli işlem başlatılıncaya kadar, Türkiye Barolar Birliği’nin ve Baroların yönlendirmesiyle, iş göremez hale getirilebilir!

"AİHM FETÖ yok kararı verdi" söylemi koca bir manipülasyondan ibaret… Örgütün adı ne olursa olsun, demokratik sistemi engelleyecek her türlü darbe girişimine karşıyız; ancak bu gerçek bizi hukuk çerçevesinden bakmaktan alıkoymamalı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesi "hukuksuz ceza olmaz" der. Bu zaten bizim Türk Ceza Kanunumuzun 2. maddesinde de açıkça yazıyor: Kanunun suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Eğer biz kendi yasamızın ruhuna ve metnine sadık kalsaydık, bugün AİHM kapılarında bu kararlarla karşılaşmak zorunda kalmazdık. #KitabınOrtasından anlattım, tamamını izlemek için: youtube.com/watch?v=aTsxhd…


Bu adama ne caza verilmeli? - Taha Akyol karar.com/yazarlar/taha-… @KararHaber AİHM Büyük Dairesinin çok önemli kararı: FETÖ’de darbe ve ordudaki örgütlenme ile ilgisi olmayanlar, cemaatte görev aldı, hizmet etti, destekledi, Bank Asya’ya para yatırdı gibi sebeplerle “silahlı terör örgütü üyesi” diye suçlu sayılamaz. Mahkûmiyet, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. (ve Türk Anayasasının 38.) Maddesinin ihlalidir. 7. madde: “Hiç kimse, işlendiği zaman hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz.” 38. madde: “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.” Kavala ve arkadaşlarının mahkum edilmesi de şiddet eylemleriyle ilgileri olmadığı için “hak ihlali”dir.

SAYIN CUMHURBAŞKANI'NA SUNULAN BİLGİ NOTURUR: BİLGİ NOTU (2026.05.07) İ. Özgenç AİHM Büyük Dairesi, 5.5.2026 tarihli Şaban Yasak kararında (Başvuru No. 17389/20), AİHS’nin işkence ve kötü muamele yasağını güvence altına alan 3. maddesi hükmünün ihlal edildiğine ve bu ihlal dolayısıyla kişiye tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Bu yönüyle söz konusu karar, Türkiye’de gözaltında bulunan, tutuklu veya hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan kişilerle ilgili olarak Devletin yükümlülüklerine işaret bakımından önem taşımaktadır. Büyük Daire kararında “FETÖ/PDY” olarak isimlendirilen “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılan ve hatta kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunan kişiler bakımından önem taşıyan açıklamalara yer verilmiştir. Bu kararda, AİH Mahkemesi’nin daha önce, - Yüksel Yalçınkaya - Türkiye davasında verdiği 26.9.2023 tarihli Büyük Daire (başvuru no: 15669/20), - Demirhan ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 22.7.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 1595/20 ve 238 diğer başvuru), - Bozyokuş ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 39586/20 ve 131 diğer başvuru), - Karslı ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 18693/20 ve 1435 diğer başvuru), - Seyhan ve diğerleri - Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 57837/19 ve 851 diğer başvuru), kararlarda olduğu gibi, başvurucu hakkında Türkiye’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan dolayı mahkumiyet hükmü kurulmasıyla AİHS’nin suçta ve cezada kanunilik ilkesini güvence altına alan 7. maddesi hükümlerinin ihlal edildiği kabul edilmiştir. AİHM’nin daha önce verdiği çeşitli kararlara atıfta bulunulan bu kararda üç temel husus üzerinde durulmuştur. Birincisi, olay mahkemesi tarafından kurulan mahkûmiyet hükmünde başvurucunun cebir ve şiddet içeren herhangi bir terör eyleminden bahsedilmemiş olmasıdır. Büyük Daire kararında ikinci husus olarak, söz konusu mahkûmiyet hükmünde başvurucunun mensubu olduğu yapılanmanın bilahare terör örgüttü niteliği kazandığına dair bilinçle (doğrudan kastla) bu yapılanma içinde kaldığı, kalmaya devam ettiği hususunda herhangi bir tespitte bulunulmamış olmasına işaret edilmiştir. Kararda, Türkiye’de söz konusu “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla kurulan mahkûmiyet hükümlerinde kusura dayalı şahsi sorumluluk ilkesinden ayrılınmış olduğu ve bu mahkûmiyetlerle kolektif sorumluluk yoluna gidildiği belirtilmiştir (§§ 204 - 213). 26.9.2023 tarihli Yalçınkaya kararı gibi Büyük Daire’nin vermiş bulunduğu bu karar, Türkiye’de söz konusu “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla kurulmuş ve kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükümleriyle ilgili olarak YARGILAMANIN YENİLENMESİnin yolunu açacak bir KANUNİ DÜZENLEME ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Yasak/Türkiye kararında, Türkiye’de özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yürütülen çok sayıda ceza yargılaması bakımından son derece önemli ve yapısal nitelikte tespitlerde bulundu. Mahkeme, ulusal yargı mercilerinin “örgüt üyeliği” suçundan verdikleri mahkumiyet kararının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 7. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin; ayrıca cezaevindeki tutulma koşulları nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verdi. AİHM Büyük Dairesi’nin Yasak kararında altını çizdiği temel husus, bir kişinin yalnızca belli çevrelerle irtibatlı olduğu, belli kurumlarda bulunduğu, belli kişilerle temas ettiği ya da geçmişte yasal faaliyetlere katıldığı gerekçesiyle otomatik biçimde ağır ceza sorumluluğu altına sokulamayacağıdır. Ceza sorumluluğu, her birey bakımından somut, hukuka uygun ve şüpheden uzak delillerle ortaya konulmalıdır. Özellikle örgüt üyeliği gibi ağır yaptırımlar doğuran suçlarda, kişinin örgütün cebir ve şiddete dayalı nihai amacını bildiği, benimsediği ve bu yapıya bilerek ve isteyerek dahil olduğu yargı makamlarınca açıkça gösterilmelidir. Bir mahkumiyet kararı, yalnızca maddi birtakım temasların veya soyut aidiyet iddialarının sıralanmasıyla kurulamaz. Suçun manevi unsuru, yani kast, her kişi bakımından ayrı ayrı ve olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Aksi halde ceza yargılaması, bireysel sorumluluğu araştıran bir adalet mekanizması olmaktan çıkar; kimlik, ilişki, çevre veya varsayıma dayalı bir cezalandırma aracına dönüşür. Yasak/Türkiye kararı, TCK’nın 314. maddesinin belirsiz, geniş ve öngörülemez biçimde uygulanmasının yarattığı ağır insan hakları sorunlarını da yeniden gündeme getirmiştir. “Örgüt üyeliği” suçunun kapsamının yargı pratiğinde son derece geniş yorumlanması; yasal faaliyetlerin, sosyal ilişkilerin, mesleki geçmişin, sendika, dernek, okul, banka veya iletişim kayıtları gibi unsurların çoğu zaman bağlamından koparılarak cezalandırma gerekçesine dönüştürülmesi, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelemektedir. TCK 314’te “silahlı örgüt” veya “silahlı grup” kavramlarının açık bir kanuni tanımının bulunmaması, uygulamada keyfi ve genişletici yorumlara elverişli bir alan yaratmaktadır. Bu nedenle, TCK 314’ün hem lafzı hem de uygulaması, AİHS standartlarına uygun biçimde yeniden ele alınmalı; suçun unsurları açık, dar, öngörülebilir ve temel hakları koruyacak şekilde düzenlenmelidir. AİHM Yasak kararında, aynı zamanda Türkiye’de cezaevlerinde uzun süredir devam eden aşırı kalabalık, kötü fiziki koşullar, yetersiz hijyen, mahpusların yatak ve yaşam alanına erişim sorunları gibi yapısal sorunlar hakkında da değerlendirme yapmıştır. AİHM, başvurucunun tutulma koşullarının insan onuruyla bağdaşmadığını ve kötü muamele yasağı kapsamında ihlal oluşturduğunu tespit etmiştir. Bu tespit, yalnızca bir başvurucunun kişisel durumuna ilişkin değildir; Türkiye’de mahpus hakları alanında yıllardır dile getirilen yapısal sorunların uluslararası yargı düzeyinde bir kez daha teyididir. Açıklamanın tamamı: ihd.org.tr/aihmin-yasak-t…


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin 5.5.2026 tarihli ve 17389/20 Başvuru sayılı (Şaban Yasak – Türkiye) kararında dayanak ittihaz edilen ilkelerle, Suç Örgütleri kitabımdaki açıklamaların birbirleriyle örtüşmesi, büyük önem taşımaktadır. Bu karar, 26.9.2023 tarihli ve 15669/20 Başvuru sayılı (Yüksel Yalçınkaya – Türkiye) kararı gibi, Türkiye’de özellikle “silahlı terör örgütüne üyelik ve yardım” suçlamasıyla görülmekte olan davaları etkileme fonksiyonu icra etmenin ötesinde, YARGILAMANIN YENİLENMESİ bağlamında özel bir kanuni düzenleme yapılması gereğini ortaya çıkarmıştır.

1️⃣AİHM, Yasak/Büyük Daire kararıyla oy çokluğu ile Sözleşme’nin 7. ve 3. maddelerinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Yalçınkaya kararından farklı olarak delil çeşitliliği (ByLock, tanık beyanları, dernek üyelikleri vb.) bulunmasına rağmen, suçun manevi unsurunun yeterli şekilde+

🔴Watch live ⚖️The Court will deliver its ruling in the case of Yasak v. Türkiye at a public hearing 🗓️ 5 May ⏲️11.30 a.m. youtube.com/watch?v=NwbRHL… 🔴En direct ⚖️La Cour se prononcera en audience publique dans l’affaire Yasak c. Türkiye 🗓️5 mai ⏲️ 11 h 30 youtube.com/watch?v=NwbRHL…

Trendyol Süper Lig'e yükselen Amedspor’u başarısından dolayı tebrik ederiz. 👏 Hoş geldiniz. @amedskofficial

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Kahramanmaraş'taki okul saldırısında öldürülen Yusuf Tarık Gül'ün KHK'li ailesini arayarak taziye dileklerinde bulunduğunu aktardı. Davutoğlu'ndan Erdoğan'a 'KHK' çağrısı: "Annesi babası KHK’lı olan yüz binlerce çocuk var. Bu çocuklar devletimizin geleceği ve bizim çocuklarımız. Bir girişim başlatmış Sayın Cumhurbaşkanı. Başkasına bırakmayın, siz yapın. Siz yaparsanız bu işler yürüyor." cumhuriyet.com.tr/siyaset/ahmet-…

⚖️ Yasak v. Türkiye ➡️ The Court will deliver its ruling at a public hearing on 5 May 2026 at 11.30 a.m. in the Human Rights Building, Strasbourg. 🔗 hudoc.echr.coe.int/app/conversion…