PROFESÖR———GOD

102.1K posts

PROFESÖR———GOD banner
PROFESÖR———GOD

PROFESÖR———GOD

@SUS_MAAA

Nar Nur'u yakmaz, belki ateş ışığa medet verir...

Kudüs Katılım Kasım 2013
4.3K Takip Edilen1.5K Takipçiler
PROFESÖR———GOD retweetledi
Sevinç Özarslan - YENİ HESAP
Yusuf Tarık Gül'ün cenazesine bakanların katılmamasını haber yapan gazetecilerden biriyim. * İlk baştan beri olayın nasıl geliştiğini, * Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın aileyi ne zaman aradığını, * Anne-babası KHK’lı olduğu için ayrımcılığa uğrayan ilk çocuk cenazesinin Yusuf Tarık olmadığını, * 6 Şubat depreminde vefat eden KHK'lı bir ailenin çocuğunun cenazesine yapılanları ilk kez bu videoda anlattım. Amacımız sansasyon ya da manipülasyon değil. Amacımız sadece ve sadece KHK hukuksuzlukların geldiği noktayı göstermek. Lütfen İNSANLIK ADINA BU GERÇEKLERİ elden ele duyurun. YusufTarık İçinYaz
Türkçe
57
560
1.7K
87.5K
PROFESÖR———GOD
Ali haydar en büyük ahlaksızlığınız binlerce masum insana terörist muamelesi yapmanızdı iktidarla birlikte, inan yatak odalarınız kimsenin ilgilendiği bir konu değil! Ahlaksız ve şerefsiz misiniz ? CEVAP EVET
Dr. Ali Haydar Fırat@alihaydarfirat

Cumhuriyet Halk Partililere Çağrı: Partimize Sahip Çıkalım… Ortaya çıkan iddialar, ihbarlar, itiraflar artık siyasal iktidarın partimize yönelik bir hamlesi olarak görülemez ve geçiştirilemez. Antalya Büyükşehir ve Uşak Belediye Başkanları başta olmak üzere diğer Belediye Başkanları özelinde kamuoyunu dehşete düşüren; hiçbir ahlaki, insani, vicdani, hukuki ve siyasi savunmayı kabul etmeyecek durumlar tarihin en eski partilerinden olan partimiz Cumhuriyet Halk Partisi’ni görülmemiş bir garabete sürüklemiştir. Daha da vahim olan; bu iddialar karşısında parti üst yönetiminin suskunluğu ve gerekli disiplin mekanizmalarını acilen çalıştırmamaları, sürece yayarak zaman kazanmaya çalışmalarıdır. Bu durum ise halkımız ve partililerimiz nazarında çok daha vahim ve derin kuşkuları akla getirmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi, başta Genel Başkanları olmak üzere her kademesindeki yöneticisi temiz, şeffaf ve hesap verebilir bir siyasetin öncüsü olmuştur. Partimizin bu geleneği üzerine gölge düşürülmemelidir. Bugün karşı karşıya kaldığımız çürüme salt iktidar operasyonları ve yargı müdahalesi ile açıklanamaz, açıklanmamalıdır. Parti tüzüğü böylesi durumlarda parti yetkili kurullarına gerekli yetki ve sorumluluğu vermiştir. Bu çerçevede; Kapsamlı bir meydan okuma ile özellikle özel yaşamları ve ilişkileri gündeme gelen bütün başkanlar acilen partiden ihraç edilmelidir. Yolsuzlukla suçlanan başkanlar partiden kendi istekleri ile istifa etmeli ve aklandıktan sonra partiye geri dönüşleri sağlanmalıdır. Elbette “Masumiyet Karinesi” önemlidir ve her vatandaş için geçerlidir. Peki kurumlar için? 100 yıllık mücadelenin, direnişin, kurtuluşun ve kuruluşun partisi için geçerli değil midir? Hiçbir siyasal ve toplumsal mücadele; o mücadeleyi yürüten aktör ve örgütlerin özellikleri ve özgünlüklerinden bağımsız değildir. Aynı şekilde en geniş toplumsal meşruiyetin ve rızanın oluşması adına partimiz, kendi içsel sorunlarını acilen çözmelidir. Hiç kimse partimizden daha büyük değildir. Kişiler değil; parti korunmalıdır. Bütün bu rezalete her partili ses çıkarmak zorundadır. Tarihimizin en onurlu mücadelesi birilerinin kişisel zevklerine, insanlık dışı yaşamlarına, koltuk hırslarına feda edilemez… Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi Dr. Ali Haydar Fırat Cumhuriyet Halk Partisi Üyesi

Türkçe
0
0
0
20
PROFESÖR———GOD retweetledi
DeliŞükrü
DeliŞükrü@tribundenkArA·
Siz Arif'i bilmezsiniz ama biz ciğerini biliriz. Akdeniz Üni de güvenlik görevlisiydi bu. Mesai saatlerinde solcu öğrencilere kan kusturur aynı zamanda düğünlerde kameramanlık yaparak yolunu bulurdu. İşte o dönem bir Antalya-Beşiktaş maçında çok efelik yaptığı için çArşı grubu bunun biletini kesip birkaç gün hastanede yatmasını sağlamıştı. Ama yanlış ata oynamaya bıkmayan @herkesicinCHP bir türlü akıllanmıyor. Zamanında Akp den devşirdiği Batuhan Ülker'e nasıl belediyenin sosyal medyasını emanet ettiyse bu elemana da Parti'nin sosyal medyasını emanet eder zamanla.
DeliŞükrü tweet media
Türkçe
69
134
847
89.3K
PROFESÖR———GOD retweetledi
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Attila İlhan'ın Galatasaraylılığı Üzerine Şairler de futbolla ilgilenir ve takım tutar, bunlardan biri de Attila İlhan'dır. Attila İlhan bazı yazılarında ve söyleşilerinde, çocukluk yıllarında İzmir'de, özellikle Karşıyaka çevresinde büyürken futbolla çok erken yaşta tanıştığını anlatır. Örneğin 24 Aralık 1978'de yazdığı “Yaşasın Futbol” başlıklı yazıda (Hangi Sağ, İş Kültür, 3. Basım 2020: 49-52) 1930'larda İzmir Körfezi'nde çalışan vapurlarla yapılan deplasman yolculuklarını hatırladığını, Karşıyaka'nın Sakız'a kadar gidip maç kazandığını ve dönüşte vapurda büyük bir coşku yaşandığını söyler. Düdükler, alkışlar ve tezahüratlarla gece boyunca süren bu kutlamaların, futbolun yarattığı toplumsal heyecanı gösterdiğini vurgular. Karşıyaka Spor Kulübü'nün Türkiye'nin en eski takımlarından biri olduğunu, o dönem İzmir Ligi'nin en güçlü ekipleri arasında yer aldığını belirtir. Altay ile aralarındaki rekabetin, İstanbul'daki Galatasaray–Fenerbahçe rekabetine benzer bir yoğunluk taşıdığını ifade eder. Karşıyaka'da yaşadığı için kendisinin de doğal olarak KSK’li olduğunu söyler. Alsancak Stadı’nda kazanılan maçlardan sonra bütün semtin kutlamalara katıldığını, vapurların bile bu coşkuya eşlik ettiğini anlatır. İlhan, futbolla ilişkisinin yalnızca izleyici olarak kalmadığını, çocukluk yıllarında aktif olarak futbol oynadığını da ekler. Genellikle kaleci olduğunu, fakat takım kötüye gittiğinde forvete geçtiğini söyler. Ortaokula geçişle birlikte futbolun okulda yasaklanmasını ise sert biçimde eleştirir. Okullarda futbol yerine jimnastik, voleybol ve bir süre sonra hentbolun teşvik edildiğini, futbolun çocukları derslerinden uzaklaştırdığı gerekçesiyle yasaklandığını aktarır. Bu gerekçeyi bürokratik ve temelsiz bulduğunu, çalışkan bir öğrencinin futbol oynasa da başarılı olabileceğini savunur. Son olarak İlhan, bu yasağın ve genel yaklaşımın daha geniş bir zihniyetin ürünü olduğunu belirtir. Osmanlı’dan Tanzimat’a uzanan bürokratik geleneğin futbol gibi "halk işi" sayılan alanları küçümsediğini, bu nedenle futbolun ve futbol meraklılarının değersizleştirildiğini ifade eder. Bugün futbola “afyon” diyenler, o zaman yaşasaydı, bu durumdan memnun kalırdı. Selim İleri'nin Attila ilhan'la yaptığı söyleşide (Nâm-ı diğer kaptan: Attilâ İlhan'ı Dinledim, İş Kültür, 2. Baskı, 2002: 12) Karşıyaka ile İzmir arasında işleyen vapurlar konusuna geri dönülür: “Kaf Kaf Kaf Sin Sin Sin Kaf Sin Kaf Sin Kaf!” Selim İleri “Bir şekilde taraftarsınız aynı zamanda...” deyince İlhan “Çok! Çok!... Kaf Sin Kaf'ın baştaraftarı olduk” der. Peki, İlhan nasıl Galatasaraylı oldu? Aynı söyleşide şöyle anlatıyor: “O sıralar, İstanbul'daki takımları gazetelerden öğreniyorum, futbol merakı var ya... Arkadaşlar soruyorlar: 'Sen nerelisin? Fenerbahçeli misin, Galatasaraylı mısın?' Böyle laflar işte. Ben ne taraftayım? Ne tarafta olduğumu bilmiyorum, çünkü o takımları bilmiyorum. Fakat o sırada önemli bir maç oldu ve Fenerbahçe, Galatasaray'ı 6-1 yendi. O mağlubiyete çok üzüldüm ve Galatasaraylı oldum.” (s.14) Selim İleri şöyle sorar: “Yenilmiş olmasından dolayı mı? Belki yaradılışınızla da ilgili bir tercih, ezilenden yana olmak...” İlhan şöyle cevap verir: “Onu kimse korumuyor gibi geldi bana, öyle bir hisle Galatasaraylı oldum... Derken ilginç bir şey başladı: İstanbul'da maçlar pazar günü oynanıyor, haber gazetede pazartesi günü çıkıyor. O dönemde İstanbul'daki gazeteler, İzmir'e ancak salı akşamı geliyor. Ben salı günü öğleden itibaren iskelede nöbet tutardım; gazete gelecek, ben de sonucu öğreneceğim! Bu kadar heyecan duyuyorum, bu kadar düşkünüm futbola. Ve tabii Galatasaray'ın da kötü seneleriydi o seneler, yüz güldürücü sonuçlar gelmiyordu. Fakat bu beni hiçbir şekilde caydırmadı, yani o günden bugüne, ilginç bir şekilde, Galatasaray'a bağlılığım kesilmedi.” (s.14) Bu anekdotu yıllar sonra, Galatasaray Dergisi'nin bir sayısında (Sayı: 16, 2003) kendisiyle yapılan söyleşide de tekrarlar (Söyleşinin tamamını şuradan okuyabilirsiniz: archive.org/details/attila…), biraz daha detaylı bir şekilde: "1930'larda... İzmir'de Kaf Sin Kaf'lıydık. Ama İstanbul'dan da bir takım tutmamız lazım geliyor, çünkü o zaman Türkiye Ligi yok; ben Galatasaray'ı tuttum. Londra'dan da takım tutuyorduk, oradaki takımım da Arsenal'di. Adet böyleydi o yıllarda. Galatasaray'ı niye tuttuğuma gelince; otuzlu yıllarda bir Fenerbahçe maçında Galatasaray açık farkla yenilmişti. Güçsüzün yanında olma psikolojisinden mi ne bilmiyorum, sonra ilan ettim, ben bu adamlardan yanayım diye. Sonra bizim Kaf Sin Kaf'lı arkadaşlarla kavga etmeye başladım tabii. Çünkü, sarı-kırmızı renkler aynı zamanda Göztepe'nin de renkleriydi. Bizim çocukların da allerjisi var tabii Göztepe'ye. Onlar da yavaş yavaş alışmışlardı bu duruma. Sürekli Galatasaray'ı düşünüyordum ben." Ancak ortada ciddi bir problem vardır onun için. Aynı söyleşideki kendi ifadesiyle, "(İzmir'den İstanbul'a) geldim gördüm ki, kafamda yarattığım imgeyle hiç ilgisi yok burada gördüklerimin. Halkın takımı değildik çünkü. Eyvah dedim kendi kendime, bu adamlar çok alafranga. Bir çare bulmak lazım." Galatasaray onun hayatı boyunca karşı çıktığı Tanzimat Batıcılığı’nın simge isimlerinden biriydi, kulübün Frankofon ve aristokrat niteliği onu rahatsız etmişti ama ondan vazgeçemiyordu da. Aynı söyleşide “seyircileri bile farklıydı” der ve ekler: “Dolayısıyla halka mal olmadığı için de yürümüyordu işler... Üç büyük takım içinde üçüncülükten yukarı çıkamıyorduk. Hele 40’lı yıllarda Beşiktaş, hepimizin anasını ağlatıyordu. Üst üste durmadan şampiyon oluyorlardı. Çok iyi hatırlıyorum o günleri. Şeref Stadı’na gidiyoruz ama ‘Bu inekler gene bizi yenecek, dur bakalım kaç tane yiyeceğiz’ diyorduk hep.” Galatasaray’ın aristokrat kimliği İlhan’ı içten içe hep rahatsız etmiştir, popülerleşme, halka mal olma demektir onun gözünde. Bu olana kadar yaşadığı iç gerilimi tribünde maç izlerken de yaşar. Aynı söyleşide şöyle anlatıyor: “Aklım başıma gelip İstanbul'a geldiğimde Işık Lisesi'nde özel izinle okuyordum ben. Solcu diye okuldan kovulmuştum çünkü. Bir sürü macera geçmişti başımdan. Düşünün hapse girmiş çıkmış bir adam buraya geliyor, Galatasaraylı oluyor ama bir bakıyor ki herkes burjuva. Tabii bende müthiş bir hayal kırıklığı. Beşiktaş seyircisine bakıyorum, aslında orda olmam gerekiyor, bana daha yakınlar diyorum ama gel gör ki ben çok fena Galatasaraylı olmuşum. Galatasaray halk nezdinde popüler hale gelinceye kadar bu rahatsızlık devam etti bende. Ama hiç bırakmadım Galatasaraylılığı.” Sonra “kimlerle gidiyordunuz maçlara?” sorusuna “Mesela 1960'larda Sadri Alışık'la maçlara giderdik” diye cevap verir ve başından geçen bir olayı anlatır. Ancak bu olayı 25 Aralık 1978 tarihli "Futbol Merakı Nerden Geliyor" başlıklı yazısında daha detaylı ve güzel anlattığı için oradan (Hangi Sağ, s.52 vd.) alıntılamak isterim: “Tesadüf, yazımı okursa kusura bakmasın, adını unutmuşum, olayı her anışımda başka bir isim söylüyorum, bazen Vartkes oluyor, bazen Varujan, Allah bilir daha yaygın bir Ermeni adı da olmuştur, Agop gibi, Yervant gibi, ama ne olursa olsun, adam hep aynı adamdır. 1960 yıllarının başlarında Dolmabahçe Stadı’ndaki numaralı tribünde bir arada maç seyrettiğimiz hasta Galatasaraylılardan birisi, belki de en tutkusalı. Hani İstanbul’un o şakacı Ermenileri vardır, Dolapdere’de doğrultmacı, Feriköy’de marangozdurlar, maç günleri giyinir kuşanır, zarif şakaları, simsiyah saçak kaşları ve marifetli elleriyle Dolmabahçe Stadı’na doluşurlar, bu da onlardan biri. O tarih Galatasaray’ın ‘iyi’ olduğu bir tarih, tadını çıkarıyorduk, her maçta avaz avaz bağırıp, her golde grup halinde ayağa kalkarak. Bilmiyorum hangi maçtı, yalnız yağmurlu bir gün olduğu aklımda kalmış, haftayım, Galatasaray galiba bir Ankara takımıyla oynuyor, bastırıyor bastırıyor, bir türlü gol yok, üstümüzde biraz bunun sinirliliği, o arada bu Vartkes (Vartkes mi?) gitti hepimiz için tıkınacak bir şeyler aldı, sandviç filân, geldi, hâlâ söyleniyor: — Yahu ne oluyorsun? dedik. Anlattığı, ömür: Sandviççinin orada birisi ona beni göstererek demiş ki, kimdir tanır mısın? Vartkes ters ters bakıp tanımaz mıyım? demiş, İlhan ağabeyimizdir ki 1936’dan bu tarafa Galatasaraylıdır fakat öteki susmaz, biraz da alaylı, sen öyle belle demiş, şairdir o herif. Vartkes, sözün burasında hışımla burnundan soluyarak, bana dönüp ne diyor: ‘… Şairdir dediyse, tepem atmış, şair senin babandır demiştim, şu adama baksana şaire benzer yeri var mı, senin benim gibi bir adam…’” (s. 52-53) İlhan bu anıyı anlatma nedenini “aydındaki spor meraklısına yönelik küçümsemenin, spor meraklısında aydına yönelik olarak aynen var olduğunu vurgulamak için” diye açıklar ve şöyle sorar: “Vartkes’in gözünde ‘şair olmak’ neredeyse vebalı olmak gibi karanlık ve pis bir anlam taşıyordu, acaba bunu biraz da tribünlerden uzakta olmayı, tribünleri dolduran halka tepeden bakmayı marifet sayan ‘bürokrat’ aydınlarımız hazırlamamışlar mıdır?” Devir ve zihniyet çok değişti elbette. İlhan’a göre Galatasaray’ın popülerleşmesini ve halka mal olmasını sağlayan ilk kişi Gündüz Kılıç’tır. Bu konuda haksız sayılmaz. Gündüz Kılıç, Galatasaray’ın hem kurumsal kimliğini hem de futbol anlayışını dönüştüren en etkili figürlerden biridir. Kulübün tarihinde “Baba Gündüz” olarak anılması boşuna değildir: O, Galatasaray’ın modernleşmesinin, profesyonelleşmesinin ve “Galatasaray ekolü” diye anılan kültürün şekillenmesinin baş mimarlarından biridir. Hem Mektep’lidir, yani Galatasaray Lisesi kökenlidir hem de halka dönük, halkın içinden gelen bir yönü vardır. Nitekim Vildan Aşir Savaşır’ın 6 Temmuz 1963 tarihli Akis Dergisi’ndeki, Galatasaray’ın 62-63 sezonu şampiyonluğuyla ilgili yazdığı “Galatasaray’dan Anılar” başlıklı yazısında bu “özel” durum şöyle dile getirilir: “Dikkati çeken taraf, bugün bu ruhu temsil eden adamın, Gündüz Kılıç’ın bir ‘Okul Galatasaraylısı’ olduğu kadar bir ‘Takım Galatasaraylısı’ da olmasıdır. Bu Galatasarayı, iki başlı yaman bir kartal haline getirmektedir.” (Bkz. archive.org/details/Akiska…) Savaşır’ın yazısının bir önemi de, Galatasaray’ın 60’lı yılların başında Fenerbahçe ve Beşiktaş kadar popüler olmadığını söylemesidir. Ancak bu durum Savaşır’a göre, Galatasaray için bir handikap değildir, aksine onun avantajıdır, zira: “bu hal ona ‘Galatasaray ruhu’nu vermiş ve taraftarı olanın ve olmayanın hayranlığını çekmiştir. Galatasaraylıların birbirine bağlılığı, birbirini tutması, takımın en ümitsiz maçlarda birden canlanıp beklenilmez zaferler kazanması maddiden çok, mânevi temele dayanan hasletlerdir. Centilmenlik, bilhassa sporun amatörlük günlerinde Galatasarayın icadı olarak spor hayatımızı süslemiş, Galatasaraylılar sahalara bir zerafet, incelik ve şıklığı da beraberlerinde getirmişlerdir.” Böyle diyor Savaşır. Bu noktada şunu belirtmem gerekir: Galatasaray'ın popülerlikte belki üçüncü sırada olması, 1910'lardan itibaren gelişen "Üç Büyükler" söylemindeki en tartışmalı, en şiddetli ve kavgalı rekabetin Galatasaray - Fenerbahçe arasında gerçekleştiği gerçeğini değiştirmiyor. Bu konuyu evvelce başka yazılarda anlatmıştım. Benim bütün yazılı kaynaklardan edindiğim izlenimin özeti şu: Fenerbahçe daha geniş kitlelere yayılan bir taraftar desteğine sahipken Galatasaray daha Mektep odaklı elitist bir kulüp olarak ona tezat teşkil ediyor. Aradaki çatışmanın teorik arka planında bu var. Türkiye'de kurumsal ve profesyonel sporun tesisinde başat rol oynayan Galatasaray'ın okullu kimliğine karşı Fenerbahçe daha halkın takımı hüviyetindedir. Bugün artık böyle bir durum söz konusu değil. "Halkın takımı" diye kodlanabilecek bir takım yok, tüm takımlar halkın takımı durumunda. Sadece Galatasaray yönetim şekli bakımından diğerlerine nazaran aristokratik yönü daha ağır basıyor, ben bunu "Karma rejim" olarak adlandırıyorum, evvelce başka bir yazıda da anlatmıştım. Üstelik Galatasaray artık çok daha geniş kitlelere dayanmakta, Hıncal Uluç'un o meşhur konuşmasında da geçtiği gibi, dünyanın her yerinde taraftar desteği bulunmakta. 60’lara kadar ise Galatasaray diğer iki İstanbul kulübüne nazaran aristokratik, etilist, okullu bir kulüptür, taraftarı daha azdır ama daha bilinçli, eğitimli ve niteliklidir. Kulübü halka mal eden, taraftar sayısını arttıran, yukarıda da belirtildiği gibi ilkin Gündüz Kılıç ve onun getirdiği takım ruhudur. Attila İlhan, Galatasaray Dergisi’ndeki söyleşisinde “Peki Metin Oktay Galatasaray'ın popülerleşmesinde nerede duruyor?” sorusuna cevaben bunu şöyle anlatır: “Metin Oktay'ın da Galatasaray'ın popülerleşmesinde etkisi oldu tabii ama yine Gündüz vardı o takımın başında. Takım ruhu diye birşeyden söz edecek olursak bunu Galatasaray'a getiren isim Gündüz Kılıç'tır diyorum. O zaman hepimiz takımla özdeşleşmeye başladık. Daha evvel öyle birşey olmuyordu. Geçen seneki Fenerbahçe taraftarları gibiydik. Durmadan kötülüyorlardı takımı, hocayı. Biz de durmadan yeniliyorduk be kardeşim yahu. İşte, Gündüz zamanında yenmeye başladık bunları. Gündüz, harp meydanından gelmiş bir isimdi. Zaten öyle olmadı mı, çok dil uzatırlar sana.” Bunun üzerine, söyleşiyi yapan fırsat bu fırsat deyip, “Fatih Terim'in de benzer bir tarafı var…” diye araya girince, İlhan şöyle cevap verir: “Elbette. Fatih'in de böyle bir yanı var. Fakat Gündüz'ün daha sessiz, daha sakin öfkesini kontrol edebilen bir yanı da vardı. Fatih'in de karizması çok güçlü. Futbolcu üzerinde çok tesirli bir kişilik.” İlhan, “Gündüz Kılıç neyi başarmıştı?” sorusuna şöyle cevap verir: “Gündüz, o yıllarda Galatasaray'ın üç büyüklerin içinde hatırı sayılır bir yer edinmesine neden olmuştu. Bu seyirci sayısını da çok etkilemişti. Bu da başarıyı etkiledi çünkü, bizim o kibar seyircimiz takımı coşturamıyordu. Bu yeni oluşmaya başlayan taife ise her türlü etkileyebiliyordu sahadaki çocukları. Neticede o kalabalık geldi ve Galatasaray halkın takımı oldu. Galatasaray'ın başarısı Gündüz Kılıç'la başladı derken aslında bunu söylüyorum. Galatasaray'ın dramı da bu şimdi. Artık popüler bir takım var ve bu takım Türkiye'nin takımı. Böyle bir takımı yönetmenin de kuralları daha başka tabii.” “Türk futbolunun değişiminde Galatasaray'ı nerede görüyorsunuz?” sorusuna ise şöyle: “Bizim halkımız futbolda başarıyı çok önemsiyor. Çünkü diğer konularda başarısızız. Yani dışarıda kendimizi gösteremiyoruz, bilakis taklit ediyoruz. Futbola dair yenmek yenilmek meselesi söz konusu olunca, bu halkın kulakları dikiliyor. Futbolda hep yeniliyorduk. Ama artık durum değişti. Özellikle Galatasaray değiştirdi bu gidişatı. Futbol anlayışımız değişti. Bakın size fıkra gibi bir hikaye anlatayım. Beton Mustafa, Milli Takım'da iken bir gün maç yapacaklar. O zaman antrenör de bir yabancı. Hoca tahtanın başına geçmiş, planlar, şemalar anlattıkça anlatıyor. Bittikten sonra Mustafa bir süre çok düşünceli duruyor. Tercümanın yanına gidiyor ve ‘söyle ona benim adamım kim?’ diye soruyor. İşte biz böyle futbol oynuyorduk. Futbolun kendine göre bir diyalektiği var ve o yıllarda bunu katiyen anlamış değildik.” Mevcut durumda anladık mı acaba? 1959’da Dost’taki bir söyleşisinde (Açtırma Kutuyu, Röportajlar 1 (1946-1983), Bilgi Yayınevi, 2004) Attila İlhan’a kısa kısa sorular sorarlar, o da cevaplar. “Üzerinizde en çok etki yapan şehirler?“ “İzmir ve Paris.” “Gece hayatını sever misiniz” “Yalnız olarak evet!” “Sizi en çok etkileyen film?” “Orson Welles'in Citizen Kane adlı filmi.” “Sporla ilginiz?” “Sadece futbol. Galatasaray'lıyım.”
C. Cengiz Çevik tweet media
Türkçe
9
61
353
16.7K
PROFESÖR———GOD
😂😂😂 sizin yapacağınız işin…
Gusholder Haber Bülteni@gusholderhaber

#SONDAKİKA | İstanbul'da bir okulun karşısında küfürlü konuşup sigara içen gençleri uyaran okul polisi, çocuk yaştaki kişilerin saldırısına uğradı. — Saldırganların burnuna vurduğu polis, kaçan şüphelilere ateş açtı. — Polis memurunun açtığı uyarı ateşinde bir berber ağır yaralandı.

Türkçe
0
0
1
20
PROFESÖR———GOD retweetledi
Vedat
Vedat@Stuttgarttk·
Yakın çekim gelmiş
Türkçe
52
465
6.9K
158.8K
PROFESÖR———GOD retweetledi
Emine AKAR🥀
Emine AKAR🥀@tahirim2014·
@aerkan080 Adaleti herkes için isteselerdi ,susmasalardı bu duruma düşmeyeceklerdi🤦 Adalet varmışşşş gibi yapınca sıra kendilere geldi ve kaçınılmaz son 🥴
Türkçe
1
2
35
1.1K
PROFESÖR———GOD
Gezi Olaylarını toplumsal kaos planı olarak gören fenerbahçeliler, can Atalay niye içerde diye ağlamasın lütfen😂 video da öyle anlatılıyor😂
Türkçe
0
0
1
50