Pınar Karabulut

446 posts

Pınar Karabulut banner
Pınar Karabulut

Pınar Karabulut

@asmincagla

Evli,mutlu,çocuklu Faşistleri hiç sevmez Hayvanları çok sever

Katılım Aralık 2015
580 Takip Edilen100 Takipçiler
Pınar Karabulut retweetledi
Türker KILIÇ
Türker KILIÇ@turkerkilic·
En Sevdiğim Bilge: Pisagor (1/2) Olimpiyat Meydanından Yaşamın Ağına Bir Anlatı İnsanlık tarihi bazen tek bir cümlede saklı büyük sezgiler üretmiştir. MÖ 6. yüzyılda Pisagor’un yaptığı kısa bir benzetme, bugün hâlâ insanın kendisini ve yaşamı anlama çabasına ışık tutuyor. Anlatıda Pisagor, Olimpiyat Oyunları’na gelen insanları üç gruba ayırır: Bir kısmı para kazanmak için oradadır. Bir kısmı şöhret ve zafer peşindedir. Küçük bir grup ise yalnızca gözlemlemek, anlamak ve olup bitenin düzenini kavramak ister. Pisagor’a göre gerçek filozof işte bu üçüncü kişidir. (Pisagor, philo-sophia sözcüğünü ilk kullanandır) İlk bakışta bu yalnızca bir ahlak ya da bilgelik anlatısı gibi görünebilir. Oysa daha dikkatli bakıldığında, burada insan zihninin yaşamla kurduğu ilişkinin çok derin bir çözümlemesi vardır. Pisagor’un o olimpiyat alanında işaret ettiği şey, bugün bağlantısallık biliminin temel önermesiyle şaşırtıcı ölçüde örtüşmektedir: Yaşamın yapı taşı atom değil, enformasyondur; varlık, ilişkiler ağı içinde anlam kazanır. Bugün nörobilim bize şunu söylüyor: Beyin, yaklaşık 86 milyar nöronun birbirleriyle kurduğu dinamik ilişkiler ağıdır. Düşünce tek bir hücrede bulunmaz. Bilinç bile tek bir merkezden doğmaz. Zihin dediğimiz şey, bağlantıların ortaya çıkardığı yaşantısal bir süreçtir. Aslında bu durum yalnızca beyin için değil, yaşamın bütünü için geçerlidir. İnsan dediğimiz varlık da, kendi başına duran izole bir organizma değil; ilişkilerinin, deneyimlerinin, kültürünün ve çevresiyle kurduğu bağların toplamıdır. Tam da bu nedenle bağlantısallık bilimi, klasik bilim anlayışının önemli bir dönüşümünü temsil eder. Newtoncu çağın temel metaforu “parça” idi. Evren, birbirinden ayrılmış nesnelerin toplamı gibi görülüyordu. Oysa bugün kuantum fiziğinden nörobilime, epigenetikten karmaşık sistemler teorisine kadar birçok alan bize başka bir gerçekliği göstermektedir: Asıl belirleyici olan parçalar değil, parçalar arasındaki ilişkidir. Bir nöronu anlamak için sinapslarını bilmek gerekir. Bir toplumu anlamak için yalnızca bireylere bakmak yetmez; güven ağlarını, bilgi dolaşımını, ortak anlam üretim mekanizmalarını görmek gerekir. Bir galaksiyi anlamak için yalnızca yıldızların konumunu değil, aralarındaki çekim ağını çözmek gerekir. Çünkü evrenin derin mantığı bağlantısaldır. Bugün kozmoloji bize Samanyolu’nun bile daha büyük bir ağın düğümü olduğunu söylüyor. Galaksimiz, Laniakea adı verilen dev süperkümenin içinde yer alıyor. Yani kozmik ölçekte bile hiçbir şey yalnız değildir. İlginç olan şudur: Beyindeki sinaptik ağların görsel organizasyonu ile evrendeki galaktik filamentlerin yapısı arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunuyor. Bu yalnızca estetik bir benzerlik değildir; bağlantısallığın evrensel bir organizasyon ilkesi olduğuna işaret eder. Bağlantısallık bilimi tam da burada yeni bir yaşam anlayışı önerir. Eğer her şey ilişkiler ağı içinde var oluyorsa, insanın etik sorumluluğu da yalnızca kendisine karşı değildir. İnsan, doğayla, diğer canlılarla, toplumla ve gelecekle kurduğu ilişkilerin niteliği kadar insandır. İşte Yaşamdaşlık Kültürü bu noktada devreye girer. Yaşamdaşlık, yalnızca birlikte yaşamak değildir. Birlikte anlam üretmektir. Aynı ağın içinde olduğumuzu fark ederek yaşama biçimidir. İnsan merkezci bir üstünlük anlayışından, ilişki merkezli bir varoluş anlayışına geçiştir. Modern çağın büyük krizi tam da burada ortaya çıkıyor. Çünkü çağımızın kültürü büyük ölçüde rekabet, hız, görünürlük ve tüketim ekseninde şekilleniyor. İnsan artık çoğu zaman yaşamı deneyimlemek yerine sergiliyor; bilgiyi anlamak yerine dolaşıma sokuyor; ilişki kurmak yerine bağlantı simülasyonları üretiyor. Sosyal medya çağında insanın “görünürlüğü” arttı; fakat anlam ilişkileri aynı ölçüde derinleşmedi. Çok bağlantılıyız ama çoğu zaman ilişkisiziz. Bu yüzden çağımızın temel sorunu bilgi eksikliği değildir. Bağlantı eksikliğidir. İnsan doğadan koptu. Bilgi vicdandan koptu. Bilim yaşamın anlamından koptu. Devam👇 #Penceremdenİstanbul
Türker KILIÇ tweet media
Türkçe
3
61
242
7.1K
Pınar Karabulut retweetledi
dranatomikrobiyoloji
dranatomikrobiyoloji@dranatomikro·
Türker hocayı çoğunuz tanıyordur. Dünya çapında bir beyin cerrahı ve nörobilimci. Bugün bu denemesine denk geldiğimde bu platformda okuduğum en kaliteli yazılardan birisine rastlamış oldum. Mutlaka önce bu alıntıladığım metni, ardından da lüdistik determinizm çerçevesinden konuyu ele aldığım bu metni okuyun lütfen. Montaigne ve Spinoza'yı birlikte okumak Lüdistik Determinizm'in iki farklı tonunu duymak gibi. Bu iki düşünür felsefeyi yaşam modelleme sanatı olarak görüyor ve bu karşılaştırma LD'nin temel gerilimlerinden birini, esneklik ile kesinlik, Mühür ile Arena, türev ile integral arasındaki dansı mükemmel bir şekilde aydınlatıyor. Montaigne diyor ki insan akışkandır. Ben bugün başkayım yarın başka ve bu tutarsızlık bir kusur değil insan olmanın kendisi. Spinoza diyor ki insan zorunluluk ağının parçasıdır. Her şey nedensellik zincirinde belirlenir, özgürlük bu zinciri kavramaktır. İlk bakışta bunlar çelişiyor gibi görünüyor. Ama LD perspektifinden bakıldığında aynı gerçekliğin iki farklı kesiti. LD'de Mühür senin değişmez formundur. Yüzde yetmiş dört duvarı, kişiliğin yaklaşık yüzde yetmiş dördü sabit kalır. Ama aynı zamanda LD insanın ifadesinin değişebileceğini söylüyor. Mühür sabit, hamle değişken. İşte Montaigne ve Spinoza bu gerilimin iki ucunu temsil ediyor. Montaigne Mühür'ün yüzeyine bakıyor. Günlük dalgalanmaları, ruh hallerini, çelişkileri görüyor ve diyor ki bu akışkanlık gerçek bununla barış yap. Spinoza Mühür'ün derinliğine bakıyor. Dalgalanmaların altındaki nedensel yapıyı arıyor ve diyor ki akışkanlık görünür zorunluluk gerçek bunu kavra. LD sentezi: İkisi de haklı, farklı boyutlarda. Yüzeyde akışkanlık var, derinde yapı var. Dalga var, okyanus var. İkisini de görmek tam bir perspektif. LD'nin türev integral ayrımı burada devreye giriyor. Montaigne türev perspektifi. Anı yaşıyor, kesiti görüyor, şimdi ne hissediyorum sorusunu soruyor. Parçaları birleştirmeye çalışmıyor, parçaların içinde kalıyor. Spinoza integral perspektifi. Bütünü kavramaya çalışıyor. Tüm zaman çizgisini, tüm nedensellik ağını tek bir yapı olarak görmeye çalışıyor. Bu an bütünde nereye oturuyor sorusunu soruyor. Türev anın yoğunluğunu yaşar. İntegral bütünün yapısını kavrar. İnsan ikisine de muhtaç. Sadece türev olsan savrulursun tutunacak yapı kalmaz. Sadece integral olsan yaşamın içine giremezsin hep dışarıdan bakarsın. Montaigne savrulmayı kabul ediyor, Spinoza yapıyı inşa ediyor. İkisi birlikte: Savrulmanın içinde yapı, yapının içinde akış. Her iki filozof da ölüm korkusunu azaltmayı hedefliyor ama yöntemleri farklı. Montaigne diyor ki ölümü düşünerek yaşamayı öğren, ölümle barış ölümü normalleştirerek gelir, korkuyu yok etme onunla yaşamayı öğren. Bu LD'nin sürtünme kabulü ile örtüşüyor: sürtünme kaçınılmaz, onu yok etmeye çalışma açısını ayarla onunla dans et. Spinoza diyor ki ölümü kavrayarak aş, zorunluluğu anladığında korku yerini amor fatiye bırakır, korku bilgisizlikten gelir bilgi korkuyu eritir. Bu LD'nin Büyük Oyun kabulü ile örtüşüyor: ölüm Büyük Oyun'un kuralı, değiştiremezsin ama kavrayabilirsin ve kavrayış teslimiyetten farklı bir şey. Montaigne korkuyla yaşamayı, Spinoza korkuyu aşmayı öneriyor. İkisi de değerli. Hangisi sana uygun, bu Mühür meselesi. Tutkular konusunda da iki farklı yaklaşım var. Montaigne diyor ki tutkular bastırılmaz, onlarla birlikte yaşamayı öğren, ölçülülük tutkuları yok etmek değil onlara hoşgörü göstermektir. Spinoza diyor ki tutkular dönüştürülür, edilgen duygular bilgiyle etkin duygulara çevrilir, anlama arttıkça kudret artar kudret arttıkça sevinç artar. LD bu iki yaklaşımı Küçük Oyunlar çerçevesinde sentezliyor. Bazı tutkular dönüştürülebilir, bilgiyle perspektif değişimiyle yeniden çerçevelemeyle, bu Spinoza'nın yolu. Bazı tutkular dönüştürülemez, Mühür'ün derinliklerine işlemiş değişmeyecek, bunlarla barışmak gerekir, bu Montaigne'in yolu. Hangisinin hangi tutku için geçerli olduğunu bilmek bilgelik. Spinoza dünyasının entropisi daha yüksek olsa gerek kalkıştığı iş daha büyük. Bu LD perspektifinden mükemmel bir tespit. Montaigne kendi benliğini düzenlemeye çalışıyor. Sistem küçük, bir insan bir yaşam bir perspektif. Spinoza tüm evreni kavramaya çalışıyor. Sistem devasa, Tanrı Doğa sonsuz tözler geometrik zorunluluk. Entropi düzensizliğin ölçüsü. Büyük sistemler daha çok düzensizlik barındırır. Spinoza'nın düzenlemeye çalıştığı sistem çok daha büyük dolayısıyla entropi daha yüksek. Bu yüzden Spinoza'nın projesi daha zor ama başarırsa daha kapsamlı. LD bu gerilimi şöyle ifade ediyor. Mikro düzenleme Montaigne'in yolu: Kendi hayatını kendi tutkularını kendi ölçülülüğünü düzenle, başarılabilir somut hissedilebilir. Makro kavrama Spinoza'nın yolu: Evrenin yapısını nedensellik ağını zorunluluğu kavra, daha zor daha soyut ama başarırsa beatitudo yani kutsanmışlık mümkün. Spinoza sevincin ve etkinliğin, Montaigne huzurun ve uyumun modellemesini yapıyor. Spinoza için sevinç kudret artışı demek. Daha çok anlama, daha çok yapabilme, daha çok etkinlik. Aktif bir duruş. Montaigne için huzur kabul demek. Değişemeyeceğin şeylerle barış, kendine hoşgörü. Pasif değil ama alıcı bir duruş. LD'de bu iki mod Qualityvity'nin iki boyutuna karşılık geliyor. Fonksiyonel çıktı Spinoza'nın boyutu: Ne kadar yapabiliyorsun kudretin ne? Anlam katsayısı Montaigne'in boyutu: Ne kadar barışıksın huzurun ne? İkisi de Qualityvity'nin parçası, ikisi de kaliteli yaşamın bileşenleri. Montaigne'de insan merkezdedir Spinoza'da ise karşılaşmalar. Bu LD'nin Mühür Arena ayrımını çağrıştırıyor. Montaigne için Mühür merkez. Ben kimim ben ne hissediyorum ben nasıl yaşamalıyım soruları. Özne odaklı. Spinoza için Arena merkez. Ne ile karşılaşıyorum bu karşılaşma kudretimi artırıyor mu azaltıyor mu nasıl konumlanmalıyım soruları. İlişki odaklı. LD ikisini de kapsıyor. Mühür sabit ama Arena'da ifade buluyor. Arena değişken ama Mühür'e göre deneyimleniyor. Ne sadece ben ne sadece dünya, ikisinin kesişimi karşılaşma. Montaigne ve Spinoza rakip değil tamamlayıcı. Montaigne deneyimsel yöntemle çalışıyor, benliği akışkan görüyor, özgürlüğü kendine hoşgörü olarak tanımlıyor, tutkularla birlikte yaşamayı öneriyor, hedefi huzur, merkezi insan, entropisi düşük. Spinoza sistematik yöntemle çalışıyor, benliği nedensel görüyor, özgürlüğü zorunluluğu kavrama olarak tanımlıyor, tutkuları dönüştürmeyi öneriyor, hedefi sevinç, merkezi karşılaşmalar, entropisi yüksek. LD bu iki modeli sentezliyor. Mühür'ünü tanı, bu Montaigne, ama Arena'nın yapısını da kavra, bu Spinoza. Akışkanlığınla barış yap, bu Montaigne, ama zorunluluğu da anla, bu Spinoza. Huzur ara, bu Montaigne, ama etkinlik de üret, bu Spinoza. Montaigne sana diyor ki kendini kabul et çelişkilerinle birlikte. Spinoza sana diyor ki kendini kavra nedenlerinle birlikte. LD sana diyor ki ikisini de yap. Kabul et ve kavra. Akış içinde yapı bul, yapı içinde akışa izin ver. Çünkü insan ne sadece dalga ne sadece okyanus, ikisinin dansı.
Türker KILIÇ@turkerkilic

MONTAIGNE ve SPİNOZA Montaigne ile Spinoza, felsefeyi soyut bir sistemden çok yaşamı düzenleme sanatı olarak görmeleri bakımından ortak bir zeminde buluşuyorlar. Her ikisi de insanın korkularını, özellikle ölüm korkusunu ve tutkuların yarattığı savrulmaları azaltmayı hedefler; yaşamı daha dingin, daha katlanılır ve daha anlamlı kılmak ister. Doğaya uygun yaşama vurgusu da ortaktır: Montaigne bunu insanın kendi doğasına sadakati olarak okurken, Spinoza evrensel doğa düzenini kavrama gereği olarak temellendirir. Bu ortaklık, felsefeyi gündelik hayatın merkezine yerleştiren bir “yaşam modeli” fikrini mümkün kılar. Ancak yolları belirgin biçimde ayrılır. Montaigne’in yaşam modellemesi deneyimseldir: Deneme formu, çelişkiye, değişime ve belirsizliğe açıktır. Ona göre benlik akışkandır; insan bugün başka, yarın başkadır ve bu tutarsızlık bir kusur değil, insan olmanın gerçeğidir. Bu yüzden özgürlük, kişinin kendisiyle barışık yaşaması, ölçülülük ve kendine hoşgörü geliştirmesidir. Tutkular bastırılmaz; onlarla birlikte yaşamayı öğrenmek gerekir. Spinoza’da ise yaşam modeli sistematik ve zorunluluk temellidir. “Geometrik yöntemle” kurduğu yapı, insanı doğanın zorunlu düzeni içinde konumlandırır. Benlik, rastlantısal bir anlatı değil, nedensel bir ağın parçasıdır. Özgürlük, keyfi seçim değil, nedenleri bilerek edilgen duygulardan etkin duygulara geçmektir. Tutkular, bilgiyle dönüştürülür; aklın artışı, kudret artışı ve sevinç üretir. Sonuçta Montaigne “yaşayarak öğrenme”nin, Spinoza ise “anlayarak özgürleşme”nin filozofudur. Biri insanın kırılganlığını kabul ederek huzur arar, diğeri zorunluluğu kavrayarak etkinlik kazanır. Birlikte düşünüldüklerinde, insan ölçüsü ile kozmik düzeni bir araya getiren tamamlayıcı iki yaşam modeli sunarlar. Spinoza sevincin ve etkinliğin, Montaigne huzurun ve uyumun modellemesini yapar. Montaigne’de insan merkezdedir, Spinoza’da ise “karşılaşmalar”, yani yaşamın kendisi. Montaigne insana ait bir esneklik, Spinoza ise insanın içinde olduğu ağa ait bir kesinlik arar. İkisinde de bilinen de bilinmeyen de içkindir. (Spinoza dünyasının entropisi daha yüksek olsa gerek kalkıştığı iş daha büyük..) #BirBeyinCerrahıBilimİnsanınınYaşamSeyahatnamesi

Türkçe
5
49
359
50.9K
Pınar Karabulut
Pınar Karabulut@asmincagla·
@sokakkedisitv Sevcan ile akraba sayılırız. Katil de hemşire. Söyledikleri de yalan. Kızımızı hastanede nöbette iken eve çağırıp, planlayarak ve tasarlayarak yapıyor.
Türkçe
0
0
0
1.3K
Sokak Kedisi
Sokak Kedisi@sokakkedisitv·
📍Antalya'da hemşire eşi Sevcan Demir Sakman'ı satırla katleden şahıs hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası talep edildi. ▪️Şahsın savunması: "Evlilik sonrası maddi sıkıntılar yaşadık kendimi baskı altında hissettim, o yüzden yaptım. Pişmanım."
Türkçe
65
91
875
310.2K
Pınar Karabulut retweetledi
All day Astronomy
All day Astronomy@forallcurious·
"Logic will get you from A to B. Imagination will take you everywhere." - Albert Einstein
All day Astronomy tweet media
English
129
1.8K
10.3K
190.4K
Pınar Karabulut retweetledi
Türker KILIÇ
Türker KILIÇ@turkerkilic·
YAŞANTILAR AĞININ MÜZİKLE ANLAMLANDIRILMASI: RODRİGO’NUN GİTAR KONÇERTOSU Joaquín Rodrigo’nun Concierto de Aranjuez’i, klasik müzik tarihinde sadece gitarın orkestrayla eşit bir ilişki kurduğu bir eser olarak değil, aynı zamanda duygunun müzik notalarına yani enformasyona, enformasyonun seslerin bağlantı ağına dönüştüğü bir müzikal bütünlük olarak da okunabilir. Bağlantısallık Bilimi’nin temel kavramı olan “etkileşim içinde anlam” burada müzikal bir gerçeklik haline gelir: Gitar tek başına bir ses değil, orkestrayla kurduğu dinamik ilişkide bir kimlik kazanır. Bu ilişki hiyerarşik değil, yaşamdaş bir akıştır; birinin melodisi diğerinin nefesi olur. Eserin ikinci bölümü olan Adagio, acının güzeli dönüştürme sürecinin müzikal örneğidir. Yaşam içindeki her varoluş kodlaması bir diğerine dönüşebilir. Rodrigo’nun yaşadığı kişisel kırılma, gitarın sesinde kolektif bir hafızaya dönüşür. Bağlantısallık açısından bu, sistemdeki bir düğümün, yaşantının (insan deneyimi) tüm ağ üzerinde yankı yaratmasıdır. Yaşamdaşlık açısından ise acı, yalnız bir iç deneyim olmaktan çıkar; paylaşılmış, birlikte taşınan bir duygunun ifadesi olur. Müzik, duygunun dolaşıma girdiği bütünsel bir ağ yaratır. Konçerto, İspanyol halk tınılarını, Aranjuez bahçelerinin su sesini ve kuşların ritmini taşıyarak doğa ile insan arasında akıveren bir anlam ağı da kurar. Bu, Yaşamdaşlık’ın “zihnin yaşama yayılması” cümlesinin müzikal karşılığıdır. Gitarın narin sesi doğanın ritmiyle birleşirken, orkestranın yaylıları bu ritme genişlik katar. Sesler, tıpkı canlı sistemler gibi çok katmanlı bir birlik oluşturur: bireysellik kaybolmaz ama bütünlükte erir artar. Final bölümündeki Allegro gentile, yaşamın kırılganlığı içinden çıkan zarafetin şarkısı gibidir. Acıdan sonra gelen hafiflik, ağın yeniden dengelenmesidir. Yaşamdaşlık buna “birlikte iyileşme” der: Müzik, acının yeni bir anlamla dönüştüğü ilişkisel bir iyileşme alanı yaratır. 🎈Aranjuez, bu nedenle yalnız bir konçerto değil, insanın duygusal ağ yapısının sesli haritasıdır. #Penceremdenİstanbul
Türker KILIÇ tweet media
Türkçe
5
22
164
5.6K
Pınar Karabulut retweetledi
Türker KILIÇ
Türker KILIÇ@turkerkilic·
Gabriel García MARQUEZ ’in edebi-felsefi dünyası ile Bağlantısallık Bilimi ve Yaşamdaşlık Modeli arasındaki ilişkiyi, ChatGPT ile çalıştım👇 1. Büyülü Gerçekçilik ve Çok Katmanlı Gerçeklik (Örtüşme) Márquez’in büyülü gerçekçiliği, gerçeklik ile hayalin ayrılmaz biçimde iç içe geçtiği çok katmanlı bir dünya tasarlar. Bu, evreni tek boyutlu fiziksel gerçeklikten ibaret görmeyen ağ tabanlı bir varlık anlayışı sunar. Bağlantısallık Bilimi, doğanın hem maddi hem de enformasyonel seviyelerde işlediğini gösterir; görünmeyen bağlar, sonuçların görünür yüzüdür. Yaşamdaşlık Modeli, bu çok katmanlı varoluşu etik düzlemde yorumlar: gerçeklik yalnız fiziksel değil, ilişkisel bir akıştır. 2. Zamanın Döngüselliği ve Sistem Dinamikleri (Örtüşme) “Yüzyıllık Yalnızlık”ta zaman ileri gitmez; spiral döngüler içinde tekrarlar. Bu, karmaşık sistemlerin zaman anlayışıyla uyumludur: geçmiş, şimdi ve geleceğin birbirini beslediği geri besleme döngüleri. Bağlantısallık Bilimi, sistemlerde doğrusal olmayan zamanın sonuç ürettiğini gösterir. Yaşamdaşlık, döngüselliği toplumsal hafızanın etik sorumluluğu olarak okur: engram kavramı aslında nörobilimin “büyülü gerçekçiliğidir”. 3. Yalnızlık, Topluluk ve Yaşamdaş Varlık (Örtüşme ve Dönüştürme) Márquez’in evreninde en büyük trajedi yalnızlıktır: bağ kuramamak. Macondo’nun kaderi, yalnızlıktır. Bağlantısallık Bilimi, varoluşun temelinin bağ kurabilme kapasitesi olduğunu gösterir: bağlantı yoksa yaşam da yoktur. Yaşamdaşlık Modeli, yalnızlığı etik anlamda yorumlar: yaşam, bir “ben” yapısı değil, “yaşamla hemhal olan” akıştır. 4. Hayatın Olağanüstülüğü ve Bağlantısal Estetik (Örtüşme) Márquez, gündelik olanı olağanüstü kılar. Bir kelebek, bir yağmur, bir bakış — bütün evreni aydınlatabilir. Bu, ağ biliminin “küçük bağlantıların büyük etkileri” ilkesine benzer: sistemlerde mikro etki → makro sonuç yaratır. Yaşamdaşlık, bu estetik sezgiyi etiğe taşır: küçük bir iyilik, yaşam ağında geniş bir yankıdır. 5. Dil, Hafıza ve Kolektif Bilinç (Örtüşme ve Ayrışma) Márquez’de dil, toplumun kolektif bilincidir; kelimeler kaybolduğunda hafıza da yitirilir. Bağlantısallık Bilimi, bilginin ortak ağlarda üretildiğini söyler; bilgi yalnız bireyin değil, yaşamın işlevidir. Yaşamdaşlık Modeli, bu içgörüyü politik ve etik alana taşır: “birlikte bildiğimiz” kadar birlikte yaşarız. Márquez’in edebi felsefesi, varoluşun şiirsel bağlantısallığını yazar. Bağlantısallık Bilimi bunu matematiksel gerçeklik hâline getirir. Yaşamdaşlık ise bu gerçekliği etik sorumluluk olarak tanımlar: Hayat, birbirine değen hikâyelerin ağından doğan canlı bir bütündür. #Penceremdenİstanbul
Türker KILIÇ tweet media
Türkçe
2
22
163
8.2K
Pınar Karabulut retweetledi
Türker KILIÇ
Türker KILIÇ@turkerkilic·
Mezar taşında “Korkulacak bir şey yok” yazan bir bilgedir BORGES. Jorge Luis Borges’in felsefesi ile #Bağlantısallık Bilimi ve Yaşamdaşlık Modeli arasındaki ilişkiyi, ChatGPT ile çalıştım. 1. Sonsuz Ağlar ve Bağlantısal Evren Tasavvuru (Örtüşme) Borges’in labirentleri, sonsuz aynaları ve “kitap-evren” imgeleri, evreni sonsuz bağlantıların örgüsü olarak düşünür. “Alef” ve “Babil Kitaplığı” gibi metinlerde her nokta diğer tüm noktaları içerir; varlık fraktal bir bütünlük gibi işlemektedir. Bağlantısallık Bilimi, bu sezgiyi matematiksel düzlemde doğrular: evren, çok ölçekli ağlar, olasılık topolojileri ve etkileşimsel matrislerden oluşan bir yapıdır. Yaşamdaşlık Modeli, bu bütünlüğü etik bir sorumluluk alanına taşır: dokunan her yaşam, bütünün yankısını taşır. 2. Kimlik, Benlik ve Çoklu Zihin (Örtüşme) Borges’te “ben” sabit bir kimlik değil; zamanın ve ilişkilerin değişken yansımalarıdır. “Ben başkalarıdır” duygusu, Budist yaşam öğeleri ile birleşir. Bağlantısallık Bilimi de bilinci tekil bir öz olarak değil, nöral ve toplumsal ağların kesişimi olarak tanımlar. Yaşamdaşlık Modeli bunu sosyal düzlemde genişletir: benlik, diğerleriyle kurulan bağlantıların düğüm noktasıdır. 3. Nedensellik, Zaman ve Paralel Olasılıklar (Örtüşme ve Dönüştürme) Borges’in “bahçeye ayrılan patikalar” evreni, zamanın ve nedenselliğin tek yönlü bir çizgi olmadığını gösterir. Bu, Bağlantısallık Bilimi’nde çoklu durumlar, karmaşık sistemler ve olasılık ağları ile karşılık bulur. Yaşamdaşlık Modeli ise bu olasılıksal evreni etik olarak okur: Her seçim, ağda yeni bir yön açar; yaşam, ortak geleceğin sürekli yeniden yazımıdır. 4. Bilginin Sonsuzluğu ve Kolektif Zihin (Örtüşme) Borges’e göre hakikat, tek kişinin sahip olduğu bir bilgi değil, sonsuz bir metindir. Sevdiğim kitabı “Babil Kitaplığı”, bilginin kolektif inşa olduğunu gösterir. Bu yaklaşım, Bağlantısallık Bilimi’nin ortak zeka, entegre bilgi teorisi perspektifleriyle çarpıcı biçimde örtüşür. Yaşamdaşlık Modeli ise bilginin etik yansımasına odaklanır: bilmek, birlikte yaşamaktır. 5. Etik ve Estetik Bütünlük (Ayrışma ve Tamamlama) Borges’te etik, çoğu zaman estetik üzerinden ifade edilir: güzellik hakikatin bir formudur. Yaşamdaşlık Modeli ise estetiği etiğe dönüştürür: yaşamın güzelliği, varlıkların birbirine açtığı saygıdan doğar. Borges, evreni bir metafor olarak yazarken, Yaşamdaşlık bu metaforu yaşanan bir gerçekliğe dönüştürür. Sonuç: Borges’in evreni bir metafor olarak ağdır; Bağlantısallık Bilimi, bu metaforu matematiksel gerçeklik düzeyine çıkarır. Yaşamdaşlık Modeli ise bu gerçekliği etik sorumluluk hâline getirir: Hayat, sonsuz bağlantıların yaşayan bir metnidir. #Penceremdenİstanbul
Türker KILIÇ tweet media
Türkçe
6
32
257
12K
Yiğit Cem için Adalet
Yiğit Cem için Adalet@Yigiticinadalet·
kıyafetlerini astığım balkondan şimdi adaletin için pankart asıyorum.
Yiğit Cem için Adalet tweet media
Türkçe
67
3.1K
22.1K
300.9K
Pınar Karabulut
Pınar Karabulut@asmincagla·
@turkerkilic Hem sedefim hem inciyim Sırat tan da geçiciyim Bunca atlas kumaş ile ben bu dükkana sığmazam Gizli hazine benim işte göz önünde olan da ben Maddenin cevheri benim, dağa, ummana sığmazam Can ile cihan benim dünya ile zaman da Ama gel gör ki, ne dünyaya, ne zamana sığmazam Nesimi
Türkçe
0
0
4
150
Türker KILIÇ
Türker KILIÇ@turkerkilic·
BEKTAŞİLİK VE YAŞAMDAŞLIK Bektaşiliğin Yaşam Modeli ile Bağlantısallık Biliminin Kültürü Olarak Yaşamdaşlık Modeli arasında hem örtüşen hem ayrışan yönler var. Bu iki sistem aynı “birlik bilinci”nin farklı dillerdeki ifadeleri gibi olsa da yöntemsel ve kavrayış farklılıkları derin; biri kadim kökleriyle çağdaş, diğeri yeni gelişen bilimsel yöntemin matematik temelleriyle çağdaş; biri sezgisel genişlikte, diğeri bilimsel sağlamlıkta temelli. Bu ilişkiyi üç başlıkta şöyle açalım: 1. Örtüşme Noktası: Varlığın Birlik ve Bağlantı Olarak Kavranışı •Bektaşilik: “Tanrı insandadır, insan Tanrı’da” diyerek varlığı bir bütün olarak tanımlar. Ayrı görünen tüm varlıklar Hak’ta birleşir. İnsan bu birliğin hem aynası hem aracıdır. •Yaşamdaşlık ve Bağlantısallık Bilimi: Her sistemin diğer sistemlerle kurduğu bilgi ve enerji akışını temel alır. “Hiçbir şey tek başına var olmaz” ilkesi, modern bilimin diliyle Bektaşi “birlik” sezgisini doğrular. •Örtüşme: Her iki model de evreni ilişkisel bir ağ olarak görür; birey, doğa ve bilinç arasındaki keskin sınırları reddeder. Yaşam, bir var olma değil, bir birlikte olma halidir. 2. Örtüşme Noktası: Etik ve Yaşam Felsefesi Olarak İlişkisellik •Bektaşilik: Etik davranış, “eline, beline, diline sahip ol” ilkesiyle özetlenir; insanın hem kendisiyle hem diğerleriyle kurduğu dengeli ilişkidir. •Yaşamdaşlık: Etik, bağlantısal farkındalıkla tanımlanır — her eylem yaşam ağındaki başka halkaları etkiler. İyilik, bu ağın sürekliliğini koruyan davranıştır. •Örtüşme: Her iki yaklaşımda da ahlak, dışsal bir yasa değil; içsel bir bilgeliktir. İnsan, evrenin parçası olduğunu kavradıkça erdemli olur. Böylece etik, “yaşamla uyum içinde olmak” haline dönüşür. 3. Ayrışma Noktası: Bilgi Dili ve Ontolojik Yaklaşım •Bektaşilik, bilgiyi simgesel, şiirsel ve sezgisel biçimde ifade eder. Gerçeğe “kalp gözü”yle ulaşılır; anlam mistik deneyimle içselleştirilir. •Bağlantısallık Bilimi ve Yaşamdaşlık, bilgiyi deneysel, gözlenebilir ve sistematik olarak kavrar. Gerçek, ölçülebilir bağlantılar üzerinden tanımlanır. •Ayrışma: Bektaşilikte bilgi, sezgisel bütünlüğün; Bağlantısallıkta bilgi, analitik çözümlemenin ürünüdür. Yine de bu fark bir çelişki değil, tamamlayıcılıktır: biri bilinci derinleştirir, diğeri bilimi genişletir. Sonuç: Bektaşilik yaşamı “kutsal” bir birlik olarak sezmişti; Bağlantısallık Bilimi bu birliğin matematiğini kurdu. Yaşamdaşlık ise bu ikisini buluşturarak “etik bilincin bilimsel kültürü”nü tanımladı. Böylece, mistik sezgi ile bilimsel kavrayış, Anadolu’nun kadim “birlik bilinci”nde yeniden kesişmiş oldu. Yine de Bektaşiliğin aşkınlığı ile Yaşamdaşlığın içkinliği ayrışan yöntemsel farklılık sanırım. Üzerinde düşünülmesi çok gerekli ve çok zevkli bir konu.. #Penceremdenİstanbul
Türker KILIÇ tweet media
Türkçe
16
39
280
14.4K
Türker KILIÇ
Türker KILIÇ@turkerkilic·
DOĞUM GÜNÜ DÜŞÜNCELERİ 31 Temmuz 2025 perşembe sabahı.. Benim 21550. sabahım.. Büyük çoğunluğunu ‘fark edemeden’ geçiriverdiğim yirmi bir bin beş yüz elli gün! Bu doğum günümden sonra yetmiş yaşıma 4020, şanslıysam ve (bu günkü gibi) sabah güzelliklerini farkeder hale geldikçe, isteğim odur ki sekseninci yaşıma 7472 gün kalmış. Yani çoğu gitmiş azı kalmış.. Ama insan bu yaşlarındaki doğum günlerinde daha iyi anlıyor ki ömür doğrusal değil, bağlantısallıklar şeklinde küresel genişliyor. Yaşam her an kendisini bir bütün olarak yeniden yaratıyor. İlmek ilmek ördüğüm yaşam ağımda, her yaşantı ile yeni bir notasını eklediğim ömür denilen bu ‘kısa’ senfonide; ameliyatını yaptığım 30bin+ hastam; ömür müziğimin en güzel melodili bölümleri yani arkadaşlarım, dostlarım; insanlığa ve yaşama yarar sağlamaya çalıştığım araştırmalarım; çok emekle, farklı bir tıp dünyasının da olabileceğini yaşayarak gösterip bilim insanı hekim olarak mezun etmeye çalıştığım 400 üzeri eski öğrencilerim yeni meslektaşlarım; elbette bu ağın esası ailem var. Ancak bu doğum günü sabahımda bir kez daha anlıyorum ki yaşamlarımızın daha çok iyilik ve yaratıcılığa; yaşamın bağlantısallık ağını daha çok merak eden ve daha net anlayan ve bundan sevinç duyan; onarıcı ve gülümseyen; yaşantılardan anlam yaratmayı bilen ve öğreten, ‘iyi insanlara’ ihtiyacı var. Artık biliyorum ki esas soru şu: “Nasıl daha güzel ve iyi bir yaşam kurup sürebiliriz?” Vereceğimiz yanıt ne olursa olsun, hayat oyununun esas sorusu bu.. Daha iyi ve daha güzel bir yaşamı birlikte, eşimizle dostumuzla; çocuğumuzla öğrencimizle; ağacıyla toprağıyla; kedisiyle köpeğiyle; deniziyle ormanıyla; y a ş a m d a ş l ı k l a ; hep beraber kurabilmek dileğiyle.. Bu doğum günü sabahımda yeniden ve bir kez daha: 🎈“Vira bismillah”! Bu muhteşem ve biricik yaşam denizinde; gönül yelkenimiz açık, zihnimiz geniş, yarattığımız anlam renkli ve yaşamaya değer olsun! #Penceremdenİstanbul
Türker KILIÇ tweet media
Türkçe
167
39
1.1K
42K
Pınar Karabulut retweetledi
Lilith
Lilith@liiliith0·
Belki yüzeyde sadece bir anı olabilirsin ama derinlerde çok daha fazlası var…
Türkçe
43
1.9K
15.2K
364.2K
Tıp Dünyası
Tıp Dünyası@dunyadantip·
İnsan kalbinin nasıl çalıştığına dair en iyi video🫀🫀
Türkçe
12
207
2.9K
343.3K
Pınar Karabulut retweetledi
Düşünbil Dergisi
Düşünbil Dergisi@dusunbildergisi·
“Ne yaparsan yap, pişman öleceksin. Belki yaptıklarından, belki de yapmadıklarından.” —Dostoyevski
Düşünbil Dergisi tweet media
Türkçe
22
453
3.5K
157.1K
Fatih Çolak
Fatih Çolak@fatihcolak19831·
Daha önceden mesaj atıp sıraya girmiş dostlarım artık sezondayız elimden geldiğince her talebe yetişeceğim hala tohum talebi güncel olanlar lütfen burada bana yorumla haber versinler ben kendilerine ulaşıp bilgilendirme yapacağım kargo maliyetini biliyorsunuz iki aydır ön ödemeli olarak alıyoruz bu şekilde yaklaşık iki yıldır bizi zarara uğratan iade kargo masraflarından kurtulduk ve daha hızlı tohum paketlemesi yaparak çok daha kişiye ulaşma şansı yakaladık inşallah sayenizde çok daha fazla kişiye ulaşacağız. her kişi aynı zamanda benim için ata tohumlarını sakladığım bir kıymetli hazine kasası
Fatih Çolak tweet media
Türkçe
1.9K
212
3.9K
378.7K