Nerede kalmıştık retweetledi

İtalyan medyasını karıştırdım, bir hayli yazı okudum. Adeta 80'ler ile 90'ların Türkiye'sine gittim. Çok açık, Türk takımlarının o yıllardaki "yenildik ama ezilmedik", "şerefli mağlubiyet" moduna girmişler veya hakemi suçluyorlar.
Örneğin gazzetta'da Rabio Russo'nun yazısında "Böylesi acı verici" deniyor ve ekleniyor:
"Güzel, mücadeleci ve dirençli bir Juventus tarihi bir başarıya çok yaklaşmıştı... Bu, son derece acı bir darbe. Nijeryalının golünden on dakika önce Zhegrova sağ ayağıyla dördüncü gol fırsatını yakalamış, bu gol dört yıllık aradan sonra son 16’ya dönüş anlamına gelecekken fırsatı harcamıştı. Spalletti’nin öğrencileri için ışık kırmızıya döndü... Yine de siyah-beyazlılar Allianz Stadium’dan alkışlarla ayrıldı. Tribünler, tarihi bir başarıya ramak kala duran takımı ayakta alkışladı." (gazzetta.it/Calcio/Serie-A…)
Massimiliano Nerozzi'nin Corriere Della Sera'daki yazısında ise şöyle deniyor:
"Çok şey kaybedildi: Son 16’ya kalma ve UEFA gelirleri. Ama onur kaybedilmedi; hatta yeniden bulunan bir takım vardı."
Nerozzi'nin şu satırlarını ise gülümseyerek okudum:
"Aslında baştan beri Juve, acelecilik ve isabetsizliklere rağmen futbol oynamaya çalışıyordu; Galatasaray ise sinirleri hedefliyordu. Her düşüş adeta bir oyunculuk dersi gibiydi; çim saha sanki dişçi koltuğuna dönüşmüştü. Bir noktada Spalletti dördüncü hakeme kollarını açarak 'Burada ne işimiz var?' der gibiydi."
Bu satırlar beni geçmişe götürdü, en küçüğünden en büyüğüne, Avrupalı takım Türkiye'ye gelirdi, taraftarla maraftarla baskı kurmaya çalışırdık ama bir şekilde skoru alırlar ve başlarlardı türlü psikolojik hamlelerle oyunu soğutmaya. Barcelona'sından (ki son Uefa kupası'nda karşılaştığımızda bile aynı şeyi yaptılar) Madrid'ine, Manu'sundan Bayern'ine, Sparta Prag'ından Kopenhag'ına, bunu yapmayan yoktu.
80'lerin sonundan bugüne hala daha etkileri süren bir travma ve komplekstir bu, nasıl olmasın? Batılı kafa yapısı profesyonellik ile duyguları o kadar başarılı harmanlardı ki, ne zaman isteseler bizim taşkın duygusallığımızı manipüle edip, bizi kızdırıp, yersiz coşturup oyunu da skoru da ele geçirirlerdi.
Böyle böyle seneler boyu tüm umutlarımızı söndürdüler, bize de sadece ertesi gün gazetelerde "yenildik ama ezilmedik", "çirkin İspanyollar", "çirkef İtalyanlar" gibi yazıları okumak kalırdı. Bizi hem yenerler, turun dışına iterler, hem de bize ne kadar uğraşırsak uğraşalım aradaki farkın kapatılamayacak olduğunu ve zavallı olduğumuzu hissettirirlerdi.
Diğer takım taraftarları kusura bakmasın, Türk futbolunun ve futbolcularının batı karşısındaki kompleksini hafifleten ve ortadan kaldıran, yapabildiği ölçüde Galatasaray olmuş, diğerleri de onun peşinden gelebildiği ölçüde gelmiştir. Sadece kazandığımız 2 Avrupa kupasından söz etmiyorum, en kötü halimizle bile batılılara diklenme ruhunu Galatasaray kazandırmıştır Türk futboluna. Denizli'yle başlamış, Terim'le devam etmiştir. Bugün bu ruh, kimi "samimi" Galatasaraylılara, "tur atladığımız halde tam mutlu değilim" dedirtmektedir.
Ben ise memnunum, kafamda hiçbir şüphe yok. Kim ne derse desin, bir dünya devi olan Juventus'a iki maçta 7 gol attık, ikinci maçı uzatmaya götürdük ve uzatmalarda maçı sündüre sündüre turu alarak bitirdik.
Evet muhteşem oynamadık ama tüm spor kamuoyuyla, medyasıyla, tribünleriyle, hırsın ötesine geçen saldırganlıklarıyla boğucu bir atmosfer yarattılar, her hareketleri psikolojimizi bozmak üzerineydi. Bilmem siz de aynı şeyi düşündünüz mü, ekte paylaştığım, Gatti'nin maçın başında kale direğiyle yaptığı "direk dansı" bile bence o baskıyı hissettirmek ve ne kadar odaklandıklarını göstermek içindi.
Eskiler bilir, rakip kaleye oyun durmuşken top atamazsın, yerli yersiz filelere dokunamazsın, mahrem bir alandır. Bu adam mahremiyeti bozmaya çalıştı, iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum.
İşte biz, yine kimse kusura bakmasın, bu baskıyı ve odaklanmayı kırdık. Kimse bahsetmiyor ama böyle bir atmosferde yarım saatlik uzatma süresini gayet iyi geçirdik ve iki gol atarak hem turu kaptık hem de tarihsel karın ağrılarımızı giderdik.
İkinci uzatma devresinde, bir ara sahaya baktım, İlkay top çeviriyordu, eski Serie A ve Bundesliga karması gibi bir takımımız vardı, tribünler de sessizliğe gömülmüştü. Bununla mutlu olmayan bir Galatasaraylı düşünemiyorum.
Locatelli maç sonunda "ağlamak istiyorum" demiş, belki o da Gatti gibi direk dansı yapsaydı, ağlamak zorunda kalmayabilirdi.
Böylesi daha iyi oldu, dersler çıkaracağımız bir maçı, kazasız belasız, tur atlayarak tamamladık. Şampiyonlar Ligi'nde maksat hasıl oldu, buraya kadarı başarıdır, bundan sonrası destana girer.

Türkçe























