
Ordu
474 posts





Hz. Ayşe'nin evlilik yaşı hadisi meselesinde birçok kişi tarihsel gerçeklerden bahsediyor @enis_doko gibi. Tarihsel gerçeklerin herkes farkında nenelerimizin erken yaşlarda evlendiğini herkes biliyor. Buradaki asıl mesele şu: Ehli sünnetin hak ilan ettiği 4 mezhebin dördüne göre de, babası onay verir, “çocuğum bu ilişkiden zarar görmez” derse; henüz adet bile görmeyecek kadar küçük çocukla bile ilişkiye girilir. Herkes evlilik noktasına odaklanıp ilişkiye girme mevzusunu atlıyor veya atlamak istiyor. Ortada biyolojik bir gerçeklik var. Henüz adet görmemiş küçük çocukla ilişkiye girmek onun sağlığını hatta canını bile tehlikeye atar. Bu durum 1000 yıl önce de böyleydi 2000 yıl önce de böyleydi. Nitekim günümüze ulaşan birtakım Osmanlı dönemi mahkeme kayıtları da bize gösteriyor ki maalesef bu konuda birçok üzücü olay yaşanmış. Hassas meseleler olması sebebiyle konuyla alakalı çalışmalardan alıntı yapmadım. Bilgi edinmek isteyenler Tarihçi Yahya Araz'ın şu makalelerini inceleyebilir: 1-) Cinsel İlişkiye Uygundur Lakin Kendi Adına Konuşamaz: Osmanlı İstanbul’unda Kız Çocuklarının Evlendirilmesi Üzerine Bazı Gözlemler 2-) 17. ve 18. Yüzyılda İstanbul ve Anadolu’da Çocuk Evlilikleri ve Erişkinlik Olgusu Üzerine Bir Değerlendirme Mezheplerin bu görüşlerinin yer aldığı kaynakları incelemek isterseniz: x.com/mahmudsamiuzum…
















Teşbih hatalı. 1. Kuran-Anayasa paralelliği kurmaya çalışmışsınız ama Kuran düzenlenme şekli olarak hem anayasa, hem yasa hem yargıtay içtihadı gibi davranıyor. Yani metin bir anayasa gibi rafine bir şekilde temel hak ve özgürlükleri tanımlamıyor veya islam devleti ve kurumlarını anlatmıyor. Aynı şey hadisler için de geçerli. Onlar da benzer şekilde hem kanun hem içtihat hem de anayasa gibi davranıyorlar. Yani kıyasladığınız metinler zaten şeklen böyle bir hiyerarşi gözetilerek oluşturulmamışlar. Zaten hakimin de konuya yaklaşımı "anayasada yazmıyor, o zaman yasaya bakayım" şeklinde değil. Normlar hiyerarşisi daha detaylı bir konu olsa da en temel bilmeniz gereken şey, normlar hiyerarşisinde altta kalan bir normun üstteki normlara uygun olması gerektiğidir. Yani "üstte yok alta bakalım var mı" diye bir durum yok. En basit hali ile normlar hiyerarşisi "yürürlükteki herhangi bir kanunun, anayasaya uygun olmak zorunda olmasını" ifade eder. 2) Burda Kuran'ı dinde tek kaynak kabul edenlerin itirazlarını hukuk ile kıyas ederek anlatmak gerekir ise; Kurancıların temel itirazı "hadis hükümlerinin usulüne uygun şekilde düzenlenip, yürürlüğe girmediği" yönünde. Hukuka düşük ilginiz sebebi ile belirtme ihtiyacı duyuyorum; detaylara girmeden anlatmak gerekirse, mevzuatlar (kanun, yönetmelik vs.) yetkili merci tarafından oluşturulur ve resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girerler. Kurancılar peygambere/sahabeye isnad edilen bu metinlerin gerçekten onlar tarafından oluşturulmadığını iddia ediyorlar, yani "yetkili merci" tarafından oluşturulmadığı kanaatindeler. Ayrıca bu metinlerin Kuran gibi hemen mushaf haline getirilmediği, sözlü gelenek ile aktarılıp sonradan yazıya geçtiklerini gözetip bir ilan problemi olduğunu da iddia edebilirler. Kurancılara göre siz; Türkiye Büyük Milllet Meclisi tarafından değil de "Tosta Bayılan Muğla Milaslılar" isimli grup tarafından oluşturulmuş ve bir lise dergisinde ilan edilmiş şeylere "kanun" diyorsunuz. Tabi giderek kalabalıklarşan bir grup oldukları için itirazları da burda anlattıklarımdan daha çeşitli. 3) Kurancılar da hadisleri tümden inkar etmiyor. Kuran'da ismi yazmayan tüm sahabileri yok sayan bir hadis inkarcısı ile karşılaşmadım. Aslında çoğu zaman düzgün ifade edemeseler de temel itirazları Hadis Usul'ün dine kaynak oluşturabilecek kadar sağlam bir yöntem olmamasına






Afrika'da yayın balıklarının gece yarısı sudan çıkıp karada dolaşmaya başladığı anlar görüntülendi.










