InDeiServito

205 posts

InDeiServito banner
InDeiServito

InDeiServito

@Lordislamid

De ki: “Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin rabbi olan Allah içindir.

Katılım Mart 2026
128 Takip Edilen50 Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Din anlatarak kişisel kazanç elde eden insanı samimi bulamam, saygı duyamam. Hakir görülen felsefeciler bile felsefe anlatarak kişisel kazanç elde edilmesine karşı dururdu. Sofistlere karşı olurdu. Siz bu dini bir kazanç kapısı haline getirmişsiniz. "Sizden hiçbir ücret istemeyen o kimselere tabi olun çünkü onlar hidayete ermiş kullardır." Yasin, 21
Türkçe
0
0
10
1.9K
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Eğer hakikati biz anlatmazsak, insanlar bu meseleleri karşı tarafın dilinden öğrenir. Sonra da doğruyu değil; onların seçtiği kavramları, kurduğu çerçeveyi ve süzgecinden geçirdiği algıyı hakikat zanneder. Bugün susarsak, yarın nice Müslüman kardeşimiz bu meseleleri ehil olmayan, hatta hakikati tahrif eden kimselerden öğrenmek zorunda kalır. Bu da sadece bilgi yanlışı doğurmaz; zihinleri, kalpleri ve istikametleri de etkiler. Bu yüzden susma lüksümüz yok. Meselelerin doğrusunu açık, kaynaklı, vakar sahibi ve sağlam bir üslupla anlatmak zorundayız. Hakikati savunmak, sadece tepki vermekle değil; doğruyu zamanında, düzgün ve güçlü şekilde ortaya koymakla olur.
Türkçe
0
1
17
825
cihannümâ
cihannümâ@yolcudurgider·
19 yaşında bir genç… Buyrun, cevap verin kendisine… Diyor ki: “Bana bizim kitaplarımızdan bazı şeyler gösterdiler. Anlayamadım. Bazı hocalara, akademisyenlere müracaat edip bana açıklamalarını istedim. ‘Yok öyle bir şey. Sana yalan söylemişler, boşver bunlarla ilgilenme’ dediler. İnternetten araştırayım dedim. İslam karşıtı bazı kaynaklarda daha fazlasını sayfa sayfa yine gördüm. Hocalar ne diyor diye bakayım dedim, yine doğru düzgün bir açıklama bulamadım. Hocalar bunları bilmiyor olabilir mi? Neden benim sorularım cevaplanmıyor da sürekli geçiştiriliyorum? Neden bana sürekli yalan söyleniyor ve yalana inanmam bekleniyor? Ben dinimi doğru bir şekilde öğrenme hakkına sahip değil miyim? Yoksa bizim dinimizin gerçekten de gizlenmesi gereken utanılacak bölümleri mi var?”
Türkçe
7
1
31
3.1K
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Ebû Yûsuf dedi ki: Ebû Hanîfe şu beyitle çokça temessül ederdi: “Ne rahat bir hayatın oldu senin, ne de Allah’ı razı edecek salih amelin. Bu da sana hüzün olarak yeter.” Kaynak: es-Saymerî, Ahbâru Ebî Hanîfe ve Ashâbihî.
InDeiServito tweet media
Türkçe
0
0
7
105
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Kardeşim, o zaman kendi fikirlerini Hanefilik adı altında pazarlamayacak. Hanefilerin de kabul ettiği ve üzerinde icma bulunan meseleleri, sanki Hanefiler bu konuda farklı düşünüyormuş gibi yansıtmayacak. İlim talebesiyse, bâtıl ve nefsanî yorumlarla konuşmayacak; mezhebin adını kendi görüşlerine kalkan yapmayacak. Baş tacı ettiğini söylediği müktesebata sırtını dönmeyecek; sonra da bunu “ilmî tavır” diye sunmayacak.
Türkçe
1
0
10
176
Hüseyin
Hüseyin@unk4st·
@Lordislamid @AltayCemMeric @yolcudurgider Kardeş söylesene hangi ilim talebesi dosdoğru istikametle itikadını inşaa etmiş? Adam full kelamcı gibi takılırken şimdilerde suufiliğe büründü. Hangisi iman cihetinden lezzet veriyorsa o yolu deşiyor. Ben hanefiyim bu dediğim hanefiliktir diğerleri değildir ne zaman demiş?
Türkçe
1
0
0
194
cihannümâ
cihannümâ@yolcudurgider·
Sen pek çok kez doğru yere hücum ettin. Dolayısıyla senden intikam almak istiyorlar. Diğer taraftan pek çok sefer büyük hatalar yaptın. Dinini dert edinmiş bazı Müslümanlar da senin sebep olduğun dini tahribatın önüne set çekmek istiyorlar. Sana düşmanlık ettiği için şeref duyman gereken adamlar, Müslümanların meşrû, haklı ve samimi tenkitlerini de sana karşı bir silah olarak kullanabilirler. Hayatın gerçekliği budur. Yahudiler ve münafıklar, her zaman aramızda oldular… Fakat hiçbir zaman Müslümanlar, kafirler suistimal etti diye ehl-i iman muarızlarını kafirlerle aynı potaya koymadı! Misal, sen Edip Yüksel’e çatsan, İslama da Edip’e de düşman bir Yahudi, Tv kanallarında seni yayınlasa bir hafta, seni Yahudi işbirlikçisi gibi lanse etseler doğru olur mu? Olmaz… Düşmana dahi adil olmalı… Münakaşada haddi aşmamalı…
Altay Cem Meriç@AltayCemMeric

Azazil yani Yahudi Literatüründe ''Şeytan'' isimli bir hesap ilgimi çekti. Sistemli bir şekilde sürekli bizi paylaşıyor. Bugün şöyle bir baktım ; Şimdi ilginç bir skalası var. Ehli sünnet olarak dini benden koruyor gibi burada. Tabi ki öyle değil.

Türkçe
9
6
81
31.8K
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Sen yaptığın onca yanlışa rağmen hâlâ utanmıyor musun? Çelişkilerin, Hanefilik/Maturidilik adı altında kendi bâtıl fikirlerini pazarlaman artık yeter. Kendi iyi-kötü anlayışına göre inkâr ettiğin hükümler ortada; savrulduğun diğer görüşler de ortada. Bütün bunlardan sonra sana nasıl müsamaha gösterilmesini bekliyorsun? Söyle, hangi gerekçeyle? Senin kafanda oturtamadığın şeyler insanların itikadını bozmuyor da, bizim doğruyu söylememiz mi insanları kafir ediyor? Senin acilen aklını başına toplaman gerekiyor Altay. Gittiğin yol yol değil.
Türkçe
1
1
31
1.9K
Altay Cem Meriç
Altay Cem Meriç@AltayCemMeric·
Sen dümdüz kötü bir insansın. İlimden behren olmaması zaten açık bir mesele de, onca gencin gavur olmasına sebep oldun. Hem de uyarmama rağmen bile bile yaptın bunu. Senin bu dinden nasibin bu kadar. Hayrına ameline bak ne halde olduğunu gör. Milletin kafası karışmasın, seninle beraber sana benzer ilim ehline de ''pedofil'' diye saldırmasınlar diye konu hakkında konuşmamamızı fırsat bildin. Sen ne faziletten ne ahlaktan nasip almamış bir bedbahtsın. Bir de gelmiş nasihat etmeye çalışıyor. Git nefsine bak önce. Senin gibi olmakla canımızın alınması arasında kalsak an düşünmez can veririz. Irak ol.
Türkçe
31
27
730
41.1K
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Kendisine yöneltilmiş onca ilmî itirazın hiçbirine cevap veremeyince, aradan bir tane dengesizi seçip onu vitrine koyuyor. Sonra da kitlesine şunu pazarlıyor: “Bakın, beni eleştiren herkes böyle; hepsi Yahudi uşağı.” Hakikatle yüzleşemeyenlerin klasik taktiğidir: Cevap veremediği itirazı görünmez kılmak, en zayıf örneği büyütmek ve kitleyi ucuz bir algıyla oyalamak.
Türkçe
1
1
31
2K
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Hasan’ın bunu yapmasının sebebi çok açık: Münazarada yaşadığı yenilgiyi, içine düştüğü çelişkileri ve söylediği saçmalıkları kitlesi önünde gizlemeye çalışıyor. Meseleye vakıf olan herkes onun münazarada açıkça dağıldığını, kendi iddialarıyla çeliştiğini ve haklı çıkamadığını görüyor. Ama Hasan bunu kabul etmek yerine hâlâ kazanmış, hâlâ haklıymış gibi davranıyor. Hakkında ortaya konulan kesin yanlışlara, çelişkilere ve yapılan açıklamalara doğrudan cevap vermek yerine sürekli alakasız, saçma ve konuyu dağıtan yanıtlar vermesinin sebebi de bu. Amacı meseleyi açıklığa kavuşturmak değil; yenilgisine ve çelişkilerine perde çekmek, algıyı ayakta tutmak ve kendi kitlesinin gözünü boyamak. Susmayıp her şeye alakasız cevaplar vermesinin nedeni de psikolojik açıdan tam olarak bu: gerçeği açıklamak değil, algıyı ayakta tutmak.
Türkçe
0
3
19
731
cihannümâ
cihannümâ@yolcudurgider·
Beyinsiz Hasan da gitmiş, sanki kendisine yarıyor gibi yorum atmış. Halbuki eski görüşüne yarıyor :)) Zor da olsa ona işin doğrusunu öğretmiştik de görüşünü değiştirip gelmişti hizaya :)) Unutmuş herhalde, mesleği yalan imalatı ne de olsa . :)
Türkçe
1
0
19
672
cihannümâ
cihannümâ@yolcudurgider·
Bir fıkhî hüküm hakkında kastedilen mana açısından kesinlik taşıyan (delaleti kat’i) bağlayıcı naklî deliller varsa o konu hakkında hüsün-kubuh tartışılamaz. Eğer tartışılabilir diyorsanız, buyrun, namazdan başlayalım tartışmaya. Çok özür diliyorum, son günlerde sık sık “Allah’ım, nasıl bir zamanda yaşıyoruz biz..” dedirten şeyler görüyorum… Eğer şerre kilit olmuyorsak, hiç değilse anahtar da olmayalım. Bilhassa hocalar…
Mehmet YALÇIN@mehmetyalcinhc

AKLÎ HÜSÜN-KUBUH VE NAKLİ ÖNCELEME KONUSU Birkaç gündür aynı sorular geliyor: "Nakil ile sabit olmuş bir meselede aklen kabih hükmü verilebilir mi?" veya "Maturidilere göre akıl, nakildeki hükümleri iptal edebilir mi?" vb. Daha önce, meselelerin ilke olarak değil tikel olarak hasen veya kabih olduğunun tespit edilmesinin beşer için son derece zor olduğundan bahsetmiştik. Fakat bu soruların kendisinde gözden kaçırılan nokta şudur ki "hükmün sabit olması" zaten hasen-kabih yönün tespitinin (veya tespit edilememesinin) sonrasında gerçekleşen bir olgudur. Bu sorular, halk tarafından çok sorulan "Sahih bir hadis Kur'ân'la çelişir mi?" sorusuna benzemektedir. Nasıl ki "Kur'an'ın açık beyanı ile (tevilsiz ve her yönden) çelişen ahad bir rivayete zaten en başta sahih hükmü verilemez." deniyorsa yani bu araştırma "sıhhat hükmü verilmesinden" öncesinde gerçekleşiyorsa aklî hasen veya kabih hükmü verilmesi de böyledir. Yine mesela Allah Teâlâ'nın (mec'ûliyet ve teraccüh problemi gibi sebeplerle) uzuvdan veya unutmaktan münezzeh olduğu aklen açıktır. Buna karşın birisi "Nakilde uzuv veya unutmak ispat edilmişken nasıl oluyor da akılla bunu iptal ediyorsunuz?" diyemez. Zira aklen imkansız manaların bilinmesi naklin incelenmesinden ve hükmün tespitinden öncedir. İlk bakışta zâhiren "Onlar Allah'ı unuttu, Allah da onları unuttu." şeklinde tercüme edilebilecek ayetin daha en baştan "Allah unutur." hükmünü ispat etmediği bilinir. "Hüküm böyle sabit oldu." denemez. (Peki böyle nasları anlamada usul nedir? bkz. x.com/i/status/20169… ) Bu sebeple böyle sorular yerine "Şu tikel meselenin ilkesel hasenliğe veya kabihliğe dönen yönü var mıdır veya varsa nedir?" benzeri sorular üzerinden yola çıkılmalıdır.

Türkçe
2
0
19
1.5K
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
@Sagparti_Resmi İnşallah hocaların kendileri de en kısa zamanda umuma açık şekilde açıklamalarını yapar ve yanlışları dile getirirler. Biz kendi şahitliğimizi anlattık.
Türkçe
0
0
4
579
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Tartıştığı Cihannümâ Hoca, bizzat İhsan Hoca’nın kendisiyle yüz yüze görüştü; Altay’ın görüştüğü/paylaşım yaptığı diğer bazı hocalarla da görüştü. Ona bu şekilde söylemişler. Hatta meşhur bazı hocalar, Altay’a reddiye sadedinde “Çok sert” yazılar kaleme alıp Cihannümâ Hoca’ya teslim etmişler. Kendisi bana bunları zamanla paylaşacağını söyledi. Altay’ın görüştüğü pek çok büyük hocamız, “Biz onu böyle bilmiyorduk.” demişler.
Türkçe
0
0
11
1.4K
Uğur Güzel
Uğur Güzel@Sagparti_Resmi·
Hani ben açıklama görmedim üstat hala da tweet'i duruyor
InDeiServito@Lordislamid

@Sagparti_Resmi Altay’ın söylemlerinden haberi yokmuş üstad. Kendisine Altay’la ilgili meseleler anlatılınca; “Bunları bilseydim onunla konuşurdum” demiş. Pr olarak kullanılması çok yanlış oldu tabi ki.

Türkçe
1
0
7
629
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Benzer bazı rivayetler Haricîler hakkında da nakledilmiştir; Hz. Ali’ye Ehl-i Nehrevan, yani Haricîler hakkında “Onlar müşrik midir?” diye soruldu. Şöyle dedi: “Onlar şirkten kaçtılar.” Denildi ki: “Onlar münafık mıydılar?” Şöyle dedi: “Münafıklar Allah’ı ancak az anarlar.” Denildi ki: “O hâlde onlar kimdir?” Şöyle dedi: “Onlar bize karşı bağy/taşkınlık eden kardeşlerimizdir; bu yüzden onlarla savaştık.” Lafız: “إخواننا بغوا علينا، فقاتلناهم” Türkçesi: “Onlar bize karşı bağy/taşkınlık eden kardeşlerimizdir; bu yüzden onlarla savaştık.” Kaynak: el-Begavî — Şerhu’s-Sünne, c. 10, s. 235, Kitâbu Qitâli Ehli’l-Bağy, Bâbu Qitâli’l-Havâric ve’l-Mulhidîn. Lafız: “إخواننا بغوا علينا فقاتلناهم ببغيهم علينا” Türkçesi: “Onlar bize karşı bağy/taşkınlık eden kardeşlerimizdir; bize karşı bağylerinden dolayı onlarla savaştık.” Kaynak: İbn Kesîr — el-Bidâye ve’n-Nihâye, Mesîru Ali ilâ’l-Havâric en-Nehrevân. Lafız: “هذا ما أورده ابن جرير وغيره في هذا المقام” Türkçesi: “Bu, İbn Cerîr’in ve başkalarının bu konuda naklettiği şeydir.” İbn Kesîr, bu rivayetin sonunda bunun İbn Cerîr ve başkaları tarafından da bu bağlamda zikredildiğini belirtir. Lafız: “وقال الهيثم بن عدي…” “el-Heysem b. Adî şöyle dedi…” İbn Kesîr’in naklinde rivayetin kanalı el-Heysem b. Adî üzerinden zikredilir. Lafız: “أكفر أهل الجمل وصفين وأهل النهروان؟ قال: لا، هم إخواننا بغوا علينا فقاتلناهم حتى يفيئوا إلى أمر الله عز وجل” Türkçesi: “Cemel, Sıffîn ve Nehrevan ehli kâfir midir? Dedi ki: Hayır. Onlar bize karşı bağy/taşkınlık eden kardeşlerimizdir. Allah’ın emrine dönünceye kadar onlarla savaştık.” Kaynak: Zeyd b. Ali — Müsnedü’l-İmâm Zeyd, c. 1, s. 410. Lafız: “إن علياً لم يكن ينسب أحداً من أهل حربه إلى الشرك ولا إلى النفاق، ولكنه كان يقول: هم إخواننا بغوا علينا” Türkçesi: “Ali, kendisiyle savaşanlardan hiçbirini şirk veya nifaka nispet etmezdi. Fakat şöyle derdi: Onlar bize karşı bağy/taşkınlık eden kardeşlerimizdir.” Kaynak: el-Himyerî — Kurbü’l-İsnâd, s. 94, hadis no: 318. Lafız: “إن علياً لم يكن ينسب أحداً من أهل حربه إلى الشرك ولا إلى النفاق، ولكنه كان يقول: هم إخواننا بغوا علينا” Türkçesi: “Ali, kendisiyle savaşanlardan hiçbirini şirke de nifaka da nispet etmezdi. Fakat şöyle derdi: Onlar bize karşı bağy/taşkınlık eden kardeşlerimizdir.” Kaynak: el-Hurr el-Âmilî — Vesâilü’ş-Şîa, c. 15, s. 83. Lafız: “إن علياً لم يكن ينسب أحداً من أهل حربه إلى الشرك ولا إلى النفاق، ولكنه كان يقول: هم إخواننا بغوا علينا” Türkçesi: “Ali, kendisiyle savaşanlardan hiçbirini şirk veya nifaka nispet etmezdi. Fakat şöyle derdi: Onlar bize karşı bağy/taşkınlık eden kardeşlerimizdir.” Kaynak: el-Meclisî — Bihârü’l-Envâr, c. 32, s. 324. Lafız: “إن علياً لم يكن ينسب أحداً من أهل البغي إلى الشرك ولا إلى النفاق، ولكن كان يقول: إخواننا بغوا علينا” Türkçesi: “Ali, bağy ehlinin hiçbirini şirke de nifaka da nispet etmezdi. Fakat şöyle derdi: Bize karşı bağy/taşkınlık eden kardeşlerimizdir.” Kaynak: el-Cevâhirî / en-Necefî — Cevâhirü’l-Kelâm, c. 21, s. 338.
Ebu Hanife@EbuHanife7

Hz. Ali, Cemel ve Sıffin ordularını müslüman “kardeşlerimiz” olarak tanımlamış onları asla tekfir etmemiştir [Şii kaynaklarda da böyle] I Ebubekir Sifil

Türkçe
0
1
9
608
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Vefat etmiş Müslüman kardeşlerimize ve büyüklerimize telkinde bulunmak, ölüm döşeğinde olanlarda olduğu gibi güzel ve müstehap kabul edilmiştir. Bu Anadolulu amcamız bunu güzel şekilde göstermiş. Rabbim rahmetiyle muamele etsin inşallah. لَقِّنُوا مَوْتَاكُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ “Ölülerinize ‘Lâ ilâhe illallah’ı telkin edin.” Kaynak: Sahîh Müslim, Cenâiz, no. 916-917. وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَىٰ تَنْفَعُ الْمُؤْمِنِينَ “Hatırlat; çünkü hatırlatma müminlere fayda verir.” Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, ez-Zâriyât, 51/55. Ebû Ümâme el-Bâhilî’den rivayet edildiğine göre Resûlullah ﷺ şöyle buyurdu: “Bir kardeşiniz vefat ettiğinde ve kabrinin üzerini toprakla düzelttiğinizde, içinizden biri kabrinin başında dursun ve şöyle desin: ‘Ey falanca kadın oğlu falanca!’ O kişi cevap vermez; fakat işitir. Sonra tekrar: ‘Ey falanca kadın oğlu falanca!’ desin. O, ‘Allah sana merhamet etsin, bizi irşad et’ der; fakat siz bunu fark etmezsiniz. Sonra şöyle desin: ‘Dünyadan ayrılırken üzerinde bulunduğun şeyi hatırla: Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdeti; Allah’ı rab, İslâm’ı din, Muhammed’i peygamber, Kur’an’ı imam olarak kabul ettiğini hatırla.’ Bunun üzerine Münker ve Nekîr’den biri diğerinin elinden tutar ve şöyle der: ‘Haydi gidelim; delili kendisine telkin edilmiş kimsenin yanında oturmayalım.’ Böylece Allah, o ikisine karşı onun delilini üstlenmiş olur.” Kaynak: Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, 8/249, no. 7979; Taberânî, ed-Duâ, 3/1368, no. 1214. Rivayeti Dârü’l-İftâ el-Mısriyye de telkin fetvasında nakletmiştir. İbn Hacer’in et-Telhîsü’l-Habîr’de yazdığına göre bu rivayetin isnadı hakkında: وَإِسْنَادُهُ صَالِحٌ، وَقَدْ قَوَّاهُ الضِّيَاءُ فِي أَحْكَامِهِ “İsnadı sâlihtir/kullanılabilir durumdadır. Diyâ el-Makdisî de onu Ahkâm adlı eserinde kuvvetlendirmiştir.” Bu sebeple amelimizde kullanmamızda bir sakınca yoktur. Tâbiîn neslinden Damre b. Habîb’den nakledildiğine göre, sahâbelerden ve selef-i sâlihînden uygulama olarak: “Ölünün kabri düzeltildikten ve insanlar oradan ayrıldıktan sonra, onun kabri yanında şöyle denmesini müstehap görürlerdi: ‘Ey falanca, lâ ilâhe illallah de. Ey falanca, de ki: Rabbim Allah’tır, dinim İslâm’dır, peygamberim Muhammed ﷺ’dir.’” Kaynak: Saîd b. Mansûr, es-Sünen; İbn Hacer el-Askalânî, Bulûğu’l-Merâm, Kitâbü’l-Cenâiz, hadis no. 582; İbnü’l-Mülakkın, el-Bedrü’l-Münîr, 5/338; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr.
KONSEY@konseytr

Çocukluk arkadaşını kaybeden yaşlı adamın, mezar başında yaptığı konuşma, izleyenleri duygulandırdı. “Ey Ahmet az sonra iki tane sorgu meleği gelecek. Tatlı dilli, güler yüzlü seni sorguya çekecekler. Diyecekler ki, rabbin kimdir?”

Türkçe
0
0
5
293
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Ölüye Kur'an Okunur mu? Kur’an’ın diriler için indirilmiş olmasıyla, Kur’an’ın okunmasından elde edilen sevabın ölüye hediye edilmesi ayrı şeylerdir. İnsanın arkasında devam eden salih amelleri kalır. Vefat etmiş dahi olsa, arkasından Kur’an okunmasına vesile olan kişi salih bir amele vesile olmuş olur. Elbette ki bundan, Allah’ın izniyle faydalanacaktır. Bunun hiçbir sakıncası yoktur. Ancak bunu herhangi bir ücret karşılığı yapmak veya yaptırmak haramdır. Kabir başında Kur’an okumakla uzaktan okumak arasında sevabın ulaşması bakımından fark yoktur. Kişi, namaz, oruç, zekât, hac ve Kur’ân okumak gibi bir ameli yapar da sevabını başkasına bağışlarsa, bunu hangi niyetle yaparsa yapsın, bu yapılan bağış yerine ulaşır ve kendisine bağış yapılan kimse bundan yararlanır. Ölü veya diri olması fark etmez. Hac, oruç ve duanın sevabının ulaştığı kabul ediliyorsa, bunlarla Kur’an okuma sevabının ulaşması arasında ne fark vardır? Kur’an okumanın aslı zaten dinde yeri olan bir şeydir. Bunun kabirde veya cenaze başında yapılmasını yasaklayan HİÇBİR dayanak yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurur (meâlen): “Onlardan sonra gelenler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz Sen şefkatlisin, merhametlisin, derler.” Kıldığımız her namazın sonunda şu duayı okumamız tavsiye edilmiştir: “Rabbimiz; hesabın görüldüğü günde beni, anamı, babamı ve tüm müminleri bağışla!” Bu dualar, Kur’an ayetleridir. Haşr 59/10 ve İbrahim 14/41; bunlar söylendiği anda zaten Kur’an ayetleri okunmuş olur. Hâkim’in el-Müstedrek’te ve Beyhakî’nin Sünen’de zayıf bir isnadla nakillerine göre Ebû Ümâme (radıyallahu anh) şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kızı Ümmü Gülsüm (radıyallahu anhâ) kabre konulunca şu âyeti okumuştur: “Minhâ halaknâkum ve fîhâ nu‘îdukum ve minhâ nuhricukum târeten uhrâ.” “Biz sizi ondan/topraktan yarattık. Yine ona döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.” Tâhâ, 20/55 Ardından şöyle demiştir: “Bismillâhi ve fî sebîlillâhi ve alâ milleti Resûlillâh.” “Allah’ın adıyla, Allah’ın yolunda ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in dini üzere.” Bu rivayet, Telhîsü’l-Habîr’de de (s. 164) bu şekilde kayıtlıdır. Biz de şunu hatırlatalım: Fıkıh bilginlerimiz, defin esnasında bu âyetin okunmasını müstehap görmüşlerdir. Bu hadis de onları teyit etmektedir. Ayrıca bu mesele, amellerin faziletleri konusundandır. Sahâbeden Leclâc (radıyallahu anh) (120/738), oğluna vasiyette bulunurken şöyle demiştir: عنَعبدَالرحمنَبنَالعالءَبنَاللجالجَعنَأبيهَعنَجدهَقال:َقالَلىَأبى:َياَبني!َ إذاَأناَمتَفالحدنيَفإذاَوضعتنيَفىَلحدىَفقل:َبسمَهللاَوعلىَملةَرسولَهللا،َثمَسنَ علىَالثرىَسنا،َثمَاقرأَعندَرأسيَبفاتحةَالبقرةَوخاتمتها،َفانىَسمعتَرسولَهللاَصلىَ هللاَعليهَوسلمَيقولَذلك. “Oğulcuğum! Ben öldüğüm zaman beni mezara göm! Beni mezarıma koyduğun zaman şöyle söyle: Bismillâhi ve alâ milleti Resûlillâh. Sonra da üzerime toprak atarak onu düzle! Daha sonra da başucumda Bakara Sûresinin baş tarafını ve son kısmını oku. Zira ben Hazreti Peygamber’in böyle dediğini duydum.” Taberânî, XIX, 220, 221 (no.491); İbn Asâkir, Târîhu Dımeşk, (trc. No. 5848); el-Beyhakî, IV, 56. Heysemî (v. 807/1405), “Bu hadisin râvîleri, kimilerince de sikâ kabul edilmişlerdir.” dedi. Öyleyse isnadı hasendir. Yahya b. Maîn (v. 233/847) de bu hadisi delil olarak kabul etmiştir. Nevevî, İbn Hacer ve başka birçok hadis imamı Leylac hadisini hasen kabul etmiştir. Cenaze namazında da Fâtiha okumanın sünnet oluşu, dua niyetiyle de olsa sabittir. Cenaze namazının kendisi de ölü için bir duadır. “Allah için namaza, meyyit/meyyite için duaya…” diye niyet edilir. Eğer ölünün ruhuna yararı yoksa bunun bir anlamı kalmaz. Ma‘kıl b. Yesâr (radıyallahu anh), Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: عنَمعقلَابنَيسارَقال:َقالَرسولَهللاَصلىَهللاَعليهَوسلم:َاقرؤاَ(يس)َعلىَموتاكم “Ölülerinize Yâsîn Sûresi’ni okuyunuz!” Ebû Dâvud, Cenâiz: 24; İbn Mâce, Cenâiz: 4; Nesâî, Amelü’l-Yevm ve’l-Leyle, s. 58 (h.no. 1074). Heysemî, hadisin râvîlerinin sahihin ricalinden olduğunu söyleyerek isnada sahih hükmü vermiştir. Hadisi rivâyet eden Ebû Dâvûd, hadisin hükmü hakkında sükût etmiştir. Hakkında sükût ettiği hadislerin sâlih olduğunu bizzat kendisi söylediğinden, ona göre hadis delil olmaya elverişlidir. Hâkim (v. 405/1014) de aynı şekilde sükût etmiş ve Zehebî (v. 748/1347) de ona katılmıştır. Hâkim, Yahya b. Saîd el-Kattân ve başkalarının hadisi mevkûf (bir sahâbe sözü) olarak rivâyet ettiklerini, ama Abdullah b. el-Mubârek’in hadisi merfû (haberin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e dayandırılması) olarak kabul ettiğini ve doğrusunun da bu olduğunu söylemektedir. Aclûnî de (v. 1162/1749), hadisin merfû olduğunu belirttikten sonra, İbn Hibbân’ın hadisi sahih kabul ettiğine dikkat çekmiştir. Bütün bu söylenenleri birlikte değerlendirdiğimiz ve biraz sonra vereceğimiz hadislerin şahitliğini de göz önünde bulundurduğumuz vakit, hadisin hasen olduğu kanaati ağır basmaktadır. Nitekim Şevkânî’nin vardığı sonuç da budur. Ebû Dâvud, bab başlıklarında belli bir sıra takip etmiş ve istirca / innâlillâh ile “ölünün üzerini örtmek” bablarından sonra söz konusu babı açmıştır. Dolayısıyla Ebû Dâvud, hadiste ifade edilen mevtâ kelimesinden, ölmek üzere olanların değil, ölmüş olanların kastedildiği kanaatindedir. Hadisin zâhirî anlamı da zaten bu yöndedir. Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kur’ân’ın kalbi Yâsîn’dir. Bir kimse onu, Allah’ı ve âhiret gününü murâd ederek her ne zaman okursa, ona mutlaka mağfiret edilir. Onu ölülerinize okuyunuz.” Ebû Dâvûd (3121), İbn Mâce (1448), İbn Hibbân (2996), Hâkim (1/565), Ahmed (5/26-27). Bu rivâyeti İbn Hibbân ve Hâkim rivâyet etmişler ve sahîh bulmuşlardır. İbn Rif’a, hadisin zâhirini aldı. Bunun ölümden sonra okunacağının sahîh olduğunu ifade etti. Şevkânî de mevtâ sözünün ölen kimse hakkında hakîkat olduğunu, hakîkî manadan da ancak bir karîne (ipucu) ile dönülebileceğini söyledi. Abdulhak el-İşbîlî, İmâm Kurtubî, Tîbî, Münâvî ve Abdurrahmân el-Bennâ gibi muhaddisler, hadisin hem ölmek üzere olanlara hem de ruhunu teslim etmiş olan ölülere ihtimalli olduğunu söylemişlerdir. Ebû Zerr el-Gıfârî (radıyallahu anh) ile Ebû’d-Derdâ (radıyallahu anh), Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şu rivâyette bulunmuşlardır: “Ölen/ölmek üzere olan birisinin yanında Yâsîn Sûresi okunursa, Allah onun halini hafifletir.” Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, IV, 52. Abdullah b. Ömer (radıyallahu anhümâ)’den rivâyet edildiğine göre Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: وليقرأَعندَرأسهَبفاتحةَالكتابَ،َإذاَماتَأحدكمَقالَتحبسوهَوأسرعواَبهَإلىَقبرهَ وعندَرجليهَبخاتمةَالبقرةَفيَقبره. “İçinizden birisi öldüğü zaman onu durdurmayınız ve onu kabrine koyma konusunda acele ediniz! (İçinizden birisi de) ölünün başucunda Fâtiha Sûresi’ni, ayakucunda Bakara Sûresi’nin sonunu okusun.” Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, XII, 340 (h.no. 13613); el-Beyhâkî, Şuabu’l-İmân, VII, 16 (h.no. 9294). Bir başka rivâyette şöyle gelmiştir: “Kabrinde, başucunda Bakara’nın başı, ayaklarının yanında da Bakara’nın sonu okunsun.” İsnâdı zayıftır. Bunu Taberânî, el-Kebîr’de (12/340, H:13613), Beyhakî, Şuâbu’l-Îmân’da (9294) rivâyet etmiştir. Heysemî, Mecmâu’z-Zevâid’de (3/44): “Bu hadîsin isnâdında Yahyâ İbn Abdillah el-Bâbulitî vardır ki o, zayıf bir râvîdir.” demiştir. Sahâbeden Ebû Hâlid (radıyallahu anh)’den şöyle rivâyet edilmiştir: “Ey yavrum! Ben öldüğüm zaman üzerime toprağı biraz tümsekli bir şekilde ört. Sonra da Bakara’nın başını ve sonunu başımın yanında oku. Zira ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’dan söylerken işittim.” Bunu Taberânî el-Mu’cemü’l-Kebîr’inde sahih bir isnadla rivâyet etmiştir. Hafız Heysemî Mecmau’z-Zevâid’inde bu hadisin râvîlerini güvenilir bulduklarını söylemiştir. Hadisin başka şahitleri de vardır. Allâme Muhaddis Muhammed b. Alî en-Nimevî, Âsâru’s-Sünen ve Hâşiyesi et-Ta‘lîku’l-Hasen, s. 338. İmâm Suyûtî, el-Câmî adlı eserinde Hallâl’in şöyle bir rivâyette bulunduğunu belirtmektedir: عنَالشعبيَقال:َكانتَاألنصارَإذاَماتَلهمَالميتَاختلفواَإلىَقبرهَفيقرؤن َلهَالقرآن. Tâbiîn’den İmâm Şâbî (109/727): “Medineliler, içlerinden biri öldüğü zaman, sık sık onun kabrini ziyaret ederler ve onun için Kur’ân okurlardı.” demiştir. Suyûtî bu haber için herhangi bir isnad vermemiştir. Sözün sahibi olan Şa‘bî için onu tanıyanlar: “Zamanın en büyük sikâ, fakîh ve muhaddisidir. İbn Abbâs kendi zamanında ne ise Şa‘bî de aynı konumdadır.” diyerek beş yüz kadar sahâbeyi gören Şa‘bî’yi övmüşlerdir. Fakat Şa‘bî ile hadisi tahric eden Hallâl arasında dört tabakanın olması ve mevcut kaynaklarda bu aradaki râvilerin belirsizliği yüzünden, söz konusu hadisin isnadı hakkında bir yargıya varmak mümkün değildir. Diğer taraftan Şa‘bî’nin bu sözünü, benzer lafızlarla İbn Ebî Şeybe de rivâyet etmiştir. Buna göre Şa‘bî şöyle demiştir: رؤنَعندَالميتَبسورةَالبقرة.كانتَاألنصارَيق “Medineliler, ölünün yanında Bakara Sûresi’ni okurlardı.” İbn Ebî Şeybe, II, 445. Bu haberin isnadında Hafs b. Ğıyas ve Mücâlid b. Sa’d vardır ki bunlardan birincisi sikâ, ikincisi ise makbûldür. İbn Adiy, Mücâlid’in Şa‘bî tarikıyla yaptığı rivâyetlerin sâlih olduğunu söylemiştir. Bu isnadla haber hasendir. Dolayısıyla Hallâl’ın yaptığı rivâyetin aslının olduğu ortaya çıkmaktadır. Saydığımız çok sayıdaki birbirini destekleyen zayıf, sahih/hasen rivayetler ve akli deliller bir araya getirildiğinde bunun müstehap olduğu, yapılmasını yasaklayan herhangi bir hükmün de bulunmadığı açık şekilde ortadadır. Rabbim vefat eden tüm kardeşlerimize ve büyüklerimize rahmetiyle muamele etsin.
Türkçe
0
0
6
137
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Zihninde sayıların hep fazlasını sayabilecek olman, teselsülün var olduğunu göstermez. Eğer biz şuan varsak, zamanın işlediğine şahitsek bunun bir başının olması vacip. Çünkü sonsuz denen şey aşılıp tüketilemez, bulunduğumuz zamana ulaşıp gelemez. Eğer biz buradaysak bunun bir başı vardır. Bunun aksi muhaldir. Mümkün değildir.
Türkçe
0
0
3
28
Altay Cem Meriç
Altay Cem Meriç@AltayCemMeric·
∞..........x serisi A olsa ∞..........x+1 serisi A+1 olur Sonsuz uzunluktaki seriye C desen A=C ve A+1=C olur. Bunun doğal sonucu A=A+1 demendir. Bunun yanlış olacağı ise aklını taklide gömmeyene açıktır. A≠A+1 yanlışlanamaz bir bilgidir. Sonsuzla ilgili hangi ispat A≠A+1 bilgisinden daha açık olabilir. Sonsuza dair her tefekkür 2≠3 bilgisinden daha kapalıdır. A=A+1 ifadesini kabul eden birisi iki ile üç'ün eşit olduğunu kabul etmiş olur. Ancak bilinmeyenden bilinene gitmeye çalışan ya da böyle meselelerde ''Cantor şöyle dedi'' diye rivayetle amel eden bir ahmak bunun yanlışlığını iddia eder. 1-Cantor senin kastettiğini söylediyse batıl söylemiştir. Ben 2 ile 3'ün farklı şey olduğunu onun ve senin sözlerinden daha açık biliyorum. A≠A+1 kabul edilmeden aritmetikle ilgili işlem yapılamaz. 2-Cantor batıl söylemediyse, sen yanlış anlamışsındır. Zira naklettiğin mana yanlış. Doğal sayı, rasyonel sayı dediğiniz mesele de böyledir. En fazla matematikte de sonsuzun olmadığını gösterir. Yani bunu çözmek için ''sonsuz uzunluktaki seriye C denilemez zira sonsuz uzunlukta seri yoktur'' der geçersin. Sonsuz uzunlukta bir serinin yokluğunu kabul etmek A≠A+1'i kabul etmekten her halükarda daha makuldür. Böyle delillerle hele de fizik dünyada teselsülü ispat edeceğini zannetmek akıllı adamdan sadır olmaz.
Türkçe
118
88
923
440.7K
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Sen gerçekten Hanefîlerin görüşlerini kabul ediyor musun ki “Hanefî hadis usulü farklıdır” diyerek işine gelince bu kapıya sığınıyorsun? Madem Hanefî usulünü esas alıyorsun, o hâlde gel, Hanefîlerin kabul ettiği ölçülere tabi ol. Ama bunu yapmıyorsun. Çünkü senin derdin usule bağlı kalmak değil; işine geldiği yerde Hanefîliği kalkan yapmak, işine gelmediği yerde ise Hanefîlerin de kabul ettiği ilkeleri yok saymak. Bu açık bir tutarsızlıktır. “Hanefî hadis usulü farklıdır” sözün burada ilmî bir açıklama değil, sıkışınca arkasına saklandığın bir bahaneden ibaret. Gerçekten Hanefî usulünü savunuyorsan, sadece işine gelen tarafını değil, bütün neticelerini kabul edeceksin. Aksi hâlde bu tavır usul takip etmek değil, mezhebi kendi çelişkilerine perde yapmaktır.
Türkçe
1
0
13
688
InDeiServito
InDeiServito@Lordislamid·
Ya Altay’ın söylemi hatalı diyoruz ayette de hatalı örnekler üzerinden doğruyu anlatma var diyor. Kimse kimseye hatasını söylemesin o zaman herkes sonuç doğruysa istediği gibi hatalı, yanlış örnekler versin, böyle şey mi olur 😄 Kaldı ki açık şekilde bu örnekleri doğru olduğunu düşünerek paylaşmış Altay. Allah ıslah etsin ne diyelim…
Türkçe
1
0
1
70