Onur
11K posts



CHP Genel Merkezi binasına polis müdahalesi!





These numbers are shocking. It's like we got a new frontier AI model but for the body. Lilly's phase 3 results for retatrutide: > highest dose lost 28.3% of body weight in 80 wks > 70 lbs ave > 45% lost 30% or more of their body weight > 65% on the top dose no longer clinically obese Retatrutide is more dynamic than semaglutide and tirzepatide because it targets three receptors (GIP, GLP-1, and glucagon), versus one and two, respectively. Side effects, on the highest dose (12mg), were higher for retatrutide than tirzepatide (nausea and GI), with an 11.3% drop out rate. The lowest 4mg dose still delivered 19% loss with fewer dropouts than placebo.



Azer Bülbül'ün ekranlarla ilk kez buluştuğu 1995 yılı İbo Show programından bir kesit..




dolubatarya isimli YouTube kanalı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamamalarını eleştiren bir izleyicinin yorumuna yanıt verdi.

dolubatarya isimli YouTube kanalı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamamalarını eleştiren bir izleyicinin yorumuna yanıt verdi.














İşim gereği sıklıkla İtalya’ya seyahat ediyorum ve neredeyse aynı coğrafi koşullara sahip olduğumuz, aynı tarımsal ürünleri üretebildiğimiz hatta hacimsel bazda bazı tarımsal ürünlerde daha fazla üretim kapasitesine sahip olduğumuz bu ülke ile aramızda neden bu kadar fark var anlamaya çalışıyorum. Kurmuş olduğum sosyal ilişkiler sayesinde ve sorgulayıcı yaklaşımlarım neticesinde, verileri de bir araya getirerek gözlemlerimi paylaşmak isterim. Bu ülkenin asıl başarısı tarımda, sanayide ya da turizmde değil. Asıl başarı; ülkenin binlerce yıllık kültürünü ekonomik değere dönüştürebilme becerisi. Ülkenin her bölgesi genel başarı hikayesinin farklı parçalarını oluşturuyor. Kuzey bölgelerde sanayi kültürü, markalaşma, tasarım anlayışı ve premium algı yönetimi ön plana çıkarken; orta ve güney bölgelerde ise tarih, gastronomi, tarım, mimari ve turizmin ekonomik modele entegre edilme biçimi dikkat çekiyor ancak tüm bu farklı yapıların ortak noktasını; kültürü ekonomik değere dönüştürme becerisi oluşturuyor. İtalya bugün sadece ürün üretmiyor. Bir yaşam tarzı satıyor. Ve bence Türkiye ile İtalya arasındaki temel fark tam olarak burada başlıyor. 2025 itibarıyla İtalya’nın tarım ve gıda ihracatı yaklaşık 73 milyar Euro seviyesine ulaşmış durumda. Rakam gerçekten çok büyük ama asıl önemli olan nokta; İtalya bu ihracatı hacim satarak yapmıyor. Katma değer satarak yapıyor. Örneğin zeytinyağı… Türkiye çok kaliteli zeytin ve zeytinyağı üretebilen bir ülke. Hatta birçok bölgemizin ürün kalitesi dünya standartlarının üzerinde ancak İtalya aynı ürünü bizden çok daha yüksek fiyatla satabiliyor. Çünkü onlar zeytinyağını sadece tarımsal ürün olarak görmüyor. Akdeniz yaşam kültürü olarak konumlandırıyorlar. Şişesinden etiketine, restoranından mimarisine, turizminden gastronomisine kadar her şey aynı hikâyeyi destekliyor. Ortaya da premium bir algı çıkıyor. Aslında bu yalnızca gıda sektöründe değil. Moda, otomotiv, kahve, peynir, şarap, tasarım, mobilya… Hangi sektöre bakarsanız bakın aynı yaklaşımı görüyorsunuz. Ferrari ile parmesan peynirinin arasında ilk bakışta ilişki yok gibi görünür ama aslında aynı kültürün ürünleri. İkisinin de temelinde hikâye, ustalık, gelenek, estetik ve premium algı var. İtalya’nın gerçek gücü de burada yatıyor. Günümüzde dünya tüketim anlayışı artık sadece ürün üzerine kurgulanmıyor. Yaşam standardı, anlam ve kimlik satın alınıyor. İtalya bunu çok erken fark etmiş bir ülke. Bir başka dikkatimi çeken konu ise kırsal yapı oldu. İtalya’da üretici olmak hala değerli bir şey. Çiftçilik ya da aile işletmesi yürütmek toplumda küçümsenen değil saygı duyulan bir alan. Bu yüzden üçüncü ve dördüncü jenerasyon aile şirketleri oldukça yaygın. En son seyahatimde gezmiş olduğum bir şarap üreticisi 500 yıldır aynı yerde, aynı ailenin yeni jenerasyon çocukları tarafından aynı işi geliştirerek yapmaya devam ediyordu. Köyler tamamen boşalmamış. Küçük şehirler yaşamaya devam ediyor. Mimari korunuyor. Üretim kültürü kaybolmuyor. Çünkü sistem yalnızca ekonomik değil aynı zamanda kültürel olarak da korunuyor. Bence Türkiye uzun yıllardır çok kritik bir hata yaptı. Biz genellikle üretimi maliyet odağında değerlendirdik. İtalya ise üretimi kimlik odağında değerlendirdi. Biz uzun yıllar boyunca daha fazla üretip fiyat avantajıyla rekabet etmeye çalıştık ancak bu model düşük katma değer ve düşük kâr marjı üreten bir yapıya dönüştü. İtalya ise daha fazla değer üretmeye odaklandı. Bugün moda, gastronomi, tasarım, otomotiv ve tarım dahil birçok alanda dünyaya premium ürün ve marka satabiliyor. Bugün ortaya çıkan fark aslında yalnızca ekonomik değil. Bir ülkenin kendine olan bakış açısıyla ilgili. Bu yüzden İtalya’yı analiz ederken yalnızca tarım verilerine ya da turizm gelirlerine bakmak yeterli değil. Asıl okunması gereken şey şu: Bir ülke kendi kültürünü nasıl ekonomik değere dönüştürür? Bence İtalya’nın dünyaya ve özellikle bize verdiği en önemli ders tam olarak bu.











