
UĞUR KARAKAŞ
8 posts





Twitter'da sevdiğim konular gündeme gelince hoşuma gidiyor. Yazasım geliyor. Aşağıdaki videoyu izleyince, ilk aklıma gelen cümle şu oldu: "Attila İlhan yaşıyor olsaydı, bu videoyu gururla izler, bravo çocuk!" derdi. Malumunuz mu bilmem, Attila İlhan İkinci Yeni'ye "İkinci Yeni Savaşı" kitabıyla, birçok yazısıyla ve söyleşilerindeki sözleriyle adeta savaş açmıştı. Onun kadar bu meseleyi ciddiyetle ve hışımla ele alan olmamıştır. Hatta İkinci Yeni'yi sert bir şekilde eleştiren ünlü edebiyat kritikçimiz Asım Bezirci bile onun yanında bu savaşın bir parçası olmadığını ifade etmek zorunda kalmıştır. Bezirci şöyle der: "Attila İlhan kaleyi dışardan topa tuttu, ben içerden yıkmaya uğraştım. O, İkinci Yeni’yi tümüyle yanlış ve zararlı buldu, ben ise bazı yararları da olduğunu ileri sürdüm. o, İkinci Yeni'yle enikonu savaştı, ben ise nesnelce yargılamayı denedim. Kitaplarımızın adları da bunu gösteriyor: Onunki İkinci Yeni Savaşı, benimki İkinci Yeni Olayı." (Sanat Olayı, Nisan 1986) İlhan'dan önce Bezirci'ye bakarsak, öncelikle İkinci Yeni'nin temel yanlışlarından biri yenilik hareketini sayıyla adlandırmasıydı. "Birinci Yeni", "İkinci Yeni", vs… Zira "hiçbir yenilik, daha önceki yenilikler anılmadan ortaya konamaz." 'İkinci Yeni' tabiri, Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati şairleri ve Hececiler, Yedi Meşaleciler, Toplumcu Gerçekçiler ve Garipçiler'in es geçilmesi demek oluyordu. Eğer illa ki bir adlandırma yapılması gerekiyorsa, İkinci Yeni denilecek gruba olsa olsa "Sekizinci Yeni" demek gerekirdi. Bezirci'nin dikkat çektiği ikinci unsur, Türkiye'de en köklü yeniliği, İkinci Yeni'nin değil, toplumcuların gerçekleştirmiş olmasıdır. Elbette, bu konuda başa yazılması gereken isim Nazım Hikmet'tir. Ancak hem Bezirci'ye hem de İlhan'a göre, Nazım rejim tarafından tehlikeli bulunduğu için onun "serbest nazım"ı, Milli Şef rejimi için daha az tehlikeli bulunan, herhangi bir toplum eleştirisi içermeyen, mani türünden dizelerin öne çıkarıldığı Garip şiirine dönüşmüş veya bilinçli olarak dönüştürülmüştür. Özellikle de İlhan'a göre, Garip ve İkinci Yeni şiiri baştan sona "serbest nazım"ın toplumcu yönünün kademeli olarak sindirilmesi ve söndürülmesidir. İlhan, İkinci Yeni Savaşı kitabının "Önsöz Yerine" başlıklı önsözünde, bu durumun politik arka planını kısaca özetler. Buna göre, Milli Şef döneminden sonra Menderes iktidarında (İlhan'ın ifadesiyle) "liberallerin siyasal iktidar olarak bürokratları tasfiyesi, bu sonuncuların sanata yansıması demek olan Garip'çilere karşı bir hesaplaşma hareketini sürdürmeye elverişli koşulları yaratmıştır." (s.10) Başka deyişle, Menderes iktidarıyla birlikte "eski Türkiye"nin "resmî" şiiri olan Garip şiiri tasfiye edilmiştir. Peki, kırıntı düzeyinde de olsa toplumcu öğeler barındıran Garip şiiri, Menderes döneminde yerini neye bırakacaktır? Elbette, İkinci Yeni'ye. Ancak Türkiye'nin yoğun bir şekilde etkilendiği yeni politik koşullar Soğuk Savaş'ın etkisi altındadır. ABD'nin başını çektiği, görünüşte demokrasi ve açık toplum yanlısı batı bloğuna karşı, SSCB'nin başını çektiği, demokrasi düşmanı olan kapalı toplum yanlısı doğu bloğu arasındaki bu savaş sırasında, toplumcu yani sosyalist öğelerin edebiyatta kendine yer bulmaması gerekmektedir. İlhan'a göre Milli Şef dönemiyle hortlayan Tanzimat Batıcılığı, Menderes dönemiyle birlikte yerini ABD yanlısı olan, kapitalizmin ileri karakolu hüviyetindeki gericilik soslu batıcılığa bırakmıştır. İlhan bu durumu 29 Nisan 1995 tarihli "Soğuk Savaş'ın 'Çeteleri' Nasıl Oluştu?" başlıklı yazısında şöyle anlatır: "Sözde liberal, CHP diktasına 'karşı' örgütlenmiş, halk desteğiyle iktidar olmuş, sivil Demokrat Parti; soğuk savaş çarkına kapılıp, önce Meclis sonra şahıs 'tahakkümüne' giderek, ülkeye son derece zarar verecek olan, iki gelişmeye neden olmuştur: 1. Edebiyat hayatında toplumculara hışımla yüklenilmesi, CHP diktasının uzantısı 'seçkinci' ve 'resmi' edebiyatın geçerliliğini korumasına yaramıştır. 2. Daha da kötüsü faşizan CHP, onun Milli Şef'i İsmet Paşa, sol da sağ da ezildiği için, 'hürriyet ve demokrasi kahramanlığına' terfi etmiştir." (Hangi Edebiyat, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. Basım, 2019: 386) Meselenin şiir kısmına geri dönersek, Garipçilere karşı bir hesaplaşma hareketinin bir neticesi olan, İlhan'ın yukarıda söz ettiğim önsözdeki ifadesiyle "İkinci Yeni Sirki" bu koşullarda, şiirin toplumcu öğelerden tümüyle arındırılması anlamına gelecek niteliklerle ortaya çıkar. Peki, bu nitelikler nelerdir? İlhan'ın ifadesiyle, "İkinci Yeni anlamı gerekli görmez, rastlantısallıkla yetinir", "dahası, sanatı toplumsal işlevinden çekip alır, getirip 'kelimeye' dayandırır. İlhan bunu şöyle açıklar: "Soyutluk biçimciliğin anasıdır ya, imgeyi yüklenmek zorunda olduğu toplumsal/bireysel içlemden soyutlar, 'boşa' çalıştırırlar." (s.11) "Bütün bunlar yetmezmiş gibi," der İlhan, "bir de toplumsal gerçekçiliğe karşı, açık tavır takındılar mı, 'soğuk' savaş onları desteklemeyecek de, kimleri destekleyecek: 'Resmi' edebiyat tahtından İnönü Diktası'nın 'Birinci Yeni'si (Garip) inmiş, yerine Menderes Diktası'nın 'İkinci Yeni'si kurulmuştur." (s.11) İlhan başka bir yerde de şöyle diyor: “…İkinci Yeni, birtakım genç ozanların Mavi hareketine ihanetidir. Bunlar, işin toplumcu dolayısıyla tehlikeli bir alana kaydığını görüp de sağdan soldan baskıya uğrayınca, savunduğumuz imge kuramını özünden boşalttılar, kelimelerin raslantısal serüveninden ortaya çıkan imgeleri biraz varoluşçulardan, biraz gerçeküstücülerden yürüttükleri kavramlarla birleştirerek İkinci Yeni rezilliğini ortaya çıkardılar.” (Vatan, Mart 1975) Yukarıda İlhan "kelime"den bahsediyordu. Aynı şekilde, 1 Ocak 1979'da "Kelime" başlıklı bir yazısında konuyu yine İkinci Yeni'nin "Kelime"sine getirir. Yazının ilk paragrafının bir yerinde şöyle der: "Kelimeye ağırlık veren şiir anlayışı, kökeninde biçimseldir ya, bu elbette biçimsel olmayan şiir anlayışı kelimeyi önemsemeyecek demek değildir. Galiba bütün iş kelimeyi el ele alıp değerlendirişimizde düğümleniyor." Sonra da şöyle der: "Geçmiş zamanla ilgili bir şiir yazan şair, o dönemleri hatırlatmak için, divan şiiri kelimelerinden birini ya da birkaçını şiirinin yapısına oturttu mu, o dönem şiirini yeni koşullar altında yeniden yaratmış olmaz, biçimsel bir şiir düzeni içersinde o kelimeleri geçmişe ilişkin dekoratif birer öğe olarak kullanmış olur. Bu nokta önemli, 'ikinci yeni'den 'müdevver' bazı şairlerimiz, divan ya da edebiyat-i cedide kelimelerini şiirlerine serpiştirerek, geçmiş şiirimizle daha ileri konaklarda bütünleştiklerini sanabiliyorlar. Yanlış. Yaptıkları, çağdaş bir sahne tuvaletine, assolistin padişah tuğu eklemesinden farksızdır. Geçmiş kılıklarımızı yeni koşullar altında gözden geçirerek, o kökenden, yeni bir sahne kılığı üretimi değil." Başka deyişle, İkinci Yeni'nin kelime kullanımı biçimsel bir tercihten ibaret olmakla birlikte anlamsız bir süslemedir. Bu yüzden, çoğu kere İkinci Yeni dizelerinde bir araya gelince anlamlı bir bütün oluşturmayan, okuyucuda bir duygu yoğunlaşmasına neden olmayan kelime yığınları görürsünüz. İlhan'a göre, şiir kelimelerle değil, imgelerle yazılır ve kelime diyalektik bir ilişkiler yumağıdır. İmge kelime değildir, kelimenin önemi imgenin somutlaşmasında oynayacağı role göre değişir, bu rolü belirleyen ise kelimenin çağrışım yükü, anlam boyutları ve imgeyle olan diyalektik bağlantısıdır. İlhan bu fikrini şu neticeye bağlar: "Hâl böyle oldu mu, şairin kelimeden hareket etmediği, şiirini kelimelere yaslanarak kurmadığı da meydana çıkar; kelimeler imgelerle kurulmuş bir şiirin, içine döküldüğü en uygun kalıplardır ki, imgelerin gerçeği estetik düzeyde yeniden yaratmalarına katkıları oranında büyürler." (İlhan'ın "Kelime" başlıklı yazısı için bkz. Hangi Edebiyat, 327-328) Attila İlhan, İkinci Yeni mezalimine karşı (şaka yapıyorum), son nefesine kadar, milim geri adım atmadan, aynı coşku ve hışımla iddiasını yahut savaşını sürdürdü. Son olarak "Açtırma Kutuyu!.." başlıklı iki ciltten oluşan serinin ilkinde okuduğum, İlhan'ın 1962 Kasım'ında Yelpaze'ye verdiği söyleşide karşılaştığı soruyu ve verdiği cevabı ekte paylaşayım.



Dün gece ikinci yenicilerin yerden yere vurulduğu dakikalar.









