talha hakan alp@hakantalhaalp
Kuran Meryemleri karıştırdı mı?
Meryem’in kimliğiyle ilgili ayetler
Meryem suresi 28. Ayette “Ey Harun’un kız kardeşi, baban kötü bir adam, annen de iffetsiz biri değildi” denir.
Ali imran suresi 35. Ayette de “o vakit ki İmran’ın karısı şöyle dedi:…” diyerek Meryem’in annesinin Meryem’i mabede ve tanrıya adadığından söz edilir.
Tahrim suresi 12. Ayette de “İmran’ın kızı Meryem…” diye başlayan bir ifade vardır.
Bu üç ayet de Hz. İsa’nın annesi olan Meryem’le ilgili. İlk ayet Hz. Meryem hakkında Harunun kız kardeşi diyor, ikinci ayet Meryem’in annesi hakkında İmran’ın karısı diyor, üçüncü ayet de Meryem’in kendisi hakkında İmran’ın kızı diyor.
Sonuç olarak Kuran’da Meryem’in kimliğine ilişkin olduğunu söyleyebileceğimiz üç niteleme var: “Harun’un kız kardeşi”, “annesi İmran’ın karısı” ve “kendisi İmran’ın kızı”.
Eleştiriler
Birinci eleştiri: “Ey Harun’un kız kardeşi”
Tartışma genellikle Meryem suresi 28. Ayet etrafında dönüyor ve Kuran’ın Meryem’e “Harun’un kız kardeşi” diyerek tarihi bir hata yaptığı söyleniyor. Bunu ilk ortaya koyan da Necran Hristiyanları. Sahabeden Necran’a gelen Muğire b. Şube’ye Kuran Meryem hakkında Harun’un kız kardeşi diyor ama Meryem’le Harun arasında bilmem şu kadar zaman farkı var diyorlar. Muğire Peygamberimiz’e gelip bana böyle böyle dediler, ben de ne cevap vereceğimi bilemedim diyor. Peygamber de ona “onlar kendilerinden önceki peygamberlerin ve azizlerin isimleriyle isimlendirirlerdi (veya isimlendirilirlerdi) deseydin ya” diyor. (Sahih-i Müslim)
Tartışma o gün bugün genellikle Meryem’e Harun’un kız kardeşi denmesinin bir tarih hatası olduğu, hatta bunun yanında Harun ve Musa’nın da Miryam adında bir kız kardeşi olduğundan (Çölde Sayım 25:55) Kuran’ın İsa’nın annesi Meryem’le Harun ve Musa’nın kız kardeşi Meryem’i birbirine karıştırdığı eleştirisi gündeme gelir.
Tabi şunu da not etmek gerekir: Bu durum Kuran’a göre Hz. İsa’nın Hz. Musa’nın yeğeni olduğu gibi saçma bir çıkarımı destekleyecek şekilde Kuran’ın geneline teşmil edilemez. Bu olsa olsa ilgili ayetlerle sınırlı bir probleme işaret eder.
İkinci eleştiri: “İmran’ın karısı” ve “İmran’ın kızı”
Ancak konunun bir de başta ikinci sırada yer verdiğimiz İmran boyutu vardır. Buna pek az cevapta yer verilir. Ali imran 35. ayette Meryem’in annesi (Hannah veya Anna) İmran’ın karısı olarak geçer. Tahrim suresi 12. ayet de buna uygun biçimde Meryem’in İmran’ın kızı olduğunu belirtir. Ancak Hristiyan kaynaklarda Meryem’in babasının adının İmran olduğuna dair bilinen tek bir kayıt yoktur. Bilinen sadece babasının adının “Yaokim” olduğudur. İşin asıl ilginç tarafı Harun, Musa ve Meryem kardeşlerin babalarının adı da İmran’dır (Amram). (Amram'ın karısı Mısır'da doğan, Levi soyundan gelme Yokevet'ti. Amram'a Harun'u, Musa'yı ve kızkardeşleri Miryam'ı doğurdu. Bkz. Çölde Sayım, 26:55) Dolayısıyla eleştirenler, bunu Kuran’ın meryemleri karıştırdığı yönündeki eleştirilerine ikinci argüman olarak kullanırlar. Eleştirenler özetle şunu diyor: Kuran İsa’nın annesi Meryem’le Harun ve Musa’nın kız kardeşi olan Meryem’i sadece Meryem suresinde “ey Harun’un kız kardeşi” diyerek karıştırmıyor; yanı sıra Al-i imran suresinde Meryem’in annesini İmran’ın karısı, Tahrim suresinde Meryem’in kendisini de İmran’ın kızı olarak kimliklendirdiğinden buralarda da meryemleri karıştırıyor.
Cevaplar ve değerlendirmesi
Ben şimdi bu iki eleştiriye bizim cenah nasıl cevap veriyor onu özetleyeyim. Sonra bu cevaplar ne kadar sağlam bakalım.
Birinci eleştiriye cevap:
Genellikle cevaplar ilk eleştiriyle, “Harun’un kız kardeşi” ifadesiyle ilgili. Kimi cevaplarda burada evet Hz. Harun kast ediliyor deniyor ama onun kız kardeşi ifadesi literal bir ifade değil, mecazdır deniyor. Ya Harun’un soyundan geliyor anlamında ya da dindarlık, ahlak ve takvada Harun’la tipolojik bir alaka kurularak Harun’un kız kardeşi ifadesi kullanıldı, deniyor..
Mesela Muhammed Esed Semitik dillerde bunun benzerleri vardır, diyor. Sözgelimi “ahû Temim”, (Temim’in kardeşi), “ahu Mudar” (Mudar’ın kardeşi) gibi kalıp ifadeler böyledir. Kuran’da da Ahkaf 21. ayette “Âd’ın kardeşini an” denmektedir. Burada Hud peygamber Âd kavminin kardeşi olarak sunulur. Oysa literal olarak o Âd’ın kardeşi değildir ama deyim gereği öyle denmiştir. “Harun’un kız kardeşi” ifadesinde de durum böyledir, deniyor.
Bu cevaba birkaç eleştirim var.
Birincisi bu cevap Peygamber’in bizzat konuyla ilgili sahih hadisiyle çelişiyor. Baş tarafta Necran Hristiyanlarının eleştirisi sadedinde bu hadise değindim. Peygamber buradaki Harun’un Hz. Harun olmadığını söylüyor. Dolayısıyla Meryem’i Hz. Harun’la ama soy ama ahlak ve karakter olarak ilişkilendiren tipolojik açıklamalar Peygamberin beyanıyla ters düşmektedir. Mukatil tarafından peygambere dayandırılan başka bir rivayet olmakla beraber rivayet tenkiti açısından bu rivayetle tearuz edebilecek güçte değildir. Çünkü bu rivayet müsnet, diğeri mürseldir.
İkinci olarak, “ey Harun’un kız kardeşi” ifadesiyle, Meryem’le Harun arasında soy bağı kast edilmektedir, şeklindeki cevap uzak görünüyor. Çünkü soy bağı için “Harun’un kızı” denmesi beklenir. Nitekim Luka İncili 1, 5’te Meryem’in akrabası olduğu belirtilen ve Zekeriyya’nın eşi olan Elizabeth için soy bağını vurgulamak üzere “Harun’un kızlarındandı” ifadesi yer alıyor. Eğer cevapta olduğu gibi Meryem için de benzer şekilde Harun’la soy bağı kurulmak istenmişse Harun’un kız kardeşi yerine Harun’un kızı beklenirdi. Madem Semitik toplulukların dil kullanımına gönderme yapıyorsunuz orada örneğini bulduğumuz örnek -Luka’da geçtiği gibi- “Harun’un kızı” ifadesidir, “Harun’un kız kardeşi” ifadesi değil.
Esed’in referans verdiği Temimin kardeşi vb. kullanımlar da konuyla tam alakalı değilerdir. Çünkü Temim, Mudar, Kuran’daki Âd, Semud, Medyen gibi kabile veya şehir adlarına bağlanan “kardeş” deyimi zamandaşlar arasındadır. Temim’in kardeşi ya da Ad’ın kardeşi demek ilgili halkın üyelerinin kardeşi demektir. Halkla onların kardeşi olan kişi zamandaştır. Yoksa mesela Hud için Âd’ın kardeşi dendiğinde kavmin kurucu atası olan belki yüzyıllar önce yaşamış Âd ismindeki kişinin kardeşi kast edilmez. Bunu bizzat Kuran’da da görüyoruz: Araf 65’te “Âd’a onların kardeşi Hud’u gönderdik..” (ve ila Âdin ahaHÜM Hûda) denir ve çoğul zamir kullanılarak “onların kardeşi” diye Âd’ın kendisinin değil, kavminin kastedildiği gösterilir. Bunun sebebi açıktır: Oğul, kız veya çocuk ifadesi zamansal olarak dikey, kardeşse yatay bir ilişkiye işaret eder. Temim halkıyla onların kardeşi olarak ilişkilendirilen kimse zamandaştır. Keza Âd halkıyla onların kardeşi olduğu ifade edilen Hud çağdaştır. Oysa Meryem’le Harun zamandaş değiller, burada beklenen ifade kızı, oğlu, çocukları gibi kalıplarıdır. Harun soyu ya da kohen kastına üye anlamında Harunoğulları, Harunsoyu ifadesi kullanılabilir. Kadın için de Harun’un kızı kullanılabilir. Nitekim bunun örnekleri Tevrat’ta da vardır. Sözgelimi Çölde Sayım 10: 8’de geçen “Borazanları kâhin olan Harunoğulları çalacak.”
Dolayısıyla burada Harun’un kız kardeşi ifadesi ne soy bağını ne kahin sınıfına üyeliği ifade etme konusunda açık değil, zorlama bir çözüm gibi görünüyor. Üstelik belirtildiği gibi Semitik dillerdeki örnekleriyle uyumlu değildir.
Yeremya okuması
Yine birinci eleştiriye verilen cevaplar içinde Harun’un kız kardeşi ifadesinin bizzat Hristiyanlara ait olduğu söylenerek 7. Yüzyıla ait Yeremya metnine gönderme yapılıyor. İlgili metinde Meryem için Harun’un kız kardeşi ifadesi kullanıldığına dikkat çekilerek bu ifade kalıbının Kuran’a has olmadığı, dolayısıyla Kuran’ın eleştirilemeyeceği sonucuna varılıyor.
Bu cevabı da değerlendirmek isterim. Yeremya dedikleri “Yeremya Okuması” diye tanıtılan ve uydurma olarak Yeremya’nın ağzından söyletilen kehanetler ve vaazlardan oluşan apokrif bir kitap. Kitabın 7. Yüzyıl başlarında Kudüs’te marjinal Kathisma klisesi liturji geleneğinde kullanıldığı belirtiliyor. Kitabın aslı 7. Yüzyıla ait kabul ediliyor ama elimizde tek nüshası var ve o da 10. Yüzyıla ait, üstelik bu tek nüsha da metnin aslı değil, Gürcüce bir çeviri. Bulunan örneğin güvenilirlik durumunu takdir etmek için bunu baştan kaydetmek gerekir.
Eldeki Gürcüce nüshayı yorumlayan Gilliume Dye adlı oryantalist ondan çeşitli kesitler paylaşıyor. Konuyla ilgili kesitin çevirisi şu:
"Ve peygamber [Yeremya] dedi ki: 'O'nun gelişi sizin için ve dünyanın sonundaki diğer çocuklar için bir işaret olacaktır. ($57$) Ve hiç kimse gizli Sandık'ı kayadan dışarı çıkarmayacaktır; Meryem'in kardeşi kâhin Harun hariç. Ve hiç kimse içindeki levhaları açığa çıkarmayacak ve onları okuyamayacaktır; Rab'bin seçilmişi yasa koyucu Musa hariç. Ve ölülerin dirilişinde, Sandık kayadan ilk yükselen olacak ve Sina Dağı'na yerleştirilecektir; böylece peygamber Davud'un şu sözü yerine gelecektir: 'Rab, dinlenme yerine yüksel, Sen ve kutsallığının Sandığı'; ki bu Sandık, bu dünyadan Tanrı'nın huzuruna göç eden Kutsal Bakire Meryem'dir; elçilerin Siyon'da ona 'Mür' (Cenaze kokusu) övgüsünü haykırarak şöyle dedikleri kişidir: 'Bugün Bakire, Beytüllahim'den Siyon'a rehberlik ediliyor ve bugün yeryüzünden göğe yükseltiliyor' ve tüm azizler onun etrafında toplanmış, onları yok etmeyi amaçlayan düşmanı bozguna uğratarak Rab'bi beklemektedirler."
İşte cevap verenlerin Hristiyanlar tarafından Meryem’e Harun’un kız kardeşi ifadesinin kullanıldığına dair buldukları tek örnek bu. Dye da bunun istisna olduğunu, Yahudi-Hristiyan literatüründe bir benzerinin olmadığını ve marjinal olduğunu belirtiyor. Ama o buradan Kuran’ın özellikle Meryem suresinin ilgili bölümlerinin peygamberden sonra fetihlerle birlikte Kathisma klisesi çevresinden alıntı olduğu sonucun varıyor. Ona göre Kuran’ın ilgili bölümleri, aralarında Hristiyan keşişlerin de bulunduğu bir heyet tarafından redaksiyon çalışması sonucu oluşturulup Kuran’a eklenmiştir. Bu yüzden Kuran’ı bir hipermetin olarak görüyor. Yani altında marjinal Hristiyan grupların metinlerinin olduğu, onlardan düzenlenerek hazırlanmış bir üst metin.
Dye paylaştığım kesitte geçen “Meryem'in kardeşi kâhin Harun hariç” ifadesindeki Meryem’in İsa’nın annesi Meryem olduğunu savunuyor. Ona göre metinde Meryem hep İsa’nın annesi Meryem olarak geçiyor ve bu yüzden buradaki Meryem de İsa’nın annesi olmalıdır. (Oysa ilgili cümle Harun’un kimliğiyle ilgili, sadece bağlam gereği buraya has olarak Meryem’in Harun’un gerçek kardeşi Meryem olması gayet makul bir ihtimal, ama o bu ihtimali geçerli saymıyor.) Meryem İsa’nın annesi olarak geçerse Meryem diye yazılır Harun’un kız kardeşiyse Miryam diye yazılır şeklindeki argüman kesin değil. Yunanca kutsal kitap koleksiyonlarında bu kadar açık ve kesin bir fark olmadığı ve bunların birbirine karışabileceği ihtimali bulunmaktadır. Dolayısıyla Dye şöyle düşünüyor: Meryem Harun’un kardeşi olarak geçtiğinden burada bir hata var sanılabilir ama burada hata olamaz. Çünkü yazar zeki bir keşiştir, böyle bir hatayı yapmaz. Dolayısıyla yazar burada bilinçli biçimde tipoloji yapıyor, diyor. Burada şunu ileri sürebiliriz: Zeki keşişin hata yapmadığını varsaymanın tek yolu tipoloji seçeneği değil. Meryem’in literal olarak Harun’un kızkardeşi Meryem (Miryam) olduğunu varsayarak zeki keşişe hata isnadını kökten ortadan kaldırabiliriz.
Sonuç olarak Yeremya okuması adlı apokrif ve marjinal metnin elimizdeki sadece 10. Yüzyıla ait Gürcüce çevirisinin olması ve içindeki ilgili ifadenin başka türlü de anlaşılabilecek olması cevabı konumuz açısından sorgulanır kılıyor. Bu cevap literatürde sadece marjinal bir apokrif metinde geçen ve genel Yahudi-Hristiyan dünyasınca bilinmeyen örneğe dayandığı ve Dye’ın konumuzu ilgilendiren ifadeyi İsa’nın annesi Meryem olarak yorumlama ısrarı bana göre hala ciddi bir tartışma konusudur. Dolayısıyla Yeremya Okuması adlı metnin Dye’dan bağımsız ayrıca çalışılması gerekir.
Dolayısıyla Yeremya argümanı, Kuran’daki “Harunun kızkardeşi” ifadesi bağlamında bizimkilerin “Hristiyanlarda örneği var” sözünün altını dolduracak ne o nicelikte ne o nitelikte bir Hristiyan kültür verisini temsil etmektedir.
Ek olarak Kuran’ın, Hristiyan kültürünün geri kalanlarında (mesela Necran hristiyanları) şüphe uyandırmak pahasına marjinal Khatisma klişesine özgü ayrıksı bir tipolojiyi neden benimsediği sorusu, Yeremya’da Kuran’ı savunacak cevap arayanların yanıtlaması gereken bir makuliyet sorusu olarak ortadadır. Dye’nın bu konuda kendince makul cevabı var: Belirttiğim gibi ona göre Kuran’a bunlar peygamberden sonra Khatisma klisesi çevresinin de katkılarıyla eklenmiştir. Yani bunlar ne Tanrı’nın ne Peygamber’in işidir. Ancak ilgili ayetleri tanrısal kabul eden müslüman polemikçiler, Dye’a katılamayacaklarına göre, Tanrı’nın belirtilen ayrıksı tipolojiyi neden tercih ettiğine dair bir açıklamaları olmalıdır.
Buna göre birinci eleştiriye dair verilen cevaplar gerek peygamberin sahih hadiste geçen açıklamasıyla ters düştüğü gerek Semitik ve Yahudi-Hristiyan literatüründe tam alaka kurabileceğimiz örneklerden yoksun oldukları ve Yeremya argümanı da Hristiyanlarda örneği var sözünün içini dolduramadığı için tatmin edici olmaktan uzaklar.
Bununla birlikte birinci eleştiriye verilen cevapları geçerli saysak bile sorun hala ortadan kalkmış olmaz. İkinci eleştirinin de cevaplanması gerekir. Haddi zatında birinci eleştiriye güç katan, bir başka ifadeyle ona verilen cevaplara karşı şüpheci tutumu besleyen biraz da ikinci eleştiridir. Bir bakıma bu iki eleştirinin birleşik yapısı konuyu bugün bile gündemden düşürmeyen bir etki yaratmaktadır.
İkinci eleştiriye cevap:
İkinci eleştiriye doğrusu pek cevap verilmiyor. Çok kısa yine tipoloji benzeri bir gönderme yapılıp geçiliyor. Klasik tefsirler ve klasik tefsir geleneğini sürdürenlere göre zaten sorun yok. Çünkü onlara göre gerçekten de Anna’nın kocasının ve Meryem’in babasının adı Kuran’da geçtiği gibi İmran. (İmran b. Matan) Dolayısıyla ne Ali İmran 35’te ne Tahrim 12’de tevil gereği duyup mecaz seçeneğini gündeme alıyorlar. Bu konuda Yahudi-Hristiyan kaynaklara pek kulak asmadıkları izlenimine kapılmamak güçtür. Klasik tefsirlerden bakabildiklerimde ilgili ayetlerdeki İmran’ın, İsa’nın annesi Meryem’in babası değil, yaklaşık 1200 sene önceki Harun, Musa ve Meryem kardeşlerin babası olduğu yönünde bir soruna yer verildiğine tanık olmadım.
Muhammed Esed baştan sorunun pekala farkında olduğundan Ali İmran 35’te İmran’ın karısı ifadesine “imran’ın ailesinden bir kadın..” şeklinde meal veriyor. Böylece Meryem’in annesinin gerçekten İmran’ın karısı olmadığını bildiğini ve bundan dolayı da ayeti tevil edip mecazi bir yorum getirdiğini görüyoruz. Öte yandan Esed, Tahrim 12’de geçen ifadeyi de “imran’ın kızı meryem” diye meallandiriyor. Bu fark önemlidir. Konu meryem’in annesi olduğunda “imran’ın karısı” demiyor, ama meryem’in kendisi olduğunda -her ne kadar açıklamada varis anlamında mecazı tercih etse de- “imran’ın kızı” demekten kaçınmıyor. Neden? Çünkü “imranın kızı” dedikten sonra ona mecazi bir içerik yükleyebilir, (manevi kız gibi), ama “İmran’ın karısı” dedikten sonra ona mecazi bir içerik yükleyemezsin. Buna Dye da dikkat çekiyor. Meryem ve annesiyle ilgili “kız kardeş”, “kız” ve “karısı” ifadelerinin üçüne birden mecazi/tipolojik okuma zorlama olur. Bence tipolojik okuma olsa olsa “imran’ın kızı” ifadesinde olur, diğer iki ifadede zorlamaya döner.
Esed’e dönelim, ayetteki “imraatü imran” ifadesini Esed ve onun gibi yorumlayanların tevili hem çok zorlama hem tutarsızdır. Çok zorlamadır, çünkü “imraatü fülann”.. (x’in karısı) ifadesi gerek Arap dilinde gerek Kuran’da direk “filanın eşi” anlamına gelir. “Filanın ailesinden bir kadın” ya da “filan kadını” şeklindeki yorumlar Arap diline de Kuran diline de çok yabancıdır. Kuran’da “imraatü fülan” kalıbının birçok örneği vardır. Nuh’un karısı, Lut’un karısı, Firavun’un karısı örneklerinde aynı kalıp kullanılır, hem de aynı surede, peşpeşe. Esed bunların hepsine karısı anlamı verir; Nuh’un karısı, Lut’un karısı, Firavun’un karısı. Sadece imran’ın karısına gelince tutumunu değiştirir ve İmran’ın ailesinden bir kadın diyerek tevile gider, mecaza yorar. Bu da Esed’in, aynı kalıp ve aynı ifadelere birinde bir anlam diğerinde başka bir anlam vererek tutarlılığı koruyamadığını gösterir. Bu da ister istemez tevilin sırf eleştiriden yakayı kurtarmak için palyatif bir çözüm olarak kullanıldığını akla getirmektedir. Durum böyle olunca eleştirilere, eleştirilerin hedefi olan ifadeleri zorlama tevillerle başka yönlere çekerek cevap vermek, ilk bakışta günü kurtarmaya yarayabilir ama aslında eleştiriyi onaylamak anlamına gelir. Çünkü anlam eleştirilere uygun biçimde yönlendirilmektedir. Bundan sonrası tevillerin ilgili ayetlere ne kadar yakıştığıdır. Okuyucu ilgili ayetlerde tevilleri sakil bulursa tevilcilerin zımnen onayladığı eleştiriler karşısında direnecek bir tarafı kalmaz. Bunlar çoğaldıkça da kopartılan onca gürültüye rağmen insanların metne güveni her geçen gün erimeye başlar.
Sonuç olarak ikinci eleştiriye verilen cevaplar ya da ilgili ayetlere getirilen zorlama ve tutarsız yorumlar eleştirilerin hala ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor. Bu konuda sosyal medyada sırf polemik olsun diye kah bilgiçlik taslayarak kah muhatabın bilgisini hafife alarak “bu sorunları biz çoktan çözdük” pozundaki polemikçilerin zaten iraptan mahalli yoktur. Bu bakımdan gerek ilk eleştiri gerek ikinci eleştiri, benim araştırmalarıma göre, hak eden güçlü bir cevabı almış değildir. Verilen bazı cevaplar sonuçta bir emek mahsulü olmaları bakımından görmezden gelinemezlerse de tartışmayı sonlandırmaya yönelik açıklık ve ikna gücüne sahip görünmemektedirler.