Oylum Yılmaz

5.6K posts

Oylum Yılmaz banner
Oylum Yılmaz

Oylum Yılmaz

@OylumYilmaz

cadı çarpar! yazı işleri, parklar ve bahçeler müdürlüğü “Cadı”, “Gerçek Hayat”, “Ağaçların Rüyası”, ”Doğa Yürüyüşleri” @edebiyatkultura @literaedebiyat

Katılım Kasım 2012
606 Takip Edilen5.1K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Oylum Yılmaz
Oylum Yılmaz@OylumYilmaz·
Kendine sözümdü, oldu. Dünyayı değiştirmek isteyen denemelerim, Doğa Yürüyüşleri artık okurun karşısında. Üstelik edebiyatımızın kıymetli eleştirmenlerinden sevgili Asuman Kafaoğlu-Büke’nin önsözüyle. Bu yüzden ne kadar gururlandığımı anlatmaya kelimeler yetmez. Doğa sadece çiçeklenen bir bahar dalı değil, soğuklar, karanlıklar, canavarlarla da dolu bir şey. Üstelik onu ele geçirmeye çalıştığımız her an ne hazindir ki kaybediyoruz. Tıpkı edebiyatın kendisi gibi. O nedenle yazdıklarımın bir doğa ve yürüyüş güzellemesi sanılmasını istemem. Ya da sadece sevdiğim, hayran olduğum kitaplar ve yazarlar üzerine yazdığımın… Kendine edebiyatın içinde yer ararken bir yandan da dünyayı değiştirip dönüştürme hevesinde olan bir yazarın, edebiyatı hayatının merkezine alan diğer insanlarla bağ kurma çabası diyebiliriz bu yazdıklarım için. Bence bugün yazan veya yazmaya niyetlenen herkesin dikkatini dağıtan şey, edebiyatı mesele etmek yerine edebi bir kariyer oluşturmak hevesine kapılmak. Yazan insanı pozlara, samimiyetsizliğe ve günün sonunda kötü yazılmış metinlere sürükleyen bu heveslerin ötesinde, gerçek, olduğu gibi bir edebiyat arayışını kendi içimde taze tutmak için yazdım Doğa Yürüyüşleri’ni. Velhasıl kuyuya bir taş attım, şimdi başına oturup derinlerden gelecek sesin yankılanmasını ümitle bekliyorum. 🌿 Nihayetinde de emekleri, varlıklarıyla verdikleri ilhamlar ve yüreklendirmeleri için ayrıca sevgili editörüm Hülya Balcı’ya, Şule Tüzül’e, Nilay Kaya’ya ve Mahir Ünsal Eriş’e teşekkür ediyorum.
Oylum Yılmaz tweet media
Türkçe
12
22
206
19.4K
Oylum Yılmaz
Oylum Yılmaz@OylumYilmaz·
Yaratıcı yazarlık derslerinin klişelere batmış tariflerine (içim şişti çünkü) ışın kılıcımla dalıp roman kahramanının peşine imgesinin en paramparça olmuş yerinden düşüyorum. Derslere beklerim 👇🏽 open.substack.com/pub/oylumylmaz…
Oylum Yılmaz tweet media
Türkçe
0
2
8
661
Dr. Deniz Gündoğan İbrișim
Dr. Deniz Gündoğan İbrișim@deniz_ibrisim·
Bu dar ve karanlık zamanlarda iyi haberler paylaşmak zor, ancak bu sevincimi paylaşmak isterim. Bilim Akademisi’nin Genç Bilim İnsanları Ödül Programı 2026 Ödülü’nü (BAGEP’i) edebiyat dalında kazandım. Beni destekleyen herkese çok teşekkür ediyorum, kıymeti, onuru büyük.#bagep
Dr. Deniz Gündoğan İbrișim tweet media
Türkçe
4
1
26
1.5K
Oylum Yılmaz retweetledi
KulturaLitera
KulturaLitera@EdebiyatKultura·
Marazi romanların kraliçesi: Kıskanmak! Oylum Yılmaz ve Şule Tüzül ile KulturaLitera Kitap Kulübü buluşması 2 Nisan’da. book.love/clubs/kultural…
KulturaLitera tweet media
Türkçe
0
3
7
306
Oylum Yılmaz
Oylum Yılmaz@OylumYilmaz·
Çünkü hayat bir noktada illa ki bir Paul Auster romanına benzer. 🖤
İlker Kocael@ilker_kocael

İlk romanı yayınlanan Christophe Laquieze, edebiyatın hayatını nasıl etkilediğini anlatıyor. Paul Auster'ın Yalnızlığın keşfi romanının ilk sayfası: "Bir gün yaşam vardır. Bir adam, örneğin, sağlığı yerinde, yaşlı bile değil, hiç hastalık geçirmemiş. Her şey eskiden olduğu gibi, bundan sonra hep olacağı gibi. Kimsenin işine karışmadan, yalnızca kendisini bekleyen yaşamı düşünerek bir günden ötekine geçer bu adam. Sonra, ansızın, ölüm geliverir. Adam yavaşça iç geçirir, oturduğu yere yığılır; işte bu ölümdür. Ölümün bu apansız gelişi düşünmeye yer bırakmaz, zihnin avutucu bir söz arayıp bulmasına fırsat tanımaz. Ölümle baş başayızdır, kendi ölümlülüğümüzün indirgenmez gerçeğiyle. Uzun bir hastalıktan sonra gelen ölümü çaresiz kabul edebiliriz. Kaza sonucu ölümü bile yazgıya yükleyebiliriz. Ama bir insanın, görünürde hiçbir neden olmadan, yalnızca insan olduğu için ölmesi, bizi yaşamla ölüm arasındaki o görünmez sınıra o denli yaklaştırır ki, artık hangi tarafta olduğumuzu kestiremeyiz. Yaşam ölüme dönüşür, sanki bu ölüm, öteden beri bu yaşama sahip olmuş gibi. Hiç uyarılmadan ölmek. Şu anlamda: Yaşam durur. Yaşam her an durabilir. Babamın ölüm haberini üç hafta önce aldım. Pazar sabahıydı, mutfakta küçük oğlum Daniel'e kahvaltı hazırlıyordum. Yukarıda karım hâlâ örtülerin altında sıcacık yatıyor, fazladan birkaç saat uykunun keyfini çıkarıyordu. Kırlık yerlerde kış: Sessizlik, odun dumanı ve beyazlıktan oluşan bir dünya. Kafam bir gece önce yazmakta olduğum parçayla ilgili düşüncelerle doluydu, öğleden sonra olsa da işimi sürdürebilsem diyordum. Sonra telefon çaldı. Can sıkıcı bir şey olduğunu hemen anladım. Bekletilemeyecek bir haber olmadığı sürece pazar sabahı sekizde hiç kimse telefon etmez. Bekletilemeyecek haber de her zaman kötü haberdir. Aklıma bir tek yüceltici düşünce bile gelmiyordu." Auster metni çevirisi: İlknur Özdemir (@ilknurozdemir91 )

Türkçe
0
3
10
915
Oylum Yılmaz retweetledi
Botanitopya
Botanitopya@botanitopya·
İngiliz botanikçi ve kaşif Francis (Frank) Kingdon-Ward (1885 - 1958) anlatacağım🌿Elli yıllık kariyeri boyunca Kuzeybatı Çin, Tibet, Assam ve Myanmar'a 25 sefere çıkmış, Tibet mavi gelincik çiçeği dahil birçok bitki keşfetmişti🌿10:30'da @acikradyo 'da🌿apacikradyo.com.tr
Botanitopya tweet mediaBotanitopya tweet media
Türkçe
0
5
30
3K
Oylum Yılmaz retweetledi
Sedef Erken
Sedef Erken@SedefErken·
ALFA -EVEREST olayından yola çıkarak Türkiye'de Kültür Sanat Endüstrilerine dair, meraklısına, bu alanda 20 yıldan fazla zamandır çalışmış bir avukattan... .... Ben avukat olarak sadece telif hukuku çalışmış biriyim, gelen başka işleri almam, anladığım ve sevdiğim hukuk alanı budur ve 30 yılı aşan iş yaşamımda 20 yıldan fazla buna emek verdim. 90'larda iş hayatımın ilk 10 yılında perakende sektöründe şirket yöneticiliği yaptım, bir dönem D&R'ın satın alma süreçlerinden sorumlu direktörüydüm ve o zamanlar Everest yoktu ve Alfa bizim en büyük alımları yaptığımız toptancımızdı. Daha sonra yayınevi kuruldu ve bildiğiniz gibi bugün ülkenin en önemli aktörlerinden biri. Telif hakları konusunda müzik, sinema -tv, tiyatro, edebiyat, resim gibi kültür sanat alanlarında çalıştığım sürenin büyük bölümünde sanatçı hakları ve sanat emekçileri konusunda bugünkü tanımıyla aktivizm denilebilecek biçimde çaba gösterdim. Danışmanlık, festival organizasyonu, albüm ve klip yapımcılığı, menajerlik yaptım. Müzik meslek birlikleri, Oyuncular Sendikası ve meslek birliği gibi kurumlarda kurucu avukat olarak bu yapıların geliştirilmesinde emek verdim. Yani bu konuları sahada dibine kadar yaşamış biriyim. Tabiri caizse son 20-25 yıl bu ülkenin kültür sanat alanında girip çıkmadığım yer-konu kalmadı. Bütün bunları kendimden bahsetmek için değil, fikrimin arka planındaki yaşanmışlığı vurgulamak ve deposundan sahnesine bu endüstrileri iyi bilen biri olarak yaptığımı ifade etmek için anlatıyorum. Bu alanların hepsinin sorunları ortaktır, şöyle ki; 1- Örgütsüzlük Sanatçı bireysel olarak yetenekli, güçlü olabilir ama örgütsüz olduğu sürece pazarlık gücü bireysel etkisiyle sınırlıdır ya da yoktur. Özellike alana yeni girenler bu sebeple 1-0 yenik başlar. Türkiye’de kültür-sanat alanında dayanışma refleksi zayıf, ortak hareket etme kültürü kırılgandır. Herkes kendi ayakta kalma mücadelesini verirken sistem karşısında tek tek kaybeder. Güçlü olduğu dönemlerde bunu sorgulamaz ama kötü gün gelince en çok bundan kaybedildiği açığa çıkar. 2- Kurumsallaşma eksikliği Meslek birlikleri, sendikalar ve sektör kurumları ya zayıf ya da etkisizdir. Var olanlar çoğu zaman gerçek temsil gücünden uzaktır, demokratik kültür gelişmediğinde belli grupların tekelinde yürür ya da kapanın elinde kalır. Gelir yapıları sürdürülebilir olmadığından kurumsal bir yapı kurmaları zordur. Kişilere bağlı sistemler olarak işler ve sürdürülebilir gerçek değişimler yaratmaları pek mümkün olmaz. 3- Telif bilincinin düşüklüğü Bu ülkede hâlâ telif gelirleri “hak” değil “lütuf” gibi algılanır. Sanatçı da çoğu zaman haklarını bilmez, dengesiz mali koşullarda yaşadığı için orman kanunlarına zamanla uyum sağlamak zorunda kalır. Kendisini güçlü kılacağını düşündüğü kişilere, yapımcılara, kliklere, sosyal gruplara aidiyet geliştirir. Bu zihniyet değişmeden hiçbir sistem işlemez. 4- Hukukun uygulanmaması (en kritik konu) Kanun var. Hatta birçok Avrupa ülkesinden geri değil ama uygulanmıyor. Yıllarca dijital gelirleri de içeren yeni telif yasası taslağı için çalıştık, taslak çoktan eskidi ama o hali bile meclise gelmedi. Denetim yok, yaptırım yok. İhlal eden için risk düşük, hak sahibi için mücadele maliyetli. Bu tabloyu değiştirmeden hiçbir reform mümkün değil. Peki ülkenin bunca yazarı, oyuncusu, yönetmeni, ressamı aklınıza gelebilecek sanatçısının TBMM ve siyasiler üzerinde kendi haklarına dair bir yasayı geçirecek gücü yok mudur? 5- Veri ve şeffaflık eksikliği Bu sektörün gerçek büyüklüğü, geliri, kaybı bilinmiyor. 500 milyar tl civarı olduğu düşünülüyor ama ölçülmeyen şey yönetilemez. Türkiye’de kültür-sanat ekonomisi hâlâ “tahminlerle” konuşuluyor. Bu bile başlı başına bir sorun. 6- Devlet politikalarının parçalı ve vizyonsuz olması Kültür-sanat hâlâ stratejik bir endüstri olarak görülmüyor. Oysa bugün dünya ekonomisinde yaratıcı endüstriler en hızlı büyüyen alanlardan biri. Türkiye bu fırsatı ya görmüyor ya da yönetemiyor. Sanatçılar ise örgütlenmedikleri için siyasilerin bu vizyonsuzluğundan sadece şikayet ediyor. 7- Emek sömürüsünün normalleşmesi “Görünürsen kazanırsın”, “bu iş / kişi sana kapı açar” gibi cümlelerle insanlar ücretsiz ya da düşük ücretle çalıştırılıyor. Bu, sektörün kendi kendini değersizleştirmesidir. Bu tabloda para kimin elindeyse kral odur ve tüm geleceğiniz bazen bir kişinin iki dudağı arasındadır. Dolayısıyla orman kanunları geçerlidir, büyük balık küçüğü yutar. Bugün Alfa Yayın Grubu’nun başına gelenler üzerinden yürüyen tartışma da tam olarak bu yüzden yanlış bir zeminde ilerliyor. Bir kurumun hataları olabilir, bir çalışanın yaşadığı sorunlar da dibinek adar gerçek ve kendisi de % 100 haklı olabilir. Bunlar konuşulur, eleştirilir. Ama sosyal medyada birkaç gün süren linçlerle ne bu sektör düzelir ne de bir daha benzer krizler yaşanmaz. Çünkü mesele kişiler değil. Mesele sistem. Bu ülkede kültür-sanat alanı yıllardır aynı döngüyü yaşıyor. Kriz olur → tepki yükselir → taraflar kutuplaşır → birkaç gün konuşulur → unutulur → hiçbir şey değişmez. Sonra aynı hikâye başka bir kurumda yeniden başlar. Dürüstçe fikrimi söylemek istiyorum çünkü biliyorum ki birkaç ay sonra en fazla 1 yıl sonra bugün en yüksek tondan eleştiri yapanların bir kısmı yine dosyasını ya Everest'e ya da yine aynı koşullarda iş yapan bir benzerine göndermek zorunda. Eğer gerçekten bir şey değişecekse, enerjimizi linç etmeye değil, yapı kurmaya harcamak zorundayız. Örgütlenmeden, güçlü ve bağımsız kurumlar yaratmadan, telif bilincini tabana yaymadan, hukukun uygulanmasını talep eden kolektif bir irade oluşturmadan bu sektörün hiçbir sorunu kalıcı olarak çözülmez. Ve en rahatsız edici ama en gerçek cümle şu: Bu alanda çalışan yazar, editör, çevirmen ya da yazar temsilcilerinin birleşebilseler aslında büyük bir etki alanı ve gücü var ama dağınık. Bir araya gelmediği sürece, ne kendi hakkını koruyabilir ne de karşısındaki sistemi değiştirebilir. Dolayısıyla bugün sorulması gereken asıl soru şu bana göre; Bu kadar büyük bir endüstri neden hâlâ kendi kaderini belirleyemiyor? Bu soruya dürüst bir cevap verilmeden, bana göre hiçbir tartışmanın gerçek bir anlamı yok. Sanatçıların sanatına ve emekçilerin emeğine saygılarımla... Av. Sedef Erken
Türkçe
8
125
448
106.4K
Oylum Yılmaz retweetledi
Botanitopya
Botanitopya@botanitopya·
Şili topraklarına özgü Sabun ağacı (Quillaja saponaria) ve onu Avrupa'ya getiren bitki avcılarını anlatacağım🌿Şili'nin güneyinde yaşayan Mapuche yerlilerinin gündelik yaşamındaki varlığı yüzyıllar öncesine dayanıyor bu ağacın🌿10:30'da @acikradyo 'da🌿apacikradyo.com.tr
Botanitopya tweet mediaBotanitopya tweet media
Türkçe
3
5
30
1.2K
Oylum Yılmaz
Oylum Yılmaz@OylumYilmaz·
Roman, ölüme karşı direnen bir tür bilinç makinesidir! Hazırsanız Hayalet Yazar bu hafta "roman" sayfasını açıyor. Romanı anlatmaya hikayeden başlıyor: Roman yazmak hikaye anlatmak değildir! open.substack.com/pub/oylumylmaz…
Oylum Yılmaz tweet media
Türkçe
0
2
8
265
Oylum Yılmaz retweetledi
Timur Soykan
Timur Soykan@timursoykan·
Depremde kaybolan çocuklar için araştırma önergesini AKP ve MHP'nin reddetmesi aklımdan çıkmıyor. İnsan bunu nasıl reddeder. Bu nasıl vicdansızlık, o ailelerin yüzüne nasıl bakacaksınız. Erdoğan ve Bahçeli 1 yıldır bu çocuklar hakkında tek kelime etmeye bile gerek görmedi. Bir yıl önce yaptığımız bu grafiklerdeki çocukların çoğunluğu halen bulunmadı.
Timur Soykan tweet mediaTimur Soykan tweet mediaTimur Soykan tweet media
Türkçe
614
9.5K
29.3K
902.4K