
hikmet Nadir
3.5K posts





Atatürk’e Yönelik Kara Propagandayı anlatan kitaplarım. (HURAFELER SERİSİ) Çalışmaya bu başlığı vermek bizim için her ne kadar üzücü olsa da tarihî misyon, millî görev ve Ata’ya olan minnet borcumuz gereği bu propagandayı organize edenleri deşifre etmek adına elzem bir başlık olduğuna inanıyoruz. “Hurafeler” ise propagandanın sonucu ortaya çıkan efsaneler ve yalanlar yumağıdır. 1940’lı yıllardan beri Atatürk’e karşı sistemli ve bilinçli şekilde yürütülen kara propagandanın temelinde; Ata’nın şahsiyetini, kimliğini, karakterini, ailesini, özel hayatını, inançlarını, mesleki hayatını ve ömrünü adayarak milleti için inşa ettiği Cumhuriyet’i ve Cumhuriyet devrimlerini; bilerek ve isteyerek “bel altından” vurmak suretiyle “itibarsızlaştırma, küçültme, yaşanan olayları çarpıtma, kişi ve kişileri olduğundan farklı gösterme” gayreti yatmaktadır. Üzücü olan şudur ki Atatürk’e yönelik algı operasyonu ve kara propaganda sonucunda üretilen efsanelere, uydurma hikâyelere, safsatalara ve hurafelere toplumun belli bir kısmı inanmaktadır. Atatürk döneminde camilerin ahır yapıldığı mevzusundan tutun Kur’an-ı Kerim okumanın yasaklandığına, Atatürk’ün İngiliz ajanı olduğundan validesi Zübeyde Hanım’a atılan iftiralara, Kurtuluş Savaşı diye bir savaş olmadığından şapka takmadığı için idam edildiği söylenen din adamlarına kadar akla, vicdana, ahlaka sığmayacak onlarca hurafe, onlarca yalan, onlarca iftira… Elinizdeki bu kitap, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik sistemli ve bilinçli bir şekilde sürdürülen psikolojik savaş ve kara propagandayı tek tek deşifre etmek amacıyla hazırlanmış, tamamı kaynaklara ve arşiv belgelerine dayalı bir deşifre çalışmasıdır. Sipariş için: trendyol.com/kripto-kitapla…

Öğretmenler ve doktorlar arasında rapor kavgası var. Her zamanki gibi doktorlar haksız 🤷

Halil İbrahim Kalaycıoğlu, sözlerinin arkasında olduğunu açıkladı: - İlyas Salman ikinci sınıftaydı, onu öğrendim. Yanına gittim. Dedim ki ‘Abi ben Malatyalıyım, hemşeriyiz. Bana yardım eder misin? Ne yapmam lazım bilmiyorum.’ Shakespeare’in adını bile orada duydum. ‘Şekespeare’ diyorlar, o kim dedim. - Bana baktı. Yanında da bir arkadaş vardı. Sonra dedi ki ‘Senin şiven de bozuk.’ ‘Sen Sünni misin?’ dedi tekrar. Ben de ‘Evet abi’ dedim. ‘Ya ben seninle uğraşamam’ dedi, ‘Git’ dedi. - 17 yaşındaydım. Bu benim o kadar onurumu kırdı, o kadar rencide etti ki kendimi çaresiz ve kimsesiz hissettim. Bende ağır bir travma oluşturdu ama hırs ettim. Boş arazi aradım. Gidip bağıra bağıra tirat çalışabilmek için ta Çankaya Yıldız’a, Cebeci’den günlerce yürüdüm. - 385 kişi imtihana girdik. İlk elemelerde 15 kişi kaldık. İkinci elemelerde 7 kişi kaldık. 7 kişiden de şivem bozuk olmasına rağmen bir tek ben kazandım. İlyas Salman’ın yanında getirdiği arkadaşı da kazanamadı. Demek ki onun kısmeti oraya kadarmış. - O gün bir anda onun davranışı aklıma geldi ve tepki gösterdim. ‘Bu adam göründüğü gibi değil’ dedim. Erkek gibi de söyledim. Sevenlerini karşıma alacağımı biliyorum ama doğruyu söyledim. Allah şahittir diyorum, yemin ediyorum. Buna yalan diyenler de, iftira atanlar da ş*refsizdir.






























