UĞUR KARAKAŞ

8 posts

UĞUR KARAKAŞ banner
UĞUR KARAKAŞ

UĞUR KARAKAŞ

@USKUNA

ANY PLACE Katılım Nisan 2010
548 Takip Edilen23 Takipçiler
UĞUR KARAKAŞ
UĞUR KARAKAŞ@USKUNA·
@jimithekewl Ya da Yunus Emre, Aşık Veysel, Neşat Ertaş'ın şiirleri yukarıdaki ozanları göre daha az "toplumcu" olduğu için daha mı az şiirdir? Zaten bir yazar, şair istese de o toplumun gerçeklerinden ne kadar kaçabilir ki, içinde yaşıyor zaten.
Türkçe
0
0
1
59
UĞUR KARAKAŞ
UĞUR KARAKAŞ@USKUNA·
@jimithekewl Bu bakış acısıyla bakarsak şiire, Atilla İlhan, Nazım Hikmet vb. toplumcu şairlerin şiirleri, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Köroğlu, Karacaoğlan, Kul Nesimi, Dertli, Dadaloğlu, Mahsuni Şerif vb. halk ozanlarının toplumsal şiirlerinin ve etkilerinin yanında çok romantik kalır.
Türkçe
1
0
0
83
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Attila İlhan'ın ve bir nebze Asım Bezirci'nin İkinci Yeni'ye yönelik tespit ve eleştirilerini içeren aşağıdaki twit, buranın tabiriyle baya "yürümüş". Belki konuya ilgi duyanların literatürdeki kaynaklara yönelmesi, meselenin polemik yönünün kökenine dair bilgilenmeleri açısından faydalı olacaktır. Bu kaynaklardan biri de Memet Fuat'ın "İkinci Yeni Tartışması" başlıklı kitabıdır (Adam Yayınları, 2000). Memet Fuat'ın konuya dahil olması şöyle olmuştur: 50'li yılların ikinci yarısında Fuat, iki katlı küçük bir evin inşaatıyla meşgul olduğu sırada, edebiyat dergilerindeki tartışmalardan uzaklaşmış, ancak evvelce (54'te) kaleme aldığı bazı yazıları ilgi uyandırmıştır. Bunlardan birinde İkinci Yeni'nin en önemli isimlerinden olan İlhan Berk'in "sanat yenilik içindir" görüşünü eleştirerek "toplumsalcı açıdan yeniliğe nasıl bakılması gerektiğini, devrimci sanatçılar için yeniliğin hangi yönüyle önemli olduğunu anlatmaya çalışmıştır". Bu yazıya "İkinci Yeni" isminin "isim babası" olarak bilinen şair Muzaffer Erdost karşı çıkmıştır. Fuat bunu şaşkınlıkla karşıladığını, zira Erdost'u "ilerici, toplumsalcı düşüncelere eğilimli bir genç olduğunu" sandığını söyler (s.7). Birkaç sene sonra Fuat yine İlhan Berk'in, (Fuat'ın tabiriyle "dayanaksız, göklerde uçan" görüşleriyle karşılaşmış ve onları eleştirmiştir. Berk cevap vermemiş, Turgut uyar ve Oktay Rifat, Fuat'ın eleştirileri üzerinde durmuştur. Fuat, bu şairlerle yazışmalarının "anlam konusunun aydınlanması" açısından faydalı olduğunu söyler. Sonra bir ara İkinci Yeni'nin en göze çarpan isimlerinden Edip Cansever tartışmaya dahil olur ve Fuat'ın "şiire kapalı olduğu"nu iddia eder. Daha sonra Fuat, İkinci Yeni anlayışının şairlere getirdiği kısıtlamaları eleştirir, Yaşar Nabi, Onat Kutlar ve Adnan Benk gibi isimlere karşı yazılar yazar. Fuat'a göre, buraya kadar bir problem yoktur, problem bundan sonra başlar. Çünkü sahneye aşağıdaki twitin anti-İkinci Yeni kahramanları girer: Attila İlhan ve Asım Bezirci. Önce İlhan 15 Mart 1967'de "Hazin Bir Başkalaşma" başlıklı bir yazı yazar. Yazının giriş kısmı, bunun "tipik", birazdan elinde kalemle hedefindekilere saldıracak olan Attila İlhan yazısı olduğunu gösterir, fırtına öncesi dinginliği vardır bu satırlarda ve elbette şiirsellik: "Paris'ten bir mektup aldım, öğretim sonrası stajını oralarda yapan bir okuyucumdan… Memet Fuat'la Fethi Naci'ye ilişmeme takılmış, 'onları pek sevmiyor gibisiniz' diyor… Mektubu alıp çıktım, birdenbire deniz, kıran kırana soğuklardan sonra eski güneşi ve yepyeni bahar esintilerini buluveren palmiyeler, uzak yeşil bir sis dalgınlığında İzmir Körfezi. Yanılmış olmak kuşkusu içimde dikine bir hançer gibi kımıldıyordu. Bir zaman yürüdüm. Bir takım olağanüstü acılıktaki soruları kara şemsiyeler gibi içim sıra açıp açıp kapatıyordum." (İkinci Yeni Savaşı, 120) İlhan önce "kimdi bu Memet Fuat," diyerek hedefini küçültür ve "romanımsı" olarak nitelediği öyküler kitabından bahseder ve öykülerinden birinde kendisinin yazdığına benzer şeyler yazdığını ima eder. Sonra sadede gelir: İlhan'a göre, Fuat "i̇şin başında fena halde toplumcu, İlhan Berk'in anlamsız şiir tezlerine, Muzaffer Erdost'un 'anlamın rastlantısallığı' buluşuna dik dik karşı çıkıyor. Çok sağlam, hiç yarıksız bir toplumsal eleştirmeci değilse bile, hoşgörüsü olan, ana çizgileriyle yine de toplumcu bir eleştiri tutumu tutmuş"tur. Devamında İlhan şöyle diyor: "O sıralar Mavi hareketinin toplumsal gerçekçilikten usul usul ikinci yeni bataklığa kaydırıldığı sıralar. Oktay Rifat ve İlhan Berk, Türk şiirinin bu iki büyük eyyamcısı, kasıla kasıla 'şiirin amacı hiçbir zaman belirli bir şey anlatmak değildir' ya da 'şiir bir şey anlatmaz, güzellik bir şey anlatmaz çünkü' diyebiliyorlar. Toplumsal esthetique anlayışının imge kuramı ve mekanizması iyice yozlaştırılarak tam da Menderes diktasının istediği politika dışı (apolitique) bir şiir yeniliği kılığına sokulmuş. Gençlerden katılan katana. Şiirimizin en önemli yeniliğinin nihayet gerçekleştiğini sanan sanana." Peki, İlhan başlangıçta İkinci Yeni'ye yönelik eleştirisini "çok sağlam" bulduğu Fuat'a aynı yazıda neden karşı çıkıyor? Onu da İlhan'dan dinleyelim: "Peki sonra? Sonrası bu: Menderes diktası türlü baskıların en üst ucuna varmış, Toplumculardan geçtim, liberal muhalifler bile mimlenip deliye atılıyor, işlemci sanatı sürdüren üçbeş kişi kalmış ortalıkta, onlar da arpacık kumrusu gibi sonlarının ne olacağını düşünüyorlar. İşte o sıralarda Mehmet Fuat'da bir de bakıyorsunuz bir bu ikinci yeni dalgasının acaba aslı nedir merak uyanıyor: Gerçekten yeni midirler, anlamsız mıdırlar araştırması; önce, anlamsız değilmişler canım 'kapalıymışlar' biraz özürleri, arkasından ikinci yeni ozanlarından Oktay Rifat, Cemal Süreya, Kemal Özer üzerinde ince ince durarak 'ahkâm' çıkarmalar. Artık o da '...bu şiiri eski şiire, açık şiire karşı değil de, onun yanında, ona eklenmiş olarak düşünmeye başlıyor. Vardığı sonuç da tabii ona göre: '...kısacası, şiirin anlatma gücü arttı gibi geliyor bana, şairleri bekleyen bir yol açıldı gibi geliyor.' O arada 'ikinci yeni' etiketini kaldırıyorlar. Soyut düzleminde kalarak yeni Türk şiirinin altın devrini ilan ediyorlar. Bir de bakıyoruz, 27 Mayıs devrimine üç ay kala, o başlangıçta açık, içlemi, gerçekçi ve toplumsal gelişmelere bağlı sanat görüşünün savunan Memet Fuat soyutçuluğu ve soyutçu ozanları benimsemiş, bağrına basmış... Böylece, yarına kalacak yenilikler 'günün gerçeklerinden', 'yoğrulan özden' çıkarılmıyor artık. 'Batının sıka sıka posasını çıkardığı anlamsız şiirin' 'anlam alanında da önemli olabileceğini' kavuruyoruz birdenbire, o kadar ki bu sayede bazı yeni ozanlara kavuşuyoruz, bazı eskilerin de güçlendiğini görüyoruz." İlhan yukarıdaki uzun alıntının son kısmında, Fuat'ın 1 Mart 1960'ta Yeditepe'de yayınlanan yazısında andığı Ece Ayhan, Cemal Süreya, Kemal Özer, Turgut Uyar ve Edip Cansever gibi şairlere gönderme yapmaktadır. İlhan'a göre, Fuat'ın benimsediği ve bağrına bastığı İkinci Yeni'nin soyutçuluğu aslında gericiliktir. "Evet gerici: Politikada soyut demokrasi, biçimsel demokrasi nasıl gericilikse, sanatta soyut şiir, biçimsel şiir öylece gericiliktir" der. İlhan'ın Fuat'ta "hazin" bulduğu şey, 'sanat yeniliklerini toplumlardaki büyük gelişmelere' bağlamaktan yola çıkıp 'bu ilişki o kadar da önemli değildir canım'a gelmektir. Başka deyişle, Fuat'ın İkinci Yeni'yi toplumcu bir perspektifle analiz etmeye başlayıp, daha sonra toplumculuktan soyutçu şiir anlayışını bir sorun olarak görmemeye kaymış olmasıdır. İlhan Fuat'ın değiştiğini düşünür, değişmek bir problem değildir ona göre, elbette bu değişme "toplumculuğu daha faydalı, daha elverişli, daha insancıl kılmak yönünde gelişirse... içlemci ve diyalektik ana tutumu koruyarak". (İkinci Yeni Savaşı, 126) Fuat, başta bahsettiğim İkinci Yeni Tartışması kitabının önsözünde İlhan'ın kendisine yönelik eleştirisine sadece şu yanıtı verir: "Atilla İlhan'la tartışılmaz, dönmez dediğinden." (8) Ancak kitabın içindeki yazılarında daha kapsamlı yanıtlar verdiği görülür. Örneğin İlhan'ın aşağıdaki twitte ve bu twitte özetlediğim görüşlerini kısmen aktardıktan sonra, kısmen İkinci Yeni şairlerini anlama çabasındaki biri olarak şöyle der Fuat: "İçinde yaşadıkları toplum düzeniyle bağdaşamayan sanatçılar politikanın getirdiği baskılar arttıkça fildişi kuleye yönelirler, gibi sözler vardır. Ama, bence, bugünkü durum yalnızca bundan değil. Sanatçılarımızın çoğu yeryüzünde olan biteni anlayamamanın acısını çekiyor. Yanılmak korkusu içindeler. Günümüzde iyiyi kötüden ayırmak çok zorlaştı. Sonra politika değer yargılarını yıktı geçti. Barış türküleri söyleyen bir şaire, 'sen vatan hainisin,' denebiliyor. Şair de savaş türküleri söyleyecek değil ya, sözcüklere yöneliyor, ya da büsbütün susuyor." (57) Konu daha da uzatılabilir, farklı edebiyatçıların yaklaşımları ele alınabilir. Çünkü birçok açıdan bugünün Türkiye'sine, siyasal ortamına ve entelektüellerine de dokunan, civcivli bir konu. Ben burada kesip, tekrar işimin başına dönüyorum, ee buna mecburuz, "bütün kara parçalarında Afrika dahil."
C. Cengiz Çevik tweet media
C. Cengiz Çevik@jimithekewl

Twitter'da sevdiğim konular gündeme gelince hoşuma gidiyor. Yazasım geliyor. Aşağıdaki videoyu izleyince, ilk aklıma gelen cümle şu oldu: "Attila İlhan yaşıyor olsaydı, bu videoyu gururla izler, bravo çocuk!" derdi. Malumunuz mu bilmem, Attila İlhan İkinci Yeni'ye "İkinci Yeni Savaşı" kitabıyla, birçok yazısıyla ve söyleşilerindeki sözleriyle adeta savaş açmıştı. Onun kadar bu meseleyi ciddiyetle ve hışımla ele alan olmamıştır. Hatta İkinci Yeni'yi sert bir şekilde eleştiren ünlü edebiyat kritikçimiz Asım Bezirci bile onun yanında bu savaşın bir parçası olmadığını ifade etmek zorunda kalmıştır. Bezirci şöyle der: "Attila İlhan kaleyi dışardan topa tuttu, ben içerden yıkmaya uğraştım. O, İkinci Yeni’yi tümüyle yanlış ve zararlı buldu, ben ise bazı yararları da olduğunu ileri sürdüm. o, İkinci Yeni'yle enikonu savaştı, ben ise nesnelce yargılamayı denedim. Kitaplarımızın adları da bunu gösteriyor: Onunki İkinci Yeni Savaşı, benimki İkinci Yeni Olayı." (Sanat Olayı, Nisan 1986) İlhan'dan önce Bezirci'ye bakarsak, öncelikle İkinci Yeni'nin temel yanlışlarından biri yenilik hareketini sayıyla adlandırmasıydı. "Birinci Yeni", "İkinci Yeni", vs… Zira "hiçbir yenilik, daha önceki yenilikler anılmadan ortaya konamaz." 'İkinci Yeni' tabiri, Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati şairleri ve Hececiler, Yedi Meşaleciler, Toplumcu Gerçekçiler ve Garipçiler'in es geçilmesi demek oluyordu. Eğer illa ki bir adlandırma yapılması gerekiyorsa, İkinci Yeni denilecek gruba olsa olsa "Sekizinci Yeni" demek gerekirdi. Bezirci'nin dikkat çektiği ikinci unsur, Türkiye'de en köklü yeniliği, İkinci Yeni'nin değil, toplumcuların gerçekleştirmiş olmasıdır. Elbette, bu konuda başa yazılması gereken isim Nazım Hikmet'tir. Ancak hem Bezirci'ye hem de İlhan'a göre, Nazım rejim tarafından tehlikeli bulunduğu için onun "serbest nazım"ı, Milli Şef rejimi için daha az tehlikeli bulunan, herhangi bir toplum eleştirisi içermeyen, mani türünden dizelerin öne çıkarıldığı Garip şiirine dönüşmüş veya bilinçli olarak dönüştürülmüştür. Özellikle de İlhan'a göre, Garip ve İkinci Yeni şiiri baştan sona "serbest nazım"ın toplumcu yönünün kademeli olarak sindirilmesi ve söndürülmesidir. İlhan, İkinci Yeni Savaşı kitabının "Önsöz Yerine" başlıklı önsözünde, bu durumun politik arka planını kısaca özetler. Buna göre, Milli Şef döneminden sonra Menderes iktidarında (İlhan'ın ifadesiyle) "liberallerin siyasal iktidar olarak bürokratları tasfiyesi, bu sonuncuların sanata yansıması demek olan Garip'çilere karşı bir hesaplaşma hareketini sürdürmeye elverişli koşulları yaratmıştır." (s.10) Başka deyişle, Menderes iktidarıyla birlikte "eski Türkiye"nin "resmî" şiiri olan Garip şiiri tasfiye edilmiştir. Peki, kırıntı düzeyinde de olsa toplumcu öğeler barındıran Garip şiiri, Menderes döneminde yerini neye bırakacaktır? Elbette, İkinci Yeni'ye. Ancak Türkiye'nin yoğun bir şekilde etkilendiği yeni politik koşullar Soğuk Savaş'ın etkisi altındadır. ABD'nin başını çektiği, görünüşte demokrasi ve açık toplum yanlısı batı bloğuna karşı, SSCB'nin başını çektiği, demokrasi düşmanı olan kapalı toplum yanlısı doğu bloğu arasındaki bu savaş sırasında, toplumcu yani sosyalist öğelerin edebiyatta kendine yer bulmaması gerekmektedir. İlhan'a göre Milli Şef dönemiyle hortlayan Tanzimat Batıcılığı, Menderes dönemiyle birlikte yerini ABD yanlısı olan, kapitalizmin ileri karakolu hüviyetindeki gericilik soslu batıcılığa bırakmıştır. İlhan bu durumu 29 Nisan 1995 tarihli "Soğuk Savaş'ın 'Çeteleri' Nasıl Oluştu?" başlıklı yazısında şöyle anlatır: "Sözde liberal, CHP diktasına 'karşı' örgütlenmiş, halk desteğiyle iktidar olmuş, sivil Demokrat Parti; soğuk savaş çarkına kapılıp, önce Meclis sonra şahıs 'tahakkümüne' giderek, ülkeye son derece zarar verecek olan, iki gelişmeye neden olmuştur: 1. Edebiyat hayatında toplumculara hışımla yüklenilmesi, CHP diktasının uzantısı 'seçkinci' ve 'resmi' edebiyatın geçerliliğini korumasına yaramıştır. 2. Daha da kötüsü faşizan CHP, onun Milli Şef'i İsmet Paşa, sol da sağ da ezildiği için, 'hürriyet ve demokrasi kahramanlığına' terfi etmiştir." (Hangi Edebiyat, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. Basım, 2019: 386) Meselenin şiir kısmına geri dönersek, Garipçilere karşı bir hesaplaşma hareketinin bir neticesi olan, İlhan'ın yukarıda söz ettiğim önsözdeki ifadesiyle "İkinci Yeni Sirki" bu koşullarda, şiirin toplumcu öğelerden tümüyle arındırılması anlamına gelecek niteliklerle ortaya çıkar. Peki, bu nitelikler nelerdir? İlhan'ın ifadesiyle, "İkinci Yeni anlamı gerekli görmez, rastlantısallıkla yetinir", "dahası, sanatı toplumsal işlevinden çekip alır, getirip 'kelimeye' dayandırır. İlhan bunu şöyle açıklar: "Soyutluk biçimciliğin anasıdır ya, imgeyi yüklenmek zorunda olduğu toplumsal/bireysel içlemden soyutlar, 'boşa' ça­lıştırırlar." (s.11) "Bütün bunlar yetmezmiş gibi," der İlhan, "bir de toplumsal gerçekçiliğe karşı, açık tavır takındılar mı, 'soğuk' savaş onları desteklemeyecek de, kimleri destekleyecek: 'Resmi' edebiyat tahtından İnönü Diktası'nın 'Birinci Yeni'si (Garip) inmiş, yerine Menderes Diktası'nın 'İkinci Yeni'si kurulmuştur." (s.11) İlhan başka bir yerde de şöyle diyor: “…İkinci Yeni, birtakım genç ozanların Mavi hareketine ihanetidir. Bunlar, işin toplumcu dolayısıyla tehlikeli bir alana kaydığını görüp de sağdan soldan baskıya uğrayınca, savunduğumuz imge kuramını özünden boşalttılar, kelimelerin raslantısal serüveninden ortaya çıkan imgeleri biraz varoluşçulardan, biraz gerçeküstücülerden yürüttükleri kavramlarla birleştirerek İkinci Yeni rezilliğini ortaya çıkardılar.” (Vatan, Mart 1975) Yukarıda İlhan "kelime"den bahsediyordu. Aynı şekilde, 1 Ocak 1979'da "Kelime" başlıklı bir yazısında konuyu yine İkinci Yeni'nin "Kelime"sine getirir. Yazının ilk paragrafının bir yerinde şöyle der: "Kelimeye ağırlık veren şiir anlayışı, kökeninde biçimseldir ya, bu elbette biçimsel olmayan şiir anlayışı kelimeyi önemsemeyecek demek değildir. Galiba bütün iş kelimeyi el ele alıp değerlendirişimizde düğümleniyor." Sonra da şöyle der: "Geçmiş zamanla ilgili bir şiir yazan şair, o dönemleri hatırlatmak için, divan şiiri kelimelerinden birini ya da birkaçını şiirinin yapısına oturttu mu, o dönem şiirini yeni koşullar altında yeniden yaratmış olmaz, biçimsel bir şiir düzeni içersinde o kelimeleri geçmişe ilişkin dekoratif birer öğe olarak kullanmış olur. Bu nokta önemli, 'ikinci yeni'den 'müdevver' bazı şairlerimiz, divan ya da edebiyat-i cedide kelimelerini şiirlerine serpiştirerek, geçmiş şiirimizle daha ileri konaklarda bütünleştiklerini sanabiliyorlar. Yanlış. Yaptıkları, çağdaş bir sahne tuvaletine, assolistin padişah tuğu eklemesinden farksızdır. Geçmiş kılıklarımızı yeni koşullar altında gözden geçirerek, o kökenden, yeni bir sahne kılığı üretimi değil." Başka deyişle, İkinci Yeni'nin kelime kullanımı biçimsel bir tercihten ibaret olmakla birlikte anlamsız bir süslemedir. Bu yüzden, çoğu kere İkinci Yeni dizelerinde bir araya gelince anlamlı bir bütün oluşturmayan, okuyucuda bir duygu yoğunlaşmasına neden olmayan kelime yığınları görürsünüz. İlhan'a göre, şiir kelimelerle değil, imgelerle yazılır ve kelime diyalektik bir ilişkiler yumağıdır. İmge kelime değildir, kelimenin önemi imgenin somutlaşmasında oynayacağı role göre değişir, bu rolü belirleyen ise kelimenin çağrışım yükü, anlam boyutları ve imgeyle olan diyalektik bağlantısıdır. İlhan bu fikrini şu neticeye bağlar: "Hâl böyle oldu mu, şairin kelimeden hareket etmediği, şiirini kelimelere yaslanarak kurmadığı da meydana çıkar; kelimeler imgelerle kurulmuş bir şiirin, içine döküldüğü en uygun kalıplardır ki, imgelerin gerçeği estetik düzeyde yeniden yaratmalarına katkıları oranında büyürler." (İlhan'ın "Kelime" başlıklı yazısı için bkz. Hangi Edebiyat, 327-328) Attila İlhan, İkinci Yeni mezalimine karşı (şaka yapıyorum), son nefesine kadar, milim geri adım atmadan, aynı coşku ve hışımla iddiasını yahut savaşını sürdürdü. Son olarak "Açtırma Kutuyu!.." başlıklı iki ciltten oluşan serinin ilkinde okuduğum, İlhan'ın 1962 Kasım'ında Yelpaze'ye verdiği söyleşide karşılaştığı soruyu ve verdiği cevabı ekte paylaşayım.

Türkçe
2
15
117
21.2K
UĞUR KARAKAŞ
UĞUR KARAKAŞ@USKUNA·
@jimithekewl "Aysel git başımdan" ne kadar toplumcuysa, "Mendilimde Kan Sesleri" o kadar bireyselci...🙂
Türkçe
1
0
6
1.2K
C. Cengiz Çevik
C. Cengiz Çevik@jimithekewl·
Twitter'da sevdiğim konular gündeme gelince hoşuma gidiyor. Yazasım geliyor. Aşağıdaki videoyu izleyince, ilk aklıma gelen cümle şu oldu: "Attila İlhan yaşıyor olsaydı, bu videoyu gururla izler, bravo çocuk!" derdi. Malumunuz mu bilmem, Attila İlhan İkinci Yeni'ye "İkinci Yeni Savaşı" kitabıyla, birçok yazısıyla ve söyleşilerindeki sözleriyle adeta savaş açmıştı. Onun kadar bu meseleyi ciddiyetle ve hışımla ele alan olmamıştır. Hatta İkinci Yeni'yi sert bir şekilde eleştiren ünlü edebiyat kritikçimiz Asım Bezirci bile onun yanında bu savaşın bir parçası olmadığını ifade etmek zorunda kalmıştır. Bezirci şöyle der: "Attila İlhan kaleyi dışardan topa tuttu, ben içerden yıkmaya uğraştım. O, İkinci Yeni’yi tümüyle yanlış ve zararlı buldu, ben ise bazı yararları da olduğunu ileri sürdüm. o, İkinci Yeni'yle enikonu savaştı, ben ise nesnelce yargılamayı denedim. Kitaplarımızın adları da bunu gösteriyor: Onunki İkinci Yeni Savaşı, benimki İkinci Yeni Olayı." (Sanat Olayı, Nisan 1986) İlhan'dan önce Bezirci'ye bakarsak, öncelikle İkinci Yeni'nin temel yanlışlarından biri yenilik hareketini sayıyla adlandırmasıydı. "Birinci Yeni", "İkinci Yeni", vs… Zira "hiçbir yenilik, daha önceki yenilikler anılmadan ortaya konamaz." 'İkinci Yeni' tabiri, Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati şairleri ve Hececiler, Yedi Meşaleciler, Toplumcu Gerçekçiler ve Garipçiler'in es geçilmesi demek oluyordu. Eğer illa ki bir adlandırma yapılması gerekiyorsa, İkinci Yeni denilecek gruba olsa olsa "Sekizinci Yeni" demek gerekirdi. Bezirci'nin dikkat çektiği ikinci unsur, Türkiye'de en köklü yeniliği, İkinci Yeni'nin değil, toplumcuların gerçekleştirmiş olmasıdır. Elbette, bu konuda başa yazılması gereken isim Nazım Hikmet'tir. Ancak hem Bezirci'ye hem de İlhan'a göre, Nazım rejim tarafından tehlikeli bulunduğu için onun "serbest nazım"ı, Milli Şef rejimi için daha az tehlikeli bulunan, herhangi bir toplum eleştirisi içermeyen, mani türünden dizelerin öne çıkarıldığı Garip şiirine dönüşmüş veya bilinçli olarak dönüştürülmüştür. Özellikle de İlhan'a göre, Garip ve İkinci Yeni şiiri baştan sona "serbest nazım"ın toplumcu yönünün kademeli olarak sindirilmesi ve söndürülmesidir. İlhan, İkinci Yeni Savaşı kitabının "Önsöz Yerine" başlıklı önsözünde, bu durumun politik arka planını kısaca özetler. Buna göre, Milli Şef döneminden sonra Menderes iktidarında (İlhan'ın ifadesiyle) "liberallerin siyasal iktidar olarak bürokratları tasfiyesi, bu sonuncuların sanata yansıması demek olan Garip'çilere karşı bir hesaplaşma hareketini sürdürmeye elverişli koşulları yaratmıştır." (s.10) Başka deyişle, Menderes iktidarıyla birlikte "eski Türkiye"nin "resmî" şiiri olan Garip şiiri tasfiye edilmiştir. Peki, kırıntı düzeyinde de olsa toplumcu öğeler barındıran Garip şiiri, Menderes döneminde yerini neye bırakacaktır? Elbette, İkinci Yeni'ye. Ancak Türkiye'nin yoğun bir şekilde etkilendiği yeni politik koşullar Soğuk Savaş'ın etkisi altındadır. ABD'nin başını çektiği, görünüşte demokrasi ve açık toplum yanlısı batı bloğuna karşı, SSCB'nin başını çektiği, demokrasi düşmanı olan kapalı toplum yanlısı doğu bloğu arasındaki bu savaş sırasında, toplumcu yani sosyalist öğelerin edebiyatta kendine yer bulmaması gerekmektedir. İlhan'a göre Milli Şef dönemiyle hortlayan Tanzimat Batıcılığı, Menderes dönemiyle birlikte yerini ABD yanlısı olan, kapitalizmin ileri karakolu hüviyetindeki gericilik soslu batıcılığa bırakmıştır. İlhan bu durumu 29 Nisan 1995 tarihli "Soğuk Savaş'ın 'Çeteleri' Nasıl Oluştu?" başlıklı yazısında şöyle anlatır: "Sözde liberal, CHP diktasına 'karşı' örgütlenmiş, halk desteğiyle iktidar olmuş, sivil Demokrat Parti; soğuk savaş çarkına kapılıp, önce Meclis sonra şahıs 'tahakkümüne' giderek, ülkeye son derece zarar verecek olan, iki gelişmeye neden olmuştur: 1. Edebiyat hayatında toplumculara hışımla yüklenilmesi, CHP diktasının uzantısı 'seçkinci' ve 'resmi' edebiyatın geçerliliğini korumasına yaramıştır. 2. Daha da kötüsü faşizan CHP, onun Milli Şef'i İsmet Paşa, sol da sağ da ezildiği için, 'hürriyet ve demokrasi kahramanlığına' terfi etmiştir." (Hangi Edebiyat, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. Basım, 2019: 386) Meselenin şiir kısmına geri dönersek, Garipçilere karşı bir hesaplaşma hareketinin bir neticesi olan, İlhan'ın yukarıda söz ettiğim önsözdeki ifadesiyle "İkinci Yeni Sirki" bu koşullarda, şiirin toplumcu öğelerden tümüyle arındırılması anlamına gelecek niteliklerle ortaya çıkar. Peki, bu nitelikler nelerdir? İlhan'ın ifadesiyle, "İkinci Yeni anlamı gerekli görmez, rastlantısallıkla yetinir", "dahası, sanatı toplumsal işlevinden çekip alır, getirip 'kelimeye' dayandırır. İlhan bunu şöyle açıklar: "Soyutluk biçimciliğin anasıdır ya, imgeyi yüklenmek zorunda olduğu toplumsal/bireysel içlemden soyutlar, 'boşa' ça­lıştırırlar." (s.11) "Bütün bunlar yetmezmiş gibi," der İlhan, "bir de toplumsal gerçekçiliğe karşı, açık tavır takındılar mı, 'soğuk' savaş onları desteklemeyecek de, kimleri destekleyecek: 'Resmi' edebiyat tahtından İnönü Diktası'nın 'Birinci Yeni'si (Garip) inmiş, yerine Menderes Diktası'nın 'İkinci Yeni'si kurulmuştur." (s.11) İlhan başka bir yerde de şöyle diyor: “…İkinci Yeni, birtakım genç ozanların Mavi hareketine ihanetidir. Bunlar, işin toplumcu dolayısıyla tehlikeli bir alana kaydığını görüp de sağdan soldan baskıya uğrayınca, savunduğumuz imge kuramını özünden boşalttılar, kelimelerin raslantısal serüveninden ortaya çıkan imgeleri biraz varoluşçulardan, biraz gerçeküstücülerden yürüttükleri kavramlarla birleştirerek İkinci Yeni rezilliğini ortaya çıkardılar.” (Vatan, Mart 1975) Yukarıda İlhan "kelime"den bahsediyordu. Aynı şekilde, 1 Ocak 1979'da "Kelime" başlıklı bir yazısında konuyu yine İkinci Yeni'nin "Kelime"sine getirir. Yazının ilk paragrafının bir yerinde şöyle der: "Kelimeye ağırlık veren şiir anlayışı, kökeninde biçimseldir ya, bu elbette biçimsel olmayan şiir anlayışı kelimeyi önemsemeyecek demek değildir. Galiba bütün iş kelimeyi el ele alıp değerlendirişimizde düğümleniyor." Sonra da şöyle der: "Geçmiş zamanla ilgili bir şiir yazan şair, o dönemleri hatırlatmak için, divan şiiri kelimelerinden birini ya da birkaçını şiirinin yapısına oturttu mu, o dönem şiirini yeni koşullar altında yeniden yaratmış olmaz, biçimsel bir şiir düzeni içersinde o kelimeleri geçmişe ilişkin dekoratif birer öğe olarak kullanmış olur. Bu nokta önemli, 'ikinci yeni'den 'müdevver' bazı şairlerimiz, divan ya da edebiyat-i cedide kelimelerini şiirlerine serpiştirerek, geçmiş şiirimizle daha ileri konaklarda bütünleştiklerini sanabiliyorlar. Yanlış. Yaptıkları, çağdaş bir sahne tuvaletine, assolistin padişah tuğu eklemesinden farksızdır. Geçmiş kılıklarımızı yeni koşullar altında gözden geçirerek, o kökenden, yeni bir sahne kılığı üretimi değil." Başka deyişle, İkinci Yeni'nin kelime kullanımı biçimsel bir tercihten ibaret olmakla birlikte anlamsız bir süslemedir. Bu yüzden, çoğu kere İkinci Yeni dizelerinde bir araya gelince anlamlı bir bütün oluşturmayan, okuyucuda bir duygu yoğunlaşmasına neden olmayan kelime yığınları görürsünüz. İlhan'a göre, şiir kelimelerle değil, imgelerle yazılır ve kelime diyalektik bir ilişkiler yumağıdır. İmge kelime değildir, kelimenin önemi imgenin somutlaşmasında oynayacağı role göre değişir, bu rolü belirleyen ise kelimenin çağrışım yükü, anlam boyutları ve imgeyle olan diyalektik bağlantısıdır. İlhan bu fikrini şu neticeye bağlar: "Hâl böyle oldu mu, şairin kelimeden hareket etmediği, şiirini kelimelere yaslanarak kurmadığı da meydana çıkar; kelimeler imgelerle kurulmuş bir şiirin, içine döküldüğü en uygun kalıplardır ki, imgelerin gerçeği estetik düzeyde yeniden yaratmalarına katkıları oranında büyürler." (İlhan'ın "Kelime" başlıklı yazısı için bkz. Hangi Edebiyat, 327-328) Attila İlhan, İkinci Yeni mezalimine karşı (şaka yapıyorum), son nefesine kadar, milim geri adım atmadan, aynı coşku ve hışımla iddiasını yahut savaşını sürdürdü. Son olarak "Açtırma Kutuyu!.." başlıklı iki ciltten oluşan serinin ilkinde okuduğum, İlhan'ın 1962 Kasım'ında Yelpaze'ye verdiği söyleşide karşılaştığı soruyu ve verdiği cevabı ekte paylaşayım.
C. Cengiz Çevik tweet media
Çatay@Cataydost

Dün gece ikinci yenicilerin yerden yere vurulduğu dakikalar.

Türkçe
7
28
401
84.1K
UĞUR KARAKAŞ
UĞUR KARAKAŞ@USKUNA·
@levent_kazak @Cataydost Aysel Gürel'in yazdığı bir şey ile Edip Cansever'i karşılaştırdı, bir de "Masa" şiirini okuyor, sorsan kendi de üstüne yapışıp kaldığını söyler.
Türkçe
1
0
1
1.4K
levent kazak
levent kazak@levent_kazak·
ikinci yeni bir şiir akımı değil, bir ruh halidir. bu tartışma da burada noktalanır. her türlü ağrıyla, birliktelik ve ayrılıkla, çocuklukla, yalnızlıkla, depresyonla, içine limon sıkılmış cinle, buz gibi votkayla, rakıyla, balıkla, yağmurla, pusla, dumanla güzel gider ikinci yeni. kelimeleri bir araya getirip bir takım anlamlar çıkartmaya çalışmak, abidik gubudik karşılaştırmalar yapmak bize yakışmaz. evet, hiç dinmeyen bir mısra beklentisi, beyhude bir anlama çabası insanı tabii ki bozar, bazen öfkelendirir. yine de şiirden bihaber yaşamak da mümkün sevgili kardeşim, örnekleri var, paniğe kapılacak bir şey yok. unutma, sen bizim için eksik ama değerlisin.
Türkçe
15
13
298
64.9K
Çatay
Çatay@Cataydost·
Dün gece ikinci yenicilerin yerden yere vurulduğu dakikalar.
Türkçe
186
100
1.6K
1.2M
UĞUR KARAKAŞ retweetledi
Amazing Maps
Amazing Maps@Amazing_Maps·
Number of beers you can buy with your monthly minimum wage in Europe
Amazing Maps tweet media
English
89
1.1K
547
0