Sabitlenmiş Tweet
Hande Okçuoğlu
4.7K posts

Hande Okçuoğlu
@OkcuogluHande
Psikolog, MSc, [email protected]
istanbul Katılım Ağustos 2011
1.1K Takip Edilen43.6K Takipçiler

Açık iletişim kavramında genellikle bir yanılgıya düşülüyor. İçindekileri söylemek demek hemen karşındakinin değişmesi demek değil. ‘E ben söyledim, anlattım, değişmiyor?’ Konuşarak ilgi vermeyen insanı daha çok ilgi verir hale getiremem. Konuşarak beni sevmesini sağlayamam… Kendimi anlatarak bir insanı sadık bir insan galine getiremem…
Açık iletişim kendimi ifade etmek için bir yoldur; içerideki duygunun ve düşüncenin aktarılmasıdır, bazen gerçekliği karşı tarafla teyit etmektir. Evet bir değişim olacaksa bunun konuşmadan olması çok zordur ama açık iletişimden dünyaları beklemek hayal kırıklığı getirir. Bunu kendim ve ilişki için yaparım; ifadesizlik çopu zaman insanı yer bitirir. Açıkça konuşunca bunun bir karşılığı olacak mı olmayacak mı onu görebilirim.
Türkçe

Birden fazla insanın olduğu yerdeki gerçeklik sayısı da birden fazla olur. Herkes kendi gözünden kendi zemininden yaşar gerçekliği. Bazen işler ters gider, gerçeklikler birbirini tutmaz, ters düşülür. Sen kendini anlatırsın o kendini. Hala anlaşılamadı mı? Olabilir, mümkündür. Bazen de sevginin ve bağın getirdiği güvenle maruz görülebilir, alttan alınabilir, kapsanabilir.
Günümüz popüler psikolojisinde ‘önce ben önce benim sınırlarım’ pompalanıp duruyor. Evet sınırları korumak ilişkilerin akıbeti için de çok çok önemlidir; fakat bazen de, hele ki ortada bütünlüğü bozacak zarar verici bir durum yok ise, ‘tamam o da öyle’ demeyi de hatırlamalı.
Türkçe

Yıllar yıllar önce Hanna Nita Scherler’den öğrenmiştim ve hala daha en sevmediğim sorudur: ‘Peki bu sana nasıl hissettirdi?’
Kimse kimseye bir şey hissettiremez. Bir şey olur ve neticesindeki his bana aittir; biri gelip bana ‘seni şimdi üzgün hissetireceğim’ demez. O hissin de o hisle ne yapacağımın sorumluluğu da bana aittir. O soru olsa olsa şöyle olur: ‘Peki sen nasıl hissettin?’
Türkçe

İnsanın sinir sisteminin uyaran işleyebilme kapasitesiyle günümüz dünyasının uyaranları paralel bir şekilde artmamakta. Duygu, düşünce ve davranış hizalanmasında regülasyona ve bunun için de sinir sisteminin don/savaş/kaç halinden çıkmaya ihtiyacı vardır.
İnsanın var olan uyaranları sentezleyebilmesi için boşluklara ihtiyacı olur. Yalnız kalabilme kapasitesi burada çok anlamlıdır. Hem gerekli içe dönüş alanı sunar hem de ‘birliktelik’ kadar ‘ayrışma’yı da yaşatabilmek ruh sağlığı açısından önemlidir.
Şimdi düşünüyorum da, sosyal medya her an el altında. Boşluk mu oldu fotoğraf kaydırayım, yalnız mı hissettim hemen bir chat’ten birine laf atayım. Muhtemelen bu temaslar çoğu zaman doygun da olmayan temaslar olur. ‘Orada biri var’ hissi uyandırır, boşluk doldurur. Gündelik hayatta yüzyüze çok da görüşülmeyen veya bir şekilde birebir derin sohbetler edilmeyen birileri hep el altındadır. Belki o an için iyi gelir ya da yatıştırıcı gibi hissedilir; fakat aynı zamanda sinir sistemine binen yük arttıkça artar.
Yapay zekayla birlikte bu boşlukların eskisinden de hızlı şekilde dolduğunu gözlemliyorum. Üstelik o hiç sıkılmıyor! Aynı soruyu defalarca sorabiliyor insan, aklına takılan en ufak şeyde bile ona başvurulabiliyor. Yani her yanda ulaşılacak bir mecra/biri var artık. Dışarıya ulaşma hızı arttıkça dışarı ulaşma ihtiyacı da artıyormuş gibi algılanıyor. Zihin belki daha çok uyaranın peşine düşerken sinir sistemi belki de ‘lütfen yeter biraz dur’ demekte. Bunu kişi duyamadığında ise regüle olmakta zorlanan yapımız sinyaller göndermeye başlar; kronik yorgunluk, türlü hastalıklar ve ağrılarla…
İnsanın yalnız kalabilme ve gelen duyguyu sentezleyebilmek için onunla kalabilme kapasitesi oldukça ama oldukça azalmakta. Zen’den öğrendiğimiz ‘fertile void’, yani yaratıma alan sunan o anlamlı boşluklar nereye gidiyor? Düşünüyorum ve sorguluyorum; buraya da birlikte düşünebilmek için paylaşıyorum. Ayrışabilmek, yalnız kalabilmek, zor olan duyguların içinden geçebilmek ruh sağlığında önemli belirleyicilerdir. Şimdi bu değişen düzenle neler olacak?
Türkçe

‘Yaşam, insanlar öyle her istediklerini elde edemedi diye değil, arzuları kendilerine hasar vermeye başladığında, istedikleri şey katlanılmaz kayıplara gebe olduğunda trajik bir hal alır.’
Adam Philips
Kaçırdıklarımız
—
Ve yetişkin olunduğunda, sevgiyi kaybetme ihtimaline rağmen arzu ettiğinin peşine düşebilmek.. Yetişkin olmaktaki zorlukların bu trajediyle yakından ilgisi var.
Türkçe
Hande Okçuoğlu retweetledi
Hande Okçuoğlu retweetledi

Hepi topu ne var ki; her insan biraz düşünülmek, sevilmek, biraz anlaşılmak istiyor. Bunlar olmadığında dargınlıklar oluyor. Hepsi insani.. Büyümek, bütün bunları arzu ederken o kişinin de bunlara ihtiyaç duyabileceğini ve herkesin kendi dünyasında birçok şey yaşadığını da gözetebilmekten geçiyor.
Türkçe
Hande Okçuoğlu retweetledi

Travma Sonrası Büyüme diye bir şey varsa onu en güzel Erdoğan (Özmen) Hoca’yı alıntılayarak tarif edebiliriz ancak: “İnsanın en çaresiz, en muhtaç, en güçsüz, en zavallı, en yalnız hissettiği zamanda, tam da böyle hissettiği için belki de, en iyi, en cömert, en merhametli haliyle karşılaşması (…)”
Türkçe

Sevgili @nergize_ , yarın akşam 20.00’de kadınların kendi hayatlarının öznesi olamaması, kurban giden kızkardeşlerimiz, toplumsal travmalar ve erkek egemen kültürün etkileri üzerine konuşacak.
Kadının nesneleştirilmesi de kadın cinayetleri de politiktir. Bu konuda daha çok konuşmak ve daha çok dinlemek gerek.
Normal Değil!@NormalDeil29913
Aramızdan ayrılan ve aramızda olup tetiklenen tüm kadınlar için 🤍 Normal Değil! yayın dizisinin mart yayınında konuğumuz Travma Çalışmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Klinik Psikolog Nergiz Özdemir Eke. @nergize_ Sorularınızla, katkılarınızla yarın canlı yayında görüşelim.
Türkçe


