Murulgen

795 posts

Murulgen

Murulgen

@Murulgen75

Hamburg, Deutschland Katılım Temmuz 2026
407 Takip Edilen1.3K Takipçiler
XaniTV
XaniTV@TvXani·
Apo'cu gazeteci Fehim bizim yalan söylediğimizi, suyu bulandırmak istediğimizi yazmış. Öcalan ve Milli istihbarat teşkilatının Pervin Buldan ile Mithat Sanacar'ın eline tutşturarak Qandil'e yolladıkları belgeyi yayınlıyoruz. İnşallah kimlerin suyu bulandırdıklarını ve bulanık suda kimlerim gözlerinin görmez hale geldiğini aklı başında olanlar görür. SÜREÇ PERSPEKTİFLERİ Karasu ve sozdar Avesta’nın yaptığı basın açıklamasını takip ettim. Dışarıdan ilgi gördüğü anlaşılıyor. Umut hakkı bir yana tecridin devam etmesi ve devletin adım atmaması, gerekli yasaları çıkarmaması nedeniyle sürecin tıkandığını söylediler. “Önce silahları bırakılsın”, “ teyit ve tespiti yapılsın” sözüne de kabul etmiyorlar. Bir kere o tespit ve teyit olmayacak. Tespit ve taahhüt olacak. Taahhüt benim işim, tespit de devletin işi olacak. arkadaşlar müzakere esasını bana bırakıyorlar, tabii ki ben yapacağım. Bunu doğru söylüyorlar, Serxwebun yerine çıkan derginin ismini Komünal olarak belirlemişler. Aslında Komünar da olabilirdi. Ama ben bu ismi de beğendim. Yeni dönemde Serxwebun’un rolünü üstlenmiş olmaları anlamlı ve tarihsel bir gelişmedir. Görünen o ki güçlü bir teorik çerçeve kurma çabası içindeler. Ancak yeni dönemin ihtiyacı yalnızca teorik tartışmalar değildir, aynı zamanda yaşamın içinde karşılık bulan, toplumu örgütleyen, pratik yol ve yöntemler geliştiren bir yayın çizgisidir. Bu nedenle özellikle pratik örgütlenme başlıklarına daha fazla ağırlık vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü artık yeni dönem, bizim açımızdan komünalite çıkışının dönemi olacaktır. Büyük filozoflardan Bacon’un hasta yatağında söylediği aktarılır: “Eğer bu hastalığı aşabilirsem, bundan sonra komünaliteye dayanacağım.” Bu söz, bireyciliğin ve parçalanmış yaşamın insanı nasıl çıkmaza sürüklediğini, dayanışmada ve toplumsallıkta anlam kazandığını anlatır. Benzer biçimde Lenin’in de yaşamının son dönemlerinde devletçiliği aşmaya dönük yoğun arayışlar içerisinde olduğu, toplumsal örgütlenmenin daha demokratik ve katılımcı biçimleri üzerine düşündüğü bilinir. Tüm bunlar, insanlığın tarih boyunca yeniden toplumsallığa, ortak yaşama ve komünal değerlere yönelme arayışının örnekleridir. Bugün bizim önümüzde duran görev de tam olarak budur. Demokratik toplumu örmek, toplumsal yaşamı yeniden komünal değerler temelinde inşa etmek ve halkın kendi öz örgütlülüğünü büyütmek önemlidir. Bu nedenle yeni yayın yalnızca bir yayın faaliyeti olarak görülmemelidir. Aynı zamanda yeni dönemin ideolojik, politik ve toplumsal inşasının sesi ve yön verici gücü olmalıdır. Serxwebun, kendi döneminde parti çıkışını esas aldı ve bu konuda tarihsel bir rol oynadı. Bir dönemin bilinç, örgütlenme ve mücadele hattını şekillendiren önemli bir yayın işlevi gördü. Şimdi ise demokratik toplum paradigması temelinde yeni bir toplumsal çıkışı örgütlüyoruz. Dolayısıyla bu yeni yayın da benzer biçimde tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Sadece teorik kalıp yorumlayan değil, yön veren olmalıdır. Aynı zamanda örgütleme bilinci vermelidir. Salt teori üreten değil, pratiğin yollarını da açan bir çizgi geliştirmelidir. Halkın öz örgütlülüğünü, komünleri, meclisleri, kooperatifleri, kadın ve gençlik örgütlenmelerini, kültürel ve ahlaki yeniden inşayı esas alan bir yayın çizgisi, yeni dönemin ruhunu taşıyacaktır. Çünkü demokratik toplum ancak günlük yaşam içinde kurulan örgütlü ilişkilerle büyür ve kalıcı hale gelir. Bu nedenle yayın, teorik derinliği korurken aynı zamanda pratik örgütlenmenin deneyimlerini, yöntemlerini ve çıkış yollarını da güçlü biçimde işlemelidir.Bu vesileyle yeni yayının çalışanlarına bir kez daha başarı dileklerimi iletiyorum. Önlerinde tarihsel önemde bir görev bulunmaktadır. Eğer bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirebilirlerse, yalnızca bir yayın ortaya çıkarmış olmayacaklar; aynı zamanda yeni dönemin demokratik toplum ve komünalite yürüyüşüne güçlü bir bilinç ve mücadele zemini kazandırmış olacaklardır. Süreçle ilgili tartışmalarımız sürüyor. Devlet yetkililerinin tavır ve düşüncelerini anladıktan sonra düşüncelerimi sistemleştirip bir yol haritasına dönüştüreceğim. Şu kadarını söyleyeyim, ileriki zaman için şöyle bir düşüncem var; demokratik siyaset ve özgürlük yasalarının çıkarılması açısından Avrupa’da yasa dışı duruma düşmüş bazılarını ülkeye çağırmayı düşünebiliriz. Böylelikle yasanın kaçınılmaz olarak çıkmasını sağlayabiliriz. Hukuki sorunu olan ve Türkiye’ye girecek olan bir grup olmalı. Biz bu süreci eşgüdümlü yürüteceğiz. Bizimle paralel çalışacak bu grup. Bahçeli gerekirse İmralı adasına giderim demiş. ‘Kardeşime selamlarımı söyleyin’ demiş. Bu konuda hakikatten tarihi bir çıkış yapmıştır. Bu sürecin gerilemesine izin vermeyiz vurgusu yapıyor. Gerçek bir devlet adamlığı, hizmet budur. AKP’nin mesafeli durduğu ve süreci en çok onların zorladığı söyleniyor. Yine Dem Parti, MHP ve AKP taslakları ortaklaşsın. Tek taslak şeklinde bize ve harekete sunulsun ve sonra meclis ve kamuoyunda gündeme gelsin. Uygun görülecek bir yetkilinin AKP CHP MHP DEM ve benzeri partilerle kapalı devre bir görüşme alıp yasal çerçeveyi ilişkin görüş ve önerilerini alabileceği böyle olursa meclis ayağında rahatlatma yaşanacağı tarzında öneriler var. İyi bir fikir olabilir. Benim de süreçle ilgili vereceğim güvenceler de olacak. Bahçeli’nin önerisinden sonra statü konusu da belli düzeyde çözülmüş oluyor. Önerisine katılıyorum. Bunu netleştirirsek her şey resmiyet kazanır zaten. Siyaset koordinatörlüğü ve Güvenlik Koordinatörlüğü meselesini İmamoğlu ve benzeri kesimlere iletmek, görüş ve öneri almak önemli. Şimdi geriye pratik işleri kapsayan normalizasyon çalışmaları kalıyor. O da aslında bana bağlı çalışacak yani bana geçiyor. Buradan aktif katılım göstereceğim. Şimdi teyit ve tespit diyorlar. Ben ona tespit ve taahhüt diyeceğim. Bu kısmı ben netleştireceğim. Bu normalizasyon toplantılarını yaygınlaştırarak devam ettirmemiz gerekir. Pratik sahadaki sorunlar öyle çözülür. Diğeri de mecliste hangi yasa çıkacak boyutudur. O kısım bende. Dört parti yani MHP, Dem, AKP ve CHP birer koordinatör verir. Mecliste bir koordinatörlük kurulur. Onları da tek tek ben ikna ederim. Dağdan kimler inecek süreç nasıl ilerleyecek hepsini bu koordinatörlükte çözeriz. Sıkıntı yaratacak yerlerin düzenlemesini yaparız. Bu mağaralarda vs bahsediyorlar mesela onların hepsini çözeriz. O riskli olan yerleri tartışırız. Büyük şeylerden söz ediyoruz bir iki mağaraya takılı kalınmamalı. Yaptığımız son tartışmalarla umudum biraz daha güçlendi. Doğrusu ben de karamsardım. Ama bugün daha iyiyim. Bu süreci fiilen müzakereci bir kimlikle yürüteceğim bilinmelidir. Cezaevindekiler de Avrupa’dakiler de benim bu noktada koordinatörlük düzeyinde süreci yürüteceğimi bilmeliler. Kim önce adım attı kim geri adım attı tartışmasını noktalıyorum. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan çıktı mevzusuna dönüyor. Bu süreci başarıya ulaştırmazsak herkes özeleştirisini yapar, hesabını da ağır verir. Çıkacak kanunda sürecin temsilcisi sıfatıyla katılım sağlayacağım yönünde belirlemenin olması, ama öncesinde siyasi partilerden dört temsilcinin Koordinatör olarak gelmesi gerektiği, yine muhatap olarak mecliste siyasi koordinatörlüğün oluşturulması gerektiği ve kanun çalışmasıyla eşgüdümlü olarak grupların hazır edileceği, kanunla birlikte Türkiye’ye geleceği yönünde tartışmalar var. Ancak bunlar sadece tartışma düzeyindedir. Bu önemli bir süreç ve görevini yerine getirmeyen sınıfta kalır, emekli olur diyelim. Hep bunu söyledim tekrar söyleyeyim. Benim esasım Kürtsüz Türk Türksüz Kürt olmaz düsturudur. Ziya Gökalp’ın da söylemini bu tarafıyla esas alıyorum. Bazı arkadaşlar, tıkanıklığı aşacak katkıyı sunmak adına Bahçeli ile görüşmek istediklerini söylüyorlar. Hangi resmiyetle bu yapılacak, böyle bir gereklilik de olduğunu düşünmüyorum. Bahçeli zaten kendisi de gelmek istediğini söyledi, kendisiyle ben görüşeceğim. Geniş tartışmayı da ben yürüteceğim. Türk Kürt ilişkileri bağlamında temasları kuracağım. Kendisi de gelir ben de giderim onu şimdi belirtmiyorum. Süreci bu tarafıyla ben yürütüyorum. Hem Bahçeli’ye hem Özer’e selamlarımı gönderiyorum. Koşul varsa Kılıçdaroğlu’nu da selam söylemek isterim Bu arada Faik Bulut ve Mehmet Bayrak da danışmanlık temelinde bu sürece katkı sunabilirler. Kendileriyle tartışmak gerekir. Siyasi partilerle Dem partinin görüşmeleri devam ediyor. CHP kendi iç karışıklığını yaşadığından sürecin içine tam girmekte zorlandığı görülüyor. CHP’nin durumu budur. Onlarla çok net bir tartışma yürütülmelidir. Öcalan çok açık sizin için ilaçtır. Sizin tek ilacınız Öcalan’dır denilmelidir. Antalya, Aydın, Uşak belediyelerinde yaşananlar içler acısı. Onlara destek sunmak istediğimizi bilmeliler. Hatta Bahçeli’nin ortaya koyduğu Barış ve Siyasallaşma koordinatörlüğüne onların öncülük etmeleri söylenmeli. Sezgin Tanrıkulu gibi milletvekilleri var. Bu konuda aktif rol oynayabilirler. Bu bir destek çağrısıdır. Meclis bünyesinde parti temsilcilerinden oluşacak Koordinatörlüğe birebir katılmaları gerekir. Bu anlamıyla CHP’nin mutlaka içinde yer almasını sağlanmalıdır. Bu sürece saygı duyulması öncelikli olandır. Dostana şekilde uyardığımızın ve desteklerimizi sunduğumuzun bilinmesi gerekir. DEM parti, birleşik bir parti mi olacak, her yapı kendi gerçekliğini koruyarak dahili mi esas alacak, yoksa organik bir parti olarak devam mı edecek tarzında birçok tartışma gündemde. Orayla ilgili gerekli düzenlemeler yapılır. Hem mevcut kadro yapısında hem de sistemine dönük tartışma yürütülür. Bir sürü farklı gündem araya girip biraz zaman alsa da bu gerçekleştirecek. Evet bu mesele önemli. Birçok bileşen var. Birçoğunun kafası karışık. Bir tartışma geliştirmek için gerekli adımlar atılmalı. ESP’liler Manifesto’yu okuduklarını, bu tarafıyla eleştirileri olduğunu söylüyorlar. DBP yapısına dönük de kimi eleştirileri var. Yurtsever hareketin kendilerinin yaptığı eleştirilere dair tepkilerini belirtip uzun zamandır ağır bir dil ile yazıp çiziyor, basın üzerinden bunları dile getiriyorlarmış. Kongre ile beraber Dem oluşumunda yer almayacaklarını söylüyorlarmış. O kesimden Figen var, Muhabbet var… Bu insanlar çok değerliler. Belli ki bize saygı duyuyorlar. Söylediklerimizi de önemsiyorlar. Bildiğim kadarıyla Figen bunların belirttiği gibi bir yerde değil. Biz her yere eleştirimizi yapıyoruz, yeri geliyor devlete de eleştirilerimizi yapıyoruz eleştirinin ne demek olduğunu en iyi bilen yapı biziz, böyle eleştiri adı altında kendini sürecin dışına atma bahanedir. Ancak yine de tutmaya çalışmak lazım. Acele etmemeliler. Tartışmak gerekir. Her türlü eleştiriye açığız, tabii ki değerlendirecekler, eleştirecekler bu konuda hiçbir sorun yok. Öbür türlü kendileri daha büyük kaybeder. Koşulu oluşursa gelirler, tartışırız. Ama çok ısrar ederlerse de yalvar yakar davranacak halimiz de yok bunu da bilmeliler. Yeni dönemde DEM Parti için ‘örgütler örgütü’ diyeceğim fakat bu ifade yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Bu partide çok farklı görüşler olacaktır, elbette aykırı düşünceler de çıkacaktır. Bunların hepsi doğaldır. Dem parti çalışmalarıyla ilgili raporların gelmesi de önemlidir, ancak asıl mesele bunların ötesindedir. Önemli olan, yeni bir partiyi nasıl inşa edeceğimizdir. Benim için esas olan yüz yüze görüşmedir. Herkesin sonuna kadar eleştiri hakkı vardır ve bunun kendilerine açık biçimde anlatılması gerekir. Bu yaklaşımın taktiksel olmadığını özellikle bilmeleri önemlidir. Bizim doğal ağırlığımızın hissedildiği bir çalışma olur ancak bu yalnızca ‘bizim’ partimiz olmayacaktır. Bu yapıyı klasik bir parti formundan çıkarıp daha çok bir meclis formuna dönüştürmek gerekebilir. “Parti meclisi” diyebiliriz mesela. Geleneksel anlamda sekreterya, yürütme ve benzeri hiyerarşik yapılara dayalı bir anlayış olmamalıdır. Asında Parti de demek istemiyorum ama resmiyet gerektiriyor bunu. Genel meclis ve dar yürütmeler yerine, yatay örgütlenmeyi esas alan bir model geliştirilmelidir. Temel çalışma alanı yerel olmalıdır. Yerel demokrasi güçlendirilmeli, siyasal çatı ise korunmalıdır. Esas model budur. Bu nedenle herkesin görüşü alınmalıdır. DEM’in programı yeniden düzenlenebilir. Kadro yapısında da kimi değişiklikler yapılabilir. Ben buna ‘demokratik Cumhuriyet’ perspektifi diyorum. Türkiye’de siyasetin mevcut durumu ortadadır. CHP’nin hali dağınık, MHP’nin durumu belli, giderek daha yumuşak bir milliyetçiliğe kayabilir, AKP’yi söylemeye bile gerek yok. İşte tam da bu noktada ortaya çıkan siyasal boşluğu böyle bir hareketle biz dolduracağız. Kurulacak yapı sosyalist ve demokratik bir çizgide olacaktır. Buna toplumcu sosyalizm de denebilir. İsim konusunda hiçbir dayatma yapılmamalıdır; çünkü mesele isim değil, demokratik Cumhuriyet perspektifiyle örgütlenen bir siyasal hattın inşasıdır. Aslında bu bir yerel demokrasi hareketidir. Temel hedefi yerel örgütlenmeyi ve yerel demokrasiyi geliştirmek olmalıdır. Partinin asıl hakikati de burada yatacaktır. Bunun dışındaki yapı daha çok bir çatı örgütlenmesi niteliğinde olacaktır. Elbette merkezî bir yapı korunacaktır, ancak herkes ne kadar güçlü olursa olsun, esas olan yerel demokrasi anlayışıdır. Bu çerçevede program oldukça açıktır. Kendinizi dar tartışmalar içinde tüketmeyin. Beni doğru ve anlaşılır biçimde anlatın. Cezaevlerinden çıkan çok sayıda arkadaş var; bu arkadaşların tamamı yerelde yerel demokrasi çalışmalarına aktif biçimde katılacaktır. Toplumsal örgütlenme ve yerel mücadele zeminini de esas olarak onlar güçlendirecektir. Cezaevinden çıkan Arkadaşlar; Yerel demokrasinin inşasında yer almalı ve bu sürece doğru bir temelde katılmalıdırlar. Bu çalışma, silahları tümüyle gereksiz hâle getirecek bir toplumsal dönüşüm çalışmasıdır. Biz bu ülkeye yeni bir olağanüstü süreç yaşatmayacağız. Yerel demokrasi ve toplumsal inşa gerçekleştikten sonra bunun senato mu olacağı, farklı bir meclis modeli mi geliştireceği ayrıca tartışılabilir. Ancak bugün için yeni bir illegal örgütlenmeye ihtiyaç yoktur. Elbette anayasal boyutlar vardır ve ben bu meselelerin hukuki ayrıntılarına bütünüyle hâkim olduğumu söylemiyorum. Fakat hukuka kökten inanıyor ve bağlı olduğumuzu ifade ediyoruz. Bu nedenle yapılacak her işin temelinde hukuk olmalıdır. Çünkü hâlâ yargılayan yasalar yürürlüktedir ve bunun farkında olmak gerekir. Hukuk, demokrasi ve devlet birbirini besleyen alanlar hâline gelmelidir. Bunu tüm bileşenlere iyi anlatmak ve benimsetmek gerekir. Bu Dem Parti ile ilgilenilmeli, ortak çalışma kültürü yaratılmalıdır. Bizim bir ütopyamız Kürdistan’da bir ulus devleti kurmaktı. Ama o ütopyaydı, şimdi reel siyasetin gereğini yapıyoruz. Dem Parti Türkiye’den ayrı bir dil kullanmamalıdır. Ayrıştırıcı dil yerine, Türkiye’nin bütününe seslenmeli. Türkiye ile bütünleşen bir dil olmalı. Koordinasyonsuzluk değil koordinasyon olmalıdır. Yeniden yapılanma gerçekleşecek. Silahları bıraktık, bırakıyoruz. Ama siyasetsizlik olmaz. Siyaset yapmak durumundayız, taahhütte bağlıyız ama hukuki boyut ve hukuksal zemin şart. Norm dışı güçler çok güçlü ama biz norm devleti ile bu süreci geliştirmek istiyoruz, buna ihtiyacımız var. Amed sporun süper lige çıkması sonrası kutlamalar olmuş. Bu kutlamalarda Amed spor için Kürdistan milli takımı denilmiş. Arkadaşlar bilirler İstanbul’dayken DDKO’ya gitmiştim, bunlar kendilerini Kürtlüğün sahibi görüyorlardı. Diğer taraftan ise diyorlardı ki “ya Rabbi sen bu Kürtlere imkân verme dünyayı yutarlar”. Tabii Kürt sözcüğünün ağıza alınmasından da rahatsızlardı. Ben Kürtlerden bahsedince ilkin bana kuşkuyla baktılar. Kürtçüyüz deyip Kürdün lafını etmiyorlar, öyle bir durum. Mahir Çayan’ın Kürtler ile ilgili değerlendirmelerini dinlemiştim. Ben oradan bu güne geldim. Şimdi aynı akıl beni devletle birlikte ihaneti örgütlemekle suçluyor. Bu alçakların hepsi rantçıdır. Tabi bunlar aşılacak. Ama bu sahtekârlar her şeyi yapmaya müsait olurlar. Umarım bu son ve sağlam adımları başarıyla atarız ve bunların hepsi boşa çıkar. Biz de boş değiliz, kimse merak etmesin, şimdi bizi kimse ihanetle suçlayamaz. Bizim bu çıkışımız birçok şeyin önünü aldı bunu herkes biliyor. İlk zamanlar 6000 kişi vardı listede hepsi alınacaktı. HDK listesiydi. Biz onların hepsini ipten aldık. Önüne geçtik bizim diyalog sürecimiz bunu engelledi. Şimdi Kürtlük adına bizi suçlayacaklar öyle mi? Biz sosyalistiz, öyle boşu boşuna sosyalist olunmaz, ne yaptığımızı biliyoruz. Bir Kürt dili gelişecekse buna elbette biz sahipleneceğiz. Kürdistan’da çalışanların ilk işleri dil ve kültür olacak. Kooperatifler kuracaklar, dil kurumları kuracaklar, bunun üzerine iş yapacaklar ve çalışacaklar. Temel işleri bu olacak. Şimdi dönmüş Kürdistan milli takımı diyorlar. Bunlar ne kadar gereksiz ve zamansız tartışmalar. Kim milli takım kurmuş mesela, Kürt halkının desteklemesi ayrı bir şey Kürdistan milli takımı gibi lanse etmek ayrı bir şey. Şimdi daha temel şeyleri dayatmamız gerekiyor. Gerçeği yansıtmayan şeyleri gündem yapmak doğru değil. Kürt dili kurumları açabilirsin ilkokul anaokulu gibi yerlerde DeFacto eğitimler yapabilirsin. Amed sporu da başarıya getiren bizim emeğimizdir. Toplum ulusal bilinçle destek veriyor. Bunu farklı kullanıp provokatif bir duruma getirmemeliler. Hep söylüyorum arabayı atın önüne sürmeyin. Bizim derdimiz çok başka, yürütülen gündem başka. 50 yıl çatıştık diyorum ama buna rağmen dili özgürleştirdik. İnançsal, kimliksel, cinsiyet temelli özgürlüklerin önünü açacağız. Kendimi bu yüzden alabildiğine katacağım. Herkesin de kendisini alabildiğine katmasını istiyorum. Bazı siteler beni ihanetçi ilan etmiş. Darka Mazi denilen bir yayın organıdır. Kesin olmasa da Çürükkaya onlar da bu oluşuma dahildir. Bunlar daha çok provokatif aparatlar. KDP geçen gün Çürükkaya’ya kravat takarak kendi TV kanalı olan Kürdistan TV’ye de çıkartmış. Şimdi bu digital hesapları da bunlar besliyor, bu içerikleri bunlar hazırlıyor. Bunlar fırsatçıdırlar alçaktırlar, her türlü provokasyonu bunlar yapıyor. Bir dönem otobüs meselesi vardı; Çürükkaya onlar organize ettiler. Onat Kutlar olayı olması gerekir. Şimdi ismi hatırlamıyorum. Patlama olmuştu, hepsi onların işiydi. Şimdi adını koyayım Ebubekir, Botan bunlar hepsi norm dışı güçlerin muhataplarıdır. Böylece onları kullanıyor olabilirler. Okuduğum bir yazının başlığı; Çözüm süreci tıkandı mı? İmralı da neler oluyor? Neleri biliyor neleri bilmiyoruz?’… şeklindedir. Bunlar Kürtçülüğün rantçılarıdır. Rantlarını ellerinden alacağımızı biliyorlar. Evet norm dışı güçler böyle bilgileri bunlar üzerinden yayabilirler ama KDP, Parastin ve MOSSAD tarafından destekleniyor gibiler. Zaten Parastın esas olarak MOSSAD tarafından destekleniyor. Ciddiye alınacak kişilikler değildir. Alçak Selim Aysel’i kurtarmak için örgütü sattı. Etkili olamayacaklarını ben de biliyorum. Bunlar şebekedir. Tabi KDP’nin etrafında da dolanıyorlar. Evet Selim Avrupa’da. Ama kardeşi Güney’de peşmergelerle mayın temizlerken öldü. Elleri her yerdedir. İşleri güçleri karıştırmak, yeter ki para olsun ucunda her şeyi yaparlar. Bizde kalmışlar, bizden de her şeyi öğrenmişler. Yeteneklerini bizden alıyorlar. Şu konuda dikkatli olmak lazım, bizim boşaltacağımız alanlara başka bir örgüt olarak yerleşebilirler. Bunun parası da MOSSAD kaynaklıdır. Etkileri küçük ama boşluk arıyorlar. Öyle bana hakaret etmelerine izin vermem. Bunlar dışında belli kesimlerin özellikle Kürt kimliğini kullanarak Kürtlük davası elden gidiyor mu düzeyinde çelişki yaratan tartışmalarla kimi yurtseverleri etkiliyorlarmış. Bu da çalışma yürüten yapılarımızın eksikliğinden kaynaklanıyor. Bizim perspektifler tam uygulanmadığından boşluklar bırakılıyor. Kürt toplumuna beni düzgün anlatmalısınız. Öbür türlü para devreye giriyor, bilmem ne devreye giriyor. Böyle kandırıyorlar toplumu. Bunların hepsi İngilizlerle de ilişkilidir. Tabii biz de ilişkileniriz, o konuda sorun yok. Ama çoğu MOSSAD bağlantılıdır. Bana da Şam’da otur Kürtçülük yap diyorlardı. Hafız Esat’la da bu yüzden geriliyorduk. Ancak benim söylemim de çok netti: Kürtçülüğe evet ama sahte milliyetçiliğe hayır diyordum. Yani o zamanda bu yaklaşımlara karşıydım ve bir tutumum vardı. On yıl emek verdiğimiz arkadaşlar var. Sorun çözmek için çalışmaları gerekirken kendileri bazı sorunlara yol açıyorlar. 30 yıllıklar ve daha önce görev yürütmüşler olarak ayrım yapılmamalıdırlar. Bütünlüklü yaklaşılmalıdır. Yazıyoruz ama anlaşılıyor mu bilmem. Kendileri de şahit oldu. Burada 50 yıl savaştığımız devlet ile çalışarak bir diyalog geliştiriyoruz iş yapıyoruz. Aşırı merkezileşiyorlar ve bazı sorunlara yol açacak ayrıştırıcı bir dil kullanıyorlar. Basında görüyorum. Bunu böyle yapmamalılar. Mütevazi bir katılım içindeyiz hepimiz. Cezaevinde Rukiye Fidan arkadaşın ailesinden kayıplar yaşanmıştı. Güçlü biri, toparlanmış olması gerekiyor. Ondan oldukça umutluyuz. Fatma Tokmak hasta olan, çok zulüm gören biri, sağlık sorunları devam ediyor. Ayrıca Zeynep Ölbeci, Zeynep Karaman, Selver Yıldırım, Pervin Oduncu, Leyla Güven, Ayşe Gökhan ve Newroz Bozkurt’un selamları önemliydi. ESP’li tutsaklardan Tanya ve Deniz’in, MLKP’li Muhabbet Kurt’un, Zerrin Yılmaz’ın selamları da demokratik siyaseti geliştirme mücadelesinin parçası olarak ele alınmalı. Figen de var onları önemsiyorum. Bize dayanmak yerine güçlü bir şekilde ayakta durmalı, birbirlerine güç ve destek vermeli, güçlü olmalılar. Manifesto ellerindedir. Her türlü katkı sunulur. Gelişkin oldukları anlaşılıyor. Fedakârlıkla yıllarını verdiler ama pratik ve teoride mutlaka gelişme sağlanmalıdır. Bu emeklerinin gereğidir aynı zamanda. Demokratik entegrasyon gerçek bir devrimsel süreçtir. Öylesine bir yaklaşım değildir böyle anlaşılmamalı. O yüzden bu meseleye kafa yormalılar. Ayrıca Hakkarili Süheyla Taş, Liceli Ardıl Çeşme, Laleş Çeliker, Nurcan Aslan cezaevinden tahliye oluyorlar. Doğru karar vermek ve doğru konumda çalışmak önemlidir. Buna göre yaklaşım belirlemek de önemlidir. Hemen her şeyin merkezine kendilerini koymaları iyi değildir. Onlar gibi tüm arkadaşlara göz kulak olmak, ilgilenmek gerekir. Dışarıya yabancı olduklarından öğretici olmak gerekir. Yeni dönem çalışmamız, yerel demokrasi çalışmasıdır. Dolayısıyla yerelde toplumun sorunlarını esas alan, toplumdan öğrenen ve aynı zamanda topluma yön verecek çalışmalar yürütmeleri gerekir. Toplumla bağ kuran, toplumdan beslenen ve yine topluma katkı sunan bir öncülük geliştirmeleri önemlidir. Ben de bu anlamda yanlarındayım. Onların topluma vereceği çok şey olmalıdır. PAJK eğitim devresinden arkadaşlardan mektup aldım. Bir arkadaş şiir yazmıştı bir de şal göndermişdiler. Bayağı hediye gönderenler oldu. Bazıları da küçük de olsa buradan yani bizden hediyeler istiyorlar. Birçok yere hediye göndermeyi düşünüyoruz 4 Nisan’da Amara Kültür Festivali kapsamında Halfeti’de genç kadın voleybol takımı, TJA takımını yenerek madalya almış. Madalyalarını bana göndermişler. Voleybol konusunda en kötü oyuncu benim. Buradaki arkadaşlarla oynuyoruz, ne hileler yapıyorum bir bilseniz. ABDULLAH ÖCALAN SOSYAL BİLİM AKADEMİSİ Mayıs 2026
Türkçe
13
10
41
20.9K
Murulgen
Murulgen@Murulgen75·
@Ebrupcelik Ömrün uzun olsun. Ruşen sana kurban olsun.
Türkçe
0
0
2
87
Ebru Çelik
Ebru Çelik@Ebrupcelik·
CHP'nin rozet töreninde salonda bulunanların en az 200'ü sahte figüran CHP'li ile dolduruldu. Kılıçdaroğlu'nun rozet töreni için 950 TL’ye cast ajanslarından tutulan figüranlar arasında Mısırlı, Özbekistanlı göçmenler, atanmayan öğretmenler, öğrenciler vardı. Arka bahçelerde slogan provası yaptırıldı. 50 kişiye CHP Gençlik Kolları yeleği giydirildi. Not: Haberi yalanlayan herkese alandan fotoğrafımı bırakmak istiyorum. Destekleyen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Ebru Çelik tweet media
Türkçe
822
3K
21.5K
387.5K
Murulgen
Murulgen@Murulgen75·
Apo’nun hakaret ettiği Dr. Said Çürükkaya 2000 yılında Apo’nun ihanetini kabul etmeyerek PKK’den ayrıldı. Uzun yıllar komutanlık yapan Doktor ayrıldıktan sonra IŞİD’le savaşta şehid düştü. Dr’nun kardeşleri Ömer ile Hasan da daha önce şehid düşmüşlerdi. Apo Dr’a kurban olsun
Murulgen tweet media
Türkçe
0
3
23
371
Kenan Çamurcu
Kenan Çamurcu@Kenancamurcu·
Simba oğlum, ikimiz oynarken araya birinin girmesini hiç sevmez. Buna teşebbüs eden olursa caydırıcı hareketleri var.😂
Kenan Çamurcu tweet media
Türkçe
3
0
5
483
Murulgen
Murulgen@Murulgen75·
İşte Apocu hareketin içinden bize ulaşan 25 Mayıs görüşme notları. “Bunlar şebekedir. Tabi KDP’nin etrafında da dolanıyorlar. Evet Selim Avrupa’da. Ama kardeşi Güney’de peşmergelerle mayın temizlerken öldü.”
XaniTV@TvXani

Apo'cu gazeteci Fehim bizim yalan söylediğimizi, suyu bulandırmak istediğimizi yazmış. Öcalan ve Milli istihbarat teşkilatının Pervin Buldan ile Mithat Sanacar'ın eline tutşturarak Qandil'e yolladıkları belgeyi yayınlıyoruz. İnşallah kimlerin suyu bulandırdıklarını ve bulanık suda kimlerim gözlerinin görmez hale geldiğini aklı başında olanlar görür. SÜREÇ PERSPEKTİFLERİ Karasu ve sozdar Avesta’nın yaptığı basın açıklamasını takip ettim. Dışarıdan ilgi gördüğü anlaşılıyor. Umut hakkı bir yana tecridin devam etmesi ve devletin adım atmaması, gerekli yasaları çıkarmaması nedeniyle sürecin tıkandığını söylediler. “Önce silahları bırakılsın”, “ teyit ve tespiti yapılsın” sözüne de kabul etmiyorlar. Bir kere o tespit ve teyit olmayacak. Tespit ve taahhüt olacak. Taahhüt benim işim, tespit de devletin işi olacak. arkadaşlar müzakere esasını bana bırakıyorlar, tabii ki ben yapacağım. Bunu doğru söylüyorlar, Serxwebun yerine çıkan derginin ismini Komünal olarak belirlemişler. Aslında Komünar da olabilirdi. Ama ben bu ismi de beğendim. Yeni dönemde Serxwebun’un rolünü üstlenmiş olmaları anlamlı ve tarihsel bir gelişmedir. Görünen o ki güçlü bir teorik çerçeve kurma çabası içindeler. Ancak yeni dönemin ihtiyacı yalnızca teorik tartışmalar değildir, aynı zamanda yaşamın içinde karşılık bulan, toplumu örgütleyen, pratik yol ve yöntemler geliştiren bir yayın çizgisidir. Bu nedenle özellikle pratik örgütlenme başlıklarına daha fazla ağırlık vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü artık yeni dönem, bizim açımızdan komünalite çıkışının dönemi olacaktır. Büyük filozoflardan Bacon’un hasta yatağında söylediği aktarılır: “Eğer bu hastalığı aşabilirsem, bundan sonra komünaliteye dayanacağım.” Bu söz, bireyciliğin ve parçalanmış yaşamın insanı nasıl çıkmaza sürüklediğini, dayanışmada ve toplumsallıkta anlam kazandığını anlatır. Benzer biçimde Lenin’in de yaşamının son dönemlerinde devletçiliği aşmaya dönük yoğun arayışlar içerisinde olduğu, toplumsal örgütlenmenin daha demokratik ve katılımcı biçimleri üzerine düşündüğü bilinir. Tüm bunlar, insanlığın tarih boyunca yeniden toplumsallığa, ortak yaşama ve komünal değerlere yönelme arayışının örnekleridir. Bugün bizim önümüzde duran görev de tam olarak budur. Demokratik toplumu örmek, toplumsal yaşamı yeniden komünal değerler temelinde inşa etmek ve halkın kendi öz örgütlülüğünü büyütmek önemlidir. Bu nedenle yeni yayın yalnızca bir yayın faaliyeti olarak görülmemelidir. Aynı zamanda yeni dönemin ideolojik, politik ve toplumsal inşasının sesi ve yön verici gücü olmalıdır. Serxwebun, kendi döneminde parti çıkışını esas aldı ve bu konuda tarihsel bir rol oynadı. Bir dönemin bilinç, örgütlenme ve mücadele hattını şekillendiren önemli bir yayın işlevi gördü. Şimdi ise demokratik toplum paradigması temelinde yeni bir toplumsal çıkışı örgütlüyoruz. Dolayısıyla bu yeni yayın da benzer biçimde tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Sadece teorik kalıp yorumlayan değil, yön veren olmalıdır. Aynı zamanda örgütleme bilinci vermelidir. Salt teori üreten değil, pratiğin yollarını da açan bir çizgi geliştirmelidir. Halkın öz örgütlülüğünü, komünleri, meclisleri, kooperatifleri, kadın ve gençlik örgütlenmelerini, kültürel ve ahlaki yeniden inşayı esas alan bir yayın çizgisi, yeni dönemin ruhunu taşıyacaktır. Çünkü demokratik toplum ancak günlük yaşam içinde kurulan örgütlü ilişkilerle büyür ve kalıcı hale gelir. Bu nedenle yayın, teorik derinliği korurken aynı zamanda pratik örgütlenmenin deneyimlerini, yöntemlerini ve çıkış yollarını da güçlü biçimde işlemelidir.Bu vesileyle yeni yayının çalışanlarına bir kez daha başarı dileklerimi iletiyorum. Önlerinde tarihsel önemde bir görev bulunmaktadır. Eğer bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirebilirlerse, yalnızca bir yayın ortaya çıkarmış olmayacaklar; aynı zamanda yeni dönemin demokratik toplum ve komünalite yürüyüşüne güçlü bir bilinç ve mücadele zemini kazandırmış olacaklardır. Süreçle ilgili tartışmalarımız sürüyor. Devlet yetkililerinin tavır ve düşüncelerini anladıktan sonra düşüncelerimi sistemleştirip bir yol haritasına dönüştüreceğim. Şu kadarını söyleyeyim, ileriki zaman için şöyle bir düşüncem var; demokratik siyaset ve özgürlük yasalarının çıkarılması açısından Avrupa’da yasa dışı duruma düşmüş bazılarını ülkeye çağırmayı düşünebiliriz. Böylelikle yasanın kaçınılmaz olarak çıkmasını sağlayabiliriz. Hukuki sorunu olan ve Türkiye’ye girecek olan bir grup olmalı. Biz bu süreci eşgüdümlü yürüteceğiz. Bizimle paralel çalışacak bu grup. Bahçeli gerekirse İmralı adasına giderim demiş. ‘Kardeşime selamlarımı söyleyin’ demiş. Bu konuda hakikatten tarihi bir çıkış yapmıştır. Bu sürecin gerilemesine izin vermeyiz vurgusu yapıyor. Gerçek bir devlet adamlığı, hizmet budur. AKP’nin mesafeli durduğu ve süreci en çok onların zorladığı söyleniyor. Yine Dem Parti, MHP ve AKP taslakları ortaklaşsın. Tek taslak şeklinde bize ve harekete sunulsun ve sonra meclis ve kamuoyunda gündeme gelsin. Uygun görülecek bir yetkilinin AKP CHP MHP DEM ve benzeri partilerle kapalı devre bir görüşme alıp yasal çerçeveyi ilişkin görüş ve önerilerini alabileceği böyle olursa meclis ayağında rahatlatma yaşanacağı tarzında öneriler var. İyi bir fikir olabilir. Benim de süreçle ilgili vereceğim güvenceler de olacak. Bahçeli’nin önerisinden sonra statü konusu da belli düzeyde çözülmüş oluyor. Önerisine katılıyorum. Bunu netleştirirsek her şey resmiyet kazanır zaten. Siyaset koordinatörlüğü ve Güvenlik Koordinatörlüğü meselesini İmamoğlu ve benzeri kesimlere iletmek, görüş ve öneri almak önemli. Şimdi geriye pratik işleri kapsayan normalizasyon çalışmaları kalıyor. O da aslında bana bağlı çalışacak yani bana geçiyor. Buradan aktif katılım göstereceğim. Şimdi teyit ve tespit diyorlar. Ben ona tespit ve taahhüt diyeceğim. Bu kısmı ben netleştireceğim. Bu normalizasyon toplantılarını yaygınlaştırarak devam ettirmemiz gerekir. Pratik sahadaki sorunlar öyle çözülür. Diğeri de mecliste hangi yasa çıkacak boyutudur. O kısım bende. Dört parti yani MHP, Dem, AKP ve CHP birer koordinatör verir. Mecliste bir koordinatörlük kurulur. Onları da tek tek ben ikna ederim. Dağdan kimler inecek süreç nasıl ilerleyecek hepsini bu koordinatörlükte çözeriz. Sıkıntı yaratacak yerlerin düzenlemesini yaparız. Bu mağaralarda vs bahsediyorlar mesela onların hepsini çözeriz. O riskli olan yerleri tartışırız. Büyük şeylerden söz ediyoruz bir iki mağaraya takılı kalınmamalı. Yaptığımız son tartışmalarla umudum biraz daha güçlendi. Doğrusu ben de karamsardım. Ama bugün daha iyiyim. Bu süreci fiilen müzakereci bir kimlikle yürüteceğim bilinmelidir. Cezaevindekiler de Avrupa’dakiler de benim bu noktada koordinatörlük düzeyinde süreci yürüteceğimi bilmeliler. Kim önce adım attı kim geri adım attı tartışmasını noktalıyorum. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan çıktı mevzusuna dönüyor. Bu süreci başarıya ulaştırmazsak herkes özeleştirisini yapar, hesabını da ağır verir. Çıkacak kanunda sürecin temsilcisi sıfatıyla katılım sağlayacağım yönünde belirlemenin olması, ama öncesinde siyasi partilerden dört temsilcinin Koordinatör olarak gelmesi gerektiği, yine muhatap olarak mecliste siyasi koordinatörlüğün oluşturulması gerektiği ve kanun çalışmasıyla eşgüdümlü olarak grupların hazır edileceği, kanunla birlikte Türkiye’ye geleceği yönünde tartışmalar var. Ancak bunlar sadece tartışma düzeyindedir. Bu önemli bir süreç ve görevini yerine getirmeyen sınıfta kalır, emekli olur diyelim. Hep bunu söyledim tekrar söyleyeyim. Benim esasım Kürtsüz Türk Türksüz Kürt olmaz düsturudur. Ziya Gökalp’ın da söylemini bu tarafıyla esas alıyorum. Bazı arkadaşlar, tıkanıklığı aşacak katkıyı sunmak adına Bahçeli ile görüşmek istediklerini söylüyorlar. Hangi resmiyetle bu yapılacak, böyle bir gereklilik de olduğunu düşünmüyorum. Bahçeli zaten kendisi de gelmek istediğini söyledi, kendisiyle ben görüşeceğim. Geniş tartışmayı da ben yürüteceğim. Türk Kürt ilişkileri bağlamında temasları kuracağım. Kendisi de gelir ben de giderim onu şimdi belirtmiyorum. Süreci bu tarafıyla ben yürütüyorum. Hem Bahçeli’ye hem Özer’e selamlarımı gönderiyorum. Koşul varsa Kılıçdaroğlu’nu da selam söylemek isterim Bu arada Faik Bulut ve Mehmet Bayrak da danışmanlık temelinde bu sürece katkı sunabilirler. Kendileriyle tartışmak gerekir. Siyasi partilerle Dem partinin görüşmeleri devam ediyor. CHP kendi iç karışıklığını yaşadığından sürecin içine tam girmekte zorlandığı görülüyor. CHP’nin durumu budur. Onlarla çok net bir tartışma yürütülmelidir. Öcalan çok açık sizin için ilaçtır. Sizin tek ilacınız Öcalan’dır denilmelidir. Antalya, Aydın, Uşak belediyelerinde yaşananlar içler acısı. Onlara destek sunmak istediğimizi bilmeliler. Hatta Bahçeli’nin ortaya koyduğu Barış ve Siyasallaşma koordinatörlüğüne onların öncülük etmeleri söylenmeli. Sezgin Tanrıkulu gibi milletvekilleri var. Bu konuda aktif rol oynayabilirler. Bu bir destek çağrısıdır. Meclis bünyesinde parti temsilcilerinden oluşacak Koordinatörlüğe birebir katılmaları gerekir. Bu anlamıyla CHP’nin mutlaka içinde yer almasını sağlanmalıdır. Bu sürece saygı duyulması öncelikli olandır. Dostana şekilde uyardığımızın ve desteklerimizi sunduğumuzun bilinmesi gerekir. DEM parti, birleşik bir parti mi olacak, her yapı kendi gerçekliğini koruyarak dahili mi esas alacak, yoksa organik bir parti olarak devam mı edecek tarzında birçok tartışma gündemde. Orayla ilgili gerekli düzenlemeler yapılır. Hem mevcut kadro yapısında hem de sistemine dönük tartışma yürütülür. Bir sürü farklı gündem araya girip biraz zaman alsa da bu gerçekleştirecek. Evet bu mesele önemli. Birçok bileşen var. Birçoğunun kafası karışık. Bir tartışma geliştirmek için gerekli adımlar atılmalı. ESP’liler Manifesto’yu okuduklarını, bu tarafıyla eleştirileri olduğunu söylüyorlar. DBP yapısına dönük de kimi eleştirileri var. Yurtsever hareketin kendilerinin yaptığı eleştirilere dair tepkilerini belirtip uzun zamandır ağır bir dil ile yazıp çiziyor, basın üzerinden bunları dile getiriyorlarmış. Kongre ile beraber Dem oluşumunda yer almayacaklarını söylüyorlarmış. O kesimden Figen var, Muhabbet var… Bu insanlar çok değerliler. Belli ki bize saygı duyuyorlar. Söylediklerimizi de önemsiyorlar. Bildiğim kadarıyla Figen bunların belirttiği gibi bir yerde değil. Biz her yere eleştirimizi yapıyoruz, yeri geliyor devlete de eleştirilerimizi yapıyoruz eleştirinin ne demek olduğunu en iyi bilen yapı biziz, böyle eleştiri adı altında kendini sürecin dışına atma bahanedir. Ancak yine de tutmaya çalışmak lazım. Acele etmemeliler. Tartışmak gerekir. Her türlü eleştiriye açığız, tabii ki değerlendirecekler, eleştirecekler bu konuda hiçbir sorun yok. Öbür türlü kendileri daha büyük kaybeder. Koşulu oluşursa gelirler, tartışırız. Ama çok ısrar ederlerse de yalvar yakar davranacak halimiz de yok bunu da bilmeliler. Yeni dönemde DEM Parti için ‘örgütler örgütü’ diyeceğim fakat bu ifade yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Bu partide çok farklı görüşler olacaktır, elbette aykırı düşünceler de çıkacaktır. Bunların hepsi doğaldır. Dem parti çalışmalarıyla ilgili raporların gelmesi de önemlidir, ancak asıl mesele bunların ötesindedir. Önemli olan, yeni bir partiyi nasıl inşa edeceğimizdir. Benim için esas olan yüz yüze görüşmedir. Herkesin sonuna kadar eleştiri hakkı vardır ve bunun kendilerine açık biçimde anlatılması gerekir. Bu yaklaşımın taktiksel olmadığını özellikle bilmeleri önemlidir. Bizim doğal ağırlığımızın hissedildiği bir çalışma olur ancak bu yalnızca ‘bizim’ partimiz olmayacaktır. Bu yapıyı klasik bir parti formundan çıkarıp daha çok bir meclis formuna dönüştürmek gerekebilir. “Parti meclisi” diyebiliriz mesela. Geleneksel anlamda sekreterya, yürütme ve benzeri hiyerarşik yapılara dayalı bir anlayış olmamalıdır. Asında Parti de demek istemiyorum ama resmiyet gerektiriyor bunu. Genel meclis ve dar yürütmeler yerine, yatay örgütlenmeyi esas alan bir model geliştirilmelidir. Temel çalışma alanı yerel olmalıdır. Yerel demokrasi güçlendirilmeli, siyasal çatı ise korunmalıdır. Esas model budur. Bu nedenle herkesin görüşü alınmalıdır. DEM’in programı yeniden düzenlenebilir. Kadro yapısında da kimi değişiklikler yapılabilir. Ben buna ‘demokratik Cumhuriyet’ perspektifi diyorum. Türkiye’de siyasetin mevcut durumu ortadadır. CHP’nin hali dağınık, MHP’nin durumu belli, giderek daha yumuşak bir milliyetçiliğe kayabilir, AKP’yi söylemeye bile gerek yok. İşte tam da bu noktada ortaya çıkan siyasal boşluğu böyle bir hareketle biz dolduracağız. Kurulacak yapı sosyalist ve demokratik bir çizgide olacaktır. Buna toplumcu sosyalizm de denebilir. İsim konusunda hiçbir dayatma yapılmamalıdır; çünkü mesele isim değil, demokratik Cumhuriyet perspektifiyle örgütlenen bir siyasal hattın inşasıdır. Aslında bu bir yerel demokrasi hareketidir. Temel hedefi yerel örgütlenmeyi ve yerel demokrasiyi geliştirmek olmalıdır. Partinin asıl hakikati de burada yatacaktır. Bunun dışındaki yapı daha çok bir çatı örgütlenmesi niteliğinde olacaktır. Elbette merkezî bir yapı korunacaktır, ancak herkes ne kadar güçlü olursa olsun, esas olan yerel demokrasi anlayışıdır. Bu çerçevede program oldukça açıktır. Kendinizi dar tartışmalar içinde tüketmeyin. Beni doğru ve anlaşılır biçimde anlatın. Cezaevlerinden çıkan çok sayıda arkadaş var; bu arkadaşların tamamı yerelde yerel demokrasi çalışmalarına aktif biçimde katılacaktır. Toplumsal örgütlenme ve yerel mücadele zeminini de esas olarak onlar güçlendirecektir. Cezaevinden çıkan Arkadaşlar; Yerel demokrasinin inşasında yer almalı ve bu sürece doğru bir temelde katılmalıdırlar. Bu çalışma, silahları tümüyle gereksiz hâle getirecek bir toplumsal dönüşüm çalışmasıdır. Biz bu ülkeye yeni bir olağanüstü süreç yaşatmayacağız. Yerel demokrasi ve toplumsal inşa gerçekleştikten sonra bunun senato mu olacağı, farklı bir meclis modeli mi geliştireceği ayrıca tartışılabilir. Ancak bugün için yeni bir illegal örgütlenmeye ihtiyaç yoktur. Elbette anayasal boyutlar vardır ve ben bu meselelerin hukuki ayrıntılarına bütünüyle hâkim olduğumu söylemiyorum. Fakat hukuka kökten inanıyor ve bağlı olduğumuzu ifade ediyoruz. Bu nedenle yapılacak her işin temelinde hukuk olmalıdır. Çünkü hâlâ yargılayan yasalar yürürlüktedir ve bunun farkında olmak gerekir. Hukuk, demokrasi ve devlet birbirini besleyen alanlar hâline gelmelidir. Bunu tüm bileşenlere iyi anlatmak ve benimsetmek gerekir. Bu Dem Parti ile ilgilenilmeli, ortak çalışma kültürü yaratılmalıdır. Bizim bir ütopyamız Kürdistan’da bir ulus devleti kurmaktı. Ama o ütopyaydı, şimdi reel siyasetin gereğini yapıyoruz. Dem Parti Türkiye’den ayrı bir dil kullanmamalıdır. Ayrıştırıcı dil yerine, Türkiye’nin bütününe seslenmeli. Türkiye ile bütünleşen bir dil olmalı. Koordinasyonsuzluk değil koordinasyon olmalıdır. Yeniden yapılanma gerçekleşecek. Silahları bıraktık, bırakıyoruz. Ama siyasetsizlik olmaz. Siyaset yapmak durumundayız, taahhütte bağlıyız ama hukuki boyut ve hukuksal zemin şart. Norm dışı güçler çok güçlü ama biz norm devleti ile bu süreci geliştirmek istiyoruz, buna ihtiyacımız var. Amed sporun süper lige çıkması sonrası kutlamalar olmuş. Bu kutlamalarda Amed spor için Kürdistan milli takımı denilmiş. Arkadaşlar bilirler İstanbul’dayken DDKO’ya gitmiştim, bunlar kendilerini Kürtlüğün sahibi görüyorlardı. Diğer taraftan ise diyorlardı ki “ya Rabbi sen bu Kürtlere imkân verme dünyayı yutarlar”. Tabii Kürt sözcüğünün ağıza alınmasından da rahatsızlardı. Ben Kürtlerden bahsedince ilkin bana kuşkuyla baktılar. Kürtçüyüz deyip Kürdün lafını etmiyorlar, öyle bir durum. Mahir Çayan’ın Kürtler ile ilgili değerlendirmelerini dinlemiştim. Ben oradan bu güne geldim. Şimdi aynı akıl beni devletle birlikte ihaneti örgütlemekle suçluyor. Bu alçakların hepsi rantçıdır. Tabi bunlar aşılacak. Ama bu sahtekârlar her şeyi yapmaya müsait olurlar. Umarım bu son ve sağlam adımları başarıyla atarız ve bunların hepsi boşa çıkar. Biz de boş değiliz, kimse merak etmesin, şimdi bizi kimse ihanetle suçlayamaz. Bizim bu çıkışımız birçok şeyin önünü aldı bunu herkes biliyor. İlk zamanlar 6000 kişi vardı listede hepsi alınacaktı. HDK listesiydi. Biz onların hepsini ipten aldık. Önüne geçtik bizim diyalog sürecimiz bunu engelledi. Şimdi Kürtlük adına bizi suçlayacaklar öyle mi? Biz sosyalistiz, öyle boşu boşuna sosyalist olunmaz, ne yaptığımızı biliyoruz. Bir Kürt dili gelişecekse buna elbette biz sahipleneceğiz. Kürdistan’da çalışanların ilk işleri dil ve kültür olacak. Kooperatifler kuracaklar, dil kurumları kuracaklar, bunun üzerine iş yapacaklar ve çalışacaklar. Temel işleri bu olacak. Şimdi dönmüş Kürdistan milli takımı diyorlar. Bunlar ne kadar gereksiz ve zamansız tartışmalar. Kim milli takım kurmuş mesela, Kürt halkının desteklemesi ayrı bir şey Kürdistan milli takımı gibi lanse etmek ayrı bir şey. Şimdi daha temel şeyleri dayatmamız gerekiyor. Gerçeği yansıtmayan şeyleri gündem yapmak doğru değil. Kürt dili kurumları açabilirsin ilkokul anaokulu gibi yerlerde DeFacto eğitimler yapabilirsin. Amed sporu da başarıya getiren bizim emeğimizdir. Toplum ulusal bilinçle destek veriyor. Bunu farklı kullanıp provokatif bir duruma getirmemeliler. Hep söylüyorum arabayı atın önüne sürmeyin. Bizim derdimiz çok başka, yürütülen gündem başka. 50 yıl çatıştık diyorum ama buna rağmen dili özgürleştirdik. İnançsal, kimliksel, cinsiyet temelli özgürlüklerin önünü açacağız. Kendimi bu yüzden alabildiğine katacağım. Herkesin de kendisini alabildiğine katmasını istiyorum. Bazı siteler beni ihanetçi ilan etmiş. Darka Mazi denilen bir yayın organıdır. Kesin olmasa da Çürükkaya onlar da bu oluşuma dahildir. Bunlar daha çok provokatif aparatlar. KDP geçen gün Çürükkaya’ya kravat takarak kendi TV kanalı olan Kürdistan TV’ye de çıkartmış. Şimdi bu digital hesapları da bunlar besliyor, bu içerikleri bunlar hazırlıyor. Bunlar fırsatçıdırlar alçaktırlar, her türlü provokasyonu bunlar yapıyor. Bir dönem otobüs meselesi vardı; Çürükkaya onlar organize ettiler. Onat Kutlar olayı olması gerekir. Şimdi ismi hatırlamıyorum. Patlama olmuştu, hepsi onların işiydi. Şimdi adını koyayım Ebubekir, Botan bunlar hepsi norm dışı güçlerin muhataplarıdır. Böylece onları kullanıyor olabilirler. Okuduğum bir yazının başlığı; Çözüm süreci tıkandı mı? İmralı da neler oluyor? Neleri biliyor neleri bilmiyoruz?’… şeklindedir. Bunlar Kürtçülüğün rantçılarıdır. Rantlarını ellerinden alacağımızı biliyorlar. Evet norm dışı güçler böyle bilgileri bunlar üzerinden yayabilirler ama KDP, Parastin ve MOSSAD tarafından destekleniyor gibiler. Zaten Parastın esas olarak MOSSAD tarafından destekleniyor. Ciddiye alınacak kişilikler değildir. Alçak Selim Aysel’i kurtarmak için örgütü sattı. Etkili olamayacaklarını ben de biliyorum. Bunlar şebekedir. Tabi KDP’nin etrafında da dolanıyorlar. Evet Selim Avrupa’da. Ama kardeşi Güney’de peşmergelerle mayın temizlerken öldü. Elleri her yerdedir. İşleri güçleri karıştırmak, yeter ki para olsun ucunda her şeyi yaparlar. Bizde kalmışlar, bizden de her şeyi öğrenmişler. Yeteneklerini bizden alıyorlar. Şu konuda dikkatli olmak lazım, bizim boşaltacağımız alanlara başka bir örgüt olarak yerleşebilirler. Bunun parası da MOSSAD kaynaklıdır. Etkileri küçük ama boşluk arıyorlar. Öyle bana hakaret etmelerine izin vermem. Bunlar dışında belli kesimlerin özellikle Kürt kimliğini kullanarak Kürtlük davası elden gidiyor mu düzeyinde çelişki yaratan tartışmalarla kimi yurtseverleri etkiliyorlarmış. Bu da çalışma yürüten yapılarımızın eksikliğinden kaynaklanıyor. Bizim perspektifler tam uygulanmadığından boşluklar bırakılıyor. Kürt toplumuna beni düzgün anlatmalısınız. Öbür türlü para devreye giriyor, bilmem ne devreye giriyor. Böyle kandırıyorlar toplumu. Bunların hepsi İngilizlerle de ilişkilidir. Tabii biz de ilişkileniriz, o konuda sorun yok. Ama çoğu MOSSAD bağlantılıdır. Bana da Şam’da otur Kürtçülük yap diyorlardı. Hafız Esat’la da bu yüzden geriliyorduk. Ancak benim söylemim de çok netti: Kürtçülüğe evet ama sahte milliyetçiliğe hayır diyordum. Yani o zamanda bu yaklaşımlara karşıydım ve bir tutumum vardı. On yıl emek verdiğimiz arkadaşlar var. Sorun çözmek için çalışmaları gerekirken kendileri bazı sorunlara yol açıyorlar. 30 yıllıklar ve daha önce görev yürütmüşler olarak ayrım yapılmamalıdırlar. Bütünlüklü yaklaşılmalıdır. Yazıyoruz ama anlaşılıyor mu bilmem. Kendileri de şahit oldu. Burada 50 yıl savaştığımız devlet ile çalışarak bir diyalog geliştiriyoruz iş yapıyoruz. Aşırı merkezileşiyorlar ve bazı sorunlara yol açacak ayrıştırıcı bir dil kullanıyorlar. Basında görüyorum. Bunu böyle yapmamalılar. Mütevazi bir katılım içindeyiz hepimiz. Cezaevinde Rukiye Fidan arkadaşın ailesinden kayıplar yaşanmıştı. Güçlü biri, toparlanmış olması gerekiyor. Ondan oldukça umutluyuz. Fatma Tokmak hasta olan, çok zulüm gören biri, sağlık sorunları devam ediyor. Ayrıca Zeynep Ölbeci, Zeynep Karaman, Selver Yıldırım, Pervin Oduncu, Leyla Güven, Ayşe Gökhan ve Newroz Bozkurt’un selamları önemliydi. ESP’li tutsaklardan Tanya ve Deniz’in, MLKP’li Muhabbet Kurt’un, Zerrin Yılmaz’ın selamları da demokratik siyaseti geliştirme mücadelesinin parçası olarak ele alınmalı. Figen de var onları önemsiyorum. Bize dayanmak yerine güçlü bir şekilde ayakta durmalı, birbirlerine güç ve destek vermeli, güçlü olmalılar. Manifesto ellerindedir. Her türlü katkı sunulur. Gelişkin oldukları anlaşılıyor. Fedakârlıkla yıllarını verdiler ama pratik ve teoride mutlaka gelişme sağlanmalıdır. Bu emeklerinin gereğidir aynı zamanda. Demokratik entegrasyon gerçek bir devrimsel süreçtir. Öylesine bir yaklaşım değildir böyle anlaşılmamalı. O yüzden bu meseleye kafa yormalılar. Ayrıca Hakkarili Süheyla Taş, Liceli Ardıl Çeşme, Laleş Çeliker, Nurcan Aslan cezaevinden tahliye oluyorlar. Doğru karar vermek ve doğru konumda çalışmak önemlidir. Buna göre yaklaşım belirlemek de önemlidir. Hemen her şeyin merkezine kendilerini koymaları iyi değildir. Onlar gibi tüm arkadaşlara göz kulak olmak, ilgilenmek gerekir. Dışarıya yabancı olduklarından öğretici olmak gerekir. Yeni dönem çalışmamız, yerel demokrasi çalışmasıdır. Dolayısıyla yerelde toplumun sorunlarını esas alan, toplumdan öğrenen ve aynı zamanda topluma yön verecek çalışmalar yürütmeleri gerekir. Toplumla bağ kuran, toplumdan beslenen ve yine topluma katkı sunan bir öncülük geliştirmeleri önemlidir. Ben de bu anlamda yanlarındayım. Onların topluma vereceği çok şey olmalıdır. PAJK eğitim devresinden arkadaşlardan mektup aldım. Bir arkadaş şiir yazmıştı bir de şal göndermişdiler. Bayağı hediye gönderenler oldu. Bazıları da küçük de olsa buradan yani bizden hediyeler istiyorlar. Birçok yere hediye göndermeyi düşünüyoruz 4 Nisan’da Amara Kültür Festivali kapsamında Halfeti’de genç kadın voleybol takımı, TJA takımını yenerek madalya almış. Madalyalarını bana göndermişler. Voleybol konusunda en kötü oyuncu benim. Buradaki arkadaşlarla oynuyoruz, ne hileler yapıyorum bir bilseniz. ABDULLAH ÖCALAN SOSYAL BİLİM AKADEMİSİ Mayıs 2026

Türkçe
6
8
33
3.6K
Murulgen
Murulgen@Murulgen75·
“Ankara, PKK’yı tamamen tasfiye etmek yerine onu yeni bölgesel düzenin bir parçası hâline getirebilir”
The National Context@NatlContext

As the PKK Makes Peace with Turkey, It Is Quietly Building Up Along Iran's Border Despite the ongoing peace process with Turkey, under which it is expected to disarm and withdraw from its bases along Iraq's border with Turkey, the PKK and its affiliates are quietly expanding their presence along the Iranian frontier, particularly in Iraq's Suleimani province. Rather than disappearing, the movement appears to be concentrating its infrastructure further south, becoming the dominant armed actor along much of the Kurdistan Region's border with Iran. The latest indication comes from reports that the PKK is quietly digging new tunnels in the Halabja area, a border district directly adjacent to Iran's Kurdish area of Paveh, which has recently seen armed activity against the IRGC. If confirmed, this marks the latest stage of a southward expansion that has unfolded over more than a decade. That expansion has followed a clear geographical pattern. From its long-established stronghold in the Qandil Mountains, the PKK extended its infrastructure south into the Qaladze area, then into the Asos Mountains and Mawat district, now a major hub for PJAK, the PKK's Iranian affiliate, and arguably its second most important base after Qandil. From there, the organisation expanded towards Penjwen, another strategic border district with Iran. Its presence has also been reported as far south as Said Sadiq, and now, according to recent reports, it is constructing tunnel networks around Halabja. Although there are gaps between many of these positions, they are connected by a continuous mountainous chain stretching from Qandil southwards along the Iranian border. This terrain provides the PKK with a natural corridor, allowing relatively unrestricted movement despite the absence of permanent infrastructure across every section. The shift is notable because the PKK's expansion into the Suleimani area is relatively recent. When the organisation launched its insurgency against Turkey in the 1980s, its Iraqi bases were concentrated along the Turkish border, reflecting their role as staging grounds for operations inside Turkey. The movement established itself in the Haftanin area near Zakho, expanded eastwards into Amedi, then Khwakurk in Erbil province, before building permanent positions in the Gara Mountains and Qandil during the 1990s. Almost all of these areas lay within KDP-controlled territory. Turkey's increasingly aggressive military strategy gradually altered that geography. Rather than conducting temporary cross-border operations, Ankara began establishing permanent military positions inside northern Iraq, steadily pushing the PKK further south. The decisive turning point, however, appears to have come after the 2011 ceasefire between Iran and PJAK. While limited expansion had already begun, the PKK's most significant southward movement accelerated from 2012 onwards. That period also coincided with a major political transition inside the PUK. Following Jalal Talabani's stroke and prolonged absence from politics, Lahur Sheikh Jangi gradually assumed control over much of the party's security apparatus. It was during this period that PUK-PKK relations evolved into what increasingly resembled a strategic partnership, creating a far more permissive environment for the PKK's expansion throughout PUK-controlled territory. The locations identified above almost certainly represent a conservative estimate. Reports have periodically placed PKK elements further south around Kalar and as far west as Chamchamal. The systematic construction of tunnels and defensive infrastructure specifically along the Iranian frontier, however, is especially significant. As the organisation moves towards peace with Turkey, its strategic orientation is changing. Rather than remaining a Turkey-facing insurgency, it increasingly resembles an Iran-facing one. Under the reported terms of the peace process, the PKK is expected to vacate all positions along the Turkish border. Many of those areas, including Haftanin, Amedi and much of Khwakurk, are already effectively under Turkish military control. Only a handful of major positions, such as the Gara Mountains and parts of Khwakurk, remain and are widely expected to be evacuated as the process advances. If that occurs, the PKK's military geography will have been fundamentally transformed. Its presence along the Turkish border would effectively disappear, while almost all of its remaining infrastructure would be concentrated along the Iranian frontier. Equally striking is Turkey's apparent silence regarding this southern expansion. Turkish reporting on the peace process has consistently focused on evacuating positions along the Turkish border, with no indication that Ankara is demanding the PKK withdraw from areas such as Asos, Mawat, Penjwen or Halabja. This may suggest that Turkey's primary objective is not the complete removal of the PKK from Iraq, but securing its own border by replacing the PKK with permanent Turkish military control across the frontier zone. Another notable development is the rapid improvement in relations between Turkey and the PUK, despite the latter's continued close ties with the PKK. Turkey's intelligence chief recently travelled to Suleimani to meet Bafel Talabani and Qubad Talabani, and the following day Qubad met Turkish Foreign Minister Hakan Fidan in Ankara. Reports now suggest that Bafel Talabani could even meet President Recep Tayyip Erdoğan as the peace process advances. These contacts are unlikely to be occurring without the PKK's knowledge. While the PUK and the PKK remain distinct organisations with different priorities, their interests continue to overlap. The recent diplomatic engagement appears more consistent with coordination, or at least mutual understanding, than with any breakdown in relations. An equally important trend concerns Iran. Traditionally, both the PUK and the PKK have been regarded as relatively close to Tehran. Yet both have recently adopted noticeably more confrontational positions. PJAK has resumed violent clashes with the IRGC, while PUK leader Bafel Talabani has issued arguably his strongest criticism of Iran to date, directly accusing Tehran of aggression following recent Iranian strikes inside the Kurdistan Region. Whether this represents a temporary tactical adjustment or the beginning of a broader strategic realignment remains unclear. The PUK and the PKK are, however, likely to remain broadly aligned in their approach to Iran. Although they are separate organisations with distinct interests, they influence one another and have increasingly coordinated their policies over the past decade. Their calculations should therefore be analysed separately from those of the KDP, which operates under a different set of strategic incentives. There is little evidence that either the PUK or the PKK is positioning itself as part of a broader effort to overthrow the Iranian regime. Their posture instead resembles Turkey's: they would likely welcome a weaker Iran, but not one whose weakening comes through becoming an instrument of Israel or a wider externally driven regime-change project. That distinguishes them, at least for now, from the more speculative claims that periodically surround Kurdish actors during periods of regional crisis. Ironically, despite the KDP's historically deeper ties with Israel, it too has been cautious about any direct confrontation with Iran. Rather than openly aligning with Israeli objectives, it has generally sought to avoid being drawn into the conflict. The differences between the Kurdish parties lie less in whether they favour confrontation and more in how they manage their relationships with the competing regional powers. Beyond the implications for Iran, the peace process could fundamentally reshape the PKK's long-term strategic position. Even if the organisation ultimately disarms inside Turkey and transforms into a legal political movement, it would not necessarily cease to be a regional actor. By relocating much of its remaining infrastructure to the Iranian frontier, the PKK would retain strategic depth outside Turkey while simultaneously becoming a legitimate participant in Turkish politics. If the peace process succeeds, the PKK would no longer be simply an insurgent organisation or merely a parliamentary movement. It could evolve into a hybrid actor: a stakeholder in Turkey's emerging political order while preserving extensive regional networks beyond its borders. That would allow the movement to avoid surrendering all of its strategic leverage and becoming entirely dependent on Ankara's goodwill. This could also benefit Turkey. If Ankara integrates the PKK into a stable political framework while tolerating its continued regional presence, it could transform a long-standing security threat into an actor whose interests become tied to regional stability. Rather than eliminating the PKK outright, Turkey would be incorporating it into a new strategic architecture, one in which the organisation gains legitimacy inside Turkey while Ankara gains indirect influence through a network of Kurdish actors whose interests become intertwined with its own. If this interpretation proves correct, the peace process would represent far more than the end of an insurgency. It would mark a strategic reorganisation of Kurdish politics across the region, with the PKK shifting from a border-based guerrilla movement focused on Turkey into a transnational political actor whose centre of gravity lies along Iraq's border with Iran while simultaneously becoming embedded within Turkey's own political system. More: thenationalcontext.com/pkk-is-quietly…

Türkçe
2
3
18
726
Vivid.🇮🇱
Vivid.🇮🇱@VividProwess·
All eliminated by Israel.
Vivid.🇮🇱 tweet media
English
150
495
4.2K
22.1K
Murulgen retweetledi
yektan turkyilmaz
yektan turkyilmaz@yektantyilmaz·
Malum süreç ile hedeflenenin barış, çözüm veya PKK'nin silahsızlandırlması değil, networkün içeride ve dışarıda TR rejimi çizgisine getiirilmesi olduğunu iki yıldır söylüyorum. Şimdiden PKK silahlı gücünün Ankara jeopolitikasına göre yeniden konumlandırılmasına başlanmış bile.👇
The National Context@NatlContext

As the PKK Makes Peace with Turkey, It Is Quietly Building Up Along Iran's Border Despite the ongoing peace process with Turkey, under which it is expected to disarm and withdraw from its bases along Iraq's border with Turkey, the PKK and its affiliates are quietly expanding their presence along the Iranian frontier, particularly in Iraq's Suleimani province. Rather than disappearing, the movement appears to be concentrating its infrastructure further south, becoming the dominant armed actor along much of the Kurdistan Region's border with Iran. The latest indication comes from reports that the PKK is quietly digging new tunnels in the Halabja area, a border district directly adjacent to Iran's Kurdish area of Paveh, which has recently seen armed activity against the IRGC. If confirmed, this marks the latest stage of a southward expansion that has unfolded over more than a decade. That expansion has followed a clear geographical pattern. From its long-established stronghold in the Qandil Mountains, the PKK extended its infrastructure south into the Qaladze area, then into the Asos Mountains and Mawat district, now a major hub for PJAK, the PKK's Iranian affiliate, and arguably its second most important base after Qandil. From there, the organisation expanded towards Penjwen, another strategic border district with Iran. Its presence has also been reported as far south as Said Sadiq, and now, according to recent reports, it is constructing tunnel networks around Halabja. Although there are gaps between many of these positions, they are connected by a continuous mountainous chain stretching from Qandil southwards along the Iranian border. This terrain provides the PKK with a natural corridor, allowing relatively unrestricted movement despite the absence of permanent infrastructure across every section. The shift is notable because the PKK's expansion into the Suleimani area is relatively recent. When the organisation launched its insurgency against Turkey in the 1980s, its Iraqi bases were concentrated along the Turkish border, reflecting their role as staging grounds for operations inside Turkey. The movement established itself in the Haftanin area near Zakho, expanded eastwards into Amedi, then Khwakurk in Erbil province, before building permanent positions in the Gara Mountains and Qandil during the 1990s. Almost all of these areas lay within KDP-controlled territory. Turkey's increasingly aggressive military strategy gradually altered that geography. Rather than conducting temporary cross-border operations, Ankara began establishing permanent military positions inside northern Iraq, steadily pushing the PKK further south. The decisive turning point, however, appears to have come after the 2011 ceasefire between Iran and PJAK. While limited expansion had already begun, the PKK's most significant southward movement accelerated from 2012 onwards. That period also coincided with a major political transition inside the PUK. Following Jalal Talabani's stroke and prolonged absence from politics, Lahur Sheikh Jangi gradually assumed control over much of the party's security apparatus. It was during this period that PUK-PKK relations evolved into what increasingly resembled a strategic partnership, creating a far more permissive environment for the PKK's expansion throughout PUK-controlled territory. The locations identified above almost certainly represent a conservative estimate. Reports have periodically placed PKK elements further south around Kalar and as far west as Chamchamal. The systematic construction of tunnels and defensive infrastructure specifically along the Iranian frontier, however, is especially significant. As the organisation moves towards peace with Turkey, its strategic orientation is changing. Rather than remaining a Turkey-facing insurgency, it increasingly resembles an Iran-facing one. Under the reported terms of the peace process, the PKK is expected to vacate all positions along the Turkish border. Many of those areas, including Haftanin, Amedi and much of Khwakurk, are already effectively under Turkish military control. Only a handful of major positions, such as the Gara Mountains and parts of Khwakurk, remain and are widely expected to be evacuated as the process advances. If that occurs, the PKK's military geography will have been fundamentally transformed. Its presence along the Turkish border would effectively disappear, while almost all of its remaining infrastructure would be concentrated along the Iranian frontier. Equally striking is Turkey's apparent silence regarding this southern expansion. Turkish reporting on the peace process has consistently focused on evacuating positions along the Turkish border, with no indication that Ankara is demanding the PKK withdraw from areas such as Asos, Mawat, Penjwen or Halabja. This may suggest that Turkey's primary objective is not the complete removal of the PKK from Iraq, but securing its own border by replacing the PKK with permanent Turkish military control across the frontier zone. Another notable development is the rapid improvement in relations between Turkey and the PUK, despite the latter's continued close ties with the PKK. Turkey's intelligence chief recently travelled to Suleimani to meet Bafel Talabani and Qubad Talabani, and the following day Qubad met Turkish Foreign Minister Hakan Fidan in Ankara. Reports now suggest that Bafel Talabani could even meet President Recep Tayyip Erdoğan as the peace process advances. These contacts are unlikely to be occurring without the PKK's knowledge. While the PUK and the PKK remain distinct organisations with different priorities, their interests continue to overlap. The recent diplomatic engagement appears more consistent with coordination, or at least mutual understanding, than with any breakdown in relations. An equally important trend concerns Iran. Traditionally, both the PUK and the PKK have been regarded as relatively close to Tehran. Yet both have recently adopted noticeably more confrontational positions. PJAK has resumed violent clashes with the IRGC, while PUK leader Bafel Talabani has issued arguably his strongest criticism of Iran to date, directly accusing Tehran of aggression following recent Iranian strikes inside the Kurdistan Region. Whether this represents a temporary tactical adjustment or the beginning of a broader strategic realignment remains unclear. The PUK and the PKK are, however, likely to remain broadly aligned in their approach to Iran. Although they are separate organisations with distinct interests, they influence one another and have increasingly coordinated their policies over the past decade. Their calculations should therefore be analysed separately from those of the KDP, which operates under a different set of strategic incentives. There is little evidence that either the PUK or the PKK is positioning itself as part of a broader effort to overthrow the Iranian regime. Their posture instead resembles Turkey's: they would likely welcome a weaker Iran, but not one whose weakening comes through becoming an instrument of Israel or a wider externally driven regime-change project. That distinguishes them, at least for now, from the more speculative claims that periodically surround Kurdish actors during periods of regional crisis. Ironically, despite the KDP's historically deeper ties with Israel, it too has been cautious about any direct confrontation with Iran. Rather than openly aligning with Israeli objectives, it has generally sought to avoid being drawn into the conflict. The differences between the Kurdish parties lie less in whether they favour confrontation and more in how they manage their relationships with the competing regional powers. Beyond the implications for Iran, the peace process could fundamentally reshape the PKK's long-term strategic position. Even if the organisation ultimately disarms inside Turkey and transforms into a legal political movement, it would not necessarily cease to be a regional actor. By relocating much of its remaining infrastructure to the Iranian frontier, the PKK would retain strategic depth outside Turkey while simultaneously becoming a legitimate participant in Turkish politics. If the peace process succeeds, the PKK would no longer be simply an insurgent organisation or merely a parliamentary movement. It could evolve into a hybrid actor: a stakeholder in Turkey's emerging political order while preserving extensive regional networks beyond its borders. That would allow the movement to avoid surrendering all of its strategic leverage and becoming entirely dependent on Ankara's goodwill. This could also benefit Turkey. If Ankara integrates the PKK into a stable political framework while tolerating its continued regional presence, it could transform a long-standing security threat into an actor whose interests become tied to regional stability. Rather than eliminating the PKK outright, Turkey would be incorporating it into a new strategic architecture, one in which the organisation gains legitimacy inside Turkey while Ankara gains indirect influence through a network of Kurdish actors whose interests become intertwined with its own. If this interpretation proves correct, the peace process would represent far more than the end of an insurgency. It would mark a strategic reorganisation of Kurdish politics across the region, with the PKK shifting from a border-based guerrilla movement focused on Turkey into a transnational political actor whose centre of gravity lies along Iraq's border with Iran while simultaneously becoming embedded within Turkey's own political system. More: thenationalcontext.com/pkk-is-quietly…

Türkçe
4
21
89
16K
erol taşkın yaman
erol taşkın yaman@arjenerol·
@Murulgen75 hangi kazanımların önü neyle tıkanmış.bişeyler tıkanmışsa barsaklarını temizleyecek fırsatı bulmuşken tıpa gibi tıkılan sizsiniz tuğçe xanım
Türkçe
1
0
0
23
Murulgen retweetledi
Mustafa Yıldız
Mustafa Yıldız@mustu_yldz·
Kürt medyasına yeni bir soluk: @DILDAR_TV Sorgulayan, araştıran, eleştirel bakan genç bir perspektifle; uzman değerlendirmelerini Kürdistan halkıyla buluşturuyoruz. 28 Temmuz Çarşamba ilk yayınımızla karşınızda olacağız. İçeriklerden haberdar olmak için YouTube ve diğer sosyal medya hesaplarımızda bize katılın. youtu.be/8SHzOViZQeY?si… @YouTube
YouTube video
YouTube
Türkçe
10
22
56
9.2K
nazê lê bi şev ranazê
nazê lê bi şev ranazê@oynazenazenaze·
Hiç biri de dönmez. Hepsinin orda işi iş. Bir taraftan vekil maaşı bir taraftan orada kürt kimliği istismarı üzerine kurdukları düzen sahip oldukları olanaklar. Kovsalar yine gelmezler buraya.
Süreç@baris_sureci

25 ve 26. Dönem HDP Milletvekili @FerhatEncu_: 📌1 hafta önce sürgündeki Kürt siyasetçilerinin dönüşü ile ilgili bir toplantı düzenledik. 📌Sürgünden dönüş için bir liste hazırlığı oldu. 📌Bu listenin hazırlanmasını Öcalan bizzat kendisi istedi.

Türkçe
3
1
17
1.3K
gulê
gulê@rigorist__·
@Murulgen75 Bir de o vardı . Onun varlığını unutmuştum .
Türkçe
1
0
0
31
gulê
gulê@rigorist__·
😁😁 onlar gelmiyor dönüşmek isteyen müritler zaten kendi ayağıyla gidiyor.
Ömer Özmen@Cotyar_49

@AbdullahMervani Gelsinler de bakalım, beni masıl dönuştürecekler.!

Türkçe
2
0
13
658
gulê
gulê@rigorist__·
@Murulgen75 Dilek kim 🤔hiçbir şey anlamadım
Türkçe
1
0
1
57
Xwezal.
Xwezal.@Xwezalxy·
@Murulgen75 Dedim ya feminazi atölyesindeki ilk ain qurbanlarını iyi seçmezlerse orayı başlarına yıkarız Alllahuwekil !
Türkçe
1
0
1
50
Xwezal.
Xwezal.@Xwezalxy·
Feminazi atölyesinin eş başkanı kim olacak merkezi sistem nereden yönetilecek ? 🤔
Xwezal.@Xwezalxy

@NavendTJA Demokratik Toplumun Inşasında ‘özgür kadın , köle erkek’ Erkeği Donüştürme Atolyesi Erkeklik İptal Servisi ‘erkeklik öldü buraya kadarmış’ 🤣

Türkçe
3
1
10
428
Koray Pehlivanoğlu
Koray Pehlivanoğlu@KPehlivano85093·
İki Başlı, Dört Gözlü Bir Koyun Doğmuş Doğada buna benzer pek çok doğumsal anomali görülüyor. Buradan çıkarılabilecek birkaç sonuç var: 1 - Kusursuz tasarım iddiası çöker: Eğer her canlı, her organı ve her doğumuyla görünmez ve kusursuz bir varlık tarafından doğrudan tasarlanıyorsa; iki başlı, dört gözlü, organsız veya ağır sakatlıklarla doğan canlıları nasıl açıklayacağız? “Kusursuz tasarım” diyorsanız, ortaya çıkan kusurları da tasarımın sahibine yazmanız gerekir. Güzel olanı Tanrı’ya, bozuk olanı doğaya yüklemek açık bir çifte standarttır. 2 - “Bu bir sınavdır” açıklaması burada işlemez. Hayvanın hangi inancı, ahlakı veya iradesi sınanıyor? Birkaç saat yaşayacak acılı bir yavrunun neyi imtihan ediliyor? “İnsanlar sınanıyor” denirse bu kez hayvanın acısı, başkasına ders vermek için kullanılan bir araca dönüşür. Her şeye gücü yeten ve merhametli olduğu söylenen bir varlığın insanı sınamak için masum bir hayvana acı çektirmesi de kabul edilemez. Ayrıca pek çok durumdan insanın haberi bile olmuyor 3 - Doğal süreçler kusursuz üretim yapmaz. Evrim ve embriyonik gelişim, bilinçli bir mühendislik hattı değildir. Hücreler bölünür, genler kopyalanır, dokular biçimlenir; bazen süreç başarıyla tamamlanır, bazen hata oluşur. Doğa “en mükemmeli” değil, çoğu zaman yalnızca yaşamaya ve üremeye yetecek olanı üretir. 4 - Anomaliler, doğanın çalışma biçimiyle uyumludur. Mutasyonlar, eksik bölünmeler, yapışık ikizlikler ve organ gelişim bozuklukları biyolojik mekanizmalarla açıklanabilir. Bu açıklamalar gözlenebilir, araştırılabilir ve benzer vakalarda sınanabilir. “Tanrı öyle istedi” ise mekanizmayı açıklamaz; yalnızca bilinmeyenin üzerine bir irade etiketi yapıştırır. 5 - Asıl soru şudur: Doğadaki düzeni Tanrı’nın kanıtı sayıyorsanız, düzensizliği neden kanıt dışında bırakıyorsunuz? Sağlıklı doğan kuzuyu “mükemmel yaratılış”, anomalili doğanı “doğanın hatası” diye açıklayamazsınız. Ya doğadaki bütün sonuçlar tasarımdır ve kusurlar da tasarımcıya aittir; ya da canlılık, hata yapabilen doğal süreçlerin ürünüdür. Sadece güzel sonuçları Tanrı’ya yazıp kötü sonuçları görmezden gelmek açıklama değildir. haber7.com/hatay/3600456-…
Türkçe
7
1
25
1.4K