Sabitlenmiş Tweet
b
2.8K posts

b retweetledi
b retweetledi
b retweetledi
b retweetledi
b retweetledi

b retweetledi
b retweetledi

Birileri daha olayı çözmüş.😄 Sadece para değil bütün dünya frekans üzerine kurulu. Eskiler meden suya dua okuyup içiriyorlar? Neden dua okuyup elleriyle vücutlarını sıvazlıyorlar? Düşünün anlarsınız. Gerçi sonra korkuyorsunuz ama olsun.😄
ipek ⟡@ipektensifa
paranın sadece enerji olduğunu ve ben neşeyle harcadıkça bana katlanarak geri döneceğini bildiğimden beri cüzdanım hiç boş kalmadı. kıtlık bilincini ve para zor kazanılır masalını çöpe attım. dünya benim için sınırsız bir kaynak. evren netliği sever neye yer açarsan onu verir
Türkçe
b retweetledi
b retweetledi

Sessiz Gelen Şey Asla Ansızın Gelmez
Kaderin en az bilinen ama en kesin sırrı şudur. Kader yapacağı her şeyi önce haber verir. Bu haber yüksek sesle gelmez, ilan edilmez, duyurulmaz, açıklanmaz. Çünkü kaderin dili gürültüyü değil, işareti sever. İnsan çoğu zaman “Bir şeyler ters gidiyor ama ne olduğunu bilmiyorum” derken, aslında kader çoktan konuşmaya başlamıştır. Henüz olay yoktur ama yön vardır. Henüz sonuç yoktur ama gölge düşmüştür.
Kader asla yapacağını haber etmeden kurbanına gelmez. Çünkü kaderin işi ani yıkımlar değil, önce farkındalık, sonra kaçınılmazlık üretmektir.
I. Kader Önce Yer Açar
Kader gelmeden önce insanı yıkmaz, insanı kaydırır. Büyük bir sarsıntıdır bu. Önce eskiden güven veren şeyler hafifler, alışılmış olan tadını kaybeder. Sonra öevrendeki herkes değişmez ama sana yabancılaşır. Konuşmalar sürer ama anlam çekilir. Bu aşamada çoğu insan hata yapar. Çünkü kaderin açtığı boşluğu geçici bir ruh hali sanır. Oysa bu boşluk kaderin geçeceği kapıdır. Kader yer açmadan o kapıdan girmez. Düzenin çözülmeden, alıştığın ezber kaybolmadan büyük bir olay sana inmez.
II. Kader Haberini Çoğu Zaman Senin Ağzından Verir
Kaderin en incelikli oyunu şudur. Sana haber verir ama haberciyi sen yapar. Bir cümle kurarsın, sonra cümle senden büyür. Bir acı verirsin, sonra içinde acının izi vardır. Bir korku dile gelir, sonra henüz sebebi yoktur ama yönü bellidir. Dil sürçmelerinin hiçbiri tesadüf değildir. Tekrar eden düşüncelerin hiçbiri tesadüf olamaz çünkü. Aynı duygunun farklı günlerde aynı ağırlıkla gelmesi nereye tesadüf oluyor ? Kader önce dilde görünür, sonra hayatta.
III. Tekrar Eden Şey Mesajdır
Kader kendini bir kere anlatmaz. Anlatmak için tekrar eder. Aynı tür hayal kırıklıkları, aynı tür gecikmeler, aynı tür yüzler, aynı tür kopuşlar… İnsan buna “Şanssızlık” der. Oysa tekrarlar burada kaderin altını çizdiği yerdir. İlk sefer uyarıdır. İkinci sefer öğretmektir. Üçüncü sefer artık hükme yaklaşmaktır. Kader, anlaşılmak ister. Anlaşılmadıkça sesi yükselmez. Derinleşir.
IV. İşaret Merhamettir, Tehdit Değil
İnsan işareti her zaman tehdit gibi algılar. Çünkü işaretler rahatlığı bozar. Oysa bu işaretler kaderin merhametidir. Hazırlanman için sana verilen zamandsan Kırılmadan dönüşmen için tanınan süredir. Kader bir şeyi ansızın aldığında insan dağılır. Ama yavaş yavaş uzaklaştırdığında insan inceleşir. İncelik kaderin asıl hedefidir.
V. Kaderin Dili Bazen Engel Olur
Bazı kapılar kapanır.
Bazı yollar bozulur.
Bazı planlar anlamını yitirir.
İnsan bunu düşmanlık sanır.
Oysa engel, kaderin durup konuştuğu yerdir. Kader bazen ilerlemeyi değil, durmayı öğretir. Durmadan bakılmayan şeyler vardır. Bakılmadan değişmeyen insanlar vardır.
VI. Haber Dönemi: Kaderin İnsanla Konuştuğu Zaman
Kaderin en kıymetli dönemi her zaman işaretler dönemidir. Bu dönem ne mutlaktır ne de belirsizdir. O hep aradadır. Bu dönemde insan hala seçebilir. Görmezden gelirse olay konuşur. Anlarsa değişim konuşur. Bir kaderden başka bir kadere. Kader herkesin tercihine saygılıdır çünkü. Kader işte bu yüzden önce “Belki” der. Sonra “Oldu” der, sonra başka bir kader seni bulur ama bir kaderden başka bir kadere girmen de kaderin kendisidir.
VII. Kaderin Son Nezaketi
Kader kurbanına haber verir çünkü amacı yok etmek değil, uyandırmaktır. Uyanan için kader öğretmendir. Direnen için kader hakimdir. İşareti alan insan, olay olmadan değişebilir. Değişmeyen insan için olay kaçınılmaz olur.
Haber Alındıysa Artık Eskisi Yoktur
Kaderin haberini almak, geri dönülmez bir eşiği geçmektir. Artık eski gibi yaşamak mümkün değildir. Çünkü kader konuşmuştur. Ve kader konuştuysa, ya sen bunu dinlersin, ya hayat senin yerine buna cevap verir. Kader asla yapacağını haber etmeden gelmez. Ama haberi alan bunu duymaz.
Türkçe
b retweetledi

Koca bir ömrü heba eden şey, takılı kalmaktır.
Eski bir aşka… Olmamış bir evliliğe, yarım kalmış bir vedaya, söylenememiş cümlelere. “Aslında çok severdi ama…” diye başlayan savunmalara, hep karşı tarafı eksik anlayan hikâyelere. Birlikte yaşlanma hayalini çöpe atamayıp, bugünü o hayalin gölgesinde yaşamaya. Çoktan bitmiş bir ilişkiyi, zihinde hâlâ sürdürmeye.
Takılı kalmak; bir mesaj gelir mi diye telefonu sessizde bile kontrol etmektir. Aslında cevap vermeyeceğini bildiğin hâlde, içten içe bir ihtimal büyütmektir. Bir şarkıyı sırf onunla dinlemiştin diye atlayamamak, bir sokağa girince kalbinin sıkışması, eski bir fotoğrafa bakıp “orada her şey daha kolaydı” demektir. Oysa kolay olan şey belki de sadece bilmediğin yarındı.
Takılı kalmak sadece aşkta olmaz. Bir kırgınlığa takılı kalırsın mesela. Yıllar önce söylenmiş bir söz, hiç gelmemiş bir özür… Karşındaki çoktan unutmuşken sen hâlâ aynı cümlenin içinde dönüp durursun. Her yeni tanıştığın insana, o eski yaradan bakarsın. Kimse tam olamaz, çünkü ölçüyü geçmişten alırsın.
Bir de “bir gün olur”lara takılı kalanlar vardır. O iş bir gün olur, o insan değişir, o hayat sana da güler… Ama günler geçer, yıllar geçer; sen beklerken hayat bir başkasına dönüşür. Takılı kaldığın yer güvenli gelir, çünkü tanıdıktır. Can yakar ama şaşırtmaz.
Oysa insan, durduğu yerde yaşlanır. Kalbi aynı acıyı taşırken saçına aklar düşer. Ve bir gün fark eder ki kaçırdığı şey sadece bir aşk değildir; kaçırdığı, kendine açılabilecek onca ihtimaldir. Yeni bir kahkaha, başka bir huzur, daha sakin bir sevme hâlidir.
Bırakmak kolay değildir. Kimse “hadi bıraktım” deyip yoluna devam edemez. Ama şunu fark etmek bir başlangıçtır: Takılı kaldığın şey seni büyütmüyorsa, sana iyi gelmiyorsa, sadece alışkanlıktır. Ve insan alışkanlıklarını kutsadıkça hayatı ertelemeye başlar.
Bazen en büyük cesaret, geçmişi kötülemek değil; ona teşekkür edip yoluna bakabilmektir. “Buraya kadar” diyebilmek. Çünkü ömür, geri dönüp durmak için fazla kıymetlidir. Ve hayat, ancak bırakabildiğin yerden yeniden başlar.
Türkçe
b retweetledi
b retweetledi
b retweetledi
b retweetledi

Biraz uzun yazacağım ama artık YETTİ. Ben artık Cumhurbaşkanı'nın halkı bu denli ayrıştırmasına, nefret ve öfke kusmasına, sürekli hakaretler etmesine ciddi anlamda tiksinir ve rahatsızlık duyar oldum. Sürekli bir ötekileştirme ve hedef gösterme. Yahu gençler mutsuz, umutsuz; sebebi de bilin bakalım kim? Kendilerine iki eğlence çıkardılar diye ülkenin cumhurbaşkanı gencecik çocuklara ağıza alınmayacak çirkin ithamlarda bulunuyor. Oylarına muhtaç olduğunuz genç kesime keşke biraz edep ve saygı çerçevesinde yaklaşsanız, keşke yaşını başını almış birisi olarak biraz hoşgörü ve anlayış sahibi olsanız. Üstelik burası laik Türkiye Cumhuriyeti; herkesin alnı secdeye değecek diye bir şey yok. Her görüş ve inanca saygı duymak zorundasınız çünkü siz bu ülkeyi birlik ve dirlik içinde tutmakla yükümlüsünüz.
Ayrıca; "ayakları vatan topraklarına sağlam basan, eğitimli, donanımlı, ahlaklı bir nesil var" diyorsunuz. Bu bile korkunç bir saygısızlık ve ayrıştırma örneği. Çünkü muhafazakar kesimden olmayanları eğitimsizlikle, ahlaksızlıkla ve bu vatana saygı duymamakla, ayakları yere sağlam basmamakla itham ediyorsunuz. Hâlbuki bu eğlenceyi düzenleyenlerin büyük bir çoğunluğunun, onun bunun torpiliyle değil de kendi başarıları ve alınlarının teriyle ülkenin en prestijli üniversitelerine giden gençlerinin yaptığı bir eğlence olduğundan bile habersiz, hor görüp ötekileştirdiğiniz o gençler, emin olun vatan topraklarına ayaklarının ne kadar sağlam bastıklarını seçim zamanı oy pusulasına bastıkları damga ile gösterecekler sizlere.
Siz seçilmiş bir cumhurbaşkanı olarak her görüşe, her inanca ve her düşünceye saygı duyarak bu ülkeye bağlı kalıp görevinizi tarafsız bir şekilde yerine getirmelisiniz. 71 yaşına gelmiş biri olarak torununuz yaşındaki kişileri o kürsüde arkanızdaki şakşakçı eşliğinde tezahüratlarla hedef gösterip hakaret etmeniz kabul edilemez. En ufak bir eleştiriye dahi tahammülünüz olmadığı için "bana hakaret etti" diye herkesi hapse atıyorsunuz ama söz konusu kendiniz olunca bizlere en ağır ithamlarda, en kaba ve en ağza alınmayacak söylemlerde bulunuyorsunuz. Biz artık siyasette bu sokak ağzından çok bıktık. Bizleri ayrıştırıp birbirimize kırdırmanızdan yıldık, yorulduk, yıprandık. O kürsüde adeta insan kıyımına dönüşmüş cinayetleri konuşun, ekonomiyi konuşun. Ama yok, siz bunun yerine gırtlağına kadar mutsuzluğa batan ve her şeye rağmen kendilerine tek bir gün ayırıp birkaç saatliğine eğlenen gençleri hedef gösteriyorsunuz ve yamyamların önüne atıyorsunuz. Onlar bu ülkenin geleceği, onlar ana baba evladı. Bu ne biçim bir düşüncesizliktir?
Siz Recep Bey, Türkiye Cumhuriyeti'nin evlatlarına, gençlerine "kimliksiz, şarlatan, eğitimsiz, donanımsız, ayakları yere sağlam basmayan, vatanına sahip çıkmayan, saygısız" gibi söylemlerle yerden yere vuramazsınız. Mustafa Kemal Atatürk gençlere bayram armağan etti, gençlere Gençliğe Hitabe'yi armağan etti, gençlere bu ülkenin geleceğini emanet etti. Bu ülkenin kurucusu genç nesile bu kadar saygı duyup bu kadar el üstünde tutarken siz onları aşağılayamazsınız. Siz onlara hakaret edemezsiniz. Hiçbir makam, hiçbir mevki Türkiye Cumhuriyeti'nin gençlerinden daha kıymetli ve daha üstün değildir. Bu da böyle bilinsin.
Siz Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ey Türk Gençliği" diye seslendiği nesile, "kimliksizler" , "şarlatanlar" diyemezsiniz. Umarım bir an önce sirkelenip, kendinize gelir ve bu Türk gençliğinden af dilersiniz. Dilemezseniz de kendiniz bilirsiniz. Elbet o hor görüp aşağıladığınız gençlik size gereken cevabı, gerektiği şekilde sandıkta verecektir.
Türkçe






